Collector
97’den bugüne: Radiohead ve geleceğin yankısı | Collector
97’den bugüne: Radiohead ve geleceğin yankısı
BirGün Gazetesi

97’den bugüne: Radiohead ve geleceğin yankısı

Serkan Fırtına Mayıs 1997. İnternet dünyasında henüz yolun başındaydık; evlere cızırtıyla bağlanan, bilginin henüz bugünkü gibi hızla tüketilmediği, "erişilebilir ama sınırlı" bir ağdı bu. Radiohead, OK Computer ile aslında bir devri kapatıyordu. Mayıs 1997’den bugün Mayıs 2026’ya uzanan tam 29 yıllık bir mesafe... Grubun yolculuğuna bakarsak; 1985’te Oxford’da kurulan ekip, 1993’teki Pablo Honey ile Britpop rüzgarına kapılmış, Creep ile şöhretin ilk sınavını vermişti. 1995’teki The Bends ile o popüler sulardan sıyrılmaya başladılar. Ve nihayet 1997’de OK Computer ile her şeyi yıktılar. Bu sadece bir tarz değişikliği değil, müziğin geleceğine atılmış bir meydan okumaydı. Akademik literatürde bu albüm için sıkça kullanılan "fin de siècle" (yüzyıl sonu) kavramı boşuna değil; grup, o neşeli popüler tınılardan çıkıp, bambaşka, karanlık bir yere demir attı. Bugün 29 yaşında bu albüm. Eskidi mi? Kesinlikle hayır. Tam aksine, dünya onların anlattığı o distopik atmosfere her gün biraz daha yaklaşıyor. Grup, kaydın büyük kısmını Bath’taki St. Catherine’s Court malikanesinde, dış dünyadan izole bir şekilde gerçekleştirdi. Malikanenin tarihi dokusu, taş duvarların yankısı; Thom Yorke’un omuzlarındaki melankoli, Jonny Greenwood’un incelikli gitar katmanları, Ed O’Brien’ın atmosferik ses dokuları, Colin Greenwood’un ritmi sırtlayan derin bas yürüyüşleri ve Philip Selway’in yerinde, tam kararında, her vuruşuyla o soğuk distopyaya insani bir sıcaklık katan davulları... OK Computer, bir stüdyo kaydı olmaktan öte, bu beş zihnin kendi içindeki o bitmek bilmez tartışmaların bir sonucuydu. O malikanenin atmosferi, albümün o soğuk, yankılı ve insana tedirginlik veren müzikal yapısını doğrudan belirledi. Jonny Greenwood’un klasik müzik disipliniyle, Thom Yorke’un sesini incelterek zirveye taşıdığı o kırılgan haykırışları birleşince ortaya çıkan şey, bir rock albümü değil; modern insanın sinir uçlarına temas eden bir iç dökümdü. Radiohead’i o dönemki diğer gruplardan ayıran şey, "yıldız" olma konforuna sırt çevirmeleriydi. Başardıklarında orada kalmayı değil, kendilerini imha edip bir sonraki seviyeye geçmeyi seçtiler. Pink Floyd’un atmosferik mirasını, insanı içine çeken, bitmek bilmez o hipnotik ritimlerle harmanladılar. Özellikle Paranoid Android ile geleneksel şarkı formunu bir yapboz gibi parçalayıp dağıttılar; birbirine eklemlenen farklı pasajlar, modern insanın zihin dağınıklığını adeta bir labirente dönüştürdü. No Surprises’da ise işler daha da içselleşti; o çocuksu ama tedirgin edici, mekanik tınıların ardında yatan «teknolojik yorgunluk» ve «kurtarılma» beklentisi, Yorke’un sesindeki o çaresizlikle birleşince, distopya artık dışarıdan değil, doğrudan insanın içinden konuşmaya başladı. Albüm, sadece bir müzik toplamı değil, o dönemden başlayan ve bugüne kadar durulmayan bir «modern zaman bıkkınlığının» dökümüydü. Şimdi ise internet teknolojisinin başladığı o sürecin en büyük kırılma anındayız: Yapay zekâ devrimi. İnternet bir başlangıçtı; yapay zekâ ise sürecin mutlak dönüşümü. OK Computer’ın 29 yıl önce sezdiği o dijital cendere, bugün algoritmaların kendi üretimini yaptığı bir boyuta evrildi. Ancak dönüp baktığımızda, artık bir sanatçının sezgisiyle yakalayabildiği o tedirginlik, dijital üretimin steril alanında başka bir biçime dönüşüyor. The Tourist’in son notası sönüp gittiğinde, 29 yıl önce yazılmış bir mektubun bugüne ulaştığını anlıyorsunuz. Eğer dünya dışından, başka bir zaman ve algı boyutundan gelen birileri bu albümü dinlese, insanlığın içinde bulunduğu o çaresiz durumu anlatan bu kişileri, bizi bu cendereden kurtarmaya gelmiş haberciler sanacaklarına eminim. Bugün asıl mesele, bir şarkının ya da bir albümün "sonu" geldiğinde, yapay zekanın her şeyi ürettiği o kusursuz düzlüğün içinde, insanın o eski "arızasının", hatalarının ve sancısının bir iz bırakıp bırakamayacağı. Radiohead 1997’de o arızayı müziğin merkezine koymuştu; biz bugün dijitalleşen dünyada, o arızanın bir gün tamamen silinmesinden korktuğumuz için, onu ısrarla aramaya devam ediyoruz.

Go to News Site