Collector
Gadir-i Hum (2) | Collector
Gadir-i Hum (2)
Independent Turkish

Gadir-i Hum (2)

İtiraf etmeliyiz ki, Kur'an'da yönetim şekli " şûra " şeklinde emredilmiştir ve halkın biati şart koşulmuştur. Fakat şûra, toplumun siyasi olgunluğa ulaştığı ve siyasi bilinci geliştiği takdirde ancak mümkün olabilir. Şayet halkın siyasi şuuru hiç gelişmemiş ise, bir paket makarnaya ya da bir çuval kömüre oyunu satabiliyorsa, o topluluğun sağlıklı bir yönetim seçmesi mümkün olamaz. "Şûra" nın başka bir versiyonu olan " demokrasi " , toplumun siyasi olgunluğu yakaladıktan sonra ancak topluma hükmedebilecek bir güç elde edebilir ve toplum ancak böyle bir durumda demokrasiye geçiş yapabilme şansına sahip olabilir. Kanaatimce Şiîlerde de durum böyle olmalıdır. Yani Şiîlere göre de Peygamberin vefatından sonra halk içerisinde siyasi bilinç gelişkin değildi, bundan dolayı da halk, "12 tane liderin öncülüğünde" bunu tecrübe etmeli ve bunun eğitimini almalıydı. Halk, bununla siyasi olgunluğa ulaştıktan sonra ancak "şûra" ve "biat" esası üzerine yönetimi belirleme imkânına sahip olabilirdi. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Evet, bu itiraz, o türden "şûra/seçim" üzerine her zaman yapılıyor ve hâlâ dahi yapılmaktadır. Diğer bir ifadeyle bizler; "şu ana kadar hangi topluluk siyasi olgunluğu elde edebilmiştir?" sorusunu sorma hakkına sahibizdir. Acaba ABD gibi demokrasinin beşiği olan bir ülkede milyonlarca insan, Trump'a oy vermelerine rağmen, onun seçimi kaybetmesiyle birlikte neden sokağa dökülüp demokrasinin merkezini tahrip etmeye koyuldular dersiniz? Acaba böyle bir topluma "siyasi olgunluğu yakalamış bir toplum" denilebilir mi? Ve yine böyle bir toplum, siyasi olgunluğa sahip olmayla ABD'yi ilerilere taşıyabilir mi? Demek ki 21'inci asırda dahi en gelişmiş bir toplulukta şayet siyasi olgunluk (demokrasi) gelişmemiş ise, bundan 14 asır önceki bir toplumda bu siyasi olgunluğun (şûranın) oluştuğunu iddia etmek, hayalden öteye bir şey değil midir? Size soruyorum: Seçim ile iş başına gelen yönetimlerin şimdiye kadar seçim günü geldiğinde bir kenara çekilip halka; 'Artık bize verdiğiniz görev sona ermiştir, biz artık geri çekiliyoruz, siz dilediğinizi iş başına getirebilirsiniz' diye söylediğini ve halkı serbest bıraktığını gören olmuş mudur? Acaba tarihî süreç içerisinde buna şahit olan biri var mıdır? İşte bunlar, bu teori içerisindeki çözüm bekleyen sorunlardır. Merhum Ayetullah Talegani'nin şöyle güzel bir sözü vardır, der ki: Kur'an'da geçen 'şûra' konusu, siyasi olgunluğa ulaşana kadar toplum için onlara verilen bir seçim hakkı değildir; ancak toplumda siyasi olgunluğun gelişmesi için Allah tarafından topluluklara verilen ilahî bir nimettir. 'Şûra' , toplumun siyasi olgunluğa ulaşabilmesinin tek çıkış yoludur ve 'şûra', halkın görüşüne saygı duymaktır. Bu sözünün delilini de Uhud Savaşı'ndaki Müslümanların yenilgisindeki o hadiseden getiriyor ve şöyle diyor: Peygamber, Uhud Dağı'nın dar bir geçidine 50 tane okçu yerleştirdi ve onlara; 'Gök yüzü yeryüzüne inmiş olsa dahi burayı asla terk etmemeleri gerektiğini' sıkıca tembihledi. Fakat o okçular kendi aralarında istişare edip 'Bizler de düşmandan geriye kalan bu ganimetlerden niçin yararlanmayalım?' gibi bir sonuca vardılar. Böylece de Peygamberin onları bıraktığı o dar geçidi terk ettiler. Hâlid b. Velid komutasındaki düşman askerleri Uhud Dağı'nın arka tarafından dolanıp o dar geçidi geçtiler ve Müslümanları gafil avlayıp onlardan 70 küsur insanı şehit edip zafer elde ettiler. Böylece de Müslüman ordusunun ¼'ünü katletmiş bulundular. Müslüman ordu komutanı