Collector
Bir ihanet kaç yılı temize çeker? | Collector
Bir ihanet kaç yılı temize çeker?
soL Haber

Bir ihanet kaç yılı temize çeker?

Aydemir Güler CHP giderayak, hâlâ halkımızın kendisini iktidarın parçası zannedip uyuşması için “devlet aklından” söz etmekte, tarihsel bir dönüşümü, basit bir ihanetle açıklamaya yelteniyor. Karşıdevrimi bir ihanetle temize çekmek mümkün değildir. Çıkış yolunun açılması için ise bu sahayı temizlememiz şarttır. Konumuz Cumhuriyet Halk Partisi. Mecburen… Baştan söylemeliyim; ben “şu şöyle yapsaydı” veya “öteki böyle yapmalı” başlıklarıyla ilgilenmiyorum. Tabii ki aklımıza gelmesini önleyemeyiz, “doğrusu nedir” sorusunun. Ama koca partiye, hatta genel olarak -karar süreçleri her örnekte özgünlükler içeren- siyasal partilere dışarıdan akıl öğretmeyi yakışıksız bulurum. Üstelik bir düzen partisinin şöyle veya böyle yapmasından emekçi halkın yararına bir çıktı alınabileceğini de düşünmüyorum. Dolayısıyla benim için “doğrusu nedir” ile “CHP ne yapmalı” soruları tamamen farklı. Tam da bu nedenlerle tartışmalıyız. Olup biteni anlamak için. Yaşanan sürecin emekçi halk açısından ne tür zorluklar ve olanaklar barındırdığını açıklığa kavuşturmak için. Bizim doğrularımız için… Ben tartışmayı gerilerden alacağım. “Kim hain? Kim ahlaksız” ikileminden çıkmak için bir kısa tura ihtiyacımız var. 1 * * * Bugünden yola çıkalım… CHP Genel Merkezinin kuşatıldığı saatlerdi. Bir parti yöneticisi gazetecilere “biz, diyordu, devlet aklıyız.” Nasıl olur da bize böyle bir muamele yapılabilir demek istiyordu, anlaşılan… Devlet devlete bunu yapmamalıydı… O koşullarda bu sözleri inanmadan dile getirdiğini, rol yaptığını hiç zannetmiyorum. Aslında inanıyor olması daha kötü! CHP’nin “devlet kuran parti” olduğu bugünlerde o kadar çok tekrarlanıyor ki! Ulusal kurtuluşa önderlik eden Kemalist hareketin partisi olduğuna ve aynı sürecin ürünü olarak sahneye çıktığına göre, bu doğru da sayılır. Ama köprülerin altından çok su aktı. Geriye birden fazla yanlış bırakarak… CHP’nin “devrimci bir kuruluşun öznesi” olmasıyla “bir düzen partisi” olması başka şeylerdir. CHP’nin devlet aklını temsil etmesi de, farklı dönemlerde başka anlamlar taşır. Tarihinin bir noktasında CHP ile kapitalist düzen ve burjuva devlet arasındaki ilişki, Cumhuriyetçi emekçi halk kitlelerinin oyalanması işlevine bağlanmıştır. 2 Güncel ve en sorunlu nokta da sonuncusudur. * * * Biz başından başlayalım. CHP’nin Cumhuriyet’le özdeşliği, başta antiemperyalist savaşla, sonra onu izleyen ve laiklik ile bağımsızlık ilkelerinin özellikle vurgulandığı “kuruluş” evresinde şekillendi. Devrim, 1920’lerde esas olarak üstyapılar alanında, 1930’larda ise halkçı/kamucu sanayileşme başlığında hükmünü icra edecekti. Kuşkusuz bu dönem, kendi özerkliği uğruna yoksul köylüleri cepheye süren Kürt feodalitesi yerine, o yoksulların ezilişine de sahne oldu. Yeni Türkiye’nin bağımsızlığının en yürekten savunucusu olan komünist hareketin baskılanması, bir ilke haline getirildi. Yani devlet aklının içinde sorunlu yanlar hep oldu. Bunları görmezden gelmeksizin diyebiliriz ki, bir bütün olarak elimizde kurucu ve burjuva