Independent Turkish
Etiyopya'da 1 Haziran 2026'da düzenlenen seçimlerde sandıklar kapandı. Resmî sonuçlar henüz açıklanmadı ancak mevcut siyasi atmosferin Başbakan Abiy Ahmed'e beklenen zaferi getireceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ne var ki bu zafer, ülkenin temel sorunlarını çözmek bir yana, yeni krizlerin habercisi gibi görünüyor. Tigray'de 600 bine yakın insanın ölümüyle sonuçlanan savaşın izleri hâlâ tazeyken, muhalefetin büyük ölçüde dışlandığı ve çatışma bölgelerinde sandık bile kurulamayan bu seçim, “ulusal uzlaşı” arayışlarını ertelemiş oldu. Sandıktan çıkması beklenen galibiyet, Abiy yönetimine içeride merkeziyetçi gücü pekiştirme, dışarıda ise daha proaktif ve baskın politikalar izleme alanı açacağa benziyor. Bugün Afrika Boynuzu'nda Etiyopya, krizlerin belirleyici aktörlerinden biri hâline gelmiş durumda. Sudan'daki savaş 3. yılını doldururken, Etiyopya’nın bu krizdeki askerî ve lojistik rolü bölgedeki dengeleri sarsıyor. Etiyopya topraklarından havalanan BAE destekli dronların Sudan askerî mevzilerini hedef aldığına dair istihbarat raporları ve Sudan’ın açıklamaları krizi geri dönülemez bir noktaya taşıdı. Abiy yönetimi için istikrarlı bir Sudan'dan ziyade, kendi stratejik çıkarlarını önceliklendirdiği bir denklem göze çarpıyor. Tek cephe Sudan değil. Eritre ile gerilim artarken, Somaliland ile imzalanan tartışmalı liman mutabakatı Somali ve Eritre'yi Etiyopya’ya karşı ortak bir güvenlik eksenine itti. Büyük Rönesans Barajı (GERD) projesi, Mısır ve Sudan ile olan su egemenliği krizini derinleştirmeye devam ediyor. Afrika Boynuzu'nda krizler çoğu zaman tekil biçimde ortaya çıkmıyor; birbirini tetikleyen hadiseler zinciri şeklinde ilerliyor ve son yıllarda bu zincirin en belirleyici halkasını Etiyopya oluşturuyor. Afrika Birliği'nin merkezine ev sahipliği yapan, 130 milyonu aşan nüfusuyla denize çıkışı olmayan bu ülke, bir yandan Nil üzerindeki haklarını savunarak enerji kapasitesini artırmaya çalışıyor, diğer yandan Kızıldeniz'e açılmak için liman arayışını sürdürüyor. Aynı anda içeride yeniden hareketlenen etnik gerilimlerle, dışarıda ise Eritre, Sudan, Somali ve Mısır'la artan krizlerle yüzleşiyor. Abiy yönetiminin çok cepheli politikaları, büyük ölçüde Körfez ülkeleriyle kurduğu pragmatik ittifak sayesinde mümkün oluyor. BAE'nin askerî ve ekonomik desteği, Etiyopya'ya hem Sudan'da hem Somaliland'da stratejik alan açıyor. Nil Nehri: Kolonyal mirastan varoluş krizine Nil Nehri üzerindeki gerilim, Afrika Boynuzu'ndaki en köklü ve tarihsel kriz alanlarından biri. Mevcut anlaşmazlığın temelleri, 1929 ve 1959 anlaşmalarına dayanıyor. Dönemin sömürge gücü İngiltere, Nil'in kullanım haklarını fiilen yalnızca Mısır ve Sudan'a tanıdı. Nehrin ana kaynaklarından Mavi Nil'in doğduğu Etiyopya ise bu düzenlemenin tamamen dışında bırakıldı. Sömürgeleştirilemeyen Etiyopya kasıtlı biçimde sistemin dışında tutuldu; kuraklık ve kıtlık döngüleri ülkenin kalkınmasını sürekli sekteye uğrattı. Kolonyal dönemin bu adaletsiz mirası, Addis Ababa'yı kendi çözümünü üretmeye itti. Kolonyal prangalar kırıldı ve Nil Nehri üzerine kıtanın en büyük hidroelektrik barajı olan Büyük Etiyopya Rönesans Barajı (GERD) inşa edildi. Etiyopya bu projeyle yalnızca enerji üretmeyi değil, sanayileşmeyi ve bölgesel bir elektrik ihracatçısı olmayı hedefliyor. Bu bağlamda GERD, bir altyapı projesinin ötesinde bölgesel entegrasyon için son derece kritik. Ancak GERD, Abiy yönetiminin elinde bir kalkınma projesi olmanın ötesine geçerek, Mısır ve Sudan’a karşı jeopolitik bir koz olarak da işlev görmeye başladı. Müzakere kapılarını aralamak yerine tek taraflı adımlarla gerçekleştirilen her yeni dolum aşaması, Etiyopya’yı bölgede yalnızlaştırıyor. Topraklarının büyük bölümü çölden oluşan ve alternatif su kaynağına sahip olmayan