Collector
Nihat Behram’dan uslanmayan, paslanmayan şiirler: DüşlüYorum | Collector
Nihat Behram’dan uslanmayan, paslanmayan şiirler: DüşlüYorum
BirGün Kültür ve Yaşam

Nihat Behram’dan uslanmayan, paslanmayan şiirler: DüşlüYorum

Nihat Behram ’ı ilk kez 1976’da, bir Ankara mitinginde gördüm; arkası açık bir pikabın üstünde, sırtında yeşil parkası, "Dövüşe Dövüşe Yürünecek" i okuyordu. Hayatımız Üstüne Şiirler (1972) ve Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar (1974) kitaplarındaki şiirlerini neredeyse ezberlemiş biri olarak, yeni aldığım son kitabına adını veren, gücünü ince imgelerden değil, kollektif duygu yaratma kapasitesinden alan, şiirden çok bir çağrı, bir ağıt ve bir manifesto arasında duran hibrit bir metin olan bu şiiri - hele de kendi sesinden – dinlerken, tüylerim diken diken olmuştu… Altıncı sayısından itibaren Nihat Behram’ın da katıldığı, Yılmaz Güney ’in Ocak 1978’de yayınlamaya başladığı aylık "Proleter Devrimci Kültür Mücadelesinde Güney" dergisinde çizmeye başladığımda, yeni bir dost kazanmanın yanı sıra, şiirin insanı ve toplumu anlamadaki gücünü bana yeniden hatırlatan bir yol arkadaşı da bulmuştum. Nihat Abi ’nin ince ruhu, dünyaya hayret etmeyi sürdüren duyarlı gözlemci karakteri, aynı zamanda doğaya, hayata, dostluğa ve insanın incinebilir yanına büyük dikkat gösteren lirik şiiri, bana her zaman yoldaş oldu. 1980 darbesinden önce Türkiye’den ayrılmak üzereyken bir gece İstiklal Caddesi'nde bana sarılıp okuduğu şiirleri, yastığımın altında saklıyorum hala… Nihat Abi ’nin son on yılda biriken şiirlerini bir araya getiren DüşlüYorum kitabı, geçtiğimiz günlerde Everest Yayınları tarafından yayımlandı. Babamın rahatsızlığı için yaptığım İstanbul yolculuğunda aldım kitabı. Güney Dergisi yıllarında buluştuğumuz Güney Film ’in olduğu sokağa götürdüm, bir taşın üstüne oturup, içime çekerek okudum… Onun şiirsel sesi, şiddetli siyasal direniş ile son derece hassas bir duygusal derinlik arasında çarpıcı bir dengeyle şekillenmiştir. Askeri hapishaneler, on yıllarca süren zorunlu sürgün ve vatandaşlıktan çıkarılma ile damgalanmış hayatı hem bir silah kadar keskin hem de bir kuş kanadı kadar yumuşak şiir tarzına doğrudan yansımıştır. DüşlüYorum ’daki şiirleri okurken, bir yandan da eski şiirlerine gidiş gelişler yaşadım. Neslinin yaşadığı yorgunluğu, ihaneti ve sessiz direnişi yansıtan Yine de Gülümseyerek şiirinde olduğu gibi büyük savaşlardan hayatın içsel acılarıyla başa çıkmaya geçişini yeni şiirlerinde de işliyor. DüşlüYorum ; Nihat Abi ’nin kendine özgü siyasi direncini yaşlanma, özlem ve geçmiş mücadelelerin ömür boyu sürecek izlerine dair samimi ve yalın bir bakışla harmanladığı, 96 sayfalık, duygusal bir geçmişe bakış niteliğinde. Kitabın ana motifi ikilikler üzerine odaklanıyor: Siyasal sürgünün soğukluğu (hasret) ile hayata ve devrime duyduğu sevginin sıcaklığı (sevda) arasında bir denge kuruyor. Bu durum, kitabın arka kapağına çıkan Hayat yarası şiirinde mükemmel bir şekilde özetlenmiş: “Bir yüzü hasret ayazı Bir yüzü sevda alazı İki yüzü keskin bir bıçak ağzımda Ondan ki Bir ömür sesim kanadı Soluğum yaralıdır Duman tüter avazım” Bu açıdan kitap, Nihat Behram ’ın edebi yolculuğunda derin bir evrimi işaret ediyor. Anıtsal antolojisi “Ateşi Solumak” (2018) ile yan yana konulduğunda, DüşlüYorum , şiir dünyasının yorulmaz bir savaşçısından derin bir bilgelik ve düşüncelere sahip bir filozofa ustaca geçiş yapan bir şairi ortaya koymaktadır. Bu kitap, pes etmeyi reddeden bir devrimcinin samimi bir arşivi gibi. Şiirlerinde daha çok rüzgar, deniz, toprak, ırmak, yağmur, tomurcuk okuyorsak da aslında Nihat Abi ’nin temel sosyalist-gerçekçi inancının değişmeden kaldığını