Collector
Göbeklitepe’ye birileri hâlâ 'Tarihin İlk Tapınağı’ mı diyor? | Collector
Göbeklitepe’ye birileri hâlâ 'Tarihin İlk Tapınağı’ mı diyor?
soL Haber

Göbeklitepe’ye birileri hâlâ 'Tarihin İlk Tapınağı’ mı diyor?

Eren Serim Uzun lafın kısası, Göbeklitepe’nin ortaya çıkışı Marksizmin temel tezini sarsmadı aksine zincirleri tamamlayarak bu tezi cilaladı. Hiçbir şey birdenbire olmadı. Taştepeler kazıları buzul çağı ilkel yerleşimleri ile Çatalhöyük gibi yerleşim yerleri arasındaki boşluğu doldurdu. Bu anlamda -her ilerlemenin kendi içinde geri dönüşleri, gerilemeleri olduğunu unutmadan- Marksizmin ilerlemeci tarih tezi de bir kez daha doğrulanmış oldu. Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın. Urfa Göbeklitepe 1995’te kazılmaya başlanmıştı. Popülerlik kazanması, medyada görünürlüğünün artması ise 2000’lerle birlikte “tapınak” olarak lanse edilmesiyle oldu. Burada ilk ortaya çıkarılan şey yuvarlak düzende yerleştirilmiş üzerleri kabartma resimli büyük T şekilli taşlar oldu ve bu taşlar “tarihin ilk tapınağı” diye çokça manşet yapıldı. Yerleşik hayata bile geçmemiş (ilk kazılan yere bakılarak söylenen aceleci bir yargı) doğada ayakta kalmaya çalışan avcı toplayıcı grupların “tapınak” inşa etmesi Marksizmin alt yapı üst yapıyı belirler tezinin çürütülmesi olarak okundu. Basitçe önce yapı, nesnel koşullar sonra din, sanat gibi kültürel formlar diyen Marksizmin aksine yemek olmadan, barınma olmadan da bu insanlar uhrevi değerlerin peşinde olabiliyormuş demek ki dendi. Uhrevi olanın adını “din” olarak koyacak kadar anakronik olanlar da vardı. 1 Yeni buluntulara rağmen “tapınak” olarak adlandırma da, Marksizmin temel tezinin çürütüldüğüne dair iddialar da hâlâ yaygın. Arama motorlarına Göbeklitepe, Karahantepe gibi anahtar kelimeler yazarsanız Türkçe ya da başka dillerdeki içeriklerin çoğunun buraları ısrarla “tapınak”, “ilk tapınak” olarak manşet yaptığını görebilirsiniz. Ortaya çıkış öyküsü Göbeklitepe 1963’te ilk kadın arkeologlarımızdan Halet Çambel’in de içinde bulunduğu araştırma ekibi tarafından kayda geçirilmişti. Ancak alanın Neolitik 2 döneme ait anıtsal yapılar barındırdığı anlaşılamadı. Klaus Schmidt’in 1994’te yaptığı yeniden değerlendirme ve 1995’te başlayan kazılarla bu anıtsal yapılar ortaya çıkarıldı. Schmidt’in “tapınak” olarak tanımlamasından dolayı pişman olduğunu (onunla çalışan arkeologların çeşitli video röportajlardaki söylemine göre) öncelikle belirtelim. Şu anda Taştepeler’i kazan arkeologlar buraya “ritüel alanı”, “toplanma alanı”, “özel alan” ya da “kamusal alan” demeyi tercih ediyor. Tek bir kazı alanı kastedilmiyorsa Göbeklitepe yerine de oradaki diğer neolitik alanlar da (Sayburç, Sefertepe, Gürcütepe, Çakmaktepe, Karahantepe,…) kastedilerek “Taştepeler” deniliyor. Yukarı Dicle havzasında sadece Göbeklitepe yok, tekil örnek olmadığı için aynı coğrafyadaki diğer yerleşim yerleri eş zamanlı kazılıyor ve buluntular birlikte değerlendiriliyor. Bu kazı alanlarının çoğu tepe olduğu için bu adla anılıyor. Karahantepe Göçebeler anıtsal yapılar inşa eder mi? Henüz yerleşik hayata geçmemiş avcı toplayıcı toplulukların bu yapıları inşa ettiği iddia edilmişti. Oysa bu aceleci yargı, söz konusu anıtsal alanların yanı başında keşfedilen yerleşim yeri buluntularıyla çürütüldü. Zaten mağaralarda, saz çadırlarda yaşayan göçebelerin hayatta kalmaya çalışırken yılın belli bir zamanı ziyaret edecekleri bir tapınak yapmış olmaları hiç inandırıcı değildi! Sayburç T biçimli taşlardan oluşan bu yapıları yapanlar iddia edildiği gibi avcı-toplayıcıydı 3 ama yerleşik bir hayat sürüyorlardı. Tarım yapmıyorlar ama yiyecek bulmak için yer değiştirmiyorlardı. 