anlamda devrimci bir CHP vardır. Kongreler, Meclis, Cumhuriyet, Devrim Yasaları, Lozan, Montreux, Sanayi Planları asla hafife alınamaz. “Birinci CHP” esas olarak bunlardır. Bu dönem Kemalizm başlığı altında bir siyasal ve ideolojik aklın inşasına, inşa çabalarına sahne olmuştur. Atatürk’ün yaşamını yitirmesiyle çakışan sonraki yıllarda ise CHP köklü bir başkalaşım içine girdi. * * * Belirleyici olan liderin kim olduğu değildir. O tür yaklaşımlar, tarih disiplininin henüz bilim olamadığı çağlarda yaygın olan hükümdar merkezli anlatıların kalıntısı. Belirleyici olan, tarihsel, ekonomik, toplumsal, siyasal süreçlerin bütünüdür. Özetin özeti, Türkiye’de gelişmekte olan burjuvazi, geleceğini dünya kapitalizmine uyumlulaşarak çizmek arzusundaydı. Bu arzu sınıfsal ve öyle olduğu için de nesnel ve tarihseldi. Önünde durmaya çalışmak mümkündür, ama derin kırılmaların göze alınması gerekir. Yoksa ayak direyenler, itiraz edenler, düzeltme talep edenler, er geç “büyük uyumun” parçası olacaklardır. Öncesindeki ödünler, tereddütler, hesaplaşmalar, ileri zorlamalar bir yana, gerici dönemeç İkinci Dünya Savaşının sonu itibariyle ABD hegemonyasının aktif militanlığının bir strateji haline gelmesiyle alındı. Bir tarafta, eksiğiyle fazlasıyla Kurtuluş ve Kuruluşla özdeşleşen CHP. Diğer tarafta, kısa süre içinde muhalefete geçmiş olsa da, Türkiye’nin emperyalizm çatısı altında rota tutturan bir kapitalist ülke olarak konumlanmasını benimseyen CHP… Bugünlerde ayyuka çıkartılan “savaş meydanında kurulan devrim partisi” geçmişi. Tamam, bu var; ama bir de, ikinci anlamıyla “düzen partisi CHP” var. Geçmişte de kahramanlar, ahlaksızlar ve hainler olmuştur. Bugün de vardır. Ama olup biteni bu kategoriler üstünden açıklamak olanaksızdır. Devrim gerilerde kaldıktan sonra, CHP de sürükleyici rolünü terk ederek “tamamlayıcı” işlevler üstlendi. İlk büyük örnek, 1950’lerin sonlarına doğru Türkiye kapitalizminin ilk tipik krizini deneyimlemesine denk gelir. İsmet İnönü’nün kişiliğinde kurumsal ve merkezi çizgi, krizin düzene zarar vermesini önlemeye endekslidir. Mesele düzenin krizi mümkün olan en az hasarla atlatmasıdır. 1950’lerin işçi talepleri karşısında da tutum böyleydi. 27 Mayıs arifesindeki aydın ve gençlik hareketi karşısında da böyle oldu, 27 Mayıs sonrasında da. 1960’ların ilk yarısında Orduda fırtınalar sürerken İnönü CHP’si dalga kırandır. TİP’in siyaseti sola çekmesi karşısında “ortanın solu” icat edildiğinde esas olan yine hasarın azaltılmasıdır. “Solcu CHP” sağcılarını 12 Mart faşizmine idareci diye aktarırken mutsuz olmamıştır… Egemen güçlerin ana doğrultusuna ilişkin bir tartışmanın tarafı değildir CHP. Gerici gidişatın öncüleri işlerini yaparken, CHP onların arkasını toplar. Türkiye’de CHP’nin kurucu rol oynadığı devrim döneminin, Cumhuriyet kazanımlarının altı oyulmaktadır, o sırada. Dikkat ediniz, partinin devrimci dönemi yirmi yılken, aktif düzen bekçiliği en az otuz yıla yayılmıştır! * * * Emperyalizm ve büyük sermayenin 12 Eylül’e giden stratejiyi benimsemeleri iç mücadelelerin sonucu olabilmiştir. Bülent Ecevit’li CHP o geçiş döneminde bir ara farklı bir seçeneği savunur