BirGün Gazetesi
Dün yazıyı gönderip İsmail ’in duruşmasına gittim. Sizin şimdi okurken bildiğiniz kararı bilmiyor, sadece İsmail ’le kucaklaşmayı, onun artık özgürlüğüne kavuşmasını umuyordum. Dışarıda olmak ne kadar özgürlükse artık! Bu cümleyi yazıyorsak, İsmail hakkındaki kararı bilmek ya da bilmemek bundan sonra yazacaklarımı değiştirmez. Çanlar çalıyor! İsmail , yaptığı haberler ve ortaya çıkardığı gerçekler nedeniyle hedef oldu, 22 Mart 'ta cezaevine konuldu. 52 gün sonra kabul edilen iddianamede, “ yanıltıcı bilgiyi yayma ” ve “ gizliliğin ihlali ” suçlamalarıyla 2 yıl 3 aydan 8 yıl 3 aya kadar ceza istendi. Çanların 5 ’ten az çaldığı hiçbir ülkede, İsmail ne böyle suçlanır ne gözaltına alınır ne de hapis yatardı! Yalnızca İsmail mi? CHP milletvekili meslektaşımız Utku Çakırözer , Mayıs ayında gazetecilerin en az 40 kez hâkim karşısına çıktığını, İsmail ’le birlikte Merdan Yanardağ , Pınar Gayıp ve onlarca gazetecinin bayramı cezaevinde geçirdiğini raporlaştırdı. Çanlar çalıyor, kaç kez olduğuna geleceğim, ama yalnızca gazeteciler için mi? Tam 6 yıl önce, burada “ Çanlar çalarken gazetecilik ” diye yazmış ve “ Bizim mesleğin ölümünün 7’si, 40’ı, 52’si çıkalı çok oldu! ” demiştim. Şimdi, İsmail ’in duruşmasına giderken o sözü geri alıyorum. Rol modelleri var oldukça gazetecilik ölmez. Bizim neslin “ rol modelleri ”nin başında Uğur Mumcu geliyordu. Artık gazetecilikte rol modellerimizin kalmadığı karamsarlığı içindeyken İsmail gibi gazeteci arkadaşlar parladı. Gencecik yaşlarında “ rol modeli ” oldular. 2020 ’de kaybettiğimiz uluslararası gazeteciliğin rol modellerinden Robert Fisk , “ Gazetecilik tarafsız ve önyargısız olmayı gerektirir, ama acı çekenlerin safında! ” demişti. Genç yaşlarında “ rol modeli ” olan arkadaşlarım tam da böyle. Nurgül Göksu, acı çekenlerden biri. Kahramanmaraş depreminde oğlunu, gelinini ve torununu kaybetti. Ezgi Apartmanı ’nda hayatını yitiren 35 kişi için adalet mücadelesi veriyor. İsmail için “ O bizim sesimiz oldu. Gazeteci İsmail Arı serbest bırakılana kadar her gün ona dua edeceğim ” dedi. Gazeteci için bir acı çekenin duasından daha büyük onur, ödül yok! Hemingway ’in ünlü romanına adını veren İngiliz şair ve din adamı John Donne ’un (1572-1631) bir şiiri olmuştu: “ Hiç kimse tek başına bir ada değildir. / Bütün de değildir tek başına. /… / Herhangi bir insanın ölümü beni eksiltir, zira ben / İnsanlığın bir üyesiyim ve işte bu yüzden, / Hiç sorma çanların kimin için çaldığını; / Onlar senin için çalıyor. ” J. Donne ’a göre 16. yüzyıl da insanlık için çalan çanlar şimdi sadece İsmail için, gazeteciler için mi çalıyor? Otoriterlik ve demokrasi gibi bir yol ayrımındaki ülkede, butlanla falan otoriterliği kalıcılaştıracak anayasa değişikliklerinin yolu açılmaya çalışılırken? Siz bu soruları düşünürken, ben 6 yıl önce bu köşede yazdığım “ Çanlar kimin için çalıyor? ”un hikâyesini anımsatayım: “ Kralı da hâkimi-hukuku da olan bir ülkede, çan ölümü haber vermek için çalınırmış. Kentin merkezindeki dev çan, sıradan bir vatandaş öldüğünde 1; esnaftan biri öldüğünde 2; önemli bir devlet adamı öldüğünde 3; kral öldüğünde de 4 kez çalarmış. Bir gün, masumiyeti herkes tarafından bilinen bir vatandaş, beraat etmesi gereken bir davada ceza alınca da çan sesleri duyulmuş. 1, 2, 3, 4… 5’inci çan sesi duyulduğunda, kraldan daha büyük birinin öldüğünü anlamış ve ‘Eyvah’ demişler, ‘Adalet öldü!’ ” İsmail ’in duruşmasına gidiyorum ama çanlar sadece o ve gazeteciler için değil; madenciler, işsizler, yoksullar, söz hakkı verilmeyenler için, senin için, hepimiz için, kısacası acı çekenler için çalıyor!
Go to News Site