BirGün Gazetesi
Özel adlardan sonra gelen hitap sözcükleriyle sanların büyük harfle başlatılması bana çok doğru gelmiyordu. Çünkü böyle yazılınca, bu sözcükler çoğu zaman o kişinin soyadı gibi algılanıyordu. Örneğin “Mustafa Çelik Öğretmen” diye yazdığımızda, buradaki “Öğretmen” sözcüğünün, Mustafa Çelik ’in sanı mı soyadı mı olduğunu nasıl anlayacaksınız! Bu soru uzun zamandır usumu kurcalıyordu. Değerli eğitimci ve yazar İpek Çavuşoğlu ’nun gönderdiği iletide benzer sorularla karşılaşınca konunun dilciler arasında yeniden tartışılması gerektiğini düşünmeye başladım. İpek Hanım şöyle yazmış: “ TDK yıllar sonra ‘abla- abi’ hitaplarının yazımını değiştirdi. Akraba olunca başka, değilse başka yazılıyormuş. En son bir platformda ‘Ahmet Bey’ mi ‘Ahmet bey’ mi tartışması yaşandı. Ben şimdiye değin hiç düşünmeden ‘Ahmet Bey’ diye yazıyordum. İtiraz eden arkadaş, bu durumda ‘ Bey ’ sözcüğünün soyadı gibi algılanacağını belirterek küçük yazılması gerektiğini söyledi. Hak verdim kendisine. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz?” Ben de öteden beri “Halit Ağabey” , “Şekibe Abla” , “Hafız Teyze” , “Rasim Amca” diye yazmayı uygun görenlerdendim. Çünkü dil kurumları, “Hitaplar, unvanlar büyük harfle başlar” diye kural koymuştu. İçime sinmese de ölçünlü dili ve yazım birliğini savunan biri olarak ayrı baş çekmemek için yıllardır bu kurala uygun davrandım. Gelin görün ki süreç içinde bu konuda ikilem yaşamaya başladım. Çünkü hitaplarla sanları büyük harfle yazınca anlamda karışıklık oluyordu. Sözgelimi tanıdığım Kıbrıslı bir orkestra şefinin adı “Ali Hoca” dır . Ben adını böyle yazdığımda, siz bu kişinin “hoca” ya da “öğretmen” olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa “Hoca” sözcüğü bu sanatçının soyadıdır. Öyleyse karışıklığı önlemek için sanları küçük, soyadını büyük harfle yazmak daha doğru olmaz mı? Bu konuda yüzlerce örnek verilebilir. Bana göre sanlar ve hitaplar, “lakap” düzeyinde kalıplaşmamış ise, karmaşaya yol açmamak için küçük yazılmalı. Evet, kurallar vardır ama sonuçta dilbilgisi kuralları da Tanrı buyruğu değildir. Geçmişten günümüze birçok kuralın değiştiğine tanık olduk. Bu konu da dilcilerin gündemine girmelidir diye düşünüyorum. *** BAŞKA BİR YAZIM SORUNU! Türkçenin sorunları hiç bitmiyor! Bir düzeltmen arkadaş soruyor: “Bir metin düzetmesi yapıyorum. İkilem içindeyim: ‘ Türk Sanat Müziği’ diye mi yazılmalı yoksa ‘Türk sanat müziği’ diye mi? Ben ilki diye düşünüyorum ama kurallar ne diyor?” Bence de birinci yazım biçimi doğru. Çünkü burada kavramlaşmış özel bir adlandırma sözkonusu. O yüzden sözcüklerin başharflerinin büyük yazılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak ‘Türk Sanat Müziği’ kavramına da karşı çıkanlar var. Kaya Çetin adlı okurumuz, bu tanımlamanın yanlış olduğunu, doğru tanımlamanın ‘Divan Musıkisi’ olması gerektiğini söylüyor. İsmet Hüsrevoğlu adlı okurumuz ise, “Bu tür müziğe Türk Sanat Müziği denince diğer müzik türleri sanat değilmiş gibi algılanıyor” diye yazmış... Görüldüğü gibi, terimler ve kavramlar üzerinde oydaşma sağlamak da her zaman kolay olmuyor... *** BAĞLAÇLARDAN SONRA VİRGÜL... Emekli öğretmen Erdal Sezgin , yerel bir gazetede zaman zaman dil yazıları yazıyormuş. Mektubunda diyor ki, “Sayın Aşut , Silivri Haber Hattı gazetesinde ‘Huyum Kurusun’ başlığıyla bir yazı yazdım. Orada bağlaçlar konusuna değinirken ‘Bağlaçlardan sonra virgül kullanılmaz ’ dedim. Siz ne dersiniz? Saygılar...” Evet, genel kural olarak bağlaçlardan sonra virgül kullanılmaz. Ne var ki hiçbir kural mutlak ve dokunulmaz değildir. Kimi uzun tümcelerde anlam karışıklığını önlemek amacıyla virgül kullanmak gerekebilir. Eğer bilinçli bir seçimse ve de yazıda fazlalık gibi durmuyorsa, bunu yazarın özgürlük alanı içinde görmek gerekir diye düşünüyorum. *** ÖLÜYE “HOŞÇA KAL” DENİR Mİ? Yazar ve kütüphaneci dostumuz Recai Şeyhoğlu , İzmir’den soruyor: “ Ölen için ‘hoşça kal’ denir mi?” Bu ifadeyi yaşamda olup da yer değiştiren, başka bir yere giden, yolculuğa çıkan insanlar, geride kalanlara söyleyebilir. Ölen ya da bir yere giden kişinin ardından ancak “ Uğurlar olsun” diyebiliriz . *** HABER DİLİNDEN SOKAK DİLİNE! Türkçe Sözlük , “paketleme” yi bir ya da birkaç şeyi kâğıda sararak ya da kutuya koyarak bağlamak diye açıklıyor. Yeni TDK , siyasal ortama uyum sağlayarak güncel sözlüğüne “Yakalamak, ele geçirmek, derdest etmek” anlamlarını da eklemiş. Türkiye gazetesinin haber başlığına bakılırsa, o da bu sokak dilini hemen benimseyip uygulamaya koymuş görünüyor! (Türkiye, 1 Ocak 2026) *** KISA BİR MOLA BirGün ’deki haftalık yazılarımı yıllardır hiç aksatmadan sürdürdüğümü biliyorsunuz. Sanıyorum benim de dinlenme zamanım geldi artık. Gazetemden ve değerli okurlarımdan bir süreliğine izin diliyorum. Yeniden buluşmak umuduyla şimdilik hoşça kalın...
Go to News Site