BirGün Gazetesi
Bu ifade Engin Bozkurt’un yakın zamanlarda NotaBene Yayınlarından çıkan Kentin Politik Tasarımı: Mekân, Gündelik Hayat ve Yerel Yönetimler kitabından bir bölümün başlığı. Tanıl Bora’nın ‘sunuş’ yazdığı bu kitapta; ‘Üçüncü Mekânlar’, ‘Tiny House’, ‘Amsterdam Evleri’, ‘Airbnb’ye Karşı Fairbnb’, ‘Yürümenin Felsefesi’, ‘15 Dakikalık Kent’, ‘Yeni Nesil Belediyecilik’, ‘Komünist Kadınların Kenti’, ‘Dijital Sosyalizm’, ‘Toplumcu Belediyecilik’ gibi daha bir dizi ilgi çekici başka başlık bulunuyor. Her biri kentlerin sosyolojisini anlamaya yönelik kendi başına tartışılmaya değer başlıklar. Bunlar arasında ‘Faşizmin Mekâna Sinmiş İzleri’ ise, benim de yıllardır çalıştığım kent sosyoloji ve hafızasının özel bir alanını oluşturuyor. Engin Bozkurt, bu bölümde faşizm olgusunun, 20. yüzyılda siyasal ve toplumsal izler bırakan mekânsal örneklerini, değişik ülkelerdeki deneyimler üzerinden aktarıyor ve siyasal tahakküme odaklanan arka planındaki zihin dünyasını tartışıyor. Faşist iktidar deneyiminin ilk örneklerinden birini temsil eden Mussolini’nin, ‘Roma’nın ihtişamını sahiplenirken, kendini Sezar ve Augustus’un mirasçısı gibi gösterdiği bir sahneye çevirdiğini’, ‘bu amaçla ortaçağdan kalma yapılar ve mahalleleri yıkarak Augustus ve Sezar’ın forumlarını görünür kılan geniş bir bulvarın, Mussolini’nin Roma fatihi gibi yürüyebileceği törensel bir koridor olarak planladığını’ yazıyor. *** Benzer biçimde Nazi Almanya’sındaki faşizm deneyiminde de kentsel mekâna yapılan politik müdahalelerin de aynı amaca matuf olduğunu tespit ediyor. Örneğin yaklaşık yedi kilometre uzunluğunda ve 120 metre genişliğinde olacak şekilde planlanan Zafer Caddesi’nin, Nazi yürüyüşleri ve törenleri için tasarlandığını, 1936 Olimpiyatları için inşa edilen Berlin Olimpiyat Stadyumu’nun da Nazi propagandasının en büyük sahnelerinden biri olarak düşünüldüğünü yazıyor. Nazi Toplama Kampları’nın inşası ise bu deneyimde çok daha özel bir yer oluşturuyor. ‘Bireyin ruhen çökertilmesi için titizlikle kurulan Auschwitz, Dachau, Treblinka gibi kitlesel ölüm merkezlerinin bir soğuk simetriyle planlandığını, uzayıp giden barakalar, dikenli teller, her hareketi gözetleyen kuleler ile kaçışın neredeyse imkânsız hale getirildiği bu mekânların, bedenle birlikte zihni de kuşattığını yazar. Gaz Odaları ve krematoryumlar, ölümü sanayi düzeni içinde üretmenin en acımasız ifadesi gibidir. Yazarın ifadesiyle insanlar temizlik bahanesiyle içeri alınıyor, gaz veriliyor ve ardından bedenler bacalardan duman olarak yükseliyordu. Kurbanların taşındığı ray hatları da seçme ve ayırma mekanizmalarına bağlanmıştı. Trenlerle getirilenler çalıştırılıyor veya öldürülüyordu. *** Özellikle 20. yüzyılda farklı ülkelerde tanıklık edilen bütün deneyimlerin gösterdiği gibi faşizm, şehirleri baskı ve tahakkümün zora dayalı soyut tasarımlarla toplumu yeniden biçimlendirdiği birer sahneye dönüştürmüştü. Faşist siyasal rejimler, şehir meydanlarını, caddeleri ve anıtları, kitleleri hizaya sokmak ve itaati kentte çarpıcı biçimde görünür kılmak için tasarlanmıştı. İtalya, İspanya ve Almanya çok daha öne çıkmış olsalar da hemen tüm Avrupa’yı ve ötesinde farklı kıtalardaki pek çok ülkeyi etkileyen ‘faşizm çağı’, şehirlerin toplumsal dokusunda olduğu gibi mekânsal dokusunda da derin izler bıraktı. Bir dönem adeta moda akım gibi ‘milliyetçilikler’ olarak cisimleşen bu süreç bütün dünyaya bir kâbus gibi çöktü. Gellner’in ‘herkesin iki kulağı, bir de ağzı olduğu gibi, bir de milleti olması gerektiği fikrinin sanki olağan bir düşünceye dönüştüğü yüzyıllık deneyimler, silinmesi hiç kolay olmayan tahrip edici bir miras bıraktı. Engin Bozkurt’un “Faşizmi mekândan silmek” olarak nitelediği yeni bir siyasal hedef ve ödev tam da bu bağlamda aktüelleşti. Kentsel mekâna sirayet etmiş bütün o tahrip edici örnekler hem geçmişle yüzleşmenin siyasal bir alanı hem de geleceğin yeniden kurulmasında belirleyici bir girişim alanı haline geldi. Bugün Avrupa’nın hemen her ülkesinde geçmişle yüzleşmenin birer sahası olarak bu mekânların örneklerini görmek mümkün. Türkiye ise sanki bütün o yüzyıl boyunca Avrupa’yı hiç örnek almamış, hafızasız bir ülke gibi duruyor. Ne tuhaf!
Go to News Site