Independent Turkish
İsrail-ABD kirli ittifakının, 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşta,ateşkese ilişkin iddialar ve haberler gelmeye başladı. Ayrıca Türkiye’nin arabulucu olduğuna yönelik bilgiler de paylaşılıyor. İran’ın, ABD’nin talepler listesini reddettiği, ABD’nin de İran’ın isteklerini kabul etmediği iddiaları ortalıkta dolaşıyor. Ama bu yazıda, yaşanan son gelişmelerden bağımsız bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Amerikan Başkanı Donald Trump, savaşın gidişatını kendi belirliyormuş gibi konuşuyor. Bunu özellikle yapıyor, çünkü Amerikan ve dünya kamuoyu önünde kuyruğu dik tutmanın derdinde. “Savaş bitti, biz kazandık” diyor. Yetmiyor, “İran’da rejimi değiştirdik” diyor. “Bizimle görüşmek istiyorlar. Harika bir hediye verdiler” diyor. Kısacası Trump, diyor da diyor, ama gelen yanıtlar, dediklerini çürütüyor. İran geri adım atmıyor, teslim olmuyor. “Anlaşma olursa, şartları ben belirlerim” diye dayatıyor. Saldırı altındayken müzakere olmayacağını bildiren İran, 5 önemli talebini şöyle sıralıyor: Diplomasi için saldırganlık bitmeli, Savaş tazminatı ödenmeli, Yaptırımlar kalkmalı, Gelecekte yeni saldırılar olmaması için uluslararası garantiler verilmeli, Hürmüz Boğazı’nın İran’ın kontrolüne bırakılmasını sağlayan uluslararası bir anlaşma imzalanmalı. Bunlar, 27 günlük savaşta ayakta kalmayı başaran, özgüveni yükselen İran’ın ilk aşamadaki talepleri. Füze sistemi başta olmak üzere daha birçok konuda da talepleri olduğu biliniyor. Peki İran, neden geri adım atmıyor, teslim olmuyor? Çünkü nükleer silahtan çok daha etkili bir silah keşfetti. Bu silahın adı Hürmüz. Nükleer silah yıkım yapar. Ama İran'ın başarıyla kullandığı Hürmüz silahı, küresel ekonomiyi ve siyasi sistemini alt üst etti. Nükleer silah yıkım yaratır. Hürmüz ise doğrudan dünya sistemini hedef aldı ve dağıtmak üzere. Nükleer silahla bir ülkeyi vurursunuz. Ama Hürmüz ile tüm dünya sistemini. Körfez Arap ülkeleri savaş nedeniyle petrol ve doğalgaz üretimine ve ihracına ara vermek zorunda kaldı. Yüzlerce tanker (630 kadar) Hürmüz’den çıkamadı, 27 gündür Körfezde bekliyor. Dünya, 1973’deki petrol krizinden daha büyük bir krizi yaşıyor. Birçok ülke sorunla baş edebilmek için stratejik petrol rezervlerini serbest bıraktı. Amerika Birleşik Devletleri, 415 milyon varil olan stratejik petrol rezervlerinin 172 milyon varilini serbest bıraktı. Buna rağmen ABD’de benzinin galonu 4,80 dolara ulaşarak rekor kırdı. 32 üyesi olan Uluslararası Enerji Ajansı, stratejik rezervlerden 400 milyon varil petrolü serbest bırakma kararı aldı. Türkiye de stratejik petrol rezervlerinden 11,2 milyon varil petrolü serbest bıraktı. Ama alınan tüm önlemlere rağmen dünyada petrolün varil fiyatı artmaya devam ediyor. Özellikle Avrupa Birliği’nde akaryakıt ve doğalgaz fiyatlarındaki artış, ekonomik dengeleri alt üst ediyor. Akaryakıt fiyatlardaki artışa kadar savaşla pek ilgilenmeyen hatta haberdar olmayan Amerikalılar ve Avrupalılar, yöneticilerine baskı yapmaya başladı. Trump savaşın bittiğini ve kazandıklarını ilan ediyor. Ama ortağı aynı fikirde olmadığını her fırsatta duyuruyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, İran’ın 470 füze fırlatma rampasından 330’unu imha ettiklerini, geriye kalanların ortadan kaldırılmasının zaman alacağını açıkladı. Ama ne İsrail ne de ABD, İran’ın elindeki füze ve rampa sayısını tam olarak bilmiyor. Trump, bir yandan müzakere derken diğer yandan da İran’a kara harekâtı yapacak bir tugay gönderiyor. Kısacası Trump tüm tuşlara aynı anda basıyor. Bu da Trump’ın savaştan nasıl çıkacağını bilemediğini gösteriyor. Askeri uzmanların ve stratejistlerin sıklıkla dile getirdiği bir teori var, Mutlak güç = Mutlak zafer Bu teorinin artık geçerli olmadığı, dünyanın farklı noktalarındaki çatışma ve savaşlarda görüldü. İran’da bu teoriyi çürütmek üzere. Devasa bir askeri güce sahip İsrail-ABD kirli ittifakı, en sert şekilde hem de her gün vurmasına rağmen, zafere ulaşamıyor. Evet, ABD bir çıkış stratejisi arıyor. İsrail hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. İran ise varoluş savaşı veriyor. Savaşı İsrail başlattı. ABD’yi peşine taktı. Sorun, ABD’nin savaşı sonlandırmak için bir planının olup olmaması değildir. Sorun, İsrail’in durmak istememesi ve savaşı olabildiğince uzatıp büyütmeye çalışmasıdır. İsrail, ABD ve İran’ın ortak özelliği, dini fanatikler tarafından yönetilmeleri. ABD’yi, askeri güçlerine güvenerek dünyayı tehdit eden evanjelist sapkınlar yönetiyor. İsrail’i, Ortadoğu’yu istediği gibi düzenlemenin, komşularından yeni topraklar çalmanın, karşı çıkanları katletmenin peşindeki soykırımcı Siyonistler yönetiyor. İran’ı ise mollalar yönetiyor. Biz kimden yana olmalıyız? Elbette ki komşumuz İran’ı desteklemeliyiz. İran’ın ayakta kalması Türkiye’nin çıkarınadır. İran’da, ABD ve İsrail istediği ve kontrol ettiği bir yönetimin oluşması Türkiye’ye ciddi sorunlar yaratır. Böylesi bir yönetim, Türkiye’nin aleyhine bir jeopolitik ortaya çıkarır. İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye gelip gelmeyeceğini tartışanlar var. Türkiye, bölgedeki hiçbir ülke ile kıyaslanamaz, Çünkü çok başka bir etkiye, ilişkilere, potansiyele ve güce sahiptir. Bunu en iyi, sıranın Türkiye’ye geleceğini söyleyerek algı yaratmaya çalışanlar bilir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. İRAN gürbüz evren Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı Gürbüz Evren Perşembe, Mart 26, 2026 - 08:30 Main image:
Fotoğraf: Reuters
TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: İran’ın ayakta kalması savaşı kazanması anlamına gelir İsrail’in, İran savaşındaki hedefi 21-23 Nisan mı? İran savaşı Tanrı’nın ilahi planının bir parçasıymış! Type: news SEO Title: İran, nükleer silahtan çok daha etkili bir silah keşfetti copyright Independentturkish: Go to News Site