Evrensel’e saldırıda tahliye talebine ret

Evrensel’e saldırıda tahliye talebine ret

Haber Merkezi Evrensel Gazetesi’nin İzmir bürosuna silahla saldıran sanık İsa Can Biler’in tahliye talebi, “kaçma şüphesi ve deliller toplanmadığı” gerekçesiyle reddedildi. Biler’i olay yerine getiren İbrahim Halil Yapıcı serbest bırakıldı. Evrensel’in haberine göre savcı, sanık Biler’in başvurusunun reddini talep etti. Başvuruyu değerlendiren mahkeme verdiği kararda, “Şüpheliye yükletilen suçun niteliği, kanıtların henüz toplanmamış olması, kaçma şüphesinin varlığı ve adli kontrolün yetersiz kalmasına göre tutuklama nedenlerinde bir değişiklik olmaması” gerekçeleriyle tahliye talebini reddederek Biler’in tutukluluğunun devamına karar verdi. Biler’in kaçma ve kanıtları karartma şüphesi olmasına rağmen onu olay yerine getiren şüpheli İbrahim Halil Yapıcı ise serbest bırakıldı. Saldırının ardından yakalanarak gözaltına alınan Yapıcı bir gün bile gözaltında tutulmadan adli kontrol ile serbest bırakılmıştı.

‘Barışçıl protesto sınır dışı gerekçesi olamaz’

‘Barışçıl protesto sınır dışı gerekçesi olamaz’

Haber Merkezi İstanbul Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Nana Babazade’nin, katıldığı yemekhane eylemleri gerekçe gösterilerek sınır dışı edilmek istenmesine karşı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenlendi. Nana’ya Özgürlük İnisiyatifi adına açıklamada konuşan Maral Çölekoğlu, Babazade’nin Arnavutköy Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) tutulduğunu anımsatarak "Herhangi bir suç delili olmamasına rağmen, bu barışçıl protesto sınır dışı edilme nedeni sayılmıştır. Nana’nın alıkonmasının asıl sebebi, devletin baskı ve kontrolüne boyun eğmeyi reddetmesidir. İktidar, hak mücadelesi yürüten yoldaşlarımızı sindirmek için göçmen öğrencilerin yasal hakkı olan oturum izinlerini bir tehdit ve baskı aracına dönüştürmektedir. Bu uygulama insanlık dışıdır ve asla kabul edilemez. İfade özgürlüğü, eğitim hakkı ve yaşam hakkı temel haklardır” dedi. Çölekoğlu, taleplerini şöyle sıraladı: • Nana hakkında yürütülen sınır dışı işlemleri derhal durdurulmalıdır. • Serbest bırakılmalı ve güvenliği sağlanmalıdır. • Avukatıyla kesintisiz görüşme hakkı, vegan beslenme ve hijyen hakkı ve sağlık hizmetlerine erişimi garanti altına alınmalıdır. • Uluslararası koruma başvurusu yapabilmesi için gerekli süreçler işletilmelidir."

‘Alevilerin inancından derhal ellerinizi çekin’

‘Alevilerin inancından derhal ellerinizi çekin’

Alevi-Bektaşi Federasyonu (ABF) üyeleri, 28 Ağustos’ta yapacağı toplantıyı protesto etmek için Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın önüne ‘‘İnancımızdan elinizi çekin" yazılı siyah çelenk bıraktı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe Alevi kuruluşlarına Başkanlığın 28 Ağustos’taki toplantısına katılmama çağrısında bulundu. Erçe, Başkanlık önünde yaptığı açıklamada, ‘‘Yakın zamanda Hünkârımızın huzurunda her yıl 16, 17, 18 Ağustos’ta anmalarımızı gerçekleştiriyorken ısrarla tüm uyarılarımıza rağmen yine 12-13 Ağustos’ta korsan etkinlik gerçekleştirdiler. Bu da Alevileri bölme girişimiydi. Burası Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı. Bizi kültürel bir topluluk olarak görmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Tutuklunun hastane sevki iptal edildi iddiası