4 Bu T şekilli taş yapılar “Dünyanın ilk tapınağı” olmasalar da göçebeler gelip yapmış olmasa da hâlâ çok önemliler: Dünyanın bugüne kadar keşfedilmiş en eski anıtsal yapıları burada! Bu insanların doğada çok zor şartlarda hayatta kalmaya çalışan gruplar olmadığını, aksine zengin kaynaklardan faydalandıklarını ve halihazırda sağlam barınaklar inşa edebildiklerini öncelikle not düşelim. Kazı buluntuları bu toplulukların ancak teknolojilerini geliştirdikten sonra anıtsal nitelikteki T yapıları yaptıklarını gösteriyor. Bu kazıların ilk katmanlarında barınaktan konuta henüz geçilmemiş. Yani en alt katmanlardaki yerleşim yerleri henüz dörtgen değil yuvarlak formda. 5 Daha genç katmanlarda (yüzeye yakın üst toprak katmanları) ise dörtgen yapıya geçildiği ve özel alanlarla konutların ayrıldığı bulundu. Barınakların ve orada bulunan özel eşyaların (kolye ucu, boncuk,..) çok olması nedeniyle de bu insanların yıl boyu aynı yerde yaşadığı artık göç etmedikleri tahmin ediliyor. İklimsel avantajlar… Bu insan topluluklarını doğada yiyecek aramak için göçmek yerine yerleşmeye ve bu büyük yapıları yapacak enerjiyi bulmaya iten, coğrafyanın iklimsel avantajı olmuş. Doğu Torosların eteklerinde yukarı Dicle Havzası'nda Buzul Çağı bittikten sonra (Holosen Dönem) oluşan iklimsel koşullar, doğadaki yabani ot ve tahılları artırırken hem bitkiler hem sulak alanlar vahşi hayvanları bu bölgeye çekmiş olmalı. Hayvan evcilleştirmenin ön adımı: Çöl uçurtması Bu topluluklar, hayvan evcilleştirmesinin ön adımı olarak değerlendirilebilecek bir tuzak metodunu kullanan bilinçli avcılardı. Yerleşim yerlerinin yakınında literatürde “çöl uçurtması” denilen kontrollü avcılık yerleri açığa çıkarılmış. Sürü halinde dolaşan vahşi hayvanları taşlarla çevrilmiş v şeklinde, daralan büyük bir alana çekmek için yapılmış olan bu “çöl uçurtması” hangi hayvanın avlanacağını belirlemek, genç dişileri ayırmak gibi nedenlerle kullanılmış. Anıtsal T biçimli yapılar Kontrollü avcılık yapabilen insanların bu anıtsal T yapıları da örgütlü bir güçle yapıp taşıyacaklarını düşünmek zor değil. Zira avı örgütlü ve bilinçli yapan bir topluluk neden ritüel için taşları belli düzende taşımasın, taşın üstüne semboller kabartanları ortak bir şekilde beslemesin. İlkel mi bilemem ama komünal hayat yaşadıkları çok açık. 16 bin yıl önceden ‘din’ devşirmek Bu toplulukların yerleşik oldukları meselesini açtıktan sonra gelelim “tapınak” meselesine. Öncelikle Taştepeler projesinin koordinatörü ve Karahantepe kazı başkanı Necmi Karul’un da söylediği gibi “topraktan inanç, kimlik devşirmemek lazım”. 