Hz. Peygamber'in amcası Hz. Hamza da bu savaşta şehit edildi. Buna rağmen Allah, o hatayı yapan Müslümanlara karşı Peygamberin nasıl davranacağını şöyle emretti: 'O hâlde onları affet, onlar için bağışlanma dile ve işlerde onlara danış.' (Âl-i İmrân: 159) Yani ayet diyor ki, kazanılmış bir savaşın kaybedilmesine ve ordunun ¼'ünün öldürülmesine sebep olmuş olan bu kimselerle dahi toplumsal meselelerde meşverette bulun. Bu gibi insanların eğitim yolu, onları hapsetmek ya da cezaya çarptırmak değildir. Bunlar suçsuzdurlar, çünkü kötü niyetli değillerdi. Yine meydanı onlara bırakmalısın, onların görüşlerini almalısın ve onlarla meşveret etmelisin. Daha açıkçası; "Toplumun kurtuluşunun tek yolu, fertlere saygınlık vermektir, bu tür şeylerle (seçimlerle) onlara siyasi olgunluk kazandırmaktır." Nitekim Kur'an: "Süt emen çocuklarınızı sütten kesmek istediğinizde, anne ve baba aralarında anlaşarak ve danışarak (çocuğunu erken) sütten kesmek isterse…" (Bakara: 233) dediğine ve (anne ve baba gibi) her iki tarafın rızayetini talep ettiğine göre, yani bir çocuğun sütten kesilmesi hususunda dahi onların "meşveret etmelerini" aradığına göre, bir toplumun "meşveretsiz" yönetilmesini nasıl mümkün kılabilir. Buradan hareketle şöyle diyebiliriz: Tarih içerisinde baş gösteren ihtilafların genellikle toplum içerisinde 'siyasi olgunluğun' oluşmamasından ileri geldiğini söylemek pekâlâ mümkündür. Bunun için diyoruz ki, Peygamberin vefatından en az 2 veya 3 asır sonrasına kadar, o topluluğun 'siyasi olgunluğa' kavuşması için 12 kişinin/liderin/imamın öncülüğünde yönetilmesi gerekirdi ve Peygamber de bunu yapmış ve o günün toplumuna bunu tavsiye etmiştir. Kur'an açısından "şûra" dışında herhangi bir yönetimden söz etmek de mümkün değildir. Kur'an: "İşlerde onlara danış" (Âl-i İmrân: 159) diyor. "İşlerden" maksat, yönetim ve toplumsal işlerdir ve "bu işlerde onlarla (halkla) meşveret et" diye buyuruyor. Ayrıca Kur'an, 41'inci surenin ismini "Şûra Suresi" koymuştur ve orada şöyle demektedir: İşleri aralarında danışmaya dayalıdır. (Şûra: 38) Tabii ki Kur'an, yönetimin şeklini belirtmemiştir. Monarşiyle mi, teokrasiyle mi, sosyalizm ile mi dememiştir. Fakat "şûra" esasını gündeme getirmiştir. Hatta Süleyman Peygamber dönemindeki Saba Melikesi Belkıs dahi Müslüman olmayıp güneşperest birisi olmasına rağmen, yönetim şeklinin "şûra" esasına dayalı olmasından dolayı, Kur'an-ı Kerim ondan övercesine söz etmiştir. Zira Hz. Süleyman onu İslam'a davet için kendisine bir mektup göndermiş, o da mektubu aldığında yöneticileri ve ordu komutanlarını toplamış ve onlarla gönderilen o mektuba nasıl bir cevap vermeleri gerektiğini istişare ederken, onlar "Biz güçlü ve savaşçı insanlarız. Siz neyi emretseniz onu yaparız" diye cevap aldığında, Belkıs onlara şöyle demiştir: Ben, siz bulunmadan hiçbir işi karara bağlamış değilim. (Neml: 32) Demek ki Kur'an açısından "herkesin görüşünün içerisinde yer aldığı yönetim şekli, yönetimlerin en güzelidir." İslam peygamberinin de iki yönlü görevi vardı: Birincisi "nübüvvet", İkincisi de "imamet" görevi. Yani toplumu yönetim göreviydi. Dini boyutta Peygamber hiçbir zaman insanlarla meşverette bulunmazdı. Yani örneğin bana namazla, oruçla ya da zekâtla ilgili şöyle bir ayet nazil olmuştur, bu amelleri yapalım mı yapmayalım mı, çoğunluğun bu husustaki görüşü nedir diye hiç kimseyle herhangi bir meşverette bulunmadı. Bireysel dini konularda herkesin serbest olduğunu söylerdi. İsteyen uyar, amel ederdi isteyen de amel etmezdi. Fakat toplumsal meselelerde insanlarla mutlaka meşverette bulunurdu. Örneğin dışarıdan