Tutuklunun hastane sevki iptal edildi iddiası

Haber Merkezi Cezaevlerinde tutuklulara yönelik disiplin cezaları, hasta sevklerine engel, mektupların verilmemesi, sosyal ve kültürel hakların kısıtlaması gibi ihlaller sürüyor. Bunun son örneği Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşandı. Tutuklu Yasin Kaya’nın terlik ile hastaneye gitmek istememesi üzerine hastane sevkinin iptal edildiği iddia edildi. MA’nın haberine göre Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Cezaevi Komisyonu üyesi Sedat Sülger, Kaya’nın hastane sevkinin terlik dayatması nedeniyle iptal edildiğini belirtti. Sülger, "Sevk sırasında terlik uygulaması yeniden dayatılmak istendi. Bu uygulama, cezaevinden hastaneye sevk edilecek kişinin ayakkabı yerine terlik ile götürülmesidir. Kabul etmeyenlerin sevki iptal edilmektedir” dedi. Sülger ayrıca Kaya’ya farklı bir cezaevinden gelen mektubun da kabul edilmediğini ifade etti.

‘Yaşlı’ şehirler

‘Yaşlı’ şehirler

Bu ifade günlük algıda bir kentin tarihsel geçmişine işaret etse de, kent literatüründe ‘yaşlı’ kategoride kabul edilen nüfusun, oransal olarak, ülke ortalamasının üzerinde olmasını vurgulamak için kullanılır. Yaşlı ifadesi ise yine ilgili uluslararası literatürde 65 yaş üstü olan kesimi kapsar. Dolayısıyla ülke ortalamasının üzerinde yer alan şehirler Yaşlı Şehir olarak nitelenir. 2024 yılı TÜİK verilerine göre Türkiye’de 65 yaş üstü nüfus 9 milyon 112 bin 298 kişi olup, toplam nüfus içindeki oranı %10,6’dır. Türkiye, bu oranla dünyadaki sıralamada 194 ülke arasında 75’inci sırada yer almaktadır. Resmi verilere göre Türkiye’de yaşlı nüfus oranı, Türkiye ortalamasının üzerinde olan 20 vilayet bulunmaktadır. İlk sırada %20,8 gibi yüksek bir oranla Sinop gelmektedir. Onu %20,2 ile Kastamonu, %19,1 ile Giresun, %18,6 ile Artvin, %17,7 ile Çankırı izlemektedir. Balıkesir, Çorum, Edirne, Çanakkale ile devam eden bu listenin 10’uncu sırasında %17 ile Tunceli yer almaktadır. Bunlardan Balıkesir ve Çanakkale, genelde emekli olan nüfus gruplarının tercih mekânları olmaları sebebiyle de ilgili kategoriye girmiş görünüyorlar. Diğer şehirlerin ortak özellikleri ise genç nüfusun göç yoluyla başka illere ya da ülkelere gitmesidir. Dışarıya göç süreci bu şehirleri hızla yaşlı nüfus mekânları haline getirmektedir. ∗∗∗ Nüfusun yaşlanması ekonomik, siyasal ve toplumsal bakımdan bir dizi yeni durumun ortaya çıkması demektir. Modern devletler, yaşlıları sosyolojik bir kategori olarak tanımlamış ve buna göre siyasal-toplumsal yapının bir parçası olarak ele almıştır. Bu şekilde yaşlı nüfusa yönelik geleneksel koruyucu politikaların dışında, yeni bir aktör olarak devletin devreye girmesi mümkün olmuştur. Hemen tüm kamusal hizmetlerin, gelenekten koparılarak devletin görevi olarak tarif edilmesi ve gelenek taşıyıcılarının da devlet karşısında sade bir bireye dönüştürülmesi biçimindeki bu politika, modern devletlerin nüfus politikalarının esasını oluşturur. Yaşlıların sosyolojik kategori olarak tanımlanması, dolayısıyla bu gruba yönelik yeni koruyucu mekanizmaların inşa edilmesini de birlikte getirmiştir. Huzurevi, Bakımevi gibi kurumlar bu sürecin ürünleridir. Özellikle ‘refah devleti’ uygulamalarında bu kategorinin korunması bir kamu görevi olarak tanımlanmış ve hatta anayasal güvence altına alınmıştır. Ancak yine de hemen her yerde yaşlı nüfusun çok büyük bir bölümü koruyucu mekanizmaların dışında kalmış veya bırakılmıştır. 1980’li yıllarda dünyada gelişen eğilimlerin de etkisiyle diğer tüm kamusal hizmetler ile birlikte yaşlı bakımı ve korunması hizmetleri sermaye gruplarının yeni yatırım alanlarına, yani piyasaya bırakılmıştır. Böyle olunca Avrupa’da ve Türkiye’de devletin inşa ettiklerinden çok daha fazla Huzurevi veya Yaşlı Bakımevi sermaye grupları tarafından inşa edilmeye başlanmış ve yaşlı bireyler giderek ilgili yatırımların potansiyel müşterisi olmuşlardır. ∗∗∗ Bu genel eğilime uygun olarak Türkiye’nin her kentinde yaşlılara yönelik yatılı bakım hizmetleri özel bir yatırım biçimi olarak gelişmiştir. Bir yandan kamu kurumları bu alanda hizmet üretmeye devam etseler de, özel kuruluşların etkisi hızla baskın hale gelmiştir. Nitekim bugün Türkiye’de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı olan toplam 15 bin 649 kişi kapasiteli 153 kurum bulunmakta ve bu kurumlarda 13 bin 868 yaşlı kişiye hizmet sunulmaktayken, 271 Özel Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi’nde toplam 18 bin 267 kişilik kapasite hizmete hazır halde bulunuyor. Bu kapasitenin artması eğilimi de devam etmektedir. Bugüne kadar ki deneyimler yaşlılara yönelik politikalarda geleneksel kültürün ihmal edilmesinin ciddi bir sorun olduğunu göstermektedir. Oysa geleneğin kendi koruyucu mekanizmaları, modern koruyucu araçlardan çok daha etkili olabilir. Yaşlı bireylerin ihtiyaç duyduğu şey sadece konforlu bir mekân değil, kendi, dili, kültürü, geleneği içinde ve coğrafyasında yaş almaktır. Diğer yandan yaşlılara yönelik hizmetler piyasa mekanizmalarına ve ticari kurumların insafına bırakılamayacak kadar toplumsal ve vicdani bir ödevdir. Bütün şehirlerin ama özellikle Yaşlı Şehirlerin en önemli sorunu ve dolayısıyla en önemli görevlerinden birisi budur.

