ABD neden Haşdi Şabi'yi tasfiye etmeye çalışıyor?
soL Haber

ABD neden Haşdi Şabi'yi tasfiye etmeye çalışıyor?

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) İran'ı hedef alan haydutluk eylemi devam ederken, Irak'ta 2014'ten bu yana başta IŞİD'in tasfiyesi olmak üzere ülkenin askeri-idari yapılarında kayda değer role sahip Haşdi Şabi (Türkçesiyle Halk Seferberlik Güçleri) de ülkedeki işgalci Amerikan ordusunun üslerini hedef almaya başladı. Amerikalılar, son aylarda (Batı basınından "Şii milisler" terimiyle okunan) Haşdi Şabi'yi dağıtma gayretindeler, zira bu teşkilat görüldüğü üzere işgale karşı belirgin bir caydırıcı unsur. Fark edildiği üzere; Haşdi Şabi'nin askeri manada lağvedilmesinin asıl gayesi, asayişi çökertmek ve Selefi cihatçı hücrelerin Irak topraklarına sızmak için istismar edebilecekleri bir güvenlik zafiyeti yaratmak. Bu esnada, Irak Yüksek İslami Meclisi Başkanı Şeyh Hummam Hammudi, cuma günü Irak'taki İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve eski Haşdi Şabi Heyet Başkanı Ebu Mehdi el-Mühendis’in ölümlerinin yıldönümü merasiminde yaptığı konuşmada şu açıklamada bulundu: "Bu teşkilat Irak'ın istikrarı, terakkisi, refahı ve güvenliğinin yegâne anahtarıdır. Hal böyleyken, asli güçlerimizden birinden vazgeçip onu kaybetmeli miyiz?" Aynı merasimde söz alan Haşdi Şabi Heyet Başkanı Falih el-Feyyad ise örgütün milleti birleştirdiğini ve Şii Merceiyye'nin gölgesi altında bulunduğunu belirterek şunları kaydetti: "Irak Halk Seferberlik Güçleri resmi bir teşkilattır, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'nın emirlerine tabidir ve faaliyet alanı da Irak sınırları dahilindedir." Haşdi Şabi nasıl kuruldu ve neyi temsil ediyor? Necef-i Eşref'te ikamet eden Şii taklit mercilerinden Ayetullah Ali Sistani, 13 Haziran 2014 tarihinde -IŞİD tehdidinden ve Irak Bakanlar Kurulu'nun halk seferberliği ilanından üç gün sonra- yayımladığı bir fetvayla IŞİD ile savaşmanın toplumsal bir farz (cihad-ı kifayi) olduğunu ilan etti. Bu fetva, Haşdi Şabi örgütünün teşekkülünde son derece ciddi bir itici güç oldu. Örgüt, 26 Kasım 2016 tarihinde Irak meclisinin "Haşdi Şabi Kurumu Kanunu"nu onaylamasının ardından Irak silahlı kuvvetlerinin bir unsuru haline geldi ve Irak Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı'nın uhdesine verildi. Haşdi, sayıları 42 ile 68 arasında değişen direniş gruplarından müteşekkil. Örgüt mensuplarının mevcudiyeti hakkında muhtelif rakamlar zikredilse de bu sayının 60 bin ile 160 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. "Şii milisler" adı altında anılsa da Haşdi'nin 130 bin kişilik kuvvetinin 90 bini Şii Araplardan, 30 bini Sünni Araplardan, 7 bini Türkmenlerden ve 3 bini de Hıristiyanlardan oluşuyor. Saflarında Kürt unsurların da yer aldığı biliniyor. Örgütün üstlendiği en kritik rol, IŞİD'le yürütülen mücadelede, bilhassa Samarra ve Emirli şehirlerindeki ablukanın yarılmasında ve Curf es-Sahar, Tikrit, Beyci ve Diyala vilayetlerinin özgürleştirilmesinde görülmüştü. Örgütün resmi web sitesine göre, 2015 yılının sonuna gelindiğinde Haşdi, IŞİD militanlarını on dokuz Irak şehrinden söküp atmış ve ülkenin şehirleri arasındaki 52 iletişim hattının güvenliğini tesis etti. Söz konusu site, örgüt tarafından özgürleştirilen toprakların yüzölçümünü 17 bin 500 kilometrekare olarak değerlendirmiş (ki bu, IŞİD tarafından işgal edilen toprakların üçte birine tekabül etmiyor). Örgüt ayrıca, IŞİD tahakkümünün yıkılmasının ardından Bağdat, Selahaddin, Diyala, Kerkük, Neyneva ve Anbar vilayetlerinin muhtelif bölgelerindeki hücreleri de temizledi. Bunun yanı sıra yol yapımı, çölleşmeyle mücadele, Erbain yürüyüşleri başta olmak üzere dini merasimlerin güvenliğini sağlama ve sel felaketleri de dahil olmak üzere olağanüstü hallerin idaresi gibi toplumsal hizmetlerde de aktif bir şekilde rol alıyor. Gelgelelim ABD hükümeti ve müttefikleri örgütün lağvedilmesini talep ediyor. Necef'teki Şii mercilerden biri olan Şeyh Beşir Necefi'nin, örgütün statüsünü ve meşruiyetini değerlendirirken onu "Irak'ın ve Merceiyye'nin eli" olarak nitelendirmesi dikkate değer. Örgütün kurumsallaşma süreci ne anlama geliyor? Temmuz 2025'te Irak meclisi, Haşdi Şabi'ye dair yeni yasa tasarısını müzakere etmeye başladı. 