Independent Turkish
Berlin Duvarı yıkıldığında dünyaya verilen söz neydi? Devletler arası büyük savaşların artık tarihe karıştığı, ticaretin ve karşılıklı bağımlılığın silahları susturduğu, kalıcı bir liberal barış çağına girildiği. 30 yıl sonra bu vaadin nerede durduğunu görmek için Uppsala Çatışma Verileri Programı'nın (UCDP) son raporlarına bakmak yeterli. Manzara, o iyimser anlatının tam tersini söylüyor. 2024 yılında dünyada aktif devlet tabanlı çatışma sayısı 61'e ulaştı. Bu, sistematik kayıtların tutulmaya başlandığı 1946 yılından bu yana görülen en yüksek seviye. Çatışmaların 11'i, yıllık en az bin muharebe ölümü gerektiren "savaş" eşiğini aştı. Asıl kırılma noktası ise 2022 oldu. O yıl organize şiddet kaynaklı ölümler bir önceki yıla göre yüzde 97 artarak 237 bine fırladı. Bu devasa sıçramayı iki çatışma domine etti: yıllık 81 binden fazla muharebe ölümüyle Rusya-Ukrayna savaşı ve 101 binden fazla can kaybıyla Etiyopya hükümeti ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi arasındaki iç savaş. Etiyopya'da imzalanan barış anlaşması sayesinde toplam kayıp 2023'te 154 bine, 2024'te yaklaşık 160 bine gerilese de bu rakamlar 1994 Ruanda soykırımından bu yana yaşanan en kanlı tarihsel kesite işaret ediyor. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Şiddetin yalnızca devletler arasında değil, devlet dışı alanda da nasıl dönüştüğü ayrı bir uyarı niteliği taşıyor. Son 10 yıl, UCDP kayıtlarındaki en kanlı devlet dışı çatışma dönemi. Üstelik bu alanı klasik politik hedeflere sahip isyancı gruplar değil, ekonomik kazanç peşindeki organize suç örgütleri ve uyuşturucu kartelleri domine ediyor. Meksika'da Jalisco Yeni Jenerasyon Karteli ile Sinaloa Karteli arasındaki çatışmalar her yıl 4 binle 5 bin 500 arasında cana mal olarak birçok devlet tabanlı savaştan daha ölümcül hale geldi. Şiddet artık özelleşiyor ve suç ekonomileriyle iç içe geçiyor. Peki, bu yükseliş geçici bir anomali mi, yoksa kalıcı bir yapısal kırılma mı? Liberal kuramcılar uzun süre Soğuk Savaş sonrası dönemi insanlığın ulaştığı kalıcı bir "demokratik barış" olarak konumlandırdı. Onlara göre zenginlik artık toprak gibi sıfır toplamlı bir kaynak değildi, serbest ticaret savaşın getirisini ortadan kaldırmıştı, yaşanan gerilimler ise sisteme entegre olamamış revizyonist aktörlerin çıkardığı geçici arızalardan ibaretti. Yapısal realistler bu okumayı reddediyor. Onlara göre yaşanan şey, iki kutupluluğun bitmesiyle oluşan "tek kutuplu illüzyonun" yırtılması ve tarihin olağan akışına, yani güç siyasetine geri dönüşten başka bir şey değil. Bu tartışmanın merkezinde Rusya'nın 2022'deki Ukrayna işgali duruyor. Çünkü bu işgal sıradan bir bölgesel çatışma değildi. Avrupa’da II. Dünya Savaşı sonrasının en büyük devletler arası işgal girişimiydi. Sınırların zorla değiştirilemeyeceği yönündeki en kutsal uluslararası tabu bu savaşla yıkıldı. Egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkeleri ham güç siyasetinin insafına bırakıldı. Yaşanan süreç eski savaşlara basit bir geri dönüş de değil. Günümüz çatışmaları, konvansiyonel devlet kapasitesiyle postmodern asimetrik unsurların iç içe geçtiği melez bir savaş rejimini temsil ediyor. Rusya-Ukrayna cephesindeki devasa mühimmat tüketimi, siper savaşları ve zırhlı birlik operasyonları klasik devlet kapasitesinin merkezi rolünü yeniden tescil ederken, yapay zekâlı dronların kitlesel kullanımı, otonom silah sistemleri, siber operasyonlar ve Wagner gibi özel askeri şirketlerin resmi orduların uzantısı olarak cepheye sürülmesi, devletlerin şiddeti örgütleme biçiminde niteliksel bir sıçramaya işaret ediyor. Bu kırılmanın maddi izini sürmek de mümkün. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) verilerine göre küresel askeri harcamalar 2025'te 2 trilyon 887 milyar dolara ulaşarak tarihin rekorunu kırdı. Bu harcamaların küresel hasılaya oranı yüzde 2,5'e yükselerek 2009 finansal krizinden bu yana en yüksek düzeye çıktı. İtici güç ise Avrupa kıtasındaki yüzde 14'lük savunma bütçesi büyümesi. Tarihsel olarak silahlanmadan kaçınan Almanya'nın bütçesini tek bir yılda yüzde 24 artırarak 114 milyar dolara taşıması (1990'dan bu yana ilk kez NATO'nun yüzde 2 eşiğini aşması anlamına geliyor) kıtadaki güvenlik paradigmasının ne denli köklü değiştiğini gösteriyor. Ekonomisinin tamamını savaş ekonomisine dönüştüren Rusya ise bütçesinin yüzde 7,5'ini askeri alana ayırıyor. Diplomasi neden devreye girmiyor? Çünkü barışçıl çözüm yolları tıkanmış durumda. 2025 Küresel Barış Endeksi'ne göre çatışmaların nihai yollarla çözülme oranı son elli yılın en düşük seviyesinde. 1970'lerde çatışmaların yüzde 49'u kesin bir askeri zaferle, yüzde 23'ü resmi barış anlaşmalarıyla sona ererken, 2010'lu yıllarda bu oranlar sırasıyla yüzde 9'a ve yüzde 4'e düştü. Yani çatışmalar artık bitmiyor, donuyor ve kronikleşmiş yıpratma savaşlarına dönüşüyor. Bu kuralsız ortamda kim öne çıkıyor? Eski kuralların işlemediği, yeni bir düzenin de henüz kurulamadığı bu "jeopolitik fetret devri" , yükselen orta güçlere geniş bir hareket alanı açtı. BM Güvenlik Konseyi gibi geleneksel kurumlar felç olurken, diplomasinin merkezi Ankara, Riyad ve Doha gibi başkentlere kaydı. Bu yeni diplomasi, Avrupa merkezli yaklaşımların aksine insan hakları ve kurumsal reform gibi ön koşullar dayatmıyor. Son derece pragmatik ve işlemsel bir nitelik taşıyor. Esir değişimleri, insani yardım koridorları ve Karadeniz Tahıl Girişimi gibi düzenlemeler bu yaklaşımın somut ürünleri. Katar'ın hem Batı ile stratejik ortaklığını sürdürüp hem de Hamas, Taliban ve Rusya ile kanal açık tutabilmesi, orta güçlerin bu dönemdeki "köprü" işlevini özetliyor. Ne var ki bu hareket alanının kalıcı olduğunu düşünmek yanıltıcı olur. Fetret devrinin orta güçlere açtığı manevra sahası, sağlam bir düzenin değil, henüz doldurulmamış bir boşluğun ürünü. Yeni bir güç dengesi oturduğunda bu esnekliğin daralması kuvvetle muhtemel. Nitekim yapay zekâ destekli çatışma tahmin modelleri 2026 için Ukrayna, Filistin, Sudan ve Nijerya'da yüksek yoğunluklu şiddetin süreceğini öngörüyor; yani boşluğu kapatacak basınç azalmıyor, artıyor. Uluslararası ilişkiler artık "savaşın sonu" ütopyasından sıyrılıp egemenlik, caydırıcılık ve ittifak dengesi gibi klasik ilkeleri yeniden keşfediyor. Liberal barışın kalıcılığına duyulan güven ciddi biçimde sarsıldı; güç siyasetinin belirleyiciliği yeniden öne çıktı. Soru artık savaşın bitip bitmeyeceği değil, bu yeni çağda kimin ayakta kalacağı. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Savaş barış Dr. Osman Gazi Kandemir Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı Dr. Osman Gazi Kandemir Pazar, Haziran 7, 2026 - 11:00 Main image: İllüstrasyon: Matt Chase/The New York Times TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Minilateral Avrupa ve Türkiye'nin azalan kaldıraçları Çağdaş savaşta hangisi haklı çıktı: Clausewitz mi, Jomini mi? İngiltere Ortadoğu çıkarlarını Türkiye üzerinden korumak istemişti Type: news SEO Title: Savaşın geri dönüşü: Liberal barışın sonu mu? copyright Independentturkish:
Go to News Site