düşman orduları geldiğinde şehir halkı ile "Acaba onlarla şehir dışında mı savaşalım yoksa şehrin içinde mi direnelim?" diye meşveret ederdi. Ya da savaşa gittiğinde "Ordu karargâhını ne tarafa kuralım?" diye asker ve komutanlarla fikir alışverişinde bulunurdu. Bu da şu demektir: Peygamberin, toplumsal meselelerde tatbik ettiği şey, 'meşveret' yöntemiydi. Toplumsal yönetim hususunda İmam Ali'nin yöntemine de bir göz atmanın yerinde olacağını düşünüyorum. Diğer bir ifadeyle, bakalım İmam Ali, siyasi liderlik hususunda nasıl bir yöntem tatbik etmiştir. İmam Ali (as)'ın manevi liderliğinde (velayet ve imametinde) Müslümanlar içerisinde herhangi bir ihtilaf söz konusu edilmemiştir. Yani Ali'nin ve evlatlarının imam (rol model) oluşu hususunda Müslümanların hiçbir itirazları söz konusu değildir ve olamaz da. Fakat siyasi liderlik hususunda onun birkaç sözünü burada hem de Şiî kaynağından nakletmeyi uygun görüyorum. Ünlü "Bihârü'l-Envâr" kitabının c. 8, s. 196'da İmam'ın şu sözü nakledilmiştir: İnsanların imamı/lideri vefat edince ya da öldürülünce, Allah'ın hükmü gereği, kendilerine bir imam/lider seçene kadar hiçbir şey yapmamalıdırlar. Dikkat edilirse İmam Ali (as) "Allah ve Resulü'nün tayin ettiği imam" demiyor; (sözünün devamında:) "İffetli, bilgili, takvalı, ilahî hükümleri ve sünneti icra etmeyi bilecek birini kendilerine imam/lider olarak seçmeliler" diyor. (Yani o lider; mazlumun hakkını zalimden alacak, sınırları koruyacak, hac amellerini, cemaat namazlarını, zekât ve vergi toplama gibi toplumsal boyutları bulunan işleri ikame edecek birisi olmalıdır.) Görüldüğü gibi İmam, namaz kılan, oruç tutan vs. gibi bireysel konulara işaret etmiyor, çünkü bunları zaten yapacağını biliyordur. İmam Ali (as), yönetim ile ilgili en önemli yöntemi, Mısır'a vali olarak atadığı Malik Eşter'e bildirmiştir. Malik'i, henüz çoğu Müslüman olmayan Mısır'a atadığında 4 (dört) önemli vazifesinden bahsetmiştir. O vazifelerinin arasında "Yeni İslam ile tanışan Mısırlılardan inkılapçı yetiştir, geceleri teheccüt namazı kılacak insanlar oluştur, ihlaslı Müslümanlar olsunlar" gibi sözler asla yer almamaktadır. Kısacası o sözler arasında dini ibadet ve maneviyata dair tek bir kelime dahi bulunmuyor. Verdiği o 4 direktif şunlardan ibarettir: Onlardan vergilerini alacaksın. (Bu konu zaten bireysel değil toplumsaldır.) Düşmanlarına karşı savaşacaksın. (Yani güçlü ordular hazırlayacaksın.) Halk içerisinde emniyet ve barış ortamı yaratacaksın. Şehirlerini imar edeceksin. (Yani imar planını gerçekleştireceksin.) İmam Ali'nin Malik Eşter'e verdiği talimatlar içerisinde "sen git halk içerisinde İslam'ı yay, ilim havzaları tesis et, Kur'an eğitimlerini artır, Kur'an kursları aç, imam hatip ve ilahiyat fakülteleri kur" vs. diye tek bir cümle mevcut değildir. Çünkü bu türden işlerin devlete ihtiyacı yoktur. Bunlar, halkı ilgilendiren işlerdir ve bunları halk yerine getirir. Kısacası devlet; bireylerin yapamadıkları işleri yapmak için vardır. Özetlersek, Kur'an, sünnet, dini tebliğ vs.'nin devlet ile irtibatı yoktur. Çünkü din ihtiyari (isteğe bağlı) bir iştir. Dinde zorlama yoktur. (Bakara: 256) Fakat devlet "kolluk gücü" olmadan olmaz. Yani şayet devletin hapishane, silah, asker, polis vs. gibi güçleri olmaz ise bir şey yapamaz. Devletin işi yürütmedir. Din ise (kimilerine göre masumlar iş başında olmadıkları takdirde) (.) kalbî bir meseledir ve o gibi düşünürler açısından aslında bu ikisi (devlet ile kalp) arasında aslında tenakuz vardır. Yani din ile devlet bir araya gelemezler. Dindar insanlar "siyasi aday" olup oy alabilir ve siyasete