Milliyet Yazarlar
Tilda Swinton’ı bir film yıldızı olarak tarif etmek artık yetersiz kalıyor. Çünkü Swinton uzun zamandır beyaz perdenin sınırlarını aşmış durumda. Moda, performans sanatı, çağdaş sanat, küratöryel projeler… Hepsinin arasında neredeyse görünmez bir şekilde dolaşıyor. Şimdi ise bu yolculuğun yeni durağı, Guggenheim Museum Bilbao. Haziran ayında Frank Gehry imzalı müzenin dev atriumunda sahnelenecek ‘House of Gestures’, Swinton’ın Fransız küratör Olivier Saillard ile birlikte geliştirdiği yeni performans işi. Jest, dönüşüm, beden ve mekân üzerine kurulu çalışmada asıl konu kimlik ve var olma biçimi. Aslında bu hikâyenin başlangıcı yıllar öncesine gidiyor, Hüseyin Çağlayan ile kurduğu yaratıcı ilişkiye. 2005’teki Venedik Bienali sırasında Hüseyin Çağlayan’ın ‘Olmayan Var Olma’ adlı video işinde yer aldığında Tilda Swinton bugünkü kadar ikonik değildi belki. Ama o projede ikisinin de ortak dili olan zamansızlık hemen hissediliyordu. Hüseyin Çağlayan’ın teknoloji, göç, hafıza ve beden üzerine kurduğu deneysel dünyasıyla Swinton’ın dünyası birbirini tamamlıyordu. Sonra Serpentine Gallery’deki ‘The Maybe’ geldi. Cam bir vitrinin içinde günlerce uyuyan, yaşayan, nefes alan bir Tilda Swinton görüntüsüyle konuşuldu. Bugün hâlâ çağdaş performans sanatının en çarpıcı işlerinden biri olarak anılıyor. Daha sonra Roma’daki Museo Barraccove Museum of Modern Art’ta tekrarlandı. Çünkü Swinton’ın sanatla ilişkisi hiçbir zaman ünlü oyuncunun hobi alanı olmadı. O, bedenini bir ifade aracı olarak kullanmayı seçen gerçek bir performans figürüne dönüştü. Geçen haftalarda Atina’da açılan ‘Ongoing’ sergisi de bunun devamı gibiydi. Onassis Foundation bünyesinde gerçekleşen projede Swinton’ın yıllardır sinemacılar, sanatçılar ve tasarımcılarla ürettiği işler bir araya geldi. Luca Guadagnino’dan Derek Jarman’a uzanan yaratıcı evren içinde Swinton yaşayan bir sanat nesnesi gibi konumlanıyor. Şimdi ise sahne Bilbao. Elbette burada asıl başrol oyuncularından biri de hiç şüphesiz Frank Gehry. 1997’de müze açıldığında birçok kişi Frank Gehry’nin Guggenheim Bilbao ile endüstriyel geçmişiyle bilinen bir şehri dünyanın kültür haritasına taşıdığını görmüştü. Bugün “Bilbao etkisi” diye şehircilik literatürüne giren kavramın temelinde de bu dönüşüm yatıyor. Tek bir kültür yapısının bir kentin ekonomisini, turizmini ve küresel algısını değiştirebilmesi önemli. Tilda Swinton’ın yeni performansının tam da bu yapının merkezinde gerçekleşecek olması tesadüf değil. Çünkü Gehry’nin kıvrımlı mimarisi de Swinton’ın sanatsal dili gibi sabit değil, akışkan, dönüşen ve kategorilere sığmayan bir yapıya sahip. Belki de bu yüzden Swinton sinemadan kısa süreliğine uzaklaşmak istediğini söylüyor artık. Daha az uçmak, daha az karbon izi bırakmak ve biraz kendi yatağında uyumak istediğini anlatıyor. Bu cümle bile onun bugün neden hâlâ çağdaş kültürün en özgün figürlerinden biri olduğunu açıklıyor.
Go to News Site