Collector
İdeoloji out hırsız, hain in | Collector
İdeoloji out hırsız, hain in
Milliyet Yazarlar

İdeoloji out hırsız, hain in

Siyasette bayram ziyaretleri, siyasetin daha ılımlı bir dille yapıldığı özel dönemlerdir. Liderler bu süreçte verdikleri mesajlarda siyasi çekişmelerden ziyade birlik, beraberlik, yardımlaşma ve huzur temalarına odaklanırlar…Bu anlamda da genelde partiler arası ve parti içi bir sorun söz konusu değil. Sıra dışı gelişmelerin yaşandığı ana muhalefet partisinin kendi iç görüntüsü bundan azade sadece...Ortadan ikiye ayrılmış bir CHP var... Değil bayramda birbirleriyle kucaklaşmak ortak değerler yıkılmış, incinmişlikler, ötekileştirmeler, dışlanmadan kaynaklı aynı parti içinde birbirlerine hasım, düşman gibiler...Bu anlamda CHP’lilik tartışmaları da alevlenmiş durumda...Bayram sonrasına dönük de birbirlerine karşı yıkıcı, yok edici hesaplar yapılıyor... CHP’nin geçmişine baktığımızda gerilim, tartışma hep var, oldu. Fark mahkemeye taşınması anlamında ilk. Bir de eskilerde bu tür çekişmeler, gerilimler siyasal yelpazedeki ideolojik bir damar ya da fikir tartışmasıydı hep. Mesela Bülent Ecevit ve Deniz Baykal arasındaki tartışmalar, 1970’lerden itibaren Türk soluna yön veren liderler arasındaki liderlik, hizip, ideoloji ve vizyon odaklı tarihi çekişmelere dayanıyordu. Ecevit, daha tabana yönelik, halkçı ve uzlaşmacı bir “Demokratik Sol” vizyonu savunuyordu. Baykal ise daha devletçi, kurumsal, merkeze yakın ve sert muhalefet yapan bir “Sosyal Demokrat” çizgiyi temsil ediyordu... Şu an görünen ve gittikçe sertleşen ayrışma ise bir fikriyat tartışması falan değil. Hele de dünya değişti ben siyaseti böyle okuyorum” gibi bir vizyon, meselelere bakış farklılığı hiç değil. Ne siyasete ne CHP’ye yakışmayan çizgide süren tartışmada bir taraf “Sen hırsızsın çaldın, CHP’nin ahlaki değerlerini zedeledin” diyor. Diğeri de ona diyor ki: “Sen hainsin partiyi sattın...” Bu bağlamda bizzat kendi ifadeleriyle “İki CHP” arasındaki savaş durumu da sosyal medya başta her cephede sertleşerek sürüyor. Kendi aralarında uzlaşarak çözüm üretmek yerine tam tersi inanılmaz bir kin ve hesaplaşma havası hâkim...Gelinen noktanın sorumluluğunu kendileri açısından asla sorgulamıyor, bunu “CHP’nin iktidar yürüyüşünü engelleme amaçlı bir oyun” diye anlatıyorlar...Bu durumda da CHP’liler açısından yanıtı anlamlı soru da şu aslında: Diyelim ki doğru, Kılıçdaroğlu ve Özel niye uzlaşıp oyunu bozmuyorlar o zaman? Belli ki herkes koltuk derdinde... ★ ★ ★ Bayram günü CHP’deki hep kavga, gerilim, asık yüzlerden söz etmek olmaz. Geçmişte CHP’nin kapalı olduğu yıllarda SHP’de yaşanmış nezaket ve zarafet örnekleri de var.. Türk siyasetinin en renkli, zeki ve entelektüel figürlerinden biri olan Erdal İnönü, nüktedan üslubuyla en gergin anlarda bile tebessüm ettirmeyi başarmıştır. Meslektaşımız Gazeteci Ümit Aslanbay’ın “2.İnönü Hikayeleri” kitabından birkaçını aktaralım: Erdal Bey’in partisinden bir belediye başkanı dedi ki: “Erdal Bey partinin başından gitsin. Yerine genç ve dinamik genel sekreteri Deniz Bey gelsin.” Bir tartışmadır başladı. Erdal Beyin başkanlık ettiği toplantıda söz alanlar düşüncelerini dile getirdiler: “Bu işten parti zarar görüyor.” “Bu işten ben de zarar görüyorum.” “Bu işten Erdal Bey zarar görüyor...” Erdal Bey bunun üzerine araya girdi: “Bu iş partiye yaramadı, Deniz Beye yaramadı, bana yaramadı, görünen o ki; kendisine de yaramıyor. Peki hiç kimseye yaramıyor mu yav...” ★ ★ Erdal Bey, belirli günlerde partisinin yöneticileri ile birlikte Anıtkabir’i ziyaret ederdi. Önce Atatürk’ü sonra babası İnönü’yü. Partisi ile ilgili özel gelişmelerin olduğu günlerde bile bu değişmez. Çünkü ona göre başında bulunduğu partinin kurucuları Atatürk ve İnönü’dür. Her ziyaretinde de mutlaka özel deftere bir şeyler yazar. 6.Olağanüstü Kurultay’dan sonra Erdal Bey, yine Anıtkabir’e çıktı ve deftere şunu yazdı: “Erdal Bey’in partisi 7 yıllık tarihinde bir bu kadar da kurultay yapmıştır. Yani olması gerekenin iki katı kadar...” Merdivenlere doğru yönelirken de yanındakilere şöyle dedi: “Şu Anıtkabir defterine bakanlar bizim partinin gelişim safhalarını bile izleyebilirler...” ★ ★ Erdal Bey’in partisinde Deniz Bey çok güçlü bir desteğe sahiptir. Bu durumu “Davul Erdal Beyin belinde; tokmak Deniz Bey’in” diye yorumlayanlar vardır. Deniz Bey’in bütün ağırlığının hissedildiği bir kurultay sırasında Erdal Bey yabancı konuklara bir yemek verdi. Konuklar menüyü gözden geçiriyorlar, belki de Türkiye’ye özgü bir yemek aryorlardı. Erdal Bey bir tavsiyede bulundu: “Deniz mahsullerine ne dersiniz...” ★ ★ Erdal Bey, diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. Garson ‘Ne yemek istersiniz efendim” diye sorar. Erdal Bey: “Zahmet etmeyin. Biz Sosyal Demokratlar birbirimizi yeriz. Bir şey almayalım...” ★ ★★ Kavgasız, sakin, hoşgörülü günler temennisiyle daha nice bayramlara...

Go to News Site