gibi olur, ama bu kısa sürer. Benzer biçimde 12 Eylül faşizminin düzlediği toprakların, piyasacılık ekseninde yeniden yapılandırılması gündeme geldiğinde, CHP ardılı SODEP-SHP bir kez daha tereddüt geçirmişe benzerler. Ama bunun aşılması da çok zaman almayacaktır. CHP geleneğinin ara sıra, egemenlerin makro projesinin eleştirmeni/tashihçisi olarak sahneye çıkması, sonradan verdiği onayı daha da değerli kılmaktadır. Onay derken; örnek vereyim: Ecevit’in DİSK’in CHP’lileştirilmesinde oynadığı rolü kim üstlenebilirdi? Maraş katliamı veya Pol-Der’in kapatılması sırasında CHP’nin hükümette olması, darbeye giden yolun açılmasına özgün katkılar anlamına gelmiştir. Yıllar sonra Erdal İnönü’nün partisi “özelleştirme değil de özerkleştirme desek” şeklinde piyasa yoluna asfalt dökecektir… Emekçi ve cumhuriyetçi halkı, piyasacılığa, gericiliğe boyun eğdirmekte CHP’nin tamamlayıcı rolüne gerçekten paha biçilemez! Ne 1970’lerde, ne 1990’larda… Bu dönemeçlere daha yakından bakmayı başka yazılara erteliyorum. * * * “Biz devlet aklını temsil ediyoruz!” Bu sözler AKP’li yıllarda hüzünlü bir yalvarış ve zarar ziyan bir aldatmacaya dönüştü. Aralarında hainler vardır veya belki çoğu kendini aldatan çaresizlerdir. Önemli olan bu değil. Asıl olan, halkımız söz konusu olduğunda, hep yaşanan yıkımı görünmez kılmaya çalışmalarıdır. Yoksul insanlarımızın kendilerini iktidar veya yarı-iktidar zannetmesini sağlamaları, düzene sundukları en büyük hizmettir. Gerçekte Kılıçdaroğlu yönetimi CHP’nin devletten, uzlaşma yoluyla tasfiyesidir. Baykal’ın ayak diremesinin yerini “Kılıçdaroğlu uzlaşmanın” almasının üstünden geçen süre on altı yıldır! Bunu ihanet diye açıklamak akla sığar mı? O dönüşümü bu köşede “İkinci Cumhuriyetin Halk Partisi” tabirini kullanarak birden fazla kere yazmayı denemiştim. Pek simgesel bir ifadeyle “laiklik tehlikede değil” denecek ise, Cumhuriyetin tasfiye çağındayız demekti ve kurucu partiye herhangi bir yer kalmayacaktı. O yazıların temel esprisi buydu. Şimdi yerin tükendiği günlerdeyiz. 21.yüzyılın ikinci on yılından başlayarak Cumhuriyet devlet katında tasfiye edildi. Artık kamucu bir bürokrasi yoktur. Bilimsel bir üniversite yoktur. Bağımsız yargı yoktur. Laik yönetim yoktur… Ancak bu yolla daraltılan alana toplum sığmamış ve hemen 2013’te, yani 2010 referandumundan ve Baykal-Kılıçdaroğlu görev değişiminden üç, onu izleyen genel seçimlerden iki yıl sonra Haziran Direnişi patlamıştır. Yeni olası sıkışmaların ve kaçınılmaz patlamaların yönetilmesi, Cumhuriyetçiliğin başta emekçiler olmak üzere toplumda edindiği mevziler nedeniyle son derece güçtür ve Türkiye’nin son on yılı seçim üstüne seçim kazanan gericiliğin yönetim krizleriyle anılır durumdadır. AKP, Cumhuriyetçiliğin toplumsal mevzilerini kırabilmek için CHP’nin kapısına kilit asılması noktasına geldi. Bu karar, iktidarın gücü ve Yeni-Osmanlı’ya doğru büyük bir sıçramayı ifade etmiyor. Egemen güçler CHP’nin “tamamlayıcı” rolünden vazgeçtiklerinde, Türkiye’yi yönetme ehliyetlerini daha da yitirecekler. Özele kriz potansiyeli büyümektedir. Ancak CHP’nin son yıllarda temsil etmese de parçası olduğu devlet aklının