Kırık minare: AKP’nin müteahhit kafası, ortak hafızamızı örtmeye yeter mi?
soL Haber

Kırık minare: AKP’nin müteahhit kafası, ortak hafızamızı örtmeye yeter mi?

Sanıyorum iki yıl önceydi. 15 yaşımda ayrıldığım ve bir yetişkin olarak yaşamadığımdan pek derin bir bağ kuramadığım memleketim Antalya’da gezinirken gözüm takıldı. “Kesik Minare”, kesik değildi. Kaleiçi’nde, 1900 yıllık yapıydı. Önce Romalıların pagan tapınağı, sonra kilise, cami, tekrar kilise, tekrar cami… Bu kıyı kentinin tarihinin taşlarla kaydedildiği yerdi. Osmanlı’nın son döneminde bir yangında minarenin külahı kül olmuş, böylece yapı Antalya’da Kesik Minare diye anılır olmuştu. Hükümet, 2023’te minareye külah kondurmuş. Cami ibadete açılmış. Doğru karar mıdır, bilmem. AKP’nin kent merkezlerini dinselleştirme arayışının parçası olduğu muhakkak. Benim için, yıllar boyu inanılmaz bir nüfus artışıyla iyiden iyiye tanınmaz hale gelmiş şehirle gevşek bağımın biraz daha inceldiğini hissettiğim bir andan ibaretti, fark edişim. Zaten unuttum gitti. Ta ki, önceki gün o fotoğrafı görene kadar… Kapağa koyduğumuz kırık minare ve eşlik eden yıkıntı, Gazze’nin en eski camisinden, Büyük Ömer Camii’nden veya diğer adıyla Gazze Ulu Camii’nden geriye kalanlar. ‘Kırık Minare’ de Kesik Minare gibiydi: Antik Filistinlilerden kalma bir pagan tapınağı, sonra kilise, cami, tekrar kilise, tekrar cami… Bu kıyı şeridinin tarihinin taşlarla kaydedildiği yerdi. İsrail, 2023’te başlayan son Gazze işgalinde yerle bir etti camiyi. Önce “Hamas’ın anti-tank ünitesi vardı” dediler, sonra “altından tünel geçiyordu”ya çevirdiler. Sonuçta hesap vermediler. Ama esas mesele, göz koydukları bu antik bölgedeki en eski camiyi tahrip etmeleri değil. Gazzeliler, Büyük Ömer Camii'nden kalan molozları zaman içinde temizledi. Minare hâlâ kırık, yapı çok hasarlı. Siyonistler, el koymaya karar verdikleri Filistin topraklarına geldikleri andan beri, sistematik şekilde, yalnızca bu topraklar üzerinde yaşayan halkı değil, onların hafızasını, izlerini de yok etmeye giriştiler. Kendisi de Gazze’de bir mülteci kampında doğmuş olan, eski Filistin Kültür Bakanı Atef ebu Seyf, Mecelle’de yayımlanan makalesinde, 29 ay içinde Gazze’de İsrail’in hafıza-kırım politikalarını özetledi. Gazze’deki 12 müzenin tamamı, İsrail tarafından yıkıldı. Üstelik, bunun bilinçli bir politika olduğunu kanıtlarcasına, Ekim 2023’te başlayan işgalin ilk haftalarında hedef alındı müzeler. El Karara Kültür Müzesi mesela… Heykeltraş Muhammed ebu Lahya ve eşi tarafından açılmış, Gazze’nin çağlar boyu tarihini yansıtan 3 bin arkeolojik, etnografik esere ev sahipliği yapmıştı. Kırsalda, çatışmalardan uzakta, hiçliğin ortasındaydı. İsrail uçakları bombaladı. Mısırlılardan, Kenanlılardan kalma binlerce yıllık parçalar, molozların altında ortadan kaldırıldı. Toplam 80 kütüphane ve kitabevini yok etti siyonistler. Bunlardan biri, Gazze Belediye Kütüphanesi, Nakba öncesinden, hatta Osmanlı döneminde kitap ve belgeleri halka sunuyordu. Bilerek hedef seçildi. Gazze’nin 150 yıllık belediye arşivinin bulunduğu El Şuruk Kütüphanesi de aynı kaderle yüzleşti. 32 kültür merkezi, 9 yayınevi, 28 anıt ve sanat eseri… Galeriler, sinemalar, tiyatrolar, arkeolojik alanlar, tarihi binalar, eski mezarlıklar, arşivler, camiler, kiliseler… Daha 1948’de, Filistinlilerin katledilip, hayatta kalanların silah zoruyla evlerinden edildiği Nakba’dan itibaren siyonistler, bu topraklarda yaşayanların izlerini silmeyi hedefledi. Saldırı, yalnızca, yarın bir gün geri dönme hakkını kullanacak Filistinlilerin temel dayanağı olan resmi arşiv ve tapu kayıtlarını hedef almıyordu. Tüm izler silinmek, mekan tanınmaz hale getirilmek isteniyordu. Öyle ki, asırlık zeytin ağaçları kesildi. Yerlerine, hızlı büyüyen çamlar dikildi. Böylece Nakba öncesi yaşamlarını o mahallelerde geçirenler de, ailelerinden kalan fotoğraflardan eski evlerinin izini sürmek isteyenler de geldiklerinde mahalleyi de, sokağı da tanıyamasın istendi. 