Collector
“Eski şeyler” söyleme dönemi | Collector
“Eski şeyler” söyleme dönemi
BirGün Gazetesi

“Eski şeyler” söyleme dönemi

Bu toplumun bağrından çıkan büyük düşünür Mevlâna ta XIII. yüzyılda toplumsal değişimi, şu insanlık tarihinde öncü ve özlü  "Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım" diye açıklar. Bu sözler, “bugünlerde yaşanan, görülmedik, adı konulamaz olgulara” takılıp kalmamak, yakın geçmiş ya da “Cumhuriyet’in kuruluş değerlerini” çok daha güçlü bir biçimde özümseyip yenilenmek ve buradan geleceğe odaklanmak olarak algılanmalıdır. ÖNCE, EGEMENLİĞİN KAYNAĞI! Eskide kalmaması gereken temel egemenliktir. Hep vurgulanmalı ki, egemenliğin “halkın olması”  emperyalistlere ve yerli işbirlikçilerine karşı, Mustafa Kemal’in öncülüğünde bu halkın varıyla-yoğuyla verdiği Ulusal Bağımsızlık Savaşı ile gerçekleşti. Unutturulmamalı ki, ülke insanını, Sultanın “kulu olmaktan çıkararak Cumhuriyet’in eşit yurttaşı yapan”  egemenlik, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik ve Devrimcilikle gelişti; 14 Mayıs 1950’de tarihimizde ilk kez, iktidarın halkın özgür oyuyla değiştirilmesine ulaştı; 1960’ların, bu toplumun tarihinde sahip olduğu “en özgürlükçü anayasa”   ortamında güçlendi; doruk noktasına vardı. “12 Mart 1971’den sonra, giderek artan bir biçimde unutturulmak istenen, özellikle yakın yıllardan başlayarak artan bir biçimde bugün de “eskide kalması için” her şey yapılan, egemenliğin kaynağı ve onun doğal sonuçlarıdır. Özellikle 14 Mayıs 2023 Genel ve 19 Mart 2024 Yerel seçimlerinden sonra, bu ülkede yönetim gücünün ya da aynı anlama gelmek üzere egemenliğin kaynağının seçmen oluğu ilkesinin bir tarafa bırakılıyor olması asla unutulmamalıdır. Bu köşede çok kez vurgulandığı gibi Hatay Milletvekili Can Atalay’ın Meclis yerine hapiste tutulması ve başta İstanbul B.B. Başkanı E. İmamoğlu olmak üzere onlarca yerel yöneticinin haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı bile olmaksızın görev yapmalarının engellenmesi, Atalay benzeri bir yönetim gücünün kaynağı sorunudur. Daha özelde yönetim gücü kaynağının “seçmenin dışında” aranması CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel ve yönetimin elinden alınmak istenmesi de aynı özelliği taşıyor. Seçmeni hiçe sayma ya da yöneticinin gücünü “seçmen dışından alması” gerçeği,  geçen hafta CHP’ye yaşatılanlarla yeni ve asla onaylanamaz farklı niteliksel boyuta getirildi. CHP, yönetimi ve fiziksel varlığıyla “seçimle gelmeyen, 13 sene 170 gün partiyi yöneten ve girdiği 13 seçimde de başarısız olan ve iktidarın kuklası denilen kişiye,  üstelik kırarak, dökerek teslim edilmek istendi. Gerek ülkede gerekse ülkeyi yönetmeye çalışan siyasal partilerde “yönetim yetkisinin  “tek kaynağının” seçmen olduğu asla unutturulmamalıdır. HUKUK, YİNE HUKUK! Hukuk toplumsal yaşamın işleyişini sağlayan, toplum sözleşmesi de denilen kurallar bütünüdür. Ülkenin hukuk yapısı, A’dan Z’ye bozuktur. Eski şeyler söylemeye temelden başlamak, kesinleşmiş olan yargı kararlarının uygulanmasını ve tutuksuz yargılamanın esas olmasını;   can ve mal güvenliğinin sağlanmasını ısrarla istemek,  giderek, acımasızca yağmalanan  “doğal çevreye”  uzanmak gerekiyor. İkinci olarak, temel hak ve özgürlüklerin, başta düşünce ve ifade özgürlükleri olmak üzere doğrudan ya da dolaylı olarak sınırlandırılmasına karşı çıkılması; hafta içinde Bilgi Üniversitesi’nin kapatılıp-açılması türü olguların yaşanmaması için üniversite özerkliğinin ve bilimsel araştırma özgürlüğünün sözünün edilmesi; dilimiz Türkçeden uzaklaşılmaması;  resimden müziğe, yontudan kültür ve sanat yaratıcılıklarına kadar özgürlüğün varlığı ve tanınmaz duruma gelmiş olan ekonomik ve sosyal hakların tamamıyla unutturulmaması için uğraş verilmesi büyük önem taşıyor. Kamu yönetiminin yeniden, geçmişte olduğu gibi, bu ülkenin gerçek ve tüzel kişilerine “eşit davranmasını” ısrarla gündemde tutmak gerekiyor. Yönetimin sendikalara, sermaye örgütlerine ve meslek kuruluşlarına eşit davranması en temel hukuk kurallarından biridir. Bu ilkenin çok önemli bir ögesi olarak, seçimlere gidilirken hangi partinin iktidara geleceğine “seçmen karar verecekse”, ki böyle olmalı, seçim sandığına gidilirken tüm siyasal partiler kamu olanaklarından, örneğin TRT’den eskiden olduğu gibi “eşit” yararlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki,  her taraf eşitsizliğe gömülünce, daha doğrusu eşitsizlik doğallaştıkça gerçekleşen eşitlik, de toplumun çok büyük çoğunluğunun “yoksullukta eşitlenmesine” dönüşüyor. Kamu yönetiminin “kurumsal yapısı” onarılarak, önceleri sahip olduğu ilkelere dönmelidir. Bu bağlamda özellikle, toplumsal ve ekonomik yaşamı bire bir etkileyen iki kurum öne çıkıyor.  Türkiye İstatistik Kurumu-TÜİK’in bilimselliği ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası-TCMB bağımsızlığı tartışılamaz kılınmalıdır.  Vergilerin, ekonomik güce göre salınması da,  geçmişte olduğu gibi, sürekli gündemde tutulmalıdır. Geçmişte asla görülmeyen, ancak son yıllarda “kamuda işe almalarda “sözlü sınav” uygulamasıyla yaratılan acımasız eşitsizlik ve yıkımın bir an önce yok edilmesi; yine Cumhuriyet’in temel bir uygulaması olan kamunun her gün milyarlarca lirayı geçen mal ve hizmet alımlarının, açık ve yarışmacı ihalelerle yapılması istenmelidir. Günümüzde hepimize düşen birinci görev, egemenlik ve hukuk ile ilgili temel ilke ve kuralların unutturulmasına kesinlikle izin vermemek, onları var gücümüzle sahiplenmek ve bunu, kuruluşunun hamuru bu değerler olan, bugün de partiyi yönetme gücünü “üyesinden ve halkından” alan demokratik CHP’de gerçekleştirmektir.

Go to News Site