BirGün Gazetesi
Dün gece bir rüyalar, bir rüyalar… Memleket gündemi gibi… Hatırlıyorum… Uykuya dalar dalmaz. Kulağımda bir ses… “Ben Kemal dönüyorum.” Hoppalaaa… Bir baktım, kırmızı bir otobüsün üzerinde Kemal Kılıçdaroğlu. CHP Genel Merkezi’ne doğru gidiyor. Rocky filmindeki Apollo gibi ABD bayrağı biçiminde beyaz-kırmızı-mavi şort, yelek giymiş, kafasında aynı renklerde silindir şapka… Otobüsten bana doğru bakıp Sam Amca gibi parmağını uzattı, “Seni istiyorum” diye bağırdı. Ben kaçacak delik ararken otobüsün etrafını kalabalık sardı. Hepsi aynı anda bağırıyordu: “Yaşasın Monarşi, Yaşasın Monarşi…” Kılıçdaroğlu, ‘Size monarşi yakışır’ diyen sömürge valisi Tom Barrack’ın fotoğrafını öpüp havaya kaldırdı. Rüya işte. Çok mantıklı olmuyor. Gerçeklikten kopuyor. “Saltanatı kaldıran, Cumhuriyeti ilan eden Atatürk’ün kurduğu partide monarşi sevdalılarının ne işi var” diye düşündüm. Memleket öyle bir hale geldi ki; rüyalar, gerçek hayattan daha mantıklı. Neyse o sırada otobüsün üzerinde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafının yanındaki yazıyı fark ettim. ‘Türkiye için teRTEmiz bir başlangıç’ yazmışlar. Sloganda RTE harflerini bir araya getirmeyi becermişlerdi. “Yok artık” dedim. RTE’yi bırak, 13 seçim kaybetmiş, kurultay kaybetmiş, 78 yaşındaki adamın ‘Yeni Bir Başlangıç’ diye slogan kullanması ancak rüyada olurdu. Bir an ‘Galiba rüyadayım’ diye uyanacaktım ki; bunun gerçek olduğunu hatırlayıp yine uykuya daldım. Kılıçdaroğlu, ampul desenli takım elbise giymişti. Otobüs, Dombra şarkısı eşliğinde Tayyip Erdoğan’ın ‘Dik dur eğilme’ sloganıyla ilerliyordu. Kılıçdaroğlu, “13 seçim kaybettirdim, 14’üncü seçimi de kaybettireceğim. Erdoğan padişahlığını ilan edene kadar durmak yok, yola devam” dedi. Etrafında toplananlar bu sözlerle kendilerinden geçti, hep birlikte bağırdılar: “Ampul Kemal… Ampul Kemal…” Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’ni görünce duygulandı. Uzaklara daldı. Herkes anlamıştı; kendisine Atatürk’ün kurduğu 103 yıllık partiyi hediye eden Tayyip Erdoğan’a minnet duygusu içini kaplamıştı. Devlet Bahçeli, Erdoğan’a doğum günü için 72 kırmızı gül göndermişti. Bunu aşan bir hediye olmalıydı. “CHP’nin kasasındaki parayla daha büyük bir bina yapıp hediye edelim” dedi. Danışmanları hep bir ağızdan muhteşem fikri onayladı. Ama yetmezdi. Kılıçdaroğlu, Tom Barrack’a dönüp “Sayın Cumhurbaşkanı’nın fotoğrafını girişe assak yakışır di mi?” diye sordu. Bu sırada yanıma gelen CHP’li bir abi “Adamı emperyalistlere karşı savaşan Gandhi Kemal zannettik, işgalci zırhlısıyla kaçan Vahdettin çıktı” dedi. ‘Harbiden tipi de Gandhi’den çok Vahdettin’e benziyor’ diyen başka bir adam Genel Merkez önündeki iki Mercedes’i işaret etti. Üstlerinde ‘Haram parayla alınmıştır’ yazıyordu. Pos bıyıklı, TGRT’den transfer basın danışmanı gaza geldi. “CHP’yi bitireceğiz Genel Başkanım. Bitireceğiz” derken kendinden geçmişti. Atanan CHP Genel Başkanı da CHP’ye ağır darbe indirmenin coşkusuna kapılmıştı. Ama Vito’yu görünce “Benim minibüsüm, benim minibüsüm” diye bağırmaya başladı. ‘TeRTEmiz bir başlangıç’ yazan otobüsten Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri duyuldu: “Minibüsümü Aziz İhsan Aktaş almıştı.” Atanan CHP yönetiminin kendi partisini karalama hamlesi skandala dönüşmüştü, Mercedesleri hemen götürdüler. Kılıçdaroğlu’nu Genel Merkez kapısında Gürsel Tekin karşıladı. Duşakabinoğulları kostümü giymişti. Ferman şeklinde uzun bir kağıdı açıp okudu: “AKP yargısı ve polisle CHP İstanbul İl Binası’nı işgal ettik. ‘Daha fazla alçalamazsınız’ diyenler oldu. Koltuk sevdamızı hafife alanlar oldu. Genel Merkez’e de polis zoruyla girdik. İktidar yürüyüşünde, birinci parti olan bir CHP vardı. Saray’ın, AKP yargısının veremediği zararı CHP’ye biz verdik. İBB Davası çökerken iktidarın imdadına biz yetiştik. Daha da alçalacağız. Cezaevinde, betona hapsedilmiş partidaşlarımızı da satacağız!” Bu memleket için idam sehpasına tekme atan Deniz Gezmiş’i filmde oynayan Berhan Şimşek bir koltuk için yüz takla atıyordu. Çok acınasıydı. Kılıçdaroğlu otobüsten inip CHP Genel Merkezi’ne doğru yürürken bindirilmiş kıtalardan üzerine kırmızı karanfiller atıldı. “Bunları toplayıp Erdoğan’a hediye edersek Bahçeli’yi de sollarız” deyince etrafındaki koltuk sevdalıları karanfilleri toplamak için birbirini ezdi. Polislerce kırılan CHP Genel Merkezi’nin kapısına geldiğinde duygulandı. Nihayet amacına ulaşmıştı. Mutlak Butlan kararına kadar sessizce beklemiş, buna Saray bile sinir olmuştu. AKP’nin baskısıyla kararın açıklanmasından bir gün önce sahneye çıkmış, hapisteki partidaşlarını satarak Saray’ın gözüne girmiş ve kılını kıpırdatmadan bir video ile partinin binasına, kasasına konmuştu. Türkiye’nin dört bir yanından kaldırılan otobüslere rağmen bahçe bile tam dolmamıştı. Kiralanan drone mecburen bahçeyi değil sadece binayı çekti. Geniş acı kamera ve yapay zekalı fotoğraflarla biraz kalabalık hissi verilebildi. Kemal Kılıçdaroğlu bahçeye giriş yapınca binadan sırtlarında koltuklarıyla zübükler fışkırdı. Önce mafyöz tiplerle binaya gelmiş, püskürtülünce polislerle baskın yapmış ve hepsi kaptığı koltuğa yapışmıştı. Salyangoz, insan karışımı bir canlı formuna dönüşmüşlerdi. AKP yandaşı TGRT’de çalışıp CHP’li rolü yapanlar da belgesellere konu olacak bir yaşam formuydu. Rüya birden National Geographic’e döndü: “Bu tür; jöle kıvamında bir omurgaya sahiptir. Para ve koltuğu görünce omurgaları jel kıvamına gelir. Oturtuldukları koltuğun şeklini alırlar. Bu hallerinden utandıkları için kimsenin inanmayacağı türlü türlü mazeretler uydururlar. Mahalle yansa bunlar saç ektirir.” Sıkıntıdan uyanacaktım ki; bir gürültü duyuldu. Rüyanın sahnesi değişti. Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nin bahçesinde AKCHP’liler arasında sadrazam edasında yürüyordu. AKP Gençlik Kolları’ndan gelen takviye güçler dört parmakla Rabia işareti yapmamak için kendini zor tutuyordu. Kılıçdaroğlu merdivenlere geldiği sırada bir çocuk, elinde tuttuğu kalpaklı Atatürk fotoğrafına baktı. “Kalpak” dedi, sonra Kılıçdaroğlu ve çevresindekilere dönüp devam etti: “Kaypak.” ‘Kral çıplak’ etkisi yankılandı bahçede. Uzadı sessizlik. Kılıçdaroğlu paniklemişti. “Mahkeme kararı… Uymak zorundayız” diye gevelerken çocuk kapak yaptı: “Sen mahkeme kararına karşı Ankara’dan İstanbul’a elinde ‘Adalet’ afişiyle yürümedin mi?” Hakikat çıplaktı. Salyangoz insan karışımı türler çocuğun etrafını sarıp ağzını kapattılar. Derin sessizlik, bangır bangır Dombra ile bastırıldı. ‘Halkın umudu Kılıçdaroğlu’ sloganlarının arasına ‘AKP’nin umudu Kılıçdaroğlu’ sloganları karıştı ama kimse umursamadı. Kılıçdaroğlu kürsüye çıktığında kağıttan okumaya başladı: “CHP çukurdur, CHP çamurdur…” Sol görünümlü AKP’li danışman elindeki kağıtları kaptı. “Efendim Saray’dan gelen metinler karışmış. Bunu okuyacaksınız” dediği duyuldu. Yine kimse aldırmadı. Kılıçdaroğlu önce yapmayacaklarını vadetti: “Parti Meclisi’ni toplamayacağım… Meclis’te Grup Toplantısı yapmayacağım… AKP’ye ve Saray’a muhalefet etmeyeceğim… İktidarın tüm yolsuzluklarını unutacağım, unutturacağım… Miting yapmayacağım… Sokağa bile çıkamayacağım. Seçim zaten kazanmayacağım.” Rüya olsa bile bindirilmiş kıtalarda biraz mantık kalmıştı. Biri “Ne yapacağız o zaman” diye sordu. Sarayın atadığı muhalefet genel başkanı bu soruya hazırlıklıydı. Dört duvar arasına hapsedilmiş partidaşlarını satacaklarını ilan etti: “FETÖ ajanları… Rüşvetçiler… CIA, MOSSAD, MI6 casusları… Orklar… cinler, ejderhalar… eçüşler ile meçüşler partiyi ele geçirmiş. Ben fark etmemişim… Özür dilerim…” Televizyon başında bu açıklamayı izleyen AKP’liler bile “Yok artık… Biz bile bu kadarını diyemedik” dedi. Ama Kılıçdaroğlu, AKP’nin CHP’ye yönelik yeni operasyonlar yapacağını ilan etmişti. Kitle yeni tutuklamalarla yeni koltukların açılacağı vaadiyle coştu. ‘Koltuk… Koltuk…’ diye bağırıyorlardı. Kılıçdaroğlu “Arınacağız” dedi. Bu sırada kuyunun dibinden gelen bir ses yankılandı: “Midas’ın kulakları eşşşek kulakları…” Herkes etrafına bakarken gür ses devam etti: “Memleketten adaleti, ülkenin kurucu partisini çalmaktan büyük hırsızlık var mı? Nasıl arınacaksın.” Rüya bu ya… Yine atlama oldu. İBB Davası’nın duruşma salonunda buldum kendini. Etkin pişmanlar, savcıların baskısıyla ifade verdiklerini anlatıp günah çıkarıyordu. Delilsiz suçlamalar çöküyordu. AKP turuncusu cübbe giymiş hakimler uyukluyordu. Hapsedilen belediye başkanları ve bürokratların çocukları, anne-babaları, eşleri gözyaşı döküyordu. Birden duruşma salonunun kapısı açıldı. Mübaşirler borazanlar çalıp duyurdu: “Etkin pişmanların şahı geldi, selam durun.” Kemal Kılıçdaroğlu tanık kürsüsünde yıllarca yan yana yürüdüğü insanları sattı: “Hepsini betona gömün… Bu Kurban Bayramı’nda koltuğuma bunlar kurban olsun.” Arkasına bakmadan çıktı duruşma salonundan. Kapı CHP Genel Merkezi’ne açıldı. Seçilmediği CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturup poz verirken Güvenpark’tan ‘Hain Kemal’ sloganları yükseliyordu. Umurunda değildi. Saray’a minnettardı. Ter kan içinde uyandım… Kabus gibi rüyaydı. Televizyon açık kalmıştı. AKP ile beraber Türkiye’nin kurucu partisini çalan adamın ‘TeRTEmiz yeni bir başlangıç’ vaadiyle siyaset sahnesine dönüşü konuşuluyordu. Rüyanın sonunu televizyon izlerken hatırladım. ‘Kral Çıplak’ diyen çocuk CHP Genel Merkezi’nden Anıtkabir’e yürürken şöyle demişti: “13 seçimi CHP’ye kaybettiren adamdan artık AKP korksun. 14’üncü seçimi onlara kaybettirir…” Hayrolsun…
Go to News Site