Erdoğan’dan YPG’ye mesaj

Erdoğan’dan YPG’ye mesaj

Haber Merkezi AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Malazgirt Zaferi’nin 954. Yıl Dönümü Kutlama Programı"na katıldı. Burada açıklamalarda bulunan Erdoğan, süreç ile ilgili mesajlar verdi. "Milletimizin fertleri arasına örülen fitne duvarlarını tamamen yıkmak için başlattığımız terörsüz Türkiye sürecinde hamdolsun kısa sürede önemli mesafe katettik" diyen Erdoğan, "Kandan ve çatışmadan beslenen çevrelerin süreci kundaklama çabalarına rağmen tüm kurumlarımız çalışmalarını asırlık birlikten sonsuz kardeşliğe hedefiyle adeta bir kuyumcu titizliğiyle sürdürüyor" ifadelerini kullandı. KILIÇ VURGUSU Suriye ile ilgili mesaj veren Erdoğan, "Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’de. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak. Kardeşlik ve komşuluk hukukunu gözetenler kazanacak. Kıblesini şaşırıp kendilerine yeni yabancı patronlar arayanlar ise eninde sonunda kaybecektir. Şunu da biliyoruz ki; kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz. Biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız. Biz sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız" ifadelerini kullandı. Erdoğan şöyle devam etti: Kimse unutmasın: Türkler, Araplar, Kürtler olarak bu coğrafyada kıyamete kadar hep beraber yan yana yaşayacağız. Müslüman kanından beslenenler tarih sahnesinden çekildikten sonra bile biz yine burada olacağız. İMRALI’YA ZİYARET Öte yandan DEM Parti, TBMM’de kurulan komisyonun ardından İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ı ilk kez yarın ziyaret edecek. DEM Parti İmralı Heyeti’nde Van Milletvekili Pervin Buldan, Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol yer alıyor. Bugün TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığındaki komisyon ise saat 11.00’de ilk olarak Türkiye Barolar Birliği ve hukukçular dinlenecek. Bu toplantıda Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, İstanbul İkinci Barosu Başkanı Yasin Şamlı, Ankara İkinci Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir ile Diyarbakır, Bingöl, Hatay, Malatya, Mardin, Mersin, Van ve Sivas Barosu başkanları yer alacak. Komisyon perşembe günü ise 14 eski TBMM Başkanı’ndan 10’unu ağırlayacak. Önceki dönem Meclis Başkanları Hikmet Çetin, Ömer İzgi, Bülent Arınç, Köksal Toptan, Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, İsmet Yılmaz, İsmail Kahraman, Binali Yıldırım ile Mustafa Şentop, sürece dair tecrübelerini paylaşacak. Bugüne kadar 5 kez toplanan komisyon, pek çok isme kulak verdi. Şehit yakınları ve gazilerin yanı sıra Diyarbakır Anneleri, Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri Meclis’te söz aldı. Ayrıca, farklı alanlardan sivil toplum temsilcileri de görüşlerini komisyon üyeleriyle paylaştı.