1982’de İsrail Lübnan’ı işgal edip Beyrut’a girdiğinde, ilk hedeflerinden biri Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Filistin Araştırmaları Merkezi’ydi. Siyonistler binayı işgal etti, günlerce süren bir operasyonla, içindeki 25 bin ciltlik kütüphane, paha biçilemez el yazmaları, haritalar, mikrofilmler ve 1948 öncesi Filistin'e ait tapu kayıtlarının tamamı kamyonlara yüklendi, İsrail’e kaçırıldı. 2001’de İkinci İntifada zamanı İsrail polisi, Doğu Kudüs’teki “Doğu Evi”ni bastı, Filistinlilerin Kudüs'teki toprak haklarını kanıtlayan Osmanlı ve İngiliz Mandası dönemine ait tapu kayıtları, haritalar ve diplomatik arşivler buradaydı, hepsi çalındı. 2006’da İsrail Lübnan’ı yine işgal etti, siyonist kara ordusu doğru düzgün ilerleyemedi, Hiyam’ı bir türlü ele geçiremedi, ama bu sınır kentinde yıllarca işkencehane olarak kullandıkları binayı Lübnanlılar direniş müzesine çevirmişti, İsrail jetleri o binayı yerle bir etti. Emlakçı ve müteahhit dostları Tüm bunlar, bugün niye önemli? Çünkü AKP hükümeti, bu hafıza-kırıma kendi imzasını atmaya karar verdi. Herkes savaşı, ölümleri ve tehdidi konuşurken ülkemiz sessiz sedasız Gazze’nin, Filistinlilerin izlerinin silinmesi suçuna ortak edilmek isteniyor. Atef ebu Seyf’ten aktaralım: Barış, ateşkes ve "gelecek günler" hakkında atılacak adımlara dair kulağa hoş gelen söylemler yeniden piyasaya sürülüyor, fakat kaybedilenleri geri kazanmak ya da henüz kurtarılabilecek olanları kurtarmak üzerine neredeyse hiç ciddi şekilde kafa yorulmuyor. Ortadaki ironi çok ağır. ABD Başkanı Donald Trump'ın liderliğindeki Barış Kurulu tarafından oluşturulan ve bir dizi Filistinli elit ismin de yer aldığı komite, kültür veya tarihi miras alanlarına hiçbir şekilde değinmedi. Komitenin yetki belgesi ve görev listesi; örneğin aşiret meselelerine, dini ve doktrinsel kaygılara yer ayırmasına rağmen, bu iki alanın kurtarılmasına, restore edilmesine veya rehabilite edilmesine dair hiçbir madde içermiyordu. Trump, Gazze’yi bir riviera, bir yeni Las Vegas yapmak istiyor. Körfez monarşilerini, burnundan kıl aldırmayan zengin İskandinav hükümetlerini, Ortadoğu’da hizaya getirmek istediği işbirlikçilerini, Avrupa’nın, Asya’nın, Amerika’nın kapitalist ülkelerini para yatırmaya, inşaat yapmaya, işletme kurmaya ve “çok para kazanmaya” davet ediyor. Gazzelilere de “isteyen kalsın, çok istihdam yaratacağız, her yerden gelecek göçmen işçiler gibi siz de çalışır, kazanır, yaşar gidersiniz” vaadinde bulunuyor. Ve iki lafından birinde “Büyük devlet olmak”tan, “Osmanlı mirasını taşımak”tan dem vuran ama aslında kafası bunlara değil ihaleye, inşaata, işletmeye ve para kazanmaya basan Türkiye’deki iktidar, işte bu tarihi suça ortak oluyor. Hakan Fidan’ın imzaladığı bildiri, siyasi bir skandaldır. İsrail’in Güney Lübnan’ı Gazze gibi yıkıp hafıza-kırıma uğrattığı günlerde Devlet Bahçeli’nin siyonistlere can simidi olacak “Lübnan Suriye’ye bağlansın” cin fikirliliği, diplomatik bir rezalettir. Ama Gazze’de direnişi bitirip, tarihin izlerini silip bir sermaye cenneti yaratma isteğindeki ABD planına angaje olmak… İnsanlığa karşı suça imza atmaktır. Hafıza, yaşamla var olur, kavgayla vücut bulur. Antalya’daki bir kesik minarenin tepesine külah dikerek kültürel mücadele verdiğini sanan müteahhit kafası, kendini dünyanın hükümdarı sanan emlakçının peşine takılıp dilediği kadar avcunu oluştursun. Minaresi yıkılan, kayıtları çalınan, hafızası hedef alınan Filistinliler o minareyi yeniden ihya eder, hafızasını hedef alan suçluları ve suç ortaklarını kaydeder. İnsanlığın ortak kavgası, Trump’ı, siyonistleri, o pek hevesli müteahhitleri tarihe gömer.

Go to News Site