soL Haber
Serdal Bahçe Şimdi ülkeyi gerçek bir vergi cennetine, sermaye için gerçek bir güvenli cennete dönüştürmek istiyorlar. Tüm ülkeyi talana ve yağmaya açıyorlar. Güvenli cennet, İngilizcesiyle “ safe heaven ” bir kaçış yeri, tehditten, karmaşadan ve istikrarsızlıktan kaçış noktası anlamına gelir. Kaçmak sadece bedeni kaçırmak, biyolojik varlığı güven altına almak anlamına gelmez. Aynı zamanda dünyalık malı mülkü de beraberinde güvenli bir vahaya, bir oasis e kaçırmayı ifade eder. Mülkiyet özgürlüktür diyenleri teyit edercesine modern dünyada özgürlük önce malını mülkünü güven altına almak anlamına gelir, bedenin özgürleşmesi sonra gelir. Kısacası artık sahip olduğumuz zenginliğin güvenliğini bedenlerimizden, varoluşumuzdan daha fazla düşünür hale eldik. Diğer bir ifadeyle mülkiyet özgürlük değil, tam tersine sahip olunduğunda kalın zincirlerle bağlanmak anlamına gelir. Mülkiyet esarettir. Örneğin kaosa, bir tür iç savaşa gark olan bir coğrafyadan kaçanlara acırken bile “her şeylerini geride bırakıp gelmişler” deriz. Canlarını kurtardıklarına sevinmeyiz de mallarını mülklerini geride bıraktıklarına üzülürüz. Ancak modern dünyanın bunu aşmak için de bir reçetesi var; malını mülkünü para formunda tutarsan istediğin yere özgürce gidersin. Hem bedenin hem de mülkün özgürce, güvenlik içinde başka bir yere aktarılabilir. Bugünün kapitalizmi buna sonuna kadar izin vermektedir, hatta bunu kolaylaştırmak için sürekli yeni yollar üretmektedir. Para formunda tuttuğun servetini şimdi kendi bedeninden hızlı hareket ettirebilirsin. Paranın ve parasal servetin insanın kendisinden bu ölçüde bağımsızlaşması kuşkusuz çok ürkütücüdür. Ancak pek tabii ki şimdiye kadar anlatılanlar servetini yüklü paraya çevirebilecekler için geçerlidir, yoksa nüfusun kahir ekseriyeti açısından bu türden bir özgürlüğü dert edecek bir durum yoktur. Çünkü özgürleştirecek derecede mal mülk sahibi değiller. Paraları olmadığı için özgür de değiller. Para burjuva sosyal ve iktisadi düşüncesinin gizemini bir türlü çözemediği bir muammadır. Belki de çözemediği için ona, kötü ya da iyi, aşkın, ruhani bir rol yüklemektedir. Kimine göre kötüdür, Orta Çağ’ın skolastik düşünürlerinden bazıları parayı şeytanın yeryüzündeki yansıması olarak gördüler. Para, karşısında tüm insani erdemlerin, tarihsel ve toplumsal sabitlerin erdiği bir tür sönmeyen cehennem alevi gibidir onlar için. Ancak bir süre sonra, yani kapitalizm yavaş yavaş, tedrici bir şekilde gelişmeye başlayınca, paranın, itaat etmediği için kanatları koparılarak cehenneme fırlatılmış günahkâr bir melek değil, gerçekten iyi bir melek olduğu keşfedildi. Toplumlar parasallaştıkça para zaman ve mekanı aşmaya yarayan özgürleştirici bir azize dönüştü. Araç olmaktan çıktı, amaç haline geldi. Böylece bol para hem özgürlüğü sağladı hem de bir ilah misali her yerde ve her zaman var olabilmenin anahtarı oldu. Bu noktadan sonra herkes onun peşine düştü. Bugün, kapitalizmin modern zaman durgunluğunda, paranın bu fetişistik karakteri daha da baskın hale geldi. Bu toplumda para üretilmiş değer ve zenginlik üzerindeki bir hak talebidir, çünkü aslında değerin ifade edilme biçimdir. Neyse, derin konulara girmeyelim. Servetin ve sermayenin giderek para formunda tutulması erken dönemdeki düşünürleri cezbeden paranın “özgürleştirici” ruhunu bir kere daha baskın hale getirdi. Artık arzunun esas nesnesi para haline dönüştü galiba. Bu nedenle dünyanın zenginleri giderek daha fazlasını istiyorlar ve daha fazlası için onu kendi bedenlerinden daha kolay taşınabilir halde tutmak istiyorlar. Sanırım paranın bu yönüdür ki son günlerde önce Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’i sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yabancılara ve yurtdışında yaşayan vatandaşlara yönelik "nasıl olursa olsun Türkiye’ye getirin ve 20 yıl hiç vergi vermeyin" mesajları vermeye itti. Bu arada yürütme gücünü elinde tutanların kendilerine seçimle verilmiş süreden daha uzun bir süre içeren bir taahhütte bulunmaları garip tabii. Ama Türkiye garabetler ülkesi olduğundan şaşırmıyoruz. Ülkenin bakanı para simsarı, ya da kurumsal olmayan banker misali para avına çıkmış durumdadır. Neden? Çünkü öncelikle son 5-6 yıldır uygulanan program beklenen sonuçları vermedi ve Türkiye hâlâ kırılgan kapitalist bir ülke. Dış kaynak ihtiyacı hiç bitmiyor ve ne kadar rezerv biriktirirse biriktirsin ulusal parasının değeri üzerindeki kontrolü neredeyse yok hükmünde. Dahası Türkiye kapitalizmi bütün misafirperverliğine, yabancı sermayeye yönelik tüm kadirşinaslığına rağmen bir türlü göze giremiyor. Dolayısıyla sürekli olarak riskli gibi görünüyor. Türkiye kapitalizminin büyüdükçe ve yürüdükçe derinliği artan yapısal bir kriz içinde olduğunu defalarca yazdık, bir kere daha tekrar edelim. 