biliyoruz; olan yalnızca gençliğinin keskin, siyasi sloganlarının derin, meditatif bir lirizme dönüşmüş olmasından başka bir şey değildir. “Yıldızların seyrine daldığında sanma ki gökte düğün alayı var, göğün derinliğinde yıldızların da her biri yapayalnızdır Ruhumu dişleyen sözcükler de öyle, uzaktan bakanı ışığıyla avutur içimde her biri sarılmamış yaradır” Yıldızlı yara, 2022, s. 83 DüşlüYorum kitabında yalnızlık, bir karakterin ya da belirli bir durumun üzerine giydirilmiş geçici bir duygu değil; şiirin neredeyse bütün dokusuna yayılmış bir varoluş hali olarak beliriyor. Bu yalnızlık, klasik anlamda “tek başınalık” değil; iç dünyanın çoğalmasıyla derinleşen, yani etraf boşaldığında değil, içeride sesler, hatıralar ve imgeler çoğaldığında oluşan ve daha çok imgelerin arasında hissedilen bir duygu. “… Geceler dilsiz ini Kimseler sormaz seni Yaşlarım taştan ağır Dilemem birisine Alazım köze indi Avazım dile sindi Bir ömür göz göz oldum Hasretin çırasına” Hasretin çırası, 2023, s. 87 Nihat Behram ve onu özdeşleştirdiğim nar (Basel, İsviçre - Fotoğraf Ümit Kartoğlu) Hasret, DüşlüYorum şiirlerinde daha geniş, daha tarihsel ve çoğu zaman daha politik bir eksene yayılmış durumda. Nihat Abi ’nin şiirlerinde hasret, nostaljik bir geri dönüş isteğinden çok, “yerinden edilme” hissiyle beslenir. İnsanın yalnızca bir kişiyi değil, bir zamanı, bir ihtimali ya da bir hayat biçimini de özlemesi gibi, Nihat Abi ’nin şiirinde hasret kollektif bir eksiklik hissine dönüşür. Şiirinde hasretin önemli bir özelliği de zamanla kurduğu ilişkidir. Hasret, geçmişe dönük bir duygu gibi görünse de onun şiirlerinde sürekli olarak şimdiye taşınır. Geçmiş, kapanmış bir dönem değil; bugünün içinde yaşayan bir ağırlık duygusu olarak şiirlere işler. “Toprak yağmuru örtünmeyi düşler Gece ayın bakışını yıldızların nakışını Gün ışığın akışını göğün koynunda Irmaklar denizi örtündükçe coşar düşlerinde Doruklar bulutları Dallar yaprakları… İnsan sevdasını örtünür düşlerinde” Örtü, 2018, s. 15 Kitaba damgasını vuran, en sarsıcı ve beni en çok acıtan şiir, Hatıralara veda ’dır. “Afişler mektuplar küpürler fotoğraflar dergiler...bir ömrün tanıkları olarak birikmişler dosyalar dolaplar çekmecelerde Açtığımda sararmış örtüsünü ekşi bir kokuydu yüzüme vuran Bir de uçurum var içinde insanın gerektiğinde itelemek için kendini anlaşılmaz olmaktansa yok olmayı seçtiği bir kavşakta Elveda hatıralar, her birini hesapsız çıkarsız soluduğum günlerin bir yanı coşkun bir yanı üzgün izleri Elveda tanıklarım, doruklardan toplayıp uçurumlarda sakladığım Neye yarar ki artık hüzünlenmek sevinmek ya da öfkelenmek hatıralarda Doldurup bir çuvala ömrümün kıvrımlarını bıraktım kaldırıma süpürsün diye uzaklara rüzgâr Sanki tutsak bir kuş sürüsüydü biriktirdiğim onları göğe saldım” Hatıralara veda,  2021, s. 54 Nihat Behram, 50 yıllık arşivini çöpe koymasını 28 Temmuz 2021’de Twitter’de “İnsan bazen kendine karşı da intikam duygusu taşıyor. Öyle bir öfkeyle 50 yıllık arşivimi çöpe koydum. Çöp kamyonu aldı gitti. Oturup kaldırımdaki boşluğuna bir sigara yaktım. Kara kuru bir köpek geldi yanıma, çıkarsız. Uzun uzun bakıştık. Sanki kokusundan okuyordu içimdeki sızıyı.” diye duyurmuştu. Bir iki dostun, o da öylesine “yazık/yanlış etmişsin” diye serzenişi dışında, bir yankısı olmamıştı. Bugünse, X sosyal medya hesabına Kasım 2025’te Türkiye’den getirilen erişim engeli halen devam ediyor, hem de hangi mesajın neyle suçlandığına ilişkin tek bir açıklama yapılmadan. DüşlüYorum ’u okuyun. Eminim şiirlerden en az biri, yüreğinize yerleşip yuvalanacaktır. Bazen birinin yüzüne ya da arkasından, yüreğinizden seslenmek istediğinizde, onu orada bulacaksınız.

Go to News Site