BirGün Gazetesi
…Merdümgiriz, rüya, gergef, şefkat, ince, bilgi, kırk, keder, yavaş, dem, baht, yerleşik, su, kırmızı, çaydanlık, sebep, silsile, amber, cüzdan, ağıt, teselli, avuntu, Nazım, derkenar, ünsiyet, muhabbet, cümle, kelime, özgür, gelecek, tan, hakikat, yankı, eşik, geçit, irade, meşruiyet, vicdan, perde, düğüm, tahammül, karar, dayanışma, yüzleşme, denge, bekleyiş, aydınlık, uyanış, çare, dönüşüm, yarın, anka, kül, yeryüzü, gökyüzü, yağmur, şemsiye, edeb, tevazu, meram, aşk, baki, malik, vazgeçmemek, umut, düş, istikrar, güven, tanış, zihniyet, bayram, his, ziyaret, sofra, kavuşum, buluş, örf, anane, red, rüzgar, gece, ayaz, tane, katre, biteviye, dilemma, devrim, bal, hallederiz, hasbelkader, gümrah, utanma, insan, yol, güç, değer, saye, adalet, maya, özgür, giriftar, feragat, diğerkam, utku, izgi, ezgi, sezgi, sessizlik, gelecek, çocuklar, mavi, yarın, yeniden, …Mecburcu, beklemezdim, usulen, mesafeli, yettin, kestik, bezdim, etkisiz, hibrit, temsili, şoklama, daksil, mefruşat, hasır, kıdemli, askıda, düşkün, yoz, alışkanlık, konfor, miğfer, kabuk, kifayetsiz, derdest, şok, kapsül, havsala, lafıgüzaf, ihanet, kötü, makamdar, yamak, hayın, ulak, bakarkör, kalleş, hançer, düşman, yandaş, satılmış, işbirlikçi, ezik, çatlama, tortu, muhteris, kayyım… Birlikte şiir çalıştığımız atölye arkadaşlarıma, kardeşlerime, kızıma, eşime, eşimin ailesine, kitap yazıları yazdığım haftalık Oksijen gazetesi kültür sanat yazarlarına, şairlere, doğal olarak Eskişehir’e, Birgün Pazar’da son haftalarda tek sözcüklü başlığı olan yazılar yazdığımı, bu hafta çıkacak, yani okumakta olduğunuz yazının başlığının ne olabileceğini, olması gerektiğini sordum. İki gruba ayırdım gelen yanıtları, bayram olduğu için bayramlık diyebileceğim sözcükleri ilk grupta, “amaaan şimdi bayram seyran, sonrası faşizm” diye 40 yıl önce yazdığım dizeyi de hatırlayarak, ne arifeyi ne bayramı yaşatan sözcükleri de ikinci grupta topladım. İlki “Hayat Bayram Olsa” şenliğini, esenliğini, iyiliğini, inceliğini, dostluğunu, paylaşmanın erdemini, dayanışmanın güzelliğini içeren sözcükler ve kavramlarla dopdolu, içiçe, sıcacık yanıtlardı, geldikleri sırayla ilk paragrafta yazdım. İkincisi “Bayram gelmiş neyime?” diye başlayıp, “kan damlar yüreğime” diye süren hicranlı, öfkeli, beter, fırtınalı, aynı ailede kan davasına dönüşen, yanında düşman hukukunun bile hukuk sayıldığı korkunç günlerin, kaçınılmaz biçimde kan, ihanet, kötülük kokan sözcük ve kavramları. Onlar da yazının ikinci paragrafında, pusu geleneğinin silahşörleri, kötülük toplumunun tetikçileri olarak duruyor. Bu haftanın yazısına ilişkin birkaç başlık vardı aklımda, hatta bu soruyu sorarken netleşmişti bile, beş harfliydi, Arapça bir sözcüktü ama bu ülkede hangi milletten, halktan, dilden, yoldan, dinden, mezhepten, meşrepten, kültürden olursanız olun, hepsinde bulunan bu varlık mı demeli yoksa yaratık mı bilemedim, onun için söylendiğinde herkes anlıyor, yüz buruşturuyor, sonunda ‘d’ mi var ‘t’ mi demeden bir kez de kendisi yineliyor, ağızdolusu söylüyordu, hala söylüyor! Çünkü insan tükeniyor onlar tükenmiyordu, ağızda söz tükeniyor onlarda kötülük tükenmiyordu, sabır tükeniyor onlardaki hırs tükenmiyordu! O sözcüğü yazmadım, isteyen düşünebilir, bulabilir, ama benim gönlüm herşeye karşın onu başlık yapmayı, yazıda da bundan söz etmeyi istemedi. Birlikte yol yürüdüğünüz, değerlerinizi savunduğunuz, sadeliğini övdüğünüz, coşku duyduğunuz, yapısında sakinlik, tavrında bilgelik bulduğunuz insanların sonunda hepimiz gibi bir ‘insan’ olduğunu, zaaflarına hırslarına yenik düştüklerini, gönlünüz kabul etmese de, görüyor, anlıyorsunuz, bu hayal kırıklığı çok büyük oldu diyorsunuz. Onlar yalnızca ‘bir insan’ı temsil etmiyor oysa, bir kötülükten çıkışta en önde olacağına inandığınız, öncülüğünde hep birlikte iyiliğe kavuşmayı düşlediğiniz, çok, pek çok, milyonlarca ‘bir insan’ın umuduyla bağlandığınız insanların da kul önce yolda kaybolduğunu, sonra kendinde kaybolduğunu, sanki hiç olmamış gibi olduğunu, demek istemesem de, bir kez daha acıyla görüyorsunuz. Yazıya, gelen sözcüklerden ya da sizin bulacağınız sözcüklerden bir başlık koyabilirsiniz, benim ayraç içinde yazamadığım, yazmadığım sözcüğe gelince, Nazım Hikmet’in Kuvay-ı Milliye Destanı 1. Bapta ‘Yıl 1918-1919 ve Karayılan Hikayesi’nde yazdığı gibidir ol hikayet: “Ateşi ve ihaneti gördük/ve yanan gözlerimizle durduk/bu dünyanın üzerinde.” Kullanmadım o sözcüğü, kullanamadım. Yoldan, halden, dilden, sürgünden, akrabadan Cemal Süreya da kullanmazdı o sözcüğü, yerine başka bir şey bulurdu ama, o Cemal Süreya’ydı çünkü, jest şairiydi, ben bulamadım, bulmak da istemedim, onun “Yarımada”sından dizelerini yinelemek istedim yalnızca, “biz kırıldık daha da kırılırız/kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.”
Go to News Site