Collector
Tarihi geçmiş ürün reyonları yolda: ‘Gıda israfı’ kılıfıyla yoksulluk perdelenebilir mi? | Collector
Tarihi geçmiş ürün reyonları yolda: ‘Gıda israfı’ kılıfıyla yoksulluk perdelenebilir mi?
soL Haber

Tarihi geçmiş ürün reyonları yolda: ‘Gıda israfı’ kılıfıyla yoksulluk perdelenebilir mi?

Haber Merkezi Yurttaşlar çarşıya pazara çıkamazken AKP yine "Her şey patronlar için" diyor. Tavsiye edilen tüketim tarihi reyonlarıyla hem gıda güvenliği ve halk sağlığı hiçe sayılıyor hem de yoksulluğun üzeri örtülmek isteniyor. Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın. Tavsiye edilen tüketim tarihi (TETT), ürünün son tüketilmesi gereken tarihi değil, ürünün kalite özelliklerini koruyabildiği tarihtir. Tavsiye edilen tarih geçtikten sonra gıda; güvenilir olması, tat, koku, görünüş gibi bozulmaların olmaması koşulu ile piyasada bulunabilir. Tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş gıdaların insan tüketimine uygunluğunun kontrolü gıda işletmecilerinin sorumluluğundadır. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı bu sözleri, bakanlık, tavsiye edilen tüketim tarihi (TETT) geçmiş gıdaların "özel reyonlarda sunulmak" şartıyla satılabileceğine ilişkin genelge yayımlamadan hemen önce sarf etti. Bakana göre gıda “güvenilir” olduğunda tüketilebilir. Sorumluluk da işletmecidedir. Yani Yumaklı bir yandan sorumluluk almaktan kaçıyor bir yandan da "güvenilir" diyerek belirsiz bir tanımlama yapıyor. Peki bakanlık genelgesi ne diyor? 81 il müdürlüğüne geçtiğimiz günlerde gönderilen resmi talimatta, son tüketim tarihi (STT) dolmuş olan ürünlerin piyasada bulundurulmasının ve satılmasının ise kesinlikle yasak olduğu uyarısı yapılırken, tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş olan gıdaların ticari olarak satılabileceği belirtiliyor. Kılıf olarak da “gıda israfı” kullanılıyor. Düzenleme kapsamında market ve bakkallarda tavsiye edilen tarihi geride kalmış ürünler, tezgahtaki diğer taze gıdalardan ayrıştırılarak özel reyonlarda satışa sunulabilecek. Sorumluluk da yine Bakan’ın söylediği gibi işletmecide. Denetim yapılacağı en üst sınırdan cezai yaptırımlar uygulanacağı savunulsa da, on binlerce reyonu kontrol etmek pek mümkün değil. Edilse de denetim yapanlara güvenin kalmadığı düşünüldüğünde, çeşitli usulsüzlük ve yolsuzluğun meşrulaştırılması işten bile değil. Özetle yetkililer bu sistemin doğrudan bir gıda güvenilirliği riski taşımadığını savunuyor ancak durum pek öyle değil. Üstelik tek sorunumuz bu da değil. Ülkemizde gıda kontrol görevlisi 'Son kullanma tarihi' etiketini de AKP kaldırmıştı Düzenlemenin detaylarını sorduğumuz TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Uğur Toprak öncelikle uzun zaman önce iktidarın etiketleme tebliğinde yaptığı değişikliği hatırlatıyor. Önceden var olan “son kullanma tarihi” etiketinin yine “israfı önlemek için” denilerek “ son tüketim tarihi” ve “tavsiye edilen tüketim tarihi” haline getirildiğini kaydeden Toprak, ikisi arasındaki ayrımı şöyle anlatıyor: Son tüketim tarihi dediğimiz ürünler, o tarih geldikten sonra tüketilmemesi gereken ürünleri içeriyor. Yani mikrobiyolojik olarak, bozulma olabilecek ve gıda zehirlenmesine yol açabilecek ürünler. Ne bunlar? Et ve süt ürünleri gibi gıdalar. Tavsiye edilen tüketim ise bisküvi, çay gibi ürünler için geçerli. O tarih gelse de bu ürün bozulmayacak demek. Ancak ürünün etiketinin üzerinde yazan saklama koşulları uygulandığı takdirde. Yani tabii ki şimdi siz bir bisküviyi serin ve kuru bir yerde tutmazsanız ne olacak? Nemlenecek. Nemlendiği için de fiziki özelliklerinde