AKP'li vekil 'Batman kazanacak' diye duyurmuştu: Yaşama dinamit

AKP'li vekil 'Batman kazanacak' diye duyurmuştu: Yaşama dinamit

İlayda SORKU Kırşehir’in suyunu kurutacak maden projesiyle gündeme gelen AKP’li Ferhat Nasıroğlu, bu kez Batman’a göz dikti. Nasıroğlu’nun “Batman kazanacak” diyerek duyurduğu Oymataş Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (OSB) projesinin çalışmaları kapsamında bölgede dinamit patlatıldı. Köylüler, evlerinin zarar gördüğünü, hayvancılığın bitme noktasına geleceğini ve yaşam alanlarının ellerinden alındığını belirtirken kazananın sermaye olduğu vurgulandı. Çalışmaların iptal edilmesi için direniş başlatan yurttaşlar jandarmayla karşı karşıya geldi. Yaşanan arbede sırasında köylülerden birinin yaralanması üzerine alana sağlık ekipleri sevk edildi. Batman Valiliği İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 2023 tarihli yazısında, Oymataş köyündeki parsellerin mera vasfından çıkarılarak OSB ilave alanı olarak kullanılmak üzere hazineye devredilmesinin uygun görüldüğü belirtildi. Yazıda, yüzbinlerce metrekarelik alanın OSB ilave alanı amacıyla tahsis edildiği ifade edildi. Dinamit patlatılan alanla evler arasında yaklaşık 100 metre mesafe olduğunu söyleyen yurttaşlar, patlatmalar sonrası evlerde çatlaklar oluştuğunu, damlardan su akmaya başladığını ve çocukların gece uyuyamadığını aktardı. SORUMLUSU NASIROĞLU Bölgede 5 binden fazla küçükbaş hayvan bulunduğunu ve yüzlerce fıstık ağacının olduğunu belirten yurttaşlardan İsmail Taner şunları kaydetti: “Dinamitlerin yarattığı tahribat ortada. Bu, halka yapılan zulümdür. Oymataş OSB çalışmaları sırasında dinamit patlatıyorlar. Halkın yaşamı yok edilmeye çalışılıyor. Dinamit patlatılan alanla evler arasında 100 metre var. Burada herhangi birinin başına bir şey gelirse sorumlusu başta AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu ve ihaleyi alan müteahhittir. Kimsenin bizi topraklarımızdan göndermeye hakkı yok. Meramıza da hayvanlarımıza da sahip çıkacağız. Biz buradan gitmek istemiyoruz.” “Bölgede yukarısı petrol sahası aşağısı baraj” diyen Taner, “Biz nereye gideceğiz” diye sordu. Kendilerine para teklif edildiğini belirten yurttaşlar, “Alsınlar paralarını başlarına çalsınlar. Çocuklarımız gece uyuyamıyor, psikolojileri bozuldu. Yeter bıktık usandık. Altı aydır çektiğimiz yetmedi mi? Jandarma alanda karşımızda. Eylemdeyiz, ayaktayız, direniyoruz. Köyümüzü tamamen yok ettiklerinde bu insanlar nereye gidecek” ifadelerini kullandı. SEÇİM VAADİYDİ Öte yandan Nasıroğlu projeyi şu sözlerle duyurdu: “Yatırım, Üretim, İstihdam! Seçim sürecinde sözünü verdiğimiz Oymataş Gıda İhtisas OSB artık gerçeğe dönüşüyor. Valimiz Ekrem Canalp ve İl Başkanımız Hüseyin Şansi ile birlikte yerinde incelediğimiz altyapı çalışmalarında yol, su, enerji ve tüm teknik hazırlıklar hızla ilerliyor. 306 hektarlık alanda kurulacak bu dev sanayi yatırımı, Batman’ın üretim gücünü artıracak, binlerce hemşerimize istihdam sağlayacak. Söz verdik, yapıyoruz. Batman kazanacak!” Köylüler ise “Batman kazanacak” denilen projede kaybedenin kendileri olduğunu söyledi. Hayvancılıkla geçinen yüzlerce ailenin yaşam alanının daraltıldığını belirten yurttaşlar, patlatmaların derhal durdurulmasını istedi.

