Collector
Gezi Parkı’ndan Güvenpark’a… | Collector
Gezi Parkı’ndan Güvenpark’a…
BirGün Gündem

Gezi Parkı’ndan Güvenpark’a…

Tam da Gezi ’nin yıldönümünde, Ankara ’da iki farklı mekânda kritik iki toplantı vardı. Gezi , öncelikle gelecek umudunu yitirmeye başlayan ve yaşam tarzlarına müdahaleye isyan eden her kesimden gencin, bir örgütsel merkez ve çağrı olmaksızın kendiliğinden harekete geçmesiydi. Gücü de güçsüzlüğü de buradaydı. Belli bir örgütsel merkezin olmaması genişliğini sağlamış, örgütsüzlüğü de sönümlenmesinin belirleyici nedeni olmuştu. Gezi ’nin “ çocukları ” büyüdü. Saraçhane ’de onların küçük kardeşleri vardı ve benzer şekilde otoriterliğe itiraz ediyorlardı. Her ikisinde de bir başka gelecek inşa etme amacı, öfke, inanç, umut ve kararlılık vardı. Gezi ’nin yıldönümünde Ankara ’daki iki “ bayramlaşma ”ya bakanlar, hangisinin Gezi ’yi andırdığını, hangisinin Gezi ’yle bir benzerliği olmadığını hemen fark etmiştir. CHP Genel Merkezi önündeki “ kalabalık ” epeyce “ organize ”ydi. Salt bir davete koşmamış, getirilmişlerdi! Kürsüden kalabalığa akan duygu da bir gelecek inşası, bir iktidar yürüyüşü değil, orada ve o mekânın sınırları içinde yaşanacak bir hesaplaşmaydı! Heyecan, inanç, öfke, umut ve kararlılık varsa eğer, ancak o sınırlar içinde olabilecek kadardı. Her şey bir parti, bir örgüt, dahası onun “ yasa l” fakat toplumsal karşılığı küçük bir parçasıyla sınırlıydı. Güvenpark , bir çağrıcının ve kürsünün olması, o kürsüden tanıdık siyasi figürlerin seslenmesi açısından Gezi ’den farklıydı. Onun da gücü ya da güçsüzlüğüne evrilebilecek nokta burası! Ancak, bu fark dışında sayılabilecek çok da benzerliği vardı Güvenpark ’ın Gezi Parkı ’yla. Her şeyden önce, bir çağrı olsa da, oraya gelenler kendiliğinden gelmişlerdi. Heyecan, öfke, umut ve kararlılık sahiciydi. Küçük bir dokunuşla patlıyordu. Her yaştan insan vardı. Çocuk, anne, baba, dede, nine… Ve hepsinin hedefi iktidar olmak, Gezi ’de korkulup itiraz edilenin geri döndürülemez bir otoriterlik olarak kurumsallaşmasına karşı çıkmaktı. Çok sayıda yakasında CHP rozeti taşıyan vardı ama bir parti kimliği ile tanımlanamayacak genişlikte bir kitleydi. Daha da genişleme potansiyeli ve arzusu olan bir kitle “ Birleşe birleşe kazanacağız ” diye haykırıyor, kürsüden de yaşananın bir parti meselesi ya da iki kişi arasında bir çatışma değil, demokrasi ve otoriterlik arasında bir ayrışma olduğu mesajı veriliyordu. Gezi ’de “ ben ” diye öne çıkan biri yoktu! Gezi ’nin aradan çıkarmayı hedeflediği, bunu da somutladığı bir şey vardı: Para! Merdivenlerinde bir bakkal açılmış, insanlar kendilerinde fazla olanı ihtiyacı olanla karşılıksız paylaşmak üzere oraya getirmişti. Sokakların, meydanların, kitleselleşen direnişlerin ısrarla bize öğretmeye çalıştığı şey şu: Bir; kişilerin değil fikirlerin peşinden gidin! Net ve somut hedefleriniz yol göstersin size, müridine dönüşüp uçurduklarınız değil. Kişiler hayal kırıklığına uğratır, kendi benimsediğiniz fikirler ve hedefler değil! İki; para kirletir! Siyaseti ya da elde ettiğiniz iktidarları para/çıkar için araçsallaştırdığınızda kirlenme kaçınılmazdır. Yapacağınız siyaset ya da içinde siyaset yapacağınız yapıların paraya mesafeli olmasına dikkat edin. Siyasetin servet için değil hizmet için yapılması bir slogan olarak kalmasın! Şimdi Ankara ’daki iki meydana ve Gezi ’nin öğrettiklerine bakarak yapmamız gerekenlere sarılma zamanı. Emperyalizmin monarşi önerdiği ülkemizde, hukukun herkese aynı gözle baktığı, eşit koşullarda yarışılan çok partili parlamenter bir sistem kurmak gibi net bir hedefin peşinden gideceğiz! Kişilerin değil. Bu hedefe yürüyen herkesle aşağıdan yukarı birleşip bütünleşerek, en küçük mahalleden ve işyerinden başlayarak kişisel çıkarlara sırtını dönmüş bir büyük birleşik mücadeleyi örgütleyeceğiz. İşte o zaman her şey çok güzel olacak!

Go to News Site