BirGün Gazetesi
“Yetiş ya Hızır”dan “Ya Hızır Ya Hızır”a, Hızır Aleyhisselam’dan Bozatlı Hızır’a, Hızır Paşa’dan Hınzır Paşa’ya… ”Kul sıkışmazsa Hızır yetişmez”den “Hızır yardımcın olsun” dileğine, Hızır’dan İlyas’a, Lokman’a, Ali’den Zülfikar’a…. Hızır’ın çağrıldığı her yerde hazır olduğu ne güzel bir inanıştır! Her yer Hızır, her yer iyilik diye düşünmenin güveni, sıcaklığı tutar sanki yeryüzünü. Kapıya gelenlerin geri çevrilmediği zamanlardır, öyle ya ‘belki gelen Hızır’dır’, zayıf, ince uzun bir ermiş kişidir Hızır, çağrıldığında iyiliği, hoşluğu, dostluğu duyulsun diye tınılı, ezgili, kalıcı, kolay ezberlensin, unutulmasın diye uyaklıdır adı, ruhunda müzik vardır, daha söylenirken bu dünyada başka harflerle kurulmuş başka seslerin varlığı da işitilir, “Bozatlı Hızır bize olsun kılavuz” diye bir türkü de gelir diline yoldaş olur. Yolda yoldaş, dilde yoldaş, halde yoldaş. Yoldaşlık. Hem hukuk anlayışı hem şiir biçimi. Yazısız hali hukuk, yazılı hali şiir. Bile isteye. Güle oynaya. Güle ağlaya. Düşe kalka. İne çıka. Gide gele. Direne direne. Yenile yenile. Yoldaşımız Hızır ola! Olur, adı Hızır olur, Ali olur, kimileyin Hızır sandıkların, Ali sandıkların Hınzır çıkar, Hızır Paşa Hınzır Paşa olur! 16. yüzyıldan günümüze Pir Sultan Abdal’ı bir şairden öte kılan aynı zamanda yaşamıdır, ona yakıştırılan erdemleri, özellikleri, serüvenidir. Belki de şair olmak böyle bir haldir, şiir yazmaktan farklıdır. Bedeli kimileyin yaşamdır. Pir Sultan ‘Şah’a gitmek’ istediği için yargılanır, içinde ‘Şah’ geçmeyen üç şiir söylerse bağışlanacaktır. Kim tarafından? Yetiştirdiği, paşalığa yükselerek Sivas valisi olan Hızır Paşa tarafından! Üç türküsünde de Şah’a niyaz eder: “Hızır Paşa bizi berdar etmeden/Açılın kapılar Şah’a gidelim”. Berdar etmeden, yani idam etmeden. Paşa, Pir’inin idamına karar verir. Herkes taş atmaya başlar, Hızır Paşa kıyamaz gül atar. Efsane değeriyle de, kıssadan hissesiyle de, örnek niteliğiyle de unutulmaz bir anlatıdır. “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen ozan, bu uğurda canını ortaya koyarken, ona atılan taşlardan değil, yetiştirdiği Hızır’ın attığı gülden incinir: “Şu ellerin taşı hiç bana değmez/ille dostun gülü yaralar beni”. Hızır ile İlyas, bolluk, bereket, iyilik, sağlık, şifa içinde ölümsüzlüğü müjdeleyen iki ulu kişi, ermiş, varmış, olmuş kişiler. Hızır karada, darda, yolda, zorda kalan kişilerin yardımcısı, İlyas ise suların ve denizlerin koruyucusu, oralarda olanların kılavuzu, dostu, yardımcısı. Her yıl 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece yeri, suyu, göğü buluşturup Hıdrellez olan, şenlik kuran pirler. Muhibbi’nin “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beytindeki “bir nefes sıhhat”ı halk gibi bahara çevirmişler, yeryüzünün baharla halkolduğunu ve halkla bahar olduğunu sezmişler, bildirmişler. “Olmaya devlet cihanda” da demiş sayılırlar böylece, halk dururken, bahar dururken devlet ne? Ne Ali aşkı ne Düzgün Baba’nın niyazı ne yolun görgüsü ne kültürün bilgisi ne verilen ikrar ne Munzur’un gözelerinden süzülen, birlik cemine çağıran deyişlerin usulluğu, dönülen semahların coşkusu…Hepsi turistik bir ilgi uğruna yapılan folklorik kurgular mı, değil elbette! “Dersim’i Hak saklasın/bir Pir’im var içinde”ye çevrilerek söylenen türküler de! Yol inançla yürünür, yola inançla girilir çünkü, yolda olmak inancı da güçlendirir, inanç yolu da açar, yoldaşlığı kavi kılar, yoldaşları çoğaltır. Toplumsal kavgada da, siyasi mücadelede de geçerlidir bu. Hele inancın yeryüzünü, tüm ulusları, halkları, dilleri, inançları, kadını erkeği, ağacı bitkiyi, doğayı, hayvanı bir ve eşit gören, yalnızca ‘eşref-i mahlukat’ değil, ‘eşref-i tabiat’ ve ‘eşref-i hayvanat’ da diyen bir felsefeye dayanıyor, dünyayı böyle yorumluyor ve insan-ı kamil olmayı hiyerarşik bir makamdan öte, her insanın yolculuğu olarak görüyorsa…Diyerek bir kez daha yol bilgisini açtık, kimi zamanlarda Hızır ile hınzır arasındaki mesafenin bir harf kadar olmasına ise çok şaştık! Aşık Mahzuni Şerif’in “Çok Aliler gördüm…” diye başlayan türküsündeki içlenişinden,“Meğer Hızır İlyas ola!” demelerden “meğer Hızır hınzır olmaya!” günlerine kaldık, “yetiş ya Hızır!”
Go to News Site