6 T biçimli taşlarla yuvarlak düzende oluşturulmuş ve örme taşlarla sonradan üstü kapatılmış bu yapılara “tapınak” demek tarihi bugünden bakarak okumaktır. Tapınağın kendine özgü bir ruhban sınıfı, hiyerarşiyi besleyen bir ekonomisi ve karmaşık bir yapısı olur. Buraya zaman olarak en yakın tapınağın (ki arada yaklaşık 6500 yıl var) Sümer Zigguratları olduğunu düşünürsek… 7 Göbeklitepe için yayılan “dünyanın ilk tapınağı”, “yoksa uzaylılar mı yapmış” manşetleri arkeolojik bulguları eleştirel bir süzgeçten geçirme zorluğunu kolaycılıkla bertaraf ediyor ve ilgiyi artırma amacıyla da dillere pelesenk edilmiş durumda. İnsanlığın doğaya şekil verdiği 12 bin yıllık tarihi materyalist bir süzgeçten geçirmek yerine “nasıl yapmışlar ama” diye konuşmak her zaman daha kolay. Peki neden böyle bir ritüel alanı için emek harcamışlar? Bu sorunun cevabı yapıtların yazısız döneme ait olmaları nedeniyle çok zor. Çeşitli tahminler var: 12 bin yıl önce neden anıtsal yapılar inşa edildi? Burası avdan önce totem yapılan alan olabilir ki özellikle Göbeklitepe’de çokça hayvan kabartması, ağzı -muhtemelen kanı sembolize etmesi için- boyanmış domuz heykeli ve fallik heykeller bulundu. Yine Karahantepe’de ortaya çıkarılan insan ile besin zincirinin tepesindeki leoparın iç içe geçtiği kabartma da bu teoriyi destekliyor. Diğer bir teori de atalar kültü: Bu teori buraların ataları hatırlama yeri olabileceğini söylüyor. Zira bu alanlarda bedeninden koparılmış (öldükten sonra tabii) kafatası iskeletleri bulundu ve bu kafatasları ile oynanmış olduğu görüldü, ip geçirilmiş örneğin. 8 "Gökyüzü izlemek için yapılmış buralar" diyen bir teori de var ama bu teori çok zayıf zira hem bulunan ritüel alanları gökyüzü izlemeye uygun değil hem de henüz tarım yapmadıkları için ay ve yıldızları titizlikle takip etmedikleri söylenebilir. Soruyu biraz değiştirerek sorumuza geri dönelim: Ne amaçla kullanılmış olursa olsun yine de neden böyle yerler için emek harcamışlar? 9 Dikkatli okuyucu nasıl oldu da emek harcayabilmişlerin daha doğru bir soru olduğunu fark etmiştir: Henüz tarıma geçmemiş, artı değer üretmeyen bir toplumun özel yapılar, anıtsal yapılar inşa etmiş olması kafaları karıştırıyor. Köle emeği zaten yok, artı değere el koyarak zanaatçılar da beslenmiyor… Neolitik Dönem'in bu erken topluluklarının T şekli taşlar yapmış ve bu taşları belli bir düzende bazı alanlara yerleştirmiş olmasının gayet materyalist bir açıklaması var. Ona geçmeden önce şu bilgiyi de ekleyelim: Ortak bir çalışmanın eseri olarak iplerle ya da çekilen kütüklerin üstünde taşınan bu büyük taşlar, yakındaki kireç taşı ocaklarından getirilmiş. 20. Yüzyıl’a ait bu fotoğraf, taşların 12bin yıl önce nasıl taşınmış olabileceğine dair fikir veriyor… Doğadaki taze yemek stoğu İklim, buzul çağından sonra yumuşamış, doğa yeşillenmiş ve bu bölgede verimli sulak alanlar oluşturmuş. Başta ceylan, turna, domuz olmak üzere yaban sığırı, tavşan, yaban koyunu ve keçisi ile büyük av hayvanları, balık ve daha az tercih edilen diğer hayvanlar bol ve çeşitli. Nüfus baskısı henüz yok. Yerleşik hayatla beraber zamanla artacak. Kadınlar artık sürekli hareket halinde değil daha çok çocuk doğurabiliyor ve bu çocuklar beslenebiliyor, hayatta kalıyor. Dolayısıyla Taştepeler çevresindeki doğa, beslenme için gerekli her şeyi sunuyor. Üstelik tarım yapmaktan daha az bir emek harcayarak proteine ve tahıla (yabani