2016 yılında 40 Sayılı Kanun'un kabul edilmesi, Haşdi'nin Irak silahlı kuvvetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak statüsünü hukuki bir zemine oturttu ve başkomutan sıfatıyla doğrudan başbakana bağlı "müstakil bir teşkilat" olarak tahsis edilmesini sağlamıştı. Ne var ki, pratikte örgüt yüksek bir özerklik derecesini muhafaza ederek ekseriyetle resmi güvenlik bürokrasisine paralel bir biçimde hareket etti. Dahası, halihazırda Haşdi'nin faaliyetleri salt güvenliğin sınırlarını çoktan aşmış durumda: Bugün, ağırlıklı olarak kendileriyle iltisaklı siyasi partiler vasıtasıyla siyasi sürece aktif bir biçimde katılıyor; devasa kamu ihalelerine erişim sağlayarak ve stratejik önemdeki bölgeler ile altyapı tesisleri de dahil olmak üzere geniş araziler üzerinde tahakküm kurarak ekonomide hatırı sayılır bir rol oynuyorlar. 2014 yılındaki kuruluşundan bu yana, bu çatı paramiliter örgütün personel sayısı ve mali kapasitesi de muazzam bir artış kaydetti. Kimi Irak basın yayın organlarına göre, mensuplarının sayısı 122 binden 238 bine yükselmiş ve 2024 yılı bütçesi 3,4 milyar doları aştı. 2016 yılından bu yana Irak makamları, Haşdi'nin devlet denetimi altına alma yönünde pek çok defa teşebbüste bulundu. 2018'de dönemin başbakanı Haydar el-İbadi, Haşdi milislerine düzenli ordu mensuplarıyla aynı hakları bahşeden 85 Sayılı Kararname'yi çıkardı. Belge, ordu standartlarıyla eşdeğer bir mali ödenek tahsisini ve yürürlükteki askerlik hizmeti kanununa tabi olunmasını öngörüyordu. 1 Temmuz 2019'da halefi Adil Abdülmehdi, HSG'nin devletin güvenlik aygıtı bünyesindeki statüsünü daha da resmileştiren 237 Sayılı Kararname'yi imzaladı. Söz konusu vesika, yerel Şii paramiliter gruplarla özdeşleşen münferit tugay ve birliklerin gayriresmi isimlerinin terk edilmesini ve bölük, alay gibi standart askeri terminolojiye geçilmesini emrediyordu. Her iki kararnamenin de, Haşdi'yi Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesinde özerk ancak şeklen entegre bir yapı olarak tanıyan 40 Sayılı Kanun'un (2016) hükümlerine istinat etmesi önemli. Yeni yasa taslağından öne çıkanlar Haşdi'nin hukuki statüsüne dair asıl açmaz, sahip oldukları örgüt yapısından kaynaklanıyor: Bir yanda, şeklen devletin güvenlik güçlerinin bir unsuru olarak tanındılar; diğer yanda ise, kendi menfaatleri, öz kaynakları ve müstakil hareket tarzları olan yarı-bağımsız bir aktör olarak işlev görmeye devam ediyorlar. Bu ikircikli durum, çözümü ancak şu iki senaryodan biriyle mümkün olabilecek sistemik bir çelişki doğuruyor: Ya mevcut siyasi konjonktür ve "Direniş Ekseni" bileşenlerinin nüfuzu göz önüne alındığında neredeyse imkânsız görünen, tek bir komuta silsilesine tabi kılındıkları resmi güvenlik güçleri saflarında tam bir asimilasyon; yahut da mevcut fiili duruma uygun bir yasal altyapı adaptasyonu, yani Haşdi'nin ulusal güvenlik mimarisinde kalıcı ve müstakil bir örgüt olarak tanınması. Mecliste ilerletilmekte olan yasa tasarısıyla hayata geçirilen tam da bu ikinci senaryo. Yeni yasa tasarısı, bir dizi mühim ve asli değişikliği öngörüyor ve mevcut mevzuattaki bazı muğlaklıkları izale ediyor. 40 Sayılı Kanun, 2016 yılında, siyasi çalkantıların had safhada olduğu bir iklimde (IŞİD'le savaşın yaşandığı dönemde) kabul edilmişti, genel bir mahiyete sahipti ve topu topu üç maddeden ibaretti. Bunun yanında önceki yasa, şeklen örgütün sevk ve idaresinden sorumlu olacak bir Haşdi Şabi komisyonunun kurulmasını öngörüyordu; fakat hükümleri ne bu komisyonun faaliyetlerini düzenleyecek mekanizmaları ne de oluşum kriterlerini içeriyordu. Bu durum, fiiliyatta kilit idari kararların kontrolünü, kapalı kapılar ardında zar atmakta olan önde gelen Şii milislerin saha komutanlarının inisiyatifine terk ediyordu. Sunulan yasa tasarısı 17 maddeden oluşuyor ve örgütün statüsünde ve işleyişinde esaslı değişiklikler öngörüyor. Belgenin en çarpıcı hükümleri arasında şunlar öne çıkıyor: 40 Sayılı Kanun'un ilga edilmesi ve Haşd'ın yeni hukuki statüsünün teyidi: Yasa tasarısı, örgütü hukuken Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'ndan bağımsız, kalıcı ve özerk bir yapıya dönüştürmeyi öneriyor. Belgeye göre Haşd, münhasıran silahlı kuvvetