Collector
Yeni Soğuk Savaş vakıfçılığında yeni eşik: İsrailsevicilik | Collector
Yeni Soğuk Savaş vakıfçılığında yeni eşik: İsrailsevicilik
soL Haber

Yeni Soğuk Savaş vakıfçılığında yeni eşik: İsrailsevicilik

Haber Merkezi 2026 yılı Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü'nün Türkiye'den Eren Keskin'e verilmesi uygun görülmüştür. Vakfın kendisini vakfettiği liberal demokrasiyi dünyaya ihraç etme projesine uygun olarak ödül icat edilerek, hem medyatik olmanın kapısı aralanmış hem de vakfın ideolojik kurgusuna uygun münevverler bulup, yerel işbirlikçiler örgütlenmeye başlanmıştır. Tabii her şey insan hakları ve ifade özgürlüğünün güzel hatrına... Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın. Sermayenin muhtelif adlarla partileri olduğu gibi, sermaye partilerinin de muhtelif ad ve işlevlerle donatılmış vakıf ve dernekleri vardır. Egemen sınıfların çıkarları için örgütlenmiş bu vakıf ve dernekler yalnızca ciddi mali bütçeler değil, aynı zamanda kalifiye sermaye uşaklarını da envanterlerine kaydetmişlerdir. Soğuk Savaş vakıfçılığının ayrıksı yerini bir kenara yazmakta büyük yarar vardır. Avrupa'yı saran faşist barbarlığın Kızıl Ordu sayesinde ezilmesinden sonra ideolojiler savaşına start veren emperyalist dünya, anti-komünist saldırganlığını ideolojiler üstü göstermek için totalitarizm teorisini dolaşıma sokarak, sosyalist dünyanın ideolojik kuşatmasında dernek ve uluslararası vakıflara büyük yatırım yapmıştı. Soğuk Savaş vakıfçılığının reel sosyalizmin çözülmesi sürecinden sonra biçim değiştirerek de olsa hız kesmeden devam ettiğini saptayabiliyoruz. İşte bu kriterlere haiz vakıflardan biri de liberal siyasetçi Gerhart Baum ve eşi Renate Baum adına peydahlanan Gerhart ve Renate Baum Vakfı faaliyete başlamıştı. Vakfın kendisini vakfettiği liberal demokrasiyi dünyaya ihraç etme projesine uygun olarak Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü icat edilerek, hem medyatik olmanın kapısı aralanmış hem de vakfın ideolojik kurgusuna uygun münevverler bulup, yerel işbirlikçiler örgütlenmeye başlanmıştır. Tabii her şey insan hakları ve ifade özgürlüğünün güzel hatrına... Ödüle layık görülenler 2026 yılı Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü'nün Türkiye'den Eren Keskin'e verilmesi uygun görülmüştür. Daha önce bu ödül, 2019'da Ahmad Mansour'a verilmişti. Ahmad Mansour, Filistinli bir Alman yurttaşı. Arap toplumundaki ''otoriter eğilimler'' üzerine gerekçelendirdiği kıytırık incelemeleri ile değil, Alman ana akım medyasının İsrail borazanları tarafından cilalanması ile ün yaptı. Aynı zamanda İsrail pasaportu da taşıyan Mansour, İsrail muhipliğinde o kadar ileri gitmiştir ki, polis koruması olmadan insan içine çıkamamaktadır. Zaten bu durum da Ahmad Mansour'un ''Arap toplumuna içkin olan şiddet eğilimi'' tezini (!) doğrulamıyor muydu! İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırım siyasetini savunabilecek kadar kişiliksiz bir işbirlikçi portresidir ödül sahibi Ahmad Mansour. Alman sömürge vakıfçısı Gerhart Baum'un ödüllerinden biri 2021 yılında yine Almanya'da yaşayan Beyaz Rusya vatandaşı ''renkli devrimci'' Maryja Kalesnikawa'ya verilmişti. Ana akım medyada kullanım değeri şimdilik bir kenarda tutuluyor. Bundan dolayı henüz sesi sedası çıkmıyor. Beyaz Rusya'ya dönük olası bir operasyonda ideolojik saldırı malzemesi olarak bekletiliyor. Sözü edilen ödüle 2022 yılında layık görülen bir başka isim ise Katja Peroskaya adında bir Ukrayna-İsrail yurttaşı. Peroskaya da Almanya'da yaşıyor. Ve Rusya'ya karşı Alman kamuoyunu kışkırtmak için elinden geleni yapıyor. Ödüllü Peroskaya, ''Rusya'ya askeri olarak saldırmak Batı'nın ahlaki ödevidir'' propagandasını yapan tam bir savaş kışkırtıcısı figür. Ukrayna meselesinden dolayı henüz kullanımda tutuluyor. Ödül sahibi Gerhart Baum kimdir? Kızıl Ordu esiri bir Nazi askerinin oğlu olarak Almanya'nın doğusunda Dresden'de dünyaya gelen Baum, batıya geçerek anti-komünist örgütlülüklere dahil oldu. Soğuk Savaş'ın etkili ideolojik silahı olan totalitarizm teorisi çerçevesinde ideolojik yönelimini belirleyen Baum, siyasal süreçlerle kurduğu ilişkide de hep bu ideolojik yörüngede hareket etti. Faşizm ile komünizmi aynı kefeye koyan bu yaklaşım Baum'u histerik bir anti-komünist yapmaya yetmişti. Baum'u anti-komünist yönelime götüren unsurlardan biri babanın Nazi olması diğeri de dünyaya geldiği kentin Alman Demokratik Cumhuriyeti sınırları içinde kalmasıydı. Totalitarizm propagandasının ideolojik ikliminde yetişen Baum, çok geçmeden Batı Alman düzeninin sıkı bir figüranı haline gelmişti. Savaş sonrası dönemde oluşturulan Batı Alman siyasetinde ''anahtar parti'' rolü verilen Hür Demokrat Parti FDP'nin içinde üst düzeyde siyaset yapmış bir figür için anti-komünist olmak ve İsrail devletinin varlığını hiçbir koşul altında sorgulamamak/sorgulatmamak siyaset yapmanın vazgeçilmez iki vize kriteriydi. Baum, bu iki kritere ömrü boyunca sadık kaldı. Bundan dolayıdır ki, 2010 yılında Gerhart Baum'a Hristiyan-Yahudi Birlikte Yaşam Toplumu (DKR) tarafından Giesbert Levin Ödülü verilmişti. İlhamını ve bütçesini 1949'da ABD'de kurulan National Conference of Christians and Jews (NCCJ) derneğinden alan Hristiyan-Yahudi Birlikte Yaşama Toplumu, aynı zamanda tipik bir Soğuk Savaş anti-komünist örgütlenmesi olan Uluslararası Hristiyan ve Yahudi Konseyi'nin de (ICCJ) üyesiydi. Baum, bakanlık görevinde bulunmuş, hatta bir dönem başbakan vekilliği de yapmış bir sağcıydı ancak kariyerine asıl ''değer katan'' görevi Kızıl Ordu Fraksiyonu RAF'ın üyelerine ve sol kamuoyuna dönük binbir türlü hukuksuzluğa alan açması ve sözü geçen devrimcilerin cezaevlerinden işkence görüp, intihar görüntüsü altında katledilmelerindeki mühim görevi ile ün saldı. İnsan haklarına en az değer veren bu sermaye bürokratı adına insan hakları adında bir ödül oluşturulması olsa olsa bir sermaye kara mizahı olabilirdi doğrusu! Vakıflar: 'Diplomatik destek taburları' Alman Dışişleri Bakanlığı'nın ''diplomatik destek taburları'' olarak nitelediği vakıfların uluslararası düzeyde faaliyet yürütüp, Türkiye'de de şubeleri olan sosyal demokrat SPD tarafından fonlanan Friedrich Ebert Vakfı'nın yanısıra, Hristiyan Birlik partilerinden muhafazakâr sağ Konrad Adenauer Vakfı, liberal sağdan Friedrich Naumann Vakfı ve Yeşiller Partisine yakın Heinrich Böll Vakfı'nı kaydetmek gerekiyor. Sosyalist solu ''dogmatik sol''dan uzaklaştırmaya soyunmuş sahte Luxemburgcu Rosa Luxemburg Vakfı'nın Türkiye network'ünü de unutmamak gerekiyor tabii. Bu vakıfların tamamı İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulup, uluslararası faaliyete başlamışlardır. Bu siyasi partilere bağlı uluslararası vakıfların dışında onlarca başka içerikli vakıf da hem Almanya içinde hem de ülke dışında faaliyet yürütmektedir. Kapitalizmde kamu kasasını dolandırmanın bir aracına da dönüşmüş bu vakıf ve dernekler kiliseye, şirketlere, çevreci ve cinsel özgürlükçü hak arama temaları üzerinden de şekillenmekedirler. Parti fikrinin yozlaştırılarak aşındırıldığı bir siyasal atmosferde kadın, barış, çevre, insan hakları ve cinsel özgürlük temalarının kamuflaj olarak kullanılması genel geçer eğilim oldu. Emekçi sınıflar için siyasi iktidar talebinin hiçleştirildiği bu ideolojik saldırıda, vakıf ve dernekler yalnızca düzenin dolaylı ya da doğrudan meşrulaştırıcısı olmakla kalmıyor, istihbarat örgütleri ve emperyalist siyaset açısından araçsallaştırılıyorlar da. Gerhart ve Renate Baum Vakfı tam bir İsrail devlet aparatıdır Geleneksel Soğuk Savaşçı Gerhart Baum'un vakfının Alman emperyalizminin etki alanını genişletmeye dönük stratejisi açıktır. Kullandığı yöntem ''insan hakları'' ve ''kadın