Milliyet Yazarlar
İsrail medyasında bir haftadır “Trump’ın İran ile yapacağı anlaşma İsrail aleyhine olacaktır,” başlıkları var. Ben-Gvir ve Smotrich denen, iyice hadden, ölçüden, zıvanadan çıkmış iki bakanı saymıyorum; ama İsrail başbakanı bile ABD’yi, “Biz kendimizi bu anlaşma ile bağlı saymayacağız” diye tehdit etti. Öyle görünüyor ki, ABD dışındaki Siyonist cephe, Trump’ın “Zararın neresinden dönülürse…” deyip ülkesine verdiği zararı sineye çekip, İran işinden sıyrılmasına izin vermeyecek. Bu noktada önemli olan ABD’nin içindeki Siyonist cephenin tutumudur. Önceki günkü, “birliklerimizi savunma amaçlı” denilen ama kimin hangi tehlikeye karşı savunulduğu belli olmayan ateşkes ihlali, İran içinde var olduğu iyice anlaşılan ABD ile anlaşmayı bir yenilgi sayacağı belli olan aşırı cephenin fırsat bileceği bir durum oluşturursa, bu hafta İran Savaşı yeniden başlayacaktır. Ancak İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın lideri olduğu aklı başındaki kesim, uzun bir ateşkes döneminin İran için daha kazançlı olacağını görüyor. Hatırlarsanız, bu savaş, Trump’ın Şubat ortalarında verdiği ültimatoma İran’ın cevabını bile beklemeden 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in geniş çaplı hava saldırıları ile başlamıştı. Oysa Pezeşkiyan ve dışişleri bakanı Arakçi’nin savaş gürültüsü içinde, doğru dürüst okunmayan cevabında Trump’ın dört şartı da kabul edilmişti. O zaman henüz ABD bir savaş halinde İran’ın Hürmüz Boğazını kapatacağını tahmin edemediği için, beşinci şart yoktu! Ahmedinejad cumhurbaşkanlığını bıraktığı günden beri İran nükleer silah peşinde değil; bu sebeple Netanyahu’nun elinde grafiklerle “10 gün kaldı!” diye dünyayı kandırdığı atom bombası, aylar geçti ama hala gerçekleşmedi. İran, elindeki silah imal edilebilecek düzeyde denilen uranyumu, ortalığa radyasyon yaymayacak şekilde, bir ülkeye verebileceğini Şubat’ta açıklamıştı. O zaman bu savaşın çıkması (ve bitmemesi) için geçerli birbirine bağlı iki mesele kalıyor: Siyonizm’in “Büyük İsrail” projesi ve İran’ın Filistin’de Hamas’a, Lübnan’da Hizbullah’a yardımı. İran, Irak’ın bugünkü durumu ve Suriye’nin de Esad’ın Şia diktasından kurtulmuş olması ışığında Hamas ve Hizbullah’a yardım etmesi imkansız derecesinde zor. Büyük İsrail projesine engel olmak ise, İran’ın boyunu aşan, bedelini masum İran halkının ödediği bir hayal. Bu projeye, ancak ve sadece Orta Doğu halklarının, birbirlerini mezhepçilikle, Amerikan piyonluğuyla, İslam Dünyası’nın lideri olmak gibi hevesler beslemekle suçlamaktan vaz geçmeleri; bir Yahudi Devletine toprak vermek için Osmanlı Devleti’nin yıkılması için yıkılmış olan “Müslüman Birliğini” yeniden kurmaları halinde çözülebilir. Üstelik bu çözüm barış içinde gerçekleşeceği, İsrail’in Siyonizm’den arındırılarak, gerçek Musevilere ülkelerinin geleceği konusunda söz hakkı tanınarak sağlanacağı için, zamanın ruhuna da uygun olacaktır. Bir sözüm-ona birlik, Mısır ve Suriye’deki ortak dikta yönetimleri ve Ürdün arasında kurulmuş, bu “birlik” İsrail’e savaş açmış, ama 5 günde İsrail bu ülkeleri yenerek Sina Yarımadası, Gazze Şeridi, Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepelerini işgal etmişti. Şimdi, dünya kamuoyu, Netanyahu ve çetesinin Filistin halkına karşı soykırımı, işgal ve onları kendi yurtlarından atarak yerlerine Siyonizm’e inanan Musevileri yerleştirme siyasetine karşı ayakta. Amerika’da bile Siyonizm’in paralı askeri durumundaki siyasetçilerin yaklaşan ara seçimleri kaybedecekleri öngörüsü kuvvet kazanıyor. Özetle, Büyük İsrail projesinin karşısında birlik olacak bölge halkı, hem Filistin’i hem de İsrail’i yeniden kuracak güçte olabilir. Tabii, bütün iş, dönüp dolaşıp Netanyahu ve çetesinin Trump’ın İran ile anlaşmasını engellemeye gücünün yetip yetmeyeceğinde düğümleniyor. Çin ve Rusya İran’a çok gizli olmayan ama çok da açık ifade edilmeyen desteği Trump üzerinde ne kadar etkili olabilir? Siyonist İsrail Lobisi (AIPAC) bir yenilgiyi kabullenir ve Trump’a baskıdan vaz geçer mi? O kadar çok soru var ki! Yapılabilecek tek şey, ümidi güçlü tutmak.
Go to News Site