Hakikati cezalandırmak: İsmail Arı'nın tutukluluğu bize ne anlatıyor?
soL Haber

Hakikati cezalandırmak: İsmail Arı'nın tutukluluğu bize ne anlatıyor?

21 Mart’ta, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı, aylar öncesine ait bir video ve haberleri bahane edilerek gözaltına alındığında, bayram ziyareti için gittiği Tokat’taki aile evindeydi. Arı’nın gözaltına alınışı ve sonrasındaki süreç Türkiye’de basına yönelik kuşatmanın sonuçlarından biri. Bayram günü hızla Tokat’tan Ankara’ya götürüldü, ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcı ifade almadan tutuklama talep etti, mahkemede tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi. Arı’nın tutukluluğu kağıt üzerinde “dezenformasyon” ve “hakaret” gibi kavramlarla ambalajlanmış olsa da aslında çok daha derin bir politik stratejinin parçası. Hukukun ötesi: Hakikati cezalandırmak… Bu süreci salt hukuki zeminde okumaya çalışmak hatalı ve eksik olur. Birçok tartışmada düşülen temel tuzak, Arı'nın haberlerinin “tekzip edilmediği”, ilgili kurumların resmi bir yalanlama dahi göndermediği üzerinden kurulan masumiyet arayışına dayanıyor. Oysa anayasanın, halkın haber alma hakkının veya gazetecilik etiğinin birer nostaljiye dönüştürüldüğü bugünlerde, AKP iktidarından hukuki bir tutarlılık beklemek ya da meseleyi buradan tartışmak yersiz. İktidar, hakikatin kendisini cezalandırıyor. Arı’nın tutuklanma sebebi olan “Tarihi yapılar gözden çıkarıldı” başlıklı haberin içeriği şöyle: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mezun olduğu imam hatip lisesine yurt inşa edilmesi için tescilli yapıların bulunduğu alan seçildi. Korunması gereken kültür varlıklarının yapılacak yurt inşaatı için taşınmasına karar verildi.” Öte yandan Arı’nın ödül aldığı ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürlüğü'nün operasyon yapmasını sağlayan "Yunus Emre Vakfı soygunu" haberi de soruşturma kapsamında soruldu. Bu da iktidarın neden bu kadar öfkelendiğinin en net göstergesi. ‘Tabulara dokunmanın’ bedeli Arı, Uludağ, Merdan Yanardağ ve daha nice meslektaşımızın demir parmaklıklar ardına gönderilmesinin altında yatan ortak payda, haberlerin içeriğindeki bir “yanlışlık” değil, işaret ettikleri “doğru”nun yakıcılığı. Buradaki esas mesele iktidar ve özelinde Erdoğan. Suçluların veya kurulan suç ilişkilerinin doğrudan Erdoğan'a uzanması. İktidarı rahatsız eden haberler sansürle, erişim engelleriyle veya ekonomik baskılarla “terbiye” ediliyor; ancak gazeteci o buzlu camı kırıp da içerideki asıl mekanizmayı halka gösterdiğinde, devreye doğrudan yargı sopası giriyor. Yani haberlerde doğrudan iktidar ya da Erdoğan işaret edildiğinde tabuya dokunulmuş oluyor. Mustafa Mert Bildircin: Gazeteciliği halk için yaptı İsmail'in çalışma arkadaşı, BirGün Ankara muhabirlerinden Mustafa Mert Bildircin anlattı. Gazetecilik mesleğinin doğası gerçeği aramak üzerine kurulu. Bildircin de mesai arkadaşı İsmail'in bu gerçeği her zaman halkın içinde ve doğrudan halkın çıkarları için aradığını ifade etti. Bildircin, duygularını şu sözlerle aktardı: “İsmail benim her gün gördüğüm, karşı masamda oturan ve birlikte çalışmaktan onur duyduğum bir meslektaşım. Kamuoyunun çok yakından takip ettiği haberlere imza atan, mesleğini etik kuralları içerisinde çok titizlikle yapan bir çalışma arkadaşı.” Yaşanan tutuklama kararının kendilerini öfkelendirdiğini söylerken, bu duygunun yalnızca çalışma arkadaşları tarafından değil, temas ettiği tüm kesimlerce de paylaşıldığını dile getirdi: “Öfkelenen, üzülen yalnızca biz değiliz. 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybeden aileler de üzgün bugün. Çocuğu okula aç giden yurttaşlar da üzgün. Bugün İsmail'in temas ettiği onlarca yurttaş bizlere mesaj atıyor ve soruyorlar ‘İsmail için ne yapabiliriz’ diye.” İsmail'in tek gayesinin gerçeğin açığa çıkarılması olduğunu vurgulayan meslektaşı, “İsmail gazeteciliği halk için yaptı, halka temas etti. Türkiye'de 7'den 70'e dezavantajlı tüm kesimlerin sorunlarını gazetelerinin sayfalarına taşıdı” dedi. Bildircin, İsmail'in kendi ifadesinde de belirttiği gibi yaptığı haberler nedeniyle suçlanmayı bir şeref madalyası olarak gördüğünü hatırlattı ve “İsmail'den suçlu yaratamayacaklarının farkındaydık. Gözaltına ve tutuklamaya karşı kamuoyunun tepkisi bize bir kez daha bu gerçeği gösterdi" ifadelerini kullandı. Ankara'da aşılan eşik ve 'dezenformasyon' yasası Avukatları, Arı'nın tutukluluğuna hızla itiraz etmeye hazırlanıyor. Ankara yargı muhabiri Alican Uludağ, Ankara’dan İstanbul’a getirilerek tutuklanmıştı. Bunu da hatırlatarak uzun zamandır Ankara mahkemelerinde bir gazetecinin tutuklandığına şahit olmadıklarını vurgularken Bildircin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Umuyoruz ki bu hukuksuzluktan bir an önce dönülür ve İsmail arkadaşımız serbest bırakılır. Bu karar Ankara'da aslında bir kapıyı da açtı, bu bir eşiğin aşılmasıdır. Son dönemde dezenformasyon yasası da kullanılarak basının üzerindeki baskı Ankara'ya da sıçradı.” Son olarak kamuoyuna, siyasilere ve meslektaşlarına bir çağrıda bulunan Bildircin, tehlikenin boyutlarına dikkat çekerek açıklamasını şu kritik sözlerle tamamladı: “Tüm yurttaşlar, siyasetçiler ve gazeteciler bu dezenformasyon yasasına karşı mücadeleyi yükseltmek zorundalar. Çünkü dün İsmail'in başına gelen yarın herkesin başına gelebilir. İsmail'den bir suçlu yaratan bu düzen her birimizden birer suçlu yaratabilir. İsmail üzerinden büyüyen bu dayanışma kampanyasının artık tüm Türkiye'ye yayılması ve gazetecilerle ilgili kapsamlı bir mücadelenin büyütülmesi gerekiyor.” Yaşar Aydın: Başka bir ülkede olsa madalya takarlardı BirGün TV’de Arı’nın tutuklanma kararıyla ilgili konuşan BirGün Yayın Koordinatörü Yaşar Aydın, “İsmail Arı’yı tutuklayan irade bu karardan pişman olacak!” derken, kararın İsmail Arı’yı gazetecilik yapma işlevinden mahrum bırakmaya yönelik olduğunu vurguladı. Aydın, “Başka bir ülkede olsa İsmail’e madalya takarlardı” ifadelerini kullandı.

Go to News Site