özgürlüğü'' üzerinden kamufle edilmiş olsa bile, hedef açıktır. Gerhart Baum, devlet katında önemli görevler üstlenmeye sosyalizme savaş açarak başlamıştı. Alman Demokratik Cumhuriyeti'nin yenilgiye uğratılmasında uğursuz görevler üstlenen Baum, devrimcilerin kanına girmekte beis görmemiş bir anti-komünisttir. Baum'un bir görevi de İsrail'in devlet terörüne destek sağlamaktır. İsrail terörüne dönük en küçük bir eleştiriye dahi katlanamayan bu liberal soytarı, zamanında kendi partisi içinde üst düzeyde görev yapmış Jürgen Möllemann'a da kan kusturmuştu. Üçüncü Kohl hükümetinde Federal Eğitim ve Bilim Bakanı olan Jürgen Möllemann, 1992'de Federal Hükümet Başbakan Yardımcılığı da yapmıştı. Möllemann, 80'li yılların başından 90'lı yılların ortasına kadar Alman-Arap Toplumu derneğinin de başkanlığını yürütmüştü. Ve yer yer İsrail'i eleştiriyordu. Öyle ahım şahım laflar da etmiyordu İsrail'e dönük. Ariel Şaron'un Sabra ve Şatilla mülteci kapmlarındaki kasaplığını eleştirdiği için partisi FDP'de istenmeyen adam ilan edildi. Möllemann'ın dokunulmazlığı kaldırıldı. Bu kampanyanın ön plandaki örgütleyicilerden bir de insan hakları şampiyonu Gerhart Baum'du. Möllemann'ın suçu Almanya'da ''siyonist lobi''nin varlığına dair bir değerlendirmede bulunmasıydı. Bu saptama ve Şaron'un katliamcılığı eleştirisi Möllemann'ı ''anti-semit'' ilan etmeye yetmişti! Alman siyasetinin kutsal ineği İsrail'dir ve dokunulmazdır. İsrail Devleti'ne dönük bir eleştiri üst düzey bir hükümet yöneticisinden asla gelmemelidir/gelemez. Dönemin Almanya Yahudi Merkez Konseyi Başkanı Michel Friedman tarafından Möllemann anti-semit ilan edilerek bir linç kampanyasının hedefi haline getirildi. "İnsan hakları savunucusu" Gerhart Baum bu linç kampanyasının en etkin aktörlerinden biriydi. Tarih kaydetmiştir. Velhasıl Möllemann'a yönelik anti-semit kodlu linç kampanyası sonuç verdi ve ''vergi kaçırmak''tan Möllemann hakkında soruşturma açıldı. Her ortalama burjuva siyasetçi gibi akçeli işlerle arası kötü olmayan Möllemann itibar suikastine uğratılarak kenara itildi. Oysa İsrail'i eleştirmeseydi vergi kaçırması söz konusu dahi olmayacaktı. Nasıl olsa tencere kara, seninki benden kara! İlk gençlik yıllarından beri paraşüt sporunu düzenli bir şekilde sürdüren Möllemann, aniden paraşütünün açılamaması sonucu yere çakıldı. Paraşütün yedek güvenlik kolu manipüle edilmişti. Savcılık ''intihar'' deyip, olayın üzerini kapattı. Gerhart Baum Ödülü'nün Eren Keskin'e verilmesi seremonisinde hazır bulunan toplam İsrail Devleti'nin Almanya'daki Kürt toplumu içindeki örgütlülüğünü temsil etmekle görevli Almanya Kürt Toplumu Derneği (KGD) Genel Sekreteri Cahit Başar bu törende hazır bulunuyordu. Geçen yılın Ekim ayında Berlin'de yapılan Kürt-Yahudi Kongresi'ne İsrail Büyükelçisi ve Alman Devlet Sekreteri katıldığı halde bunu ''sivil toplum etkinliği'' olarak sunan dernek başkanı Ali Ertan Toprak'a verilen görev İsrail'in Gazze'deki soykırımını yumuşatma, ona gerekçe bulmaydı. İsrail terörüne yanıt veren direnişi ''saldırgan taraf'' olarak propaganda eden dernek yönetimi, Kürt halkını İsrail/ABD siyasetine ikna etmek için işlevlendirilmişti. İşte bu derneğin bir başka temsilcisi yine bir başka İsrail dostluğunda buluşmak için hazır bulunuyordu. Köln Belediye Başkanlığı seçimlerinde aday olan Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Meclis Başkan Vekili Türkiye kökenli Berivan Aymaz da sözü geçen törende sahne alıyordu. Amaç Alman emperyalizminin sadık bürokratı Gerhart Baum ödülü üzerinden Türkiye toplumuna özgürlük getirmekti! Katliamcı İsrailcilere destek veren ödül komitesi, Alman emperyalizminin etki alanının genişletme misyonuyla hareket eden muhipler ve Barzanici işbirlikçiliği ile kodifiye edilmiş feodal toplamın sahne aldığı bir ödül töreni... Verene de alana da hayırlı olsun!

Go to News Site