buğday, arpa ve firik) ulaşabiliyorlar. Etrafta nehirler, dereler var ve tarım yapmadıkları için de su sorunları, suyu taşımak gibi dertleri de yok. Sürekli aynı bölgede kaldıkları için kontrollü avlanıyorlar ve yabani otlar, meyveler ve tahıllar hakkındaki bilgilerini derinleştirebiliyorlar. Bu anlamda, bu yapılarla uğraşmak için bolca vakitleri ve enerjileri var. Onları buna motive eden düşünceyi, inancı yok saymadan alt yapı üst yapıyı belirler tezi olduğu yerde duruyor. Önce altyapı sonra kültürel formlar… Buranın sınıfsal bir tabakalaşma henüz oluşmadan kolektif bir emekle yapıldığına şüphe yok. 10 Nokta koymadan önce Çatalhöyük, Eriha (Filistin), Hacılar gibi ilk büyük yerleşim yerlerine geri dönelim. Tarih şeridine bakınca yapbozda büyük boşluklar vardı. Kaba bir betimlemeyle Buzul Çağı bitmiş yaklaşık 4000-5000 yıl sonra düzgün kerpiç evleri olan, organize büyük köyler inşa edilmiş, arada hiçbir şey yokmuş da insanlık hızlıca bu aşamaya gelebilmiş gibiydi. İnsani gelişimin ilk evreleri, öncesi eksikti. Ayrıca arada hiç büyük yapı deneyimi yokmuşçasına Zigguratlar ve Piramitler tarih öncesi kronolojisinde yer alıyordu. Oysa tarih, zincirleme akar. İnsanlığın birikimleri bir öncekine yavaşça eklenir. Ama bu buluntuları idealist bir yaklaşımla okuyanlar için arkeoloji, insana değil de bilinemez, uhrevi bir güç tarafından yapılmış hikayeleri beslemeye, tarihsel sürekliliği yok sayıp “nasıl yapmış adamlar” diye büyülenmeye yarıyor. İnsanlığın ortak birikimi mi dâhilerin eseri mi? İdealist tarih okumasına göre İstanbul, Fatih’in dehası olmasa Osmanlılarca alınamazdı, Mısır Piramitleri mühendislik dehasıydı, Efes’in görkemi parasal akışın liman kentlerine doğru olması değil de o dönem insanlarının estetik zevkiyle açıklanabilirdi. Öncesindeki bestecilerin birikimi olmasa da Beethoven Beethoven olabilirdi… Örnekler çoğaltılabilir. Bu yapılarda, yapıtlarda büyülü şeyler aramaya gerek yok. İnsan emeği, kolektif emek, köle emeği, işçi sınıfının emeği, insanlığın birikimi, çokça alın teri ve zamanın nesnel gerekleri… Uzun lafın kısası, Göbeklitepe’nin ortaya çıkışı Marksizmin temel tezini sarsmadı aksine zincirleri tamamlayarak bu tezi cilaladı. Hiçbir şey birdenbire olmadı. Taştepeler kazıları buzul çağı ilkel yerleşimleri ile Çatalhöyük gibi yerleşim yerleri arasındaki boşluğu doldurdu. Bu anlamda -her ilerlemenin kendi içinde geri dönüşleri, gerilemeleri olduğunu unutmadan- Marksizmin ilerlemeci tarih tezi de bir kez daha doğrulanmış oldu. 1 Hâlâ bu iddiayı devam ettiren, dini yapılar olduğunu söyleyen anakronik bir yorum için bkz: https://youtu.be/abEbsmcxOkU?si=cD_tLwKEHda44vGa ya da TRT Belgesel’den bir örnek: https://youtu.be/s35TW70K4CU?si=IboTQrH-LQ56uxOr Örnekler çoğaltılabilir: https://youtu.be/K8kIexbTSjo?si=a1KlDw_bGwXcXQwK Kurt, Ali Osman - Göler, Mehmet Emin. “The First Temple in Minor Asia: Gobeklitepe”. Cumhuriyet İlahiyat Dergisi 21/2 (01 Aralık 2017): 1107-1138 ama herhalde en şaşırtıcısı da Kültür Bakanlığı’nın resmi sitesinde hala bu iddianın yer alması: https://www.ktb.gov.tr/TR-288623/gobeklitepe.html 2 Neolitik, insanların avcı-toplayıcı yaşamdan tarım ve yerleşik yaşama geçmeye başladığı döneme verilen addır. “Yeni Taş ya da Cilalı Taş Çağı/Devri” olarak da bilinir. 