İstanbul’da klasik müzik ziyafeti ayakta alkışlandı

İstanbul’da klasik müzik ziyafeti ayakta alkışlandı

Birgül BİRBEN Keman virtüözü Gidon Kremer tarafından Baltık ülkelerinin müzisyenlerinden kurulan Kremerata Baltica, sıradışı Fransız piyanist Lucas Debargue ile İş Sanat'ta dinleyicileri derin bir müzik yolculuğuna çıkardı. Bach’tan 5 numaralı Piyano Konçertosu ve Re minör Partita No.2 ile Mozart’tan Saraydan Kız Kaçırma operasının uvertürü ve 14 numaralı Piyano Konçertosu’nun yer aldığı programda ayrıca Arvo Pärt’ın Doğu ve Batı’nın müzikal dünyalarını iç içe geçirdiği eseri Orient & Occident, Jančevskis’in doğayla kurulan sessiz diyaloğu müziğe dönüştürdüğü Lignum ve Debargue’ın Mozart’ın La majör K 331 Sonatı’nın ünlü final bölümü Rondo alla turca’dan ilhamla bestelediği Alla Turca Varyasyonlar seslendirildi. Yeteneği ve ifade gücüyle övgü toplayan Debargue ile müziği en rafine haliyle dinleyicilere sunan topluluk konserin sonunda ayakta alkışlandı. İş Sanat’ın etkinlik programı 23 Şubat akşamı “Mavi, Maviydi Gök Yüzü” isimli şiir dinletisiyle devam edecek. Yeni çocuk oyunu “Hişt Hişt!” ise 28 Şubat ve 1 Mart tarihlerinde sahnelenecek.

Bir filmin kaderini ilk okuyan kim? Algoritma mı, yönetmen mi?

Bir filmin kaderini ilk okuyan kim? Algoritma mı, yönetmen mi?

Bugün bir filmin kaderini ilk okuyan kişi gerçekten yönetmen mi? Yapımcı mı? Yoksa bir yazılım mı? Bu soru artık spekülatif değil; endüstrinin tam ortasında duruyor. Kültürel üretimin neoliberal optimizasyon mantığına teslim olup olmadığı meselesi, soyut bir teori tartışmasından çıktı. Karar süreçleri ölçülebilir veriye, tahmin modellerine ve performans simülasyonlarına bağlanıyor. Senaryolar henüz sete çıkmadan analiz ediliyor; oyuncu kombinasyonları hasılat projeksiyonlarına göre değerlendiriliyor. Yaratıcılık mı, yoksa algoritma mı karar veriyor, tartışması daha da kızışacak! Los Angeles merkezli Cinelytic gibi şirketler, projelerin ticari potansiyelini veri üzerinden hesaplıyor. Son yıllarda Domestic Box Office tahminlerinde %94-96 doğruluk (bazı çeyreklerde %98-99) sağlıyor. Dijital platformların kullanıcı tutma ve izlenme tamamlanma metrikleri de ortada; optimizasyon çağında içerik kararları yalnızca “iyi hikâye” kriterine değil, izlenme süresi ve davranış verilerine göre şekilleniyor. AI destekli film üretim pazarı resmen patlıyor. Grand View Research'e göre bu pazar 2024'te 3.24 milyar dolar seviyesindeydi ve 2033'te 23.54 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Yani senaryoları, oyuncu seçimlerini, hatta hikayenin ritmini bile veriyle "test eden" araçlar, endüstride giderek daha fazla söz sahibi oluyor. YARATICI ÖZNENİN YER DEĞİŞTİRMESİ Film eleştirisinin kendini güncellemesi gerekiyor. Çünkü artık estetik kararlar yalnızca estetik değil. Bir filmin temposu, karakter dağılımı ya da dramatik kırılma noktası sadece sanatsal sezginin sonucu olmayabilir; izlenme grafikleri ve davranış verileriyle tasarlanmış olabilir. Örneğin Shōgun. Ciddi, ağırkanlı ve tarihsel görünen bir anlatı. Ancak dramatik zirvelerinin yerleşimi ve bölüm ritmi, küresel izleyici alışkanlıklarıyla şaşırtıcı biçimde uyumluydu. Kültürel fark korunur gibi duruyor; ama ritim evrensel tüketim temposuna göre ayarlanıyor. Fark bile tasarlanmış olabilir. Ya da Barbie. Feminist söylem, meta mizah ve sistem eleştirisi içeriyordu. Aynı anda marka bütünlüğü, hedef kitle segmentasyonu ve küresel mesaj senkronizasyonu kusursuz işliyor. Burada alkışladığımız şey yalnızca Greta Gerwig’in politik zekâsı mı? Yoksa sistemin izin verdiği ölçüde kurulan, ölçülmüş ve güvenli bir muhalefet mi? Mesele bu yapımları küçümsemek değil. Mesele şu. Seviyoruz. Etkileniyoruz. Heyecanlanıyoruz. Ama alkışladığımız özne kim? Yaratıcı birey mi? Kolektif üretim mi? Yoksa insan kararını çerçeveleyen görünmez veri mimarisi mi? BÜYÜK YÖNETMEN VAR MI? Neoliberal akıl her alanı ölçülebilir çıktılar üzerinden değerlendiriyor. Sinema da bu mantığın dışında değil. Platform ekonomisinde tamamlanma oranı, ilk beş dakikadaki tutunma yüzdesi, sezon sonu geri dönüş ihtimali belirleyici metrikler haline geldi. Güçlü açılış, düzenli dramatik yükselme, optimize edilmiş final… Bunlar artık yalnızca anlatı tercihi değil; performans mühendisliğidir. 2023’teki Writers Guild of America ve SAG-AFTRA grevleri, üretim rejiminin resmen yeniden yazıldığını gösterdi. Senaryonun değil, bedenin ve performansın da veri varlığına dönüştüğünü açığa çıkardı. Mesele “sanat teknolojiye direniyor” romantizmi değil; karar mekanizmasının yer değiştirmesi. Bu koşullarda auteur (yaratıcı yönetmen) tartışması nostalji değil; doğrudan politik bir mesele. Çünkü auteur belirsizlik üretir. Optimizasyon ise belirsizliği risk olarak kodlar. 1970’lerin Yeni Hollywood döneminde Spielberg ya da Scorsese ana akım içinde kişisel estetik alanı açabildi. Gişe baskısı vardı ama estetik sapma mümkündü. Bugün üretim modelleri merkezileşmiş durumda. Belki de bu kuşatılmışlık içinde asıl maharet, Christopher Nolan gibi isimlerin yaptığı gibi, sistemin silahlarını sisteme karşı kullanabilmektir. Nolan, devasa bütçeleri ve algoritmanın talep ettiği 'olay merkezli' yapıyı korurken, araya kendi takıntılarını ve analog dokusunu sızdırabiliyor. Ancak bu tür örnekler, sistemin esnekliğini değil, ne kadar dar bir aralıkta 'istisnalara' izin verdiğini gösteriyor. Sistem, bu dehaları yok etmek yerine, onları kendi 'prestij markası' olarak optimize ediyor. Artık soru “büyük yönetmen var mı?” değil. Asıl soru şu; Büyük yönetmene yapısal olarak alan bırakılıyor mu? Yeni bir dönemdeyiz. Sinema yalnızca anlatı üretmiyor; karar üretim biçimi de değişiyor. Eleştirinin görevi artık sadece estetiği tartmak değil, kararın nerede alındığını görünür kılmak. Aksi hâlde eleştiri, optimizasyon çağında yalnızca iyi tasarlanmış ürünlerin yankısına dönüşür ve öznenin yerini kimin aldığını fark etmez.