ne olduğunu netleştirmek durumundayız. Türkiye’de emperyalizm, büyük sermaye, dinci gericilik üçgeni Cumhuriyet’in tasfiyesine karar aldı. Kimileri Yeni-Osmanlı’da bir Cumhuriyet Halk partisinin varlığını sürdüreceğini zannedecek kadar tarih bilincinden yoksun olabilirler. Ancak hal böyle olsa bile, fatura tek bir haine ve arkadaşlarına kesilebilecek kadar küçük değildir! * * * CHP onlarca yıldır Türkiye’yi var eden kurtuluş ve kuruluşun öncesine dönmeyi arzulayan karşıdevrimin aklayıcısı, tashihçisi, tamamlayıcısıdır. Dönülecek noktada CHP’ye yer kalmayacağını akıl etmeyenler, şimdi beyhude, devlet aklından dem vurmakta, olmadı, bahçe hortumuyla direnmeye yeltenmektedirler. Ortada bir direniş vardır, ama görünüm kimsenin ne yaptığını tam olarak bilmediği yolundadır. Başta belirttim; akıl hocalığı uzak olsun. Gözlerimizin önünde bir perde kapanıyor. Bunu anlamamız ve yeni sahneye hazırlanmamız gerekiyor. Perde sadece CHP Genel Merkezinde veya Meclis Grup salonunda kapanmıyor. Borsaya bakınız: Ekonomi yönetiminin sermayeyi kaçırmamak, dövizi uçurmamak için taklalar attığı doğrudur. Ancak piyasaların durumu, emperyalizm ve büyük sermayenin karşıdevrimin bu son uğrağına da onay verdiklerini kanıtlamaktadır. Bu arada emperyalist şefler de rollerini oynamakta, Trump Erdoğan’ın sırtını sıvazlarken, Avrupalılar “cık cık cık” sesleri çıkartmaktadırlar! Muhalefetteki düzen partilerinin, demokrasi ve hukuk sevdalarının kabarmış olması da kimseyi yanıltmasın. CHP seçmenin üçte biri, Cumhuriyetçi duyular ise toplumun büyük çoğunluğudur. Umutsuzluğun kıyımına uğrasalar da, bu oranlar sıfırlanmayacağına, kitleler buharlaşmayacağına göre başkalarına müştemilat dikecek çok arsa kalır! Hesap bu olsa gerektir. Yoksa Türkiye sağının Cumhuriyet’le bağı AKP’ninkinden daha sağlam değildir… CHP perdesinin kapanması bir karşıdevrim uğrağıdır. Ancak karşıdevrimin tamamına erme olasılığı sıfırdır. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan Cumhuriyetçi emekçi halkımızın daracık bir saltanat siyasetine sıkıştırılabileceğine, ancak kibirli emperyalistler, sırf gözünü değil beynini de para bürümüş patronlar ve adı üstünde gericiler inanabilir. Halkımız, emekçi ve Cumhuriyetçi birikimimize dayanarak bir çıkış yolunu mutlaka bulacaktır. CHP giderayak, hâlâ halkımızın kendisini iktidarın parçası zannedip uyuşması için “devlet aklından” söz etmekte, tarihsel bir dönüşümü, basit bir ihanetle açıklamaya yelteniyor. Karşıdevrimi bir ihanetle temize çekmek mümkün değildir. Çıkış yolunun açılması için ise bu sahayı temizlememiz şarttır. 1 Ben Türkiye yakın tarihinde dolanacağım. Sol portalda konuya bir yaklaşım da Almanya tarihinden dolanarak yapıldı. Hatırlatmak istiyorum: https://haber.sol.org.tr/haber/gorus-chp-darbesi-ve-prusya-tokadi-410032 2 Cumhuriyetçi ve emekçi vurgularının kitlelerin ideolojik dünyasında örtüşmelerini kast etmiyorum. Çakışma tarihseldir. Cumhuriyetin kazanımlarından sınıfsal olarak en çok yarar sağlayanlar emekçilerdir. Eski rejimin tebaası olmaktan, egemenlerle eşit haklara sahip olduğu varsayılan yurttaşlığa geçiş büyük bir dönüşümdür.

Go to News Site