45-50 yıldır uygulanan sermaye programı sorunları çözmüyor, var olanları derinleştiriyor ve sürekli olarak yenilerini yaratıyor. Bu ortamda kapitalist devlet sadece simsarlığa ve gardiyanlığa soyunabiliyor. SWAPlar, yabancı sermayeye kolaylıklar, ülkeyi bir vergi cennetine çevirecek adımlar (Şimşek’in atmayı düşündüğü adımlar), özelleştirmeler, iç ve dış borçlanmalar; tüm bunlar yapısal bir çaresizliğin ifade ediliş tarzlardır. Bir yanda açlığı doyurulamayacak sermayeye kaynakları akıt, diğer yandan da hâlâ bazı sosyal ve ekonomik işlevleri yerine getirmek zorunda olan bir devlet olmaya çalış; bu ikisi aynı anda olmuyor, olamıyor. Bu nedenle devlet varoluşuna devam edebilmek için emekçiden hamutuyla alıp sermaye vermek zorunda kalıyor. Bu çözülemeyecek bir çelişki ama. Bu son açıklamalar hem trajik hem de üzücü tabii ki. Koca ülke bir vergi cennetine dönüştürülmek isteniyor. Vergi cennetleri, ya da sermaye ve mülk sahipleri için güvenli cennetler, aslında genellikle küçük, zaten vergi düzenlemesi yürütemeyecek kadar küçük bir devlete sahip ada ülkeleriydi bugüne kadar. Caymanlar, Seyşeller, Karayipler’deki ya da Güneybatı Pasifik’teki küçük ada ülkeleri bu türden ülkelerdi. Bir de zaten varoluşu tarihsel olarak böyle bir role denk düşen İsviçre gibi güvenli kasa türünden ülkeler vardı. Bunlar yeni değil, tarihleri oldukça gerilere giden hikâyelere sahipler. Türkiye anlaşılan onlardan biri olmak istiyor. Vergi cenneti, küresel dünyada sermaye için bile kabul edilemeyecek bir muhasebe ve yatırım anomalisi sunan bir yerdir. Sermayenin kendi programı uygulanırken mümkün olduğunca denetimden ve kontrolden kaçınma güdüsü anlaşılır bir durumdu. Ayrıca mümkün olduğunca az vergi ödemek de karşı konulamaz içsel bir eğilimiydi. Ama bu durumda bile küresel sermaye akımları belirli bir açıklık ve muhasebatı zorunlu kılmaktaydı. Şimdi çoğunun adını bile duymadığımız bu vergi cennetleri sermayenin güdük muhasebe ve finansman kurallarına göre bile şer odağıdırlar. Kapitalist devletler için ise birer kâbusu yaratan kara delikler. Sermaye parasallaştıkça ve finansallaştıkça bu kara delikler hem vergi vermek istemeyen sermayeyi kendilerine çekiyorlar hem de buradan kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde başka ülkelere akıyorlar. Şimdi Türkiye böyle bir kara deliğe dönüştürülmek isteniyor. Maliyeciler adına vergi rekabeti diyorlar, rakiplerden daha az vergi koyarak daha fazla sermaye çekmek için verilen yarış aslında. Kim daha fazla şey vaat ederse sermaye oraya akıyor. Vaatlerden en büyüğü sıfır vergi oranı. Yani vergi oranını sıfıra çekerek, daha fazla sermaye çekebilmek için büyük avantaj yakalandığı zannediliyor. Oysa şimdi yabancı sermaye girişine ihtiyacı olan neredeyse her ülke aynı şeyi vaat etmektedir. Bu pek tabii ki finansallaşan ve küreselleşen sermayenin işine gelmektedir. Aslında tüm dünya sermaye için bir vergi cennetine, güvenli bir cennete dönüşmektedir. Türkiye de bu türden vaatkârlık konusunda geri kalmamıştır hani. Dolayısıyla sadece vergi sıfırlaması yetmez. Şimşek bunun bilincinde olacak ki aynı konuşmada Türkiye’yi pazarlamak adına gerçeklikle alakası olmayan başka pek çok şey de söylemiş. Örneğin böyle ülke zor bulunur demiş. Yanılıyor, sayıları ganidir. Bir ülke nasıl pazarlanır? Bakan Şimşek pazarcı esnaf gibi pazarlamaya başlamış. Bu aslında bir çaresizliğin sonucudur. Olmuyor, dikiş tutmuyor. Başka muhalif iktisatçı üstatlarımız da söylediler, Türkiye kapitalizminin dış kaynak ve yabancı sermaye ile uyuşturucu bağımlılığı benzeri bir ilişkisi var, Gelsin istiyor, geldikçe daha çok gelsin istiyor. Gelmeyince krize giriyor. Başka çaresi de yok, öyle bir yapı var ki başka türlü ilerleyemiyor, büyüyemiyor. Büyüdükçe sorun biriktiriyor, sorun biriktirdikçe daha fazla yabancı sermaye ve kaynak gelsin istiyor. Öyle bir yapı ortaya çıktı ki uzun vadeli planlama yapmak mümkün değil, kısa vadede cari zamanı kurtarmak dışında hiçbir şey yapamıyorlar. Şimdi ülkeyi gerçek bir vergi cennetine, sermaye için gerçek bir güvenli cennete dönüştürmek istiyorlar. Tüm ülkeyi talana ve yağmaya açıyorlar.
Go to News Site