BirGün Gündem
“Kendi seçimlerimizi özgürce yapabilmek tamamen bize bağlıdır. Hepimizin bir seçeneği var.” Mercan Satrapi İran sineması deyince, büyük keyifle izlediğim En Sevdiğim Pastam, Bir Ayrılık, Satıcı, Görünmez Kaza ve Kirazın Tadı filmleri ve müthiş yönetmenleri Maryam Moghadam / Behtash Sanaeeha , Asghar Farhadi , Jafar Panahi ve Abbas Kiarostami aklıma geliyor. Her ne kadar İran sinemasına damgasını vuranlar arasında Marjane (Mercan) Satrapi sayılmasa da onun Persepolis ’i, Batı'da milyonlarca insanın İran hakkında okuduğu ya da izlediği ilk eserlerden biri olması açısından önemlidir. Mercan , geçtiğimiz günlerde, 4 Haziran’da 56 yaşında hayatını kaybetti. Çok sevilen İranlı-Fransız sanatçının ölümü, çizgi roman yazarı, çizeri, film yapımcısı ve aktivistin hayatının, direniş, özgürlük ve insanlığa adadığı mücadelesinin geniş çapta anılmasıyla yankı buldu. Mercan ’ın kişisel hikayesini siyasal tarihle özgün bir biçimde bir araya getirdiği Persepolis çizgi romanı ve onun animasyon film uyarlaması, İran, devrim, sürgün ve göç deneyimi üzerine üretilmiş en etkili modern otobiyografik eserler arasında kabul edilir. Film, farklı film festivallerinde 58 kez aday gösterilmiş, 2007’de Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü dahil olmak üzere toplam 30 ödülle taçlandırılmıştır. Ülkemizde de Persepolis filmi, 2008 yılında Türkiye Sinema Yazarları Derneği’nin En İyi Yabancı Film dalında SİYAD Ödülü’ne aday gösterilmiş, ancak 5. sırada yer almıştı. Her ne kadar kitaba ve filme Persepolis başlığını yakıştırsa da, Mercan bu antik kenti hiçbir zaman hikayenin bir mekanı olarak kullanmadı. Mercan, günümüz İran'ında Şiraz yakınlarında bulunan, MÖ 518 civarında I. Daryuş tarafından kurulmuş, Ahameniş İmparatorluğu'nun tören başkenti ve günümüzde dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biri olan Persepolis ’in adını tercih ederek, İran tarihinin 1979 İslam Devrimi ile başlamadığını hatırlatmakta, böylece binlerce yıl öncesine uzanan, çok daha köklü bir Pers medeniyetine işaret etmekteydi. Bu bağlamda eser, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanın, çağdaş İran tarihi ve kimliği algısını şekillendirmesinde çok etkili olmuştu. Bu başlık seçimi, bir anlamda sürekliliğin altını çizerek İranlıların devletlerinden daha fazlası olduklarını vurgulamaktan başka bir şey değildir: Modern İran'ı anlamak için, onun aynı zamanda Antik Pers'in mirasçısı olduğunu da hatırlamalısınız. Persepolis 'i farklı kılan en önemli özelliklerden biri, kişisel olan ile siyasal olan arasında bir ayrım yapmayı reddetmesidir. Eser, 1979 İran İslam Devrimi sırasında ve sonrasında büyüyen bir kız çocuğunun gözünden, ideoloji, savaş ve otoriterliğin insanların gündelik yaşamına nasıl nüfuz ettiğini gösterir. Burada siyaset; okul kuralları, kıyafetler, konuşma biçimleri, korkular ve aile ilişkileri üzerinden deneyimlenir. Böylece siyasal olan kişisel hale gelirken, kişisel olan da siyasal bir anlam kazanır. Mercan Satrapi ve Persepolis’ten bir kare Hem kitap hem de film, siyah-beyaz görsel diliyle dikkat çeker. Bu tercih yalnızca estetik bir karar değildir. Bir yandan çocuk bakış açısının duygusal ve ahlaki netliğini güçlendirirken, diğer yandan yetişkin