323 Yıl Sonra Bir İlk! Astrolog Dinçer Güner “Yeni Sürecin Başlangıcı” Diyerek Anlattı

323 Yıl Sonra Bir İlk! Astrolog Dinçer Güner “Yeni Sürecin Başlangıcı” Diyerek Anlattı

Gökyüzünde yüzyıllardır beklenen enerji açığa çıkıyor. En son 1703 yılında gerçekleşen Satürn ve Neptün'ün Koç burcundaki buluşması, 2026'da yeniden başlıyor. Tarihte büyük imparatorlukların yıkılışına, kimyasal savaşlara ve radikal sınır değişimlerine damga vuran bu döngüde dünyayı neler bekliyor? Astrolog Dinçer Güner, 323 yıl sonra bir ilk gerçekleştiğinde vurgu yaparak, 'Yeni bir sürecin başlangıcı adeta' dedi.Kaynak

Karadeniz Fıkrası Değil Gerçek: Bu Köyde İki Farklı İftar Saati Var

Karadeniz Fıkrası Değil Gerçek: Bu Köyde İki Farklı İftar Saati Var

Samsun’un Terme ilçesine 30 kilometre uzaklıktaki Ambartepe Mahallesi ile Ordu’nun İkizce ilçesine 24 kilometre mesafedeki Şentepe Mahallesi’ni yalnızca 7 metre genişliğinde bir yol ayırıyor. Bu dar yolun bir tarafı Samsun, diğer tarafı Ordu sınırlarında kalıyor.Böyle olunca mahalle sakinleri tek adımla il değiştiriyor. Ramazan ayında ise iki taraf arasında iftar saatleri farklılık gösteriyor. Karadeniz fıkralarını aratmayan bu ilginç sınır hattı, görenleri şaşkına çeviriyor.