bir bozulma olacak. İşsiz sayısı neredeyse 15 milyonu buldu. Çalışanların aşağı yukarı yarısı 28 bin liralık asgari ücretle sefalete sürükleniyor. Açlık sınırı 35 bin, yoksulluk sınırı ise 113 bin liraya dayandı. Tam bu noktada sermaye düzeni devreye girerek, ‘Taze gıdaya gücün yetmiyorsa, raf ömrü dolmaya yaklaşmış olanı sana ucuza verelim’ demiş oluyor. İki sene sonra da bir ürün satılabilecek mi, belirsiz Toprak, düzenlemeyle ilgili önemli bir belirsizliğe ve boşluğa da dikkat çekiyor: “Tavsiye edilen tüketim tarihi ne kadar geçmiş bir ürün tüketilebilir? Bununla ilgili bir şey yok, ucu açık. İki sene geçmiş ürünü de satabilirsiniz.” Denetleme konusunun da ayrı bir sıkıntı olduğunu vurgulayan Toprak, dışarıdan gıda güvenliğine uygun olup olmadığını bilemeyeceğimiz ürünler için işlerin karışacağını söylüyor. Çünkü söz konusu ürünlerin uygun koşullarda depolanıp depolanmadığı, saklanıp saklanmadığı konusu soru işareti olacak: Öncelikle bu uygulama denetlenemez. Mevzuatta bir boşluk var. İkincisi ise saklama koşulları. ‘Serin ve kuru yerde saklayın’ diyor bisküvi için. Ama market o bisküviyi nemli bir depoda sakladıysa veya güneşin altında tuttuysa o ürün TETT'sinden önce de bozulabilir, sonra da bozulabilir. Kim denetleyecek bunu? Denetlenemez. Dolayısıyla hani halk sağlığı boyutu sıkıntılı. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın "gıda savurganlığını önlemek" yalanıyla "bayat" ürünleri market raflarına taşıyacak yasal kılıfı hazırlıyor. İbrahim Uğur Toprak uygulamayı şöyle eleştiriyor: “Bu politikalarla yönetilen bir ülkede, yurttaşın gıda hakkı ve güvencesi gündemin parçası değildir. STT gıda güvenliği, TETT ise sınıfsal bir tercihin itirafıdır.” Yoksullara besin değeri düşük ürün: ‘Bu adeta sosyal devletin iflas belgesi’ Defolu ya da tarihi geçmiş, "ikinci kalite" diyebileceğimiz gıdanın kimler tarafından satın alınacağı, kimlere satılacağı konusu var bir de. Yoksul çeperlere, işçi mahallelerine sıkışması çok muhtemel bu uygulama sınıfsal bir gıda adaletsizliğine de yol açma ihtimali taşıyor. Bunun sonuçları belki uzun yıllar sonra anlaşılacak ancak gelir düzeyi düşük yurttaşlar besin değeri düşmüş ürünleri tüketmiş olacak. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Toprak odanın da bu konuya sınıfsal yaklaştığını vurguluyor: Mikrobiyolojik açıdan bir zehirlenme yaratmasa da, ürünlerin besin değerlerinde bir düşme de olacaktır. Oda olarak bu işe bakış açımız biraz olayın sınıfsal boyutu aslında. Hatırlarsınız Ocak ayı civarındaydı, Ülker'in ‘Yenir marketleri’ gündem olmuştu. Böyle yerlerden aldığımız referans bu işin hep yoksulluğun yaşandığı, bölgelerde yapılmasıydı. Dolayısıyla varlıklı bölgelerde, zenginlerin olduğu bölgelerde ya da burjuva mahallesi diyebileceğimiz yerlerde, bunlar yapılabilecek mi? Yapılsa da satılabilecek mi? Bu da ayrı bir tartışma. Çok açık ki bu tablo, derinleşen ekonomik krizin, açlık sınırına hapsedilmiş milyonların ve sermayenin yoksulluğu yönetme biçiminin en çıplak, en vahşi itirafı. Bu apaçık bir sınıfsal şiddet. Bu adeta sosyal devletin iflas belgesi. Toprak meselenin gıda açısından biraz uygun koşullar sağlanabilmesine gelip dayandığını ve bu konuda da hepimizin kafasında oluşan makul şüphelere işaret ediyor. Uygulanabilir olsa, halk yararına ve denetlenebilir şekilde bu iş başarılabilirse gereksiz üretimin önüne geçilmesinin yanlış olmadığını vurguluyor. Öte yandan kurumlara güvenin neredeyse sıfırlandığı, patronların yararının halktan üstün tutulduğu bu düzende gıda üretimini ve tüketimini de düzenlemek mümkün değil.

Go to News Site