TOKİ 81 ilde harekete geçti

TOKİ 81 ilde harekete geçti

Haber Merkezi “Türkiye’de savaş, afet ve nükleer sızıntı gibi durumlara karşı alınacak önlemler” kapsamında TOKİ, 81 ilde modern sığınak çalışmaları başlattı. Ankara öncelikli olmak üzere bazı şehirlerde inşa çalışmalarına başlandı. Ortadoğu’daki savaş ve gerilimlerin ardından Türkiye’nin sığınak altyapısı yeniden gündeme geldi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen çalışmada, vatandaşların olası bir savaş, afet ya da nükleer sızıntı durumunda korunabileceği alanların inşa edilmesi için adım atıldı. NTV’nin haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği kabine toplantılarında da görüşülen proje kapsamında, TOKİ’nin 81 ilde modern sığınak inşa etmesine karar verildi. Edinilen bilgilere göre, Ankara başta olmak üzere bazı şehirlerde inşa çalışmaları başladı. Hazırlanan raporlarda, sığınak sisteminde örnek ülkeler olarak İsrail, Japonya ve İsviçre gösterildi. Bu ülkelerdeki altyapıların kriz anlarında sivillerin güvenliği için önemli bir rol üstlendiği belirtildi. Türkiye’de yapılacak sığınakların da afet ve kriz anlarında hızla erişilebilecek, dayanıklı yapılar olacağı savunuldu.

Üzüm bağlarında umutsuz hasat

Üzüm bağlarında umutsuz hasat

Üzüm hasadı, iklim krizinin etkileri ve artan maliyetlerin yanı sıra TARİŞ ve serbest piyasanın düşük fiyatları üreticiyi zor durumda bırakıyor. TARİŞ’in taban fiyatları, üreticilerin maliyetlerini karşılamaktan uzak. Çaresiz bırakılan üretici, açıklanan fiyat için “Küçük çiftçiyi bitirme projesi” dedi.

‘Şimşek önce kamu zararını engellesin’

‘Şimşek önce kamu zararını engellesin’

Haber Merkezi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi, CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in düğün salonu denetimlerine dair açıklamasına tepki gösterdi. Bakırlıoğlu “Mehmet Şimşek yine çuvaldızı kendine değil, yurttaşa batırmanın peşine düşmüş. Bir sene önce denetlediği kurumları düğününe çağırıp saatlerce takı merasimi yapan BDDK Başkan Yardımcısını takip etmeyen, ballı takasla hazine arazilerinin peşkeş çekilmesine göz yuman, 4 milyar liralık kamu zararını görmezden gelen Bakan, yurttaşın düğünlerini inceletecekmiş. Şimşek, önce hazineye ait kupon arazileri ile Malatya'daki elde kalmış işyerleri ile yapılan ballı takasın hesabını sorsun. Tek takasla, tek bir imza ile milyarlarca lira kamu zararı ortaya çıkıyor, birilerine servet transfer ediliyor, Maliye Bakanı'nın 2 aydır ağzını bıçak açmadı” dedi. Bu yıl düğünlerin azaldığı tespitini aktaran Bakırlıoğlu, "Zaten gençler için düğün yapmak, yeni ev kurmak hayal haline gelmiş. Küçük şehirlerde bile düğün ve ev masrafları 1 milyon liraya ulaştı. Yurttaşın bir mutlu günü vardı. Bakan Bey garibanın düğününe gözünü dikeceğine; Hazinenin değerli arsalarının yok pahasına peşkeş çekilmesinin önüne geçsin” dedi.