Collector
Nursuz Butlan K.’nın Işık’ı | Collector
Nursuz Butlan K.’nın Işık’ı
soL Haber

Nursuz Butlan K.’nın Işık’ı

Orhan Gökdemir “Stajyer edepsiz” bir tarikat şeyhi maaşa bağladığı iki gazeteciyle üzerlerinden bir silindir gibi geçti. Cumhuriyetin ve kurucu partisi CHP’nin dramıdır bu. Tarikatları kullanmaya kalkıştılar ve şimdi o tarikatların elinde oyuncak oldular. Nursuz Butlan K.’nın partiyi ölü ele geçirmesinin gerçek hikayesi bu. Işık Cemaati, adını kurucusu Hüseyin Hilmi Işık’ın soyadından alıyor. Kökeni bütün diğer pek çok cemaat gibi Nakşi Halidi tarikatı. Nakşi şeyh Abdülhakim Arvasi’nin müridi olan H.H. Işık asker kökenli bir kimyager. 1936’da “zehirli gaz uzmanı” olarak ordu kimyager sınıfına alınıyor. 1938'de yüzbaşı, 1945'de binbaşı. Bir yıl sonra Bursa Işıklar Askeri Lisesi'ne kimya öğretmeni. 1960'da Millî Savunma Bakanlığı Tetkik Kurulu'na tayin ediliyor. 27 Mayıs 1960’ta denklem değişince “kıdemli albay” rütbesiyle emekliye sevk ediliyor. Yani darbeye kadar “laik” orduda bir sorunla karşılaşmıyor. Bu Albayın tarikat kurma öyküsü de şöyle; “Manevi şeyh”i Abdülhakim Arvasi 1943’te ölünce yerine Seyyid Ahmet Mekki geçiyor. Hüseyin Hilmi Işık yeni şeyhe biat edip şeyhinin icazetini aldıktan sonra “Sıddık Gümüş” müstear ismiyle kitaplar yazmaya başlıyor. Takipçileri çoğalınca kendi tarikatını kuruyor. Kuleli Askeri Lisesi çıkışlı Enver Ören aileye damat olunca ona el veriyor. Böylece iki askerden bir tarikat doğuyor. Cemaatin ilk yayın organı Hilmi Işık’ın eserlerini yaymak amacıyla kurdukları Hakikat Yayınları. Türkiye Gazetesi ve TGRT gibi medya organları Hakikat Yayınları’nın verimi oluyor. Cemaatin ayırıcı özelliği radikal mezhepçiliği; haliyle “Vahabilere ve mezhepsizlere” düşmanlıklarını saklamıyorlar. Cemalettin Afgani ve Seyyit Kutup gibi öncü siyasal islamcıları mezhepsiz ve kafir olarak adlandırıyorlar. Bir de Hamitçilikleri biliniyor, Said Nursi ve Mehmet Akif Ersoy gibi figürlere de Abdülhamit’e muhalif oldukları için düşmanlık besliyorlar. 1970’li yıllardan itibaren siyasi tutumları da buna göre şekillendi. Demirel onlar için bir evliyaydı, Erbakan “Vahabi bir şeytan”dı. Demirel’in Adalet Partisi’ni desteklediler, MHP’ye yakın durdular, iktidarın nimetlerinden faydalanarak ilerlediler. Damat Enver Ören tarikat işlerini ticari işlerine basamak yapmakta çok başarılı oldu, kurduğu holdingin adı olan İhlas zamanla Işıkçılığın yerini aldı. İhlas Holding tarikatı günümüzün faal Nakşi Halidi kollarından biridir. *** İhlas Holding tarikatının diğer Nakşi Halidi kollarından tek farkı kurucusunun cami imamlığından değil askerlikten geliyor olması. İmam veya değil, her durumda devlet tarafından memur edildiler, desteklenip kollandılar. Türkiye’de devlet desteği olmadan kurulmuş-büyümüş bir tarikat yoktur. Haliyle laik olduğu varsayılan ordunun içinde tutunmakta da bir sorunla karşılaşmadılar. Işık ve Ören yalnız değil. Laik ordunun meşhur Nakşi Halidi üyeleri var. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Nakşi Şeyhi Küçük Hüseyin Efendi’nin müridiydi, ölünce şeyhinin yanına defnedildi. Hüseyin Hilmi Işık, 1929’da, Abdülhakim Arvasi’ye biat ettiğinde askeri okul öğrencisiydi. Subay üniformasıyla Kaşgari Dergâhına gidip geliyordu. Üstelik yalnız değildi, dergâhın kapısını aşındıran pek çok subaydan biriydi. Tarikatçı askerlerde ağırlık Nurculardaydı. Hatta 12 Mart’ın işkencecisi Orgeneral Faik Türün de bir Nakşi Halidiydi. Bu bağlantı ta 1826’da kurulmuştu. Bektaşilerin yerine Nakşileri geçirdiler, devlet tarikatı olarak desteklediler. Cumhuriyette kısa bir kesintiden sonra devlete geri döndüler. Hatta devletin diğer tarikatları dağıtmasından yararlandılar. Neo Osmanlıcılığın ilk adımı Nakşi Halidilerin devlete geri dönmesine yol verilmesidir. *** Bu geri dönüşün kolaylaştırıcısının anti-komünizm olduğunu biliyoruz. Nakşi şeyhlerinin çoğunun Rus İmparatorluğu’na karşı tarihten miras bir husumetleri vardı. Bunu kolayca Sovyet düşmanlığına tercüme ettiler. Rus düşmanlığı ile karışık anti komünizm böyle ortaya çıktı. 