dünyasının karmaşıklığını ve belirsizliklerini görünür kılar. Çizimlerin sadeliği; kayıp, kimlik, direniş, aidiyet ve sürgün gibi ağır temaların karmaşıklığıyla güçlü bir tezat oluşturur. Eserin en önemli güçlerinden biri de tonudur. Savaş, baskı ve sürgün gibi zor konuları ele almasına karşın yer yer mizahi, ironik ve hatta oyunbazdır. Bu denge, anlatının ne kuru bir siyasal propaganda metnine ne de bütünüyle trajik bir ağıta dönüşmesini sağlar. Sonuçta ortaya canlı, nefes alan ve psikolojik açıdan ikna edici bir anlatı çıkar. Film uyarlaması, çizgi romanın görsel dilini koruma konusunda oldukça başarılıdır. Pek çok uyarlamanın yaptığı gibi gerçekçiliği artırmaya çalışmak yerine, çizimlerin yalınlığını ve iki boyutlu estetiğini bilinçli olarak korumuştur. Böylece odak noktası görsel gösteriş değil; ses, hafıza, hatırlama ve yorumlama süreçleri olmuştur. Bence Persepolis , edebiyatı, çizgi roman sanatını ve siyasal tanıklığı duygusal derinliğinden ödün vermeden bir araya getiren, kilometre taşı niteliğinde bir eser. Üstelik bu eser yalnızca İran hakkında değildir; aynı zamanda baskı altında büyümek, kimlik inşa etmek, aidiyet aramak ve sürgün deneyimiyle yüzleşmek üzerine evrensel bir hikayedir. Belki de Persepolis 'in kalıcı etkisi buradan gelir: İran'ı anlatırken aslında çok daha geniş, evrensel bir insanlık deneyimini anlatır. Mercan Satrapi’nin yazıp yönettiği filmler (The voices - senaryo Michael R Perry; Radioactive – senaryo Jack Thorne ve Lauren Redniss hariç) Mercan Satrapi 'nin 2025'te Fransa'nın en yüksek devlet nişanı olan Légion d'honneur'u reddetmesi, onun karakteri ve siyasi duruşu göz önünde bulundurulduğunda şaşırtıcı değildi. Mercan , Fransız Kültür Bakanı'na gönderdiği mektupta, Fransa'nın İran konusundaki tutumunu "ikiyüzlü" bulduğu için ödülü kabul etmeyeceğini açıkladı. Mektubunda özellikle Fransa'nın vize politikalarını eleştirdi. Persepolis boyunca devletlerin, ideolojilerin ve sembollerin ötesinde bireysel vicdana vurgu yapan Mercan ’ın 2025'te yaptığı şey de buydu: Fransa'nın kendisini onurlandırmasından çok, İranlı gençlerin ve muhaliflerin karşılaştığı somut sorunlara dikkat çekmeyi tercih etti. Anısı önünde saygıyla eğilirken, Mercan ’ın Vancouver merkezli sanat ve kültür dergisi ION Magazine ’nin Şubat 2008 sayısında kapaktan verilen, Michael Mann’ın yaptığı söyleşide en hoşuma giden bölümünü sizlerle paylaşmak istedim: “Diyalektik materyalizm ve ekonominin önemi, günümüz dünyasında her gün gözlemleyebileceğiniz şeylerdir. [Marks’ın] Söylediği pek çok şey saçmalık değil, biliyor musun? Arada sırada insanlar bana “Sen aşırı solcusun” derler. Aşırı solun ne olduğunu bilmiyorum ama bence insanların öfkelenmemesini istiyorsan… dünyayı kurtarabilecek, kitle imalat silahı gibi bir şey var, o da kültürel eğitimdir. İnsanlara kültürel eğitim verebilmek için onların yaşayacak bir yerleri olmalı ve yemek yiyebilmeleri gerekir. Bence insanlara asgari bir yaşam standardı sağlamalıyız. Eğer buna Marksist olmak deniyorsa, o zaman ben Marksistim. Sağlık hizmetlerinin herkes için ücretsiz olması gerektiğini düşünüyorum ve eğitimin de herkes için ücretsiz olması gerektiğini düşünüyorum. İşte inandığım şeyler bunlar.”
Go to News Site