soL Haber
Berkay Kemal Önoğlu Artık düzen partilerinden vazgeçin. Çalışan, geçim derdinde olan, namuslu, yurtsever vatandaş hiçbir patron partisine gram güven duymamalı. Ona göre hareket etmeli, ona göre hayal kurmalı, ona göre hayal kırıklıklarından sakınmalı kendisini. Bu bayram buruktu… Artık adeta bir sopaya dönüştürdükleri yargı kararları, her sofranın mideye oturan en ağır lokması haline gelmiş. Konusu açılınca tadı kaçan, masadan kalkıp giden var. Yedi bölge, 81 ilde en belirgin özelliğidir insanımızın, konu siyaset veya futbol olduğunda, ileri görüşlülük iddiasına sahip olmak. “Sağlam tüyo” almış gibi şişinerek ve kendine güvenerek konuşmak… Herkes herkese soran gözlerle bakıyor artık. Bana göre büyük çoğunluğun CHP’yi üzerine isnat olunanlardan temize çekmek gibi bir niyeti ve inancı yok. Konu bunların doğruluğuna inanmak, inanmamak da değil; bunlar artık önemsizleşmiş. İnsanlar AKP’nin bunların bin katını yaptığını da biliyor, bunu dile getiriyorlar ve sonuna kadar haklılar. Haklılığın öfkesi, hıncı hissediliyor bu anlarda. Mızıkçılık yapan, "top benim, takımları da ben belirlerim" diyen, oyun bozan zengin bebesine duyulan öfke bu. Ancak bunun işe yaramadığını ve yaramayacağını da görüyorlar. CHP’nin bir iktidar projesi olmaktan uzaklaştığını, ciddiyet ve yeterlilikten geri düştüğünü, inisiyatifini yitirdiğini anlamamış olmak pek de mümkün değil artık? Aslında hepinizin de bildiği, gördüğü gibi; insanımız mutsuz, derin bir hayal kırıklığına savrulmanın eşiğinde belki. Ve bunda en az iktidar kadar sorumluluğu olanların unutulmaması gerekiyor. CHP; kendisine hasbelkader, mecbur hissettiği için oy veren milyonlarca insanın özlemlerini, fikir ve kanaatlerini, hassasiyetlerini savunan, gözeten, bunlar için kavga veren programatik bir siyaset izlemedi, izlemiyor ve izlemeyecek. Bunun da son derece açık ideolojik, sınıfsal nedenleri var elbette. Siyasetinin referansı kalmayan, neyi savunduğu belli olmayan, hep “en geniş”lerde, hep “AKP gitsin de ne olursa olsun”larda dolanan CHP iyiden iyiye şekilsizleşmiş ve ne kadar süreceği belirsiz mutlak bir kaosa iktidar eliyle itilmiştir. Bugün için dağılmıştır. Oturduğum her masada, sohbet edebildiğim, değer verdiğim herkese anlatmaya çalıştım: Seçmeyin arkadaşlar. Hiç seçilir mi? Kılıçdaroğlu, Özel veya İmamoğlu arasında seçim yapmak bir tercih konusu mudur artık? Doğru şıkkı seçince belalar def mi edilecektir? Seçmeyin artık ve düşmeyin de. Demek ki yok! Olmuyormuş! Niçin inanmadığınız insanlara iradenizi emanet ediyorsunuz? Böyle hamle yapılabilir mi? Böyle kendisini savunmaktan, çeki düzen vermekten aciz bir şekilsiz yapının arkasında bu ülkenin geleceğini, bütün bir toplumsal muhalefeti, cumhuriyetçi birikimi toplamak kumar değil midir? Yazık olmayacak mı? Şimdi kimse çıkıp, "E ne yapsınlar, bütün imkânlar iktidarın elindeyken elbette böyle olacaktı" demesin! Elbette saldırılar olacaktı, elbette AKP, AKP’liğini yapacaktı ama yürüyüş, dosdoğru ve dimdik devam etmeliydi. Öyle oldu mu? Yürüyüşe devam edeceğiz. Merak etmesinler! Ama bunun için "Biz mücadelemizi kimlere emanet ediyoruz? Kimlere kefil oluyoruz?" diye bir düşünmek gerekmez mi? Bu köhne sistemin stepnesi haline gelmiş, paranın saltanatını sorgulamayan, rant düzenine su taşıyan partiler; düzen içi herhangi bir siyasi çizgi, AKP karşısında nasıl tertemiz ve dosdoğru yürüyebilir? Kolay olmayacak; kolay olacağını hiçbir zaman söylemedik. Ama tam da neyi kastettiğimizi anladığınızı biliyoruz. Savunma çizgisini yanlış yerden çekersek daha kaç defa hayal kırıklığı yaşamak demektir bu? Bu ısrar daha kaç yılımıza mal olacaktır? Artık düzen partilerinden vazgeçin. Çalışan, geçim derdinde olan, namuslu, yurtsever vatandaş hiçbir patron partisine gram güven duymamalı. Ona göre hareket etmeli, ona göre hayal kurmalı, ona göre hayal kırıklıklarından sakınmalı kendisini. Bizi bunca yıkıma ve siyasi tıkanmışlığa rağmen hala bu ülkede bir arada tutacak, omuz omuza yaşatacak güçlü bir zemin olduğunu unutmayalım. Toplumu şekillendirecek, toplum olma özelliklerini güçlendirecek bir yasayı birlikte oluşturacağız mutlaka. Bazen kâğıt üstündekiler yetersiz kalır; bugün olduğu gibi, kanun kalmaz memlekette. Ama işte o anlarda toplum; bir arada kalmanın ve "halk olabilmenin" yazılı olmayan kanunlarını tanımaya ve uygulamaya başlar. Kolları sıvadığında, ayağa kalktığında, irade gösterdiğinde, kolay yoldan sapıp zor yola giriştiğinde… Şöyle bir göğsümüzü şişirip, kendine güvenen ve güzel günlere inançla yürüyen emekçi halkın gerçek iktidar yürüyüşünü başlatmalıyız. Yaş tahtaya basmadan, sakata gelmeden, baltayı taşa vurmadan, bindiği dalı kesmeden… Tertemiz ve dosdoğru!
Go to News Site