1950’li yıllarda anti-komünizm paydası Nakşileri ve düzeni birbirine yaklaştırdı. Nakşi Halidi şeyhleri 1960’lı yıllarda sol ile mücadelesinde devletin müttefikleriydiler. Işıkçılar en militanlarıydı. Komünizm inançsızlık, ahlaki yozlaşma ve dış destekli bir tehditti. Dinin değerlerin ve toplumun korunmasının yolu komünizmle mücadeleden geçiyordu. Bu pozisyonları onları devlet için en makbul tarikat kollarından biri haline getirdi. O sayede genişlediler, din işlerini ticari işleri ile birlikte yürüttüler, küresel kapitalizme uyum sağladılar, zenginleştiler. O uyumun nerelere uzandığını Epstein belgelerinden de biliyoruz. Tarikatın son şeyhi “evliya-mürşidi kamil” Mücahit Ören, Epstein'in “organizatörü” Ghislaine Maxwell'e email göndererek CV’sini Richard Branson'a iletmesini istiyordu. Selam-sabah faslının ardından da “Senden daha edepsiz olmak için daha çok şey öğrenmem lazım” diye ekliyordu. Bir ara mesafeyi kapatmak için harekete geçmişler, Sibel Can türü popüler figürlere çuvallar dolusu para yağdırıp transfer etmişler, TGRT TV’yi pavyona çevirmişlerdi. Yetmediğini anlıyoruz. Kurulduğu yıllarda edindikleri siyasi kıvraklıklarını hiç kaybetmediler. İktidar kimdeyse ona yanaştılar. Şimdilerde de TGRT ve Türkiye Gazetesi ile AKP-MHP iktidarının en keskin savunucularından biri onlar. *** Bu ittifaktan onların payına CHP’yi kontrol etme rolü düştü. Işıkçılar “Butlangaç” CHP’yi seviyor, eskisinden nefret ediyorlardı. Özgür Özel’i hedefe oturtmuşlardı, partisini tehdit edip duruyorlardı. Özel göreve geldiğinden beri partisi tel tel dökülüyordu. CHP’de Altı Ok’un yerini rüşvet, yolsuzluk, taciz, uyuşturucu benzeri çirkin işler almıştı. TGRT’nin CHP’ye muhalefeti yandaşlıktan öteydi. Eleştirmekle yetinmediler, bir iki eski CHP’liyi transfer ettiler, TGRT’deki CHP operasyonunu onlar üzerinden yürüttüler. “Mutlak butlan” kararının ardından tekrar CHP'nin başına atanan Butlan K.’nın yeni basın danışmanı TGRT'den devşirildi. Butlan K. koltuğu AKP marifetiyle devraldıktan sonra da soluğu TGRT Haber'de aldı, kanalın Ankara Temsilcisi Fatih Atik ile görüştü. Bundan böyle Işıkçıların ışığıyla yıkanacağını dosta düşmana göstermiş oldu. Butlan K. CHP Genel Başkanlığı koltuğuna Doğan Holding marifetiyle oturtulmuştu hatırlayacaksınız. İkincisi İhlas Holding marifetiyle oldu. İlkinde holdingi belli ancak tarikatı gizliydi, şimdi “ışığı” bulmuştur. Yalçın Hoca, ışıklar içinde yatsın, bu Butlan K.’nın bir Fethullahçı olduğunu iddia ediyordu, malum. Ancak bir iddia olarak kaldı, ispatı mümkün olmamıştır. “Işıkçılık” konusunda ise delile ihtiyaç yoktur. Butlan K. tarikatını bulmuştur. *** “Stajyer edepsiz” bir tarikat şeyhi maaşa bağladığı iki gazeteciyle üzerlerinden bir silindir gibi geçti. Cumhuriyetin ve kurucu partisi CHP’nin dramıdır bu. Tarikatları kullanmaya kalkıştılar ve şimdi o tarikatların elinde oyuncak oldular. Nursuz Butlan K.’nın partiyi ölü ele geçirmesinin gerçek hikayesi bu. Yıkıldıkları için yok olmadılar, yok oldukları için yıkıldılar. Yıkılmıştır ve CHP diye bir parti yoktur. Arkasından ağıt yakacak halimiz yok; cumhuriyetin yıkılışına ortak olmuşlar, laikliğe arkasına dönmüşler, yıkılmayı hak etmişlerdir. Halk Partisi halk yetmezliğinden öldü, ışıkları söndü. Artık yaydıkları tek ışık, Işıkçıların ışığıdır!

Go to News Site