3 Urfa’da tepelik olmayan ama diğer tepelerle akraba Gürcütepe’de tarım yapılmış örneğin. Bu topluluklar iklimsel ve başka nedenlerle (nüfus artışı, vs) tepeleri terk etmiş ve zamanla tarıma geçmiş olmalı. Gürcütepe’nin ovada olduğunu da belirtelim. 4 Burada da bir kez daha görüldüğü gibi yerleşik hayata geçiş ve tarımın başlaması eş zamanlı olmadı. 5 Karul ve Özdoğan mimari dönüşümü aşamalandırırlar: “Mimari açıdan köklü bir dönüşüm olan yuvarlaktan dörtgen plana geçiş, Çayönü’nde Yuvarlak Planlı Yapılar Evresi’nin ardından ani bir dönüşümü işaret eden Izgara Planlı Yapılar Evresi’nde de izlenebilmektedir. Bu evre plan değişikliği kadar hemzemin, hatta yükseltilmiş tabanlar gibi gelişkin mimari çözümlemeleri de beraberinde getirmiştir. Dörtgen planla ilgili yapısal sorunların PPNB'yle birlikte tümüyle çözüldüğü görülmektedir. Yine taşıyıcı duvar ve dam problemleri de özellikle Çayönü’nden gözlemlendiği üzere PPNB’ye geçişle birlikte tümüyle aşılmıştır (Bkz. Bıçakçı 2003). Neolitiğin başlarında teknolojik açıdan gelişmekte olan yapıların, kullanım ve işlev bakımından da bir dönüşüm içinde oldukları, barınaktan konuta evrildikleri anlaşılmaktadır (Özdoğan 2010). Açık alanlarda bulunan ateş yerleri ve depolama birimlerinin zamanla mekân içine taşınmasını da yapının bu dönüşümüyle ilişkilendirmek mümkündür.” syf 18, Karul, Özdoğan, Neolitik Teriminin Kavramsal Değişimi ve Güneydoğu Anadolu’da Neolitik Araştırmalarının Dünü-Bugünü, Arkeoloji ve Sanat 163: Nisan 2020 Dipnottaki PPNB’ye açıklık getirelim: Arkeologlar buradaki kazıların (Gürcütepe’nin son katmanı hariç) tarihlendirmesine Çanak Çömleksiz Neolitik dönem (PPNA, PPNB) diyor. 6 Necmi Karul’un çeşitli video programları internette bulunabilir. Alana dair son verileri ilk ağızdan dinlemek için iyi kaynaklar. 7 Bu ziggurat biçimli tapınakların sosyo ekonomisine dair bkz: Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, 1. Cilt 8 An actualistic study into the effects of lime and gypsum on human remains for a better understanding of neolithic plaster burials in Southwest Asia, Lily A. C. Canepari1 · Anna G. Cohen2 · Sacha Kacki1,3 · Yilmaz S. Erdal4 · Christopher J. Knüsel1 · Eline M. J. Schotsmans1,2 9 Büyük taş yapılarının bulunduğu yerler Karahantepe, Göbeklitepe ve kısmen Nevali Çori. En anıtsal yerler Göbeklitepe ve Karahantepe’dedir. Nevali Çori ise bu yapıların erken örneğidir ve Ilısu Barajı altında kaldıktan sonra eserleri Şanlıurfa Müzesi’ne götürülmüştür. Bu yerler ve diğer tepelerin öncülü Çakmaktepe olarak görülüyor. Gürcütepe ise en sonuncu yerleşim (hatta artık burası bir tepe de değil Urfa merkeze çok yakın) diye düşünülüyor. Çakmaktepe’de devasa taşlar ve bezemeler yok. Demek ki bu erken dönemde öncelik hala besine erişim. Henüz taşlara resim yapacak ve onları barınma hariç kullanacak kadar rahatlamamış insanlar. 10 Kolektif emeğin hiyerarşisi olduğunu iddia eden ve buradaki yapıları Weber’in statü kavramıyla açıklayan bir yazı için bkz: “Status Socıety”: Sociological Thinking Of Göbekli Tepe And Karahan Tepe In The Context Of Social Stratification, Ayaz, Çelik, Çakmak, Dergi Karadeniz, 2022.

Go to News Site