Milliyet Yazarlar
Bugün Ortadoğu’da Körfez ülkelerinin İran’a bakarken hissettiği kaygının bir benzeri Avrupa’nın kuzeyinde yaşanıyor. Suudi Arabistan, BAE ya da Katar için İran neyse, Finlandiya ve İsveç için de Rusya o. Psikoloji aynı: Güçlü, öngörülemez ve gerektiğinde askeri güç kullanmaktan çekinmeyen bir komşunun gölgesinde yaşamak. Bu hafta Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Finlandiya ve İsveç ziyaretini takip ettik. Gördüğümüz tablo şuydu: İkisinde de Rusya korkusu azalmamış, devlet politikalarının merkezine yerleşmiş. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’un ‘‘AB genişlemeli. Güvenlik açısından Türkiye’nin olabildiğince yakın olması gerektiğini anlamamız önemli’’ çıkışı sanırım durumu anlatıyor. ‘Kötü’ komşu Önce Finlandiya notlarıyla başlayalım. Ülkede NATO üyeliğinin Rusya karşısında psikolojik bir rahatlama getirdiğini söylemek mümkün değil. Bunun en önemli sebebi hiç kuşku yok ki bin 340 kilometrelik kara sınırı. Askeri dönüşüm yıllardır sürüyor. 2022 yılında yaklaşık 3,7 milyar euro milyar dolar olan savunma bütçesi, bir yıl içerisinde yüzde 65 artırılmış, 2025’te 6,5 milyar euroya ulaşmıştı. Hava ve deniz gücünü yenilemek için atılan çok sayıda adım var ama iki devasa projeyi aktarmakla yetinelim: ABD’den sipariş edilen 60’ın üzerinde F-35 uçağı ve ABD-Kanada ile imzalanan ICE-PACT (Buzkıran mutabakatı). Detayları başka bir yazı konusu olsa da bu gemiler donan buzları kırarak, NATO’nun lojistik tahkimat yollarını açık tutacağı için hayati önemde. Bu gemilerin dünyada yüzde 90’ını inşa eden Finlandiya, ABD için bu gemileri üretecek, karşılığında istihbarat paylaşımı gibi pek çok kazanımı olacak. Siber mücadele Finlandiya, ayrıca Rusya’nın yıllardır siber saldırılar, elektronik karıştırma faaliyetleri, enerji altyapılarına yönelik sabotajlarına karşılık deniz tabanını sürekli izleyen sonar ağlarını, otonom sualtı araçlarını yeniliyor, kapasitelerini artırıyor. Karadaki dönüşüm, hava ve denizdeki kadar hızlı değil. Zira 24 bin kişilik aktif ordusuna yedek rezerv katılsa da Rusya’ya karşı savaşmak mümkün değil. Buna rağmen sınıra örülen duvardan, kurulan yapay zekâ destekli gözetleme ağlarından bahsetmek gerek. Yeraltı şehri Fin doktrini aslında ‘caydırıcılık ve NATO desteği gelene kadar direnebilmek’ üzerine kurulu. Bu açıdan bir hayati koz da Finlandiya’nın sığınak sistemi. Helsinki’ye baktığınızda bir şehir görüyorsunuz ama aslında ikinci bir Helsinki de yerin altında var. 5,5 milyon nüfuslu ülke 4,5 milyon kişiyi haftalarca barındırabilecek kapasiteye sahip. İsveç’in toparlanması İsveç ise Finlandiya’nın aksine Soğuk Savaş sonrası ‘silahsızlanma’ sürecine girmiş ve ordusunu on yıllar içinde küçültmüştü. Şimdi 16 milyar euroluk savunma bütçesiyle kabiliyeti artırma çabasında. Baltık Denizi’ndeki adalar yeniden tahkim edildi, yeni firkateyn programları başlatıldı, patriot sistemleri devreye alındı, hava savunma ağları kuruldu. İnsansız hava araçları içinse milyarlarca euroluk yatırımlar yapıldı. İsveç de Finlandiya gibi üslerini ABD’ye açtı, artık Washington’ın iki ülkede toplamda 32 stratejik noktaya erişim hakkı var. Türkiye’den gelen uyarı ABD ve NATO desteğinin, iki ülkeyi Rusya’nın ‘tehdit’ algısına yerleştirdiği de bir gerçek. Konuşabildiğimiz isimler, toprak işgali olmasa da Rusya’nın siber saldırılar ve sabotajlarla NATO’yu test edeceğine inanıyor. Bu tedbirlerin yeterli olup olmayacağı ise tartışmaya açık. Bu denklemde Finlandiya-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Jouni Ovaska’nın sözleri, Cumhurbaşkanı Stubb ile paralel: “Türkiye’nin coğrafi durumu, onu güvenlik politikasında önemli bir aktör yapıyor.” TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un bu ziyarette AB ülkelerine yaptığı şu ‘tavsiye’ aslında dikkate değer: “Türkiye’ye iyilik yapmak için değil, kendi güvenliğiniz için bu tavırda olun.” Kibarca yapılan bu uyarının meali şu: Kıtanın güvenliği yalnızca milyarlarca dolarlık savunma bütçeleriyle sağlanamaz. Kuzeyden güneye uzanan stratejik hattın birlikte korunmasına bağlı.
Go to News Site