atılabilirler. Fakat orada dini görevleri olmaz. Çünkü din ferdi işlerdir. Siyasiler topluma hizmet sunmak için seçilirler. Yani dini tebliğ işi ferdî olmaz ve toplumsal olsa dahi devlet ile alakalı değildir. Bu da şunu gösteriyor: Yöneticiyi halkın seçmesi gerekiyor, çünkü dünyadaki işler yalnızca dini işlerden ibaret değildir. Acaba İmam Ali (as)'ın kendisi bizzat devlet işlerini nasıl ifa ediyordu; ona da bakmak lazımdır. Şunu açıkça söyleyeyim ki, İmam Ali'ye nispet edilen Nehcü'l-Belâğa isimli kitapta "Gadir-i Hum" hususunda İmam Ali'nin tek bir kelimesi geçmez. Yani Sünni ile Şiî'nin arasındaki ihtilafın aslını teşkil eden "Gadir-i Hum" konusu bu eserde yer almaz. Daha açıkçası, diğer birçok hadis kaynaklarında "Gadir-i Hum" ile ilgili rivayetler aktarılmasına rağmen, İmam Ali'nin birinci dereceden sözlerinin senedi olan "Nehcü'l-Belâğa" da bununla ilgili tek bir cümle dahi nakledilmez. Hatta: "Ey Müslümanlar. Ben Allah ve Resulü tarafından seçilmiş biriyim" sözü dahi geçmez. "Beni Allah tayin etmiştir", "beni peygamber seçmiştir" gibi cümleleri o eserde bulmak mümkün değildir. Bunun tam tersi sözler geçer. Örneğin, şöyle der: Resulullah, benimle bir sözleşme yaptı. Dedi ki; Ey Ebu Talib'in oğlu. Ümmetimin velayeti/yönetimi sanadır. (Yani bu işe layık olan sensin.) Şayet halk huzur içerisinde velayeti sana verirse ve gönül rızası ile icma ederlerse, onlardan bunu kabullen ve işe yönel. Ve şayet toplum senin hakkında ihtilaf eder ise, onları o ihtilaf ettikleri şeyde bırak, Allah sana bir çıkış yolu gösterir. (Müstedrek-i Nehcü'l-Belâğa, bab 2, s. 30) Bazı dostlarının İmam Ali (as)'ın yanına gelip: "Ya Ali. Siz neden bu işe (hilafete) soğuk davranıyorsunuz ve istekli durmuyorsunuz?" diye sorduklarında, İmam şu cevabı veriyor: Siz benden Resulullah'ı yalanlamamı mı görmek istiyorsunuz? Ben onu tasdik eden ilk insanım. Ben onu asla yalanlamam. Bu şartlar içerisinde benim itaatim (biat etmem) önceliklidir. Halk kime biat etmişse ben de ona biat etmeliyim. Allah'ın bu ahd-i peymanı başkası için benim boynumdadır. (Yani benim de gidip halkın biat ettiği kimseye biat etmem gerekir.) Bizim bir (yönetim) hakkımız vardır, şayet bize verilirse onu alırız, şayet verilmezse o yolculuk sabaha kadar sürmüş olsa dahi bir deveye biner gideriz (Nitekim İmam Ali'nin o hilafete kavuşması 25 yıl sürmüştür). Şayet Resulullah (s) bizimle ilgili bir ahit ve vasiyet oluşturduysa onun aynısını yaparız (yani toplumun birliğini her şeyin üzerinde tutarız). Ve bize bir şey söylediyse ölünceye dek onun üzerinde dururuz. (Bu sözler Nehcü'l-Belâğa'nın Müstedrek'inde yazılıdır.) Nehcü'l-Belâğa'nın 74'üncü hutbesinde de şöyle geçer: Bu işe (hilafete) herkesten daha layık olduğumu siz de biliyorsunuz. Allah'a yemin olsun ki Müslümanların işleri yolunda gittiği sürece ben de bu işi (hilafeti) onlara teslim ederim. Bir tek benim şahsıma zulmedildiğini görüp fakat topluma zulmedilmediğini müşahede ettiğim müddetçe ben bu işin (hilafetin) peşince dolaşmam. Demek ki "hilafet" dünyevî işleri kapsadığı için İmamet sahibi Ali (as) onu pek de önemsememiştir ve Müslümanlar kendi çöküşlerini Benî Sâide gölgesinde hilafet yüzünden imzalamış olsalar da velayet öylece ayakta kalmayı başarmıştır. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Gadir-i Hum ŞURA demokrasi hasan kanaatlı Hasan Kanaatlı Independent Türkçe için yazdı Hasan Kanaatlı Perşembe, Haziran 4, 2026 - 10:15 Main image: Görsel: X TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Gadir-i Hum Olayı (1) Type: news SEO Title: Gadir-i Hum (2) copyright Independentturkish:

Go to News Site