soL Haber
Serdar Şahinkaya Belgeler, günlükler ve tanıklıklarla Cem Aziz Çakmak’ın sıra dışı hüzünlü yaşam öyküsü “Deniz Üstü Köpürür: Emperyalizmin Hedefindeki Amiral Cem Aziz Çakmak” isimli müthiş kitap, yakın dönem Cumhuriyet tarihini özellikle içi siyaset – dış ilişkiler bağlamını ustaca özetliyor, belleklerimizi temize çekiyor ve günümüzü anlamada adeta bir kılavuz işlevi görüyor. Aylardan sonra yeniden merhaba. Uzun zamandır köşe yazılarıma ara vermiştim. Yeni kitap projeleri, konferans ve söyleşiler su gibi akıp gidiverdi zaman. Yeniden merhabayı, genç ama usta ve yetenekli bir gazeteci olan sevgili dost Çağdaş Bayraktar ’ın final kısmı ile birlikte 44 bölüm ve 371 sayfalık müthiş kitabı üzerinden yapmak istedim. Kitabın ilk adı, “Deniz Üstü Köpürür”. Aslında anonim bir Muğla (Ula) türküsünün ismi. Sözlü halk kültürünün nesilden nesile aktarılan bu eserini hatırlayacaksınız. Cem Karaca ve Edip Akbayram tarafından Anadolu Rock tarzında yorumlanarak geniş halk yığınlarıyla kucaklaşmıştı. Barış Terkoğlu, kitaba yazdığı yakışıklı önsözün sonuna doğru not ediyor: “Elinizde tuttuğunuz kitabın yazarı Çağdaş Bayraktar, Cem Aziz Çakmak’ı ve ailesini yakından tanıyan bir gazeteci. Öte yandan Türk Ordusu’na kurulan kumpasların hedefini de özümseyebilen genç bir fikir insanı. Hepsinden önemlisi Cem Amiral’i anlamak ve anlatmak için emek veren bir yurtsever. İşte bu yüzden Cem Aziz Çakmak’a bakarak donanmayı, donanmaya bakarak Cem Aziz Çakmak’ı belki de en iyi anlatabilecek isimlerin başında geliyor. Elinizde tuttuğunuz kitapta bu işe omuz veriyor. Kumpas dönemlerinin asla geri adım atmayan yayınevi Kırmızı Kedi ise bu kitapla kendi geçmişine selam veriyor”. Emperyalizm, son 25 yıldaki en büyük bozgununu 1 Mart 2003 tarihinde TBMM’deki oylamada tezkerenin reddi ile yaşadı. Bunun Türkiye’ye faturası çok ağır oldu. Deniz Albay Hakan Eraydın, Deniz Kuvvetleri Anlaşmalar Şube Müdürü olarak tezkerenin geçeceğinden çok emin olan ve buna göre bölgeye konuşlanan Amerikalı yetkililere 45 gün boyunca eşlik etmiştir. TBMM’den geçmeyen tezkere sonrası Albay Eraydın, ABD’deki bir toplantıya Türkiye’yi temsilen katılır. Bu, bölgeye yerleşmeyi kafaya koyan ABD’nin bölge temsilcileri, büyükelçilerini kapsayan bir toplantıdır. Albay Eraydın anlatıyor: “ABD’li yetkililer Türklere karşı çok büyük bir öfke duyuyor. Türklerin, ABD askerini riske attıklarını düşünüyorlardı. Bu duygularını da asla saklamıyorlardı. Benim Türk olduğumu öğrenen bir ABD’li yetkili bu düşüncelerini paylaşmaktan çekinmiyordu. Tacize varan, nezaket sınırlarını zorlayan bir tavır söz konusuydu”. Albay Eraydın Türkiye’ye döndükten sonra toplantı hakkındaki raporunda özetle; “ABD’liler bize nefret dolu haldeler. Toplantıda Türk olduğum için açık nefret gördüm. Kesinlikle bir şeyler yapıp başımıza bir iş açmak isteyecekler. Bu duruma karşı kesinlikle önlem alınmalı”. Evet, Albay Eraydın çok haklıydı. Tablo çok netti. Atatürk Devrimleri ile geleceğin vizyonunu harmanlayan Türk Deniz Kuvvetleri’nin emperyalizmin hedefinde olması kaçınılmazdı. Ve kumpas davaları birbirini takip etti. Ağır fatura bir kuşatma yaratmıştı. Bu kuşatmanın uygulayıcısı, her yetki ile donatılmış şimdilerinin firarisi olan bir savcı idi. Bugün Türkiye’de yaşananların zeminini oluşturan gelişmeler. Birbiriyle alakasız görünen olaylar arasındaki derin bağlantı ve kapalı kapılar arkasındaki kirli ittifaklar. Başta siyaset sahnesi olmak üzere Türkiye’nin yeniden dizaynı. CHP’ye düzenlenen mutlak butlan – mutlak sultan tertibi, çoktan person non grata ilan edilmesi gereken ABD büyükelçisi Tom Barrack ’ın Cumhuriyet karşıtı açıklamalarını birlikte düşündüğümüzde bence I. Dünya Savaşı sırasında 16 Mayıs 1916'da imzalanan Sykes – Picot Anlaşması 'ndan bu yana aktörler değişse de aynı senaryo yeniden gündem oluyor. 1900, 1910, 1920, …..2000, 2010, 2020… Vatanın tehdit altında olduğu her dönemde ülkesi için endişe eden bir Türk subayı vardır. Bu subaylar, sorunlara ilişkin çözümleri ve başarılı olma ihtimalleri ile orantılı olarak emperyalizmin hedefinde olurlar. Tabii sözünü sakınmayan cesur tavırları da hedef olmada belirleyici faktörlerden biridir. Hele o cesaret, akıl, kitle yönetim başarısı ve sorun çözme yeteneğiyle birleşirse. İşte kitabın ana kahramanı Tuğamiral Cem Aziz Çakmak da öyle bir Türk subayıdır. Antiemperyalist damarı kabarık yurtsever bir Kemalist’tir. Belgeler, günlükler ve tanıklıklarla Cem Aziz Çakmak’ın sıra dışı hüzünlü yaşam öyküsü “ Deniz Üstü Köpürür: Emperyalizmin Hedefindeki Amiral Cem Aziz Çakmak ” isimli müthiş kitap, yakın dönem Cumhuriyet tarihini özellikle içi siyaset – dış ilişkiler bağlamını ustaca özetliyor, belleklerimizi temize çekiyor ve günümüzü anlamada adeta bir kılavuz işlevi görüyor. Yine Barış Terkoğlu yazısından devamla: “Sevgili okuyucu sıra sende… Üsküdar’da üzerinde denizci çapası ve kutup yıldızı olan bir mezar taşı görürsen yakından bak. Nakşedilmiş ‘Bahriye’nin Kutup Yıldızı’ yazısını oku. Boylu boyunca yatan kişinin göğsünde büyüyerek bedenini istila eden tümörün, denizlere meydan okuyanlara saplanan hançerin sembolü olduğunu unutma. Cem Amiral umutsuz değildi. Sakın karamsarlığa mahkûm olma. O mezarın başında o mübarek gemilerin geldiği seherin kokusunu bir gün mutlaka duyacağız. Bir gün… Mutlaka.”
Go to News Site