Mısır için Nil, doğrudan varoluşsal bir güvence. Bu nedenle Kahire, GERD'i stratejik bir tehdit olarak tanımlıyor. Sudan ise ikili bir tutum sergiliyor. Barajın taşkın kontrolü ve ucuz elektrik potansiyeli Sudan için avantaj. Öte yandan su akışına ilişkin belirsizlikler noktasında Mısır ile aynı kaygılara sahip. Neticede Nil, 3 ülke arasında klasik bir kaynak paylaşımı meselesinden çok daha karmaşık bir jeopolitik gerilim eksenine dönüşüyor. Denize erişim arzusu ve değişen ittifaklar Bölgedeki bir diğer kriz, Etiyopya ile Eritre arasında yeniden tırmanan gerilim. Sınır anlaşmazlıklarının yanı sıra söz konusu gerilimin merkezinde, Etiyopya'nın giderek daha kritik bir boyut kazanan denize erişim sorunu var. Kızıldeniz'e doğrudan çıkışı bulunmayan Etiyopya, kalabalık nüfusu ve büyüyen ekonomisiyle büyük ölçüde Cibuti Limanı'na bağımlı durumda. Ancak Cibuti Limanı bir hayli maliyetli. Bu durum ülkenin dış ticaretini ve stratejik hareket alanını ciddi biçimde sınırlandırıyor. Abiy Ahmed'in liman arayışını giderek daha ısrarcı bir tutumla dile getirmesi, bölgedeki diğer ülkelerle ilişkileri olumsuz etkiliyor. Eritre ile Etiyopya, kadim düşmanlar değiller. Bilakis sömürgeci güçler bu iki ülkeyi bilinçli olarak ayrıştırdı ve mevcut gerilimin tohumları sömürge döneminde atıldı. 19'uncu yüzyılın sonlarında İtalya'nın Eritre'yi kolonileştirmesiyle Kızıldeniz kıyıları ayrı bir siyasi yapıya kavuşurken, Etiyopya iç kesimlere sıkıştı. 1993'te Eritre bağımsızlığını kazandığında Etiyopya denize erişimini tamamen yitirdi. 1998'de yeniden patlak veren savaş ve çözüme kavuşturulamayan sınır sorunları iki ülke arasındaki güvensizliği kalıcı hâle getirdi. 2018'de Abiy Ahmed ile Isaias Afwerki arasında ilan edilen normalleşme süreci, Tigray Savaşı'yla birlikte fiilen çöktü. Eritre'nin TPLF'ye karşı Etiyopya'nın yanında savaşa girmesi, ardından Addis Ababa'nın Pretoria müzakerelerinde Eritre'yi devre dışı bırakması ilişkileri yeniden gerdi. Gerilimi somut olarak tırmandıran en büyük adım ise Etiyopya'nın Somaliland yönetimiyle Berbera Limanı'na erişim için imzaladığı mutabakat zaptı oldu. Bu hamle hem Somali hem Eritre tarafından doğrudan bir tehdit olarak algılandı. Sorun Etiyopya'nın liman talebinden ziyade, Abiy’in bunu dile getiriş biçimi ve tek taraflı diplomatik adımları. Öte yandan Berbera Limanı hâlihazırda BAE'nin kontrolünde. Mutabakatın üzerinden 1 yıl geçtikten sonra İsrail'in Somaliland'ı tanıması eşgüdümlü bir stratejinin parçası olabilir. Nitekim BAE, İbrahim Anlaşmaları sonrası İsrail'le bölgede ortak hareket ediyor. Ülkedeki Falaşa nüfusu üzerinden kurulan tarihsel bağ bir yana, Abiy'in Pentekostal kimliği de İsrail ile ilişkilerin yakın seyretmesinde etkili. Etiyopya bölgede yalnızlaştıkça İsrail ve Körfez ülkeleri ile riskli ittifaklara yöneliyor. Somaliland ile imzalanan mutabakat zaptı ve İsrail tarafından tanınma kararı, Mısır-Somali-Eritre yakınlaşmasının zeminini hazırladı. Ortak güvenlik kaygıları üzerinden şekillenen yakınlaşma, bölgede yapısal iş birliğine engel olduğu gibi mevcut gerilimleri de artırıyor. İç cephede kırılganlıklar ve "Medemer" illüzyonu Etiyopya'nın dışarıda artan gerilimleri, içerideki kırılganlıklardan bağımsız değil. Abiy iktidara geldiğinde bir slogan getirdi: Amharca'da "bir araya gelme" anlamına gelen Medemer. Medemer söyleminin ardında, aslında Etiyopya tarihinde kökleri İmparator Menelik dönemine uzanan merkeziyetçi bir devlet vizyonu yatıyor. Abiy, 1991'den beri uygulanan etnik federalizmi gevşetmek ve ipleri yeniden başkent Addis Ababa’nın eline vermek istedi. Bu yaklaşımın arkasında, devlet kapasitesini güçlendirme ve etnik temelli siyasal rekabeti sınırlama amacı da bulunuyordu. Etnik federalizmin ayrılıkçı eğilimleri beslediği, etnik kimlikleri siyasetin merkezine yerleştirdiği ve