soL Haber
Atilla Özsever Gazeteci Ercüment Akdeniz’in “Kardeşim Boro” isimli kitabı, kardeşi özelinde ülkemizdeki iç göçten yurt dışına uzanan göçmen olgusunu inceliyor. Akdeniz’in Silivri Cezaevi’nde kaleme aldığı bu yaşanmış öykü, göçmen işçilerin sınıf mücadelesindeki yerine de işaret ediyor… Bu pazar, siyasi gelişmelere ara verip bir kitap tanıtımı yapmak istiyorum. Kitabın ismi, “Kardeşim Boro” . Yazarı, gazeteci Ercüment Akdeniz . Tekin Yayınları’ndan çıkan kitabın basımı çok yeni, Nisan 2026 tarihli. Gazeteci/yazar Ercüment Akdeniz, 1972 Malatya doğumlu. Ercüment, Vartolu bir işçi ailesinin çocuğu olarak büyüyüp Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nde okudu. Siyasal mücadele içinde de yer alan Akdeniz, Hayat TV ve Evrensel gazetesinde çalıştı, İlke TV’de programcılığa devam ediyor. Gazeteci Akdeniz’in göç sorunu ağırlıklı altı kitabı var. “Kardeşim Boro” isimli son kitabı, kardeşinin yaşadıkları üzerinden ülkemizdeki iç göçü ve yurt dışına uzanan göçmen işçilerinin sorunlarını aktarıyor. Ercüment, kardeşiyle ilgili son kitabını bir siyasi soruşturma nedeniyle 2025 yılında 8 ay kaldığı Silivri Cezaevi'nde kaleme almış. Göçe sınıfsal yaklaşım Kitap, Akdeniz ailesinin Varto’dan başlayıp Malatya, İskenderun ve İstanbul’a uzanan göç hikayesini yalın ve gerçekçi bir üslupla anlatıyor. Bu süreçte depremler, yokluklar, siyasi çalkantılar, darbeler ve rota üzerindeki her durakta tekstil işçilerinden inşaat işçilerine, matbaa emekçilerine uzanan sömürü ve yaşam koşulları çıplak bir biçimde dile getiriliyor. Kitabın arka planında da yakın siyasi tarihimize ilişkin toplumsal mücadeleler, baskı ve işkenceler, siyasi mültecilik ve sürgünler söz konusu ediliyor. Ercüment’in kardeşi Boro, siyasi nedenlerle arandığı için mülteci olarak Almanya’ya gitmek zorunda kalıyor. Henüz 22 yaşında, iki yaşındaki çocuğu ve eşiyle Bükreş ve Bremen hattı üzerinden Almanya’ya varıyorsa da kısa bir süre sonra orada geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybediyor… Hüzünlü bir öykü “Kardeşim Boro”, bir insan hikayesi olarak duygu yüklü, çaresizliği ve yokluğu yaşamakla birlikte mücadele azmini de ortaya koyan, birey üzerinden arka plandaki sınıfsal süreci anlatan, filmi yapılabilecek hüzünlü bir öykü… Ercüment, Silivri Cezaevi’ne girdiğinde, kibrit kutularına benzeyen koğuşların birinde, havalandırmada demir parmaklara uğrayan kuşlar ve mahpusların arasında 28 yıllık bir özlemle kardeşinin hikayesini yazmaya başlar. Kardeşi Boro’nun asıl adı Erduran, 1 Mayıs 1975 doğumlu. Akdeniz ailesinin 5 çocuğu var. Ailede çocuk isimleri kısaltılarak ve sonuna da “o” takısı konarak bir lakaba dönüştürülüyormuş. Ercüment’e “Erco”, Erduran’a da “Boro” lakabını takmışlar. Baba Hüseyin Akdeniz, duvar ustası. Yoksul bir aile, Varto, Malatya derken İskenderun’da ikamet ediyor. Boro, orada doğuyor. Hüseyin usta, aileyi geçindirmek için 1979’da Suudi Arabistan yolcusu oluyor. 50 derecedeki çöl sıcağında bina inşaatında çalışıp ailesine para gönderiyor. 1980 darbesiyle tanışma 1970’lerin ikinci yarısından itibaren Türkiye’de çalkantılı yıllar. Yoksul semtlerde devrimci hareketler, pankartlar, duvarlarda afişler, sloganlar, diğer yandan karşı devrimci güçlerin baskınları, çatışma ve ölüm haberleri. Akdeniz ailesinin yaşadığı İskenderun’da da aynı gelişmeler, aranan devrimciler var. Sıkıyönetim günleri ve nihayetinde 12 Eylül 1980’de ordu darbe yapıp idareyi ele alıyor. Bir sabah uzun namlulu silahlarla sivil polisler Akdenizlerin evine baskına geliyor. Polisler annesine soruyor, “Bacı bizi yorma, silahlar nerede, kardeşin de yakalandı, uzatma çabuk silahların yerini söyle”. Ercüment’in annesi ise, soğukkanlı bir şekilde tüm suçlamaları reddediyor ama polisler alıp götürüyorlar. Ercüment 8 yaşında, diğer kardeşleri daha küçük, annesiz ne yapacaklar, baba Suudi Arabistan’da, komşular çocuklara sahip çıkıyor. Neyse ki annesi ertesi sabah serbest bırakılıyor. Göçmenlik macerası Zaman geçiyor, liseli yıllar, Ercüment ve kardeşi Boro, sol kitaplarla tanışıyorlar, tatillerde inşaat işlerinde çalışma, sömürüyü daha yakından tanıma söz konusu oluyor. Baba Hüseyin Akdeniz, Suudi Arabistan’dan sonra Almanya’da da göçmen işçiliğe devam ediyor. Ercüment’in göç konusuna merakı artıyor, İstanbul’a üniversiteye okumaya geliyor. Bir yandan okuma, bir yandan konfeksiyon işçiliğinde, daha sonra matbaada çalışarak eve para gönderiyor. Bu arada kardeşi Boro, İskenderun’da sosyalist gruplarla yakınlaşıyor, yazılama eylemleri, sol dergileri dağıtma, sonuçta tutuklama ve mahkeme süreci başlıyor. Boro, yani Erduran, cezaevinde üniversite sınavlarına giriyor ama kazanamıyor, iki ay sonra tahliye ediliyor. Sömürü koşulları Boro, İstanbul’a Ercüment’in yanına geliyor, inşaat işçiliğine başlıyor, sınıf meselesine ilgisi daha büyük. Bu arada Zeyno’ya sevdalanıyor ancak Zeyno Sünni, Boro Alevi. O dönemin değer yargıları içersinde evlenmeleri başlangıçta zora giriyor. Boro, çorap fabrikasında iş buluyor, evlenebilmek için para biriktiriyor, bir taraftan da fabrikada sendikal mücadeleye girişiyor. Çorap fabrikasında 500 kadar işçi çalışıyor. Usta başıların maaşları yüksek sigorta primleri yatıyor ama diğer düz işçilerin ve çırakların sigortaları yok. Çalışma koşulları zor, havalandırma zayıf, fabrika tozdan geçilmiyor, iç göçlerin getirdiği çocuklar birikmiş çorapları paketliyorlar, kadın çalışanlar da ağırlıkta, bel ve boyun fıtığı yaygın bir hastalık. Fıtık ya da diğer ateşli hastalıklar nedeniyle çalışmadığın günler için ücret kesiliyor. Boro, parça başı ücret nedeniyle borçlarını ödeyebilmek için geceli gündüzlü çalışıyor. Sendika yok ama Boro, işçilerin acil talepleri için bildiri hazırlıyor, giderek işçi önderi haline geliyor. Patronla tartışma ve işten atılma... Gazi mahallesinde oturuyorlar, hem devrimcilik hem de evliliği yürütme, yeniden iş bulma, ekonomik sorunlar akıp gidiyor. Nihayetinde Boro ve Zeyno’nun Umut Deniz isimli bir çocukları oluyor. Ancak Boro’nun daha önce yargılandığı bir davadan ötürü kesinleşen mahkeme kararı nedeniyle tekrar cezaevine girmesi gerekiyor. Askerliğini de yapmadığı için cezaevinden çıktıktan sonra 1,5 yıllık da askerlik var. Zaten geçinmek zor, bir çocukları da dünyaya gelmiş, çare olarak Almanya’daki akrabalarının yanına gitmek gündeme geliyor. Almanya’da siyasi mülteci Boro’nun bu koşullarda da yurt dışına çıkması zor, siyasi nedenlerle Almanya’da mülteci olmayı hesaplıyorlar ancak bu ülkeye gidişin farklı yollardan gerçekleşmesi mümkün. Yasal bir şekilde yurt dışına çıkış mümkün olmadığından bu işlerle uğraşan birtakım şebekeler yoluyla Almanya’ya gidiş düşünülüyor. Alman parası “Mark” bulup adamlara veriliyor fakat Bükreş üzerinden sahte pasaportlarla gidilmesi gerekirken sorunlar çıkıyor, organizasyon gerçekleşemiyor, zor bulunan marklar da boşa gitmiş oluyor. Boro, adamlara çok kızgın, tekrar bir deneme daha söz konusu, sonuçta Boro ve ailesi, Almanya’nın Bremen kentinde bir mülteci kampına yerleştiriliyor. Bir yandan dil sorunu, bir yandan iş bulup çalışmak, sorunlar büyük. Tüm bu süreçte göçmen işçilerin uluslararası mafya zincir ağına, insan ticaretine düşmesi, daha sonra düşük ücretlerle çalışmaları ve bu yöndeki mücadele de önemli bir deneyim oluyor. 'Ölüm, adın kalleş olsun' Kader bir gün Boro’nun bir trafik kazasıyla bu dünyadan ayrılmasına neden olacaktır. Türkiye’deki aile, bu haberi duyunca büyük bir perişanlık yaşıyor. Anne, trafik kazasına inanmayıp “Boro’yu öldürdüler” diyor. 22 yaşındaki kardeşin göçmen olarak gittiği ülkede talihsiz bir kazaya uğrayıp iki yaşındaki Umut Deniz’i ve eşini bırakarak bu dünyadan ayrılması, cenazesinin Türkiye’ye getirilmesi, aile fertlerinin yıkılışı, hüzünlü bir şekilde anlatılıyor. Boro’nun mezar taşına da İspanya İç Savaşı’nda ölen devrimciler için okunan şu dörtlük yazılıyor: “Ölürsem eğer seher vakti yarın Oturup ağlamayın başında mezarımın Özgürlük rüzgarıyım Eseceğim üzerinde memleketimin…” Kanatlarını Göçte Bırakanlar: Kardeşim Boro, Ercüment Akdeniz, 208 sf., Tekin Yayınevi
Go to News Site