TPLF'nin uzun yıllar devlet üzerindeki etkisini sürdürmesine imkân tanıdığı yönünde ciddi eleştiriler haksız değil. Ancak Etiyopya gibi onlarca farklı etnik grubun ve bölgesel gücün bir arada yaşadığı bir coğrafyada, herkesi tek bir potada eritmek bugünün şartlarında pek mümkün gözükmüyor. Abiy yönetimi, başkent Addis Ababa’yı lüks parklar, modern müzeler ve mega kentsel projelerle adeta yeniden inşa ederek dış dünyaya bir başarı hikâyesi sunuyor. Ama bu hikâye çeperlerdeki etnik çatışmaları, derinleşen ekonomik krizi ve ülkenin diğer kırılganlıklarını gizlemeye yetmiyor. Bir ülkeyi tek merkezde birleştirmek için ya toplumun tüm kesimlerini ikna edersiniz ya da devletin silahlı gücünü devreye sokarsınız. Abiy Ahmed, kanlı Tigray Savaşı'ndan sonra, bir arada yaşamayı ikna yoluyla değil, ağırlıklı olarak güce ve baskıya dayanarak dayatmayı seçmişe benziyor. Öyle ki çatışmalar komşu Eritre'yi de doğrudan içine çekti. 2022'de imzalanan Pretoria Anlaşması çatışmaları durdurdu ancak bugün hem TPLF'nin yeniden siyasi ve askerî olarak hareketlenmesi hem de Tigray’in üst üste seçimlerde dışlanması anlaşmanın fiilen aşındığını gösteriyor. Tigray meselesi de tek başına bir iç isyan olarak görülmemeli. Etiyopya'nın etnik temelli federal yapısı, farklı bölgelerde benzer gerilimlerin yeniden ortaya çıkabileceğini gösteriyor: Amhara bölgesinde Fano milislerinin etkinliğinin artması ve olağanüstü hâlin sürmesi, Oromolar ile Amharalar arasındaki gerilimin derinleşmesi… Abiy'in önce müttefik seçip sonra tasfiye ettiği Amhara milliyetçileri bugün federal orduyla savaş hâlinde. Haziran 2026 seçimleri, bu kırılganlığı da açığa çıkardı. Abiy Ahmed; Tigray’in neredeyse tamamında, Oromia ve Amhara’nın ise büyük bölümünde sandık kurmayarak, aslında bir ulusal uzlaşı arayışında olmadığını, iktidarını sadece kontrol edebildiği alanlara tahvil ettiğini ilan etmiş oldu. Bu şartlar altında ortak bir gelecek vizyonu inşa etmek bir hayli zor görünüyor. Güç gösterisi mi, bölgesel çöküş mü? Birleştirici değil ayrıştırıcı, uzlaştırıcı değil kutuplaştırıcı bir rol benimseyen Abiy yönetimindeki Etiyopya, hem kendi geleceği hem de komşuları için giderek büyüyen bir risk faktörü hâline geliyor. Afrika Birliği'nin merkezine ev sahipliği yapan ülkenin bizzat bölgesel istikrarsızlığın odağı hâline gelmesi, yalnızca Etiyopya'nın değil kıtanın da kaybı. Etiyopya; devasa nüfusu, dinamik ekonomisi ve tarihsel derinliğiyle Afrika Boynuzu'nun istikrar anahtarı olabilecek bir ülke. Bölgedeki ve içerideki krizlerin hiçbiri Abiy döneminde başlamadı, ama her biri onun döneminde dramatik bir biçimde derinleşti. Abiy Ahmed, elindeki potansiyeli bölgesel iş birliğine değil, güç gösterisine harcamayı seçti. İkinci döneminde Abiy’in Medemer’i rıza yoluyla inşa etmekle güç siyasetini sürdürmek arasında yapacağı tercih hem Etiyopya’nın hem de bölgenin kaderini belirleyecek. Kaynaklar: Al Jazeera. (6 Mayıs 2026). "Sudan blames Ethiopia, UAE for recent drone attacks: What we know." Middle East Council on Global Affairs. (2026). "With Ethiopia’s GERD Active, Tensions Mount Along the Nile." MEC Council Blog. TASAM (Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi). (2026). "Afrika Su Jeopolitiği ve Nil." Stratejik Rapor / PDF. New Lines Magazine. (2026). "The Religious Zealot Presiding Over Ethiopia’s Five Conflicts." Reportage. WardheerNews. (2025/2026). "Ethiopia: Seven Years of Abiy Ahmed and Many Missteps." Editorial Analysis. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Etiyopya sare şanlı Sare Şanlı Independent Türkçe için yazdı Sare Şanlı Cuma, Haziran 5, 2026 - 11:15 Main image: Fotoğraf: Reuters TÜRKİYE'DEN SESLER jw id: nUgD0BCb Label: PODCAST Type: video SEO Title: Etiyopya'da "Medemer"den güç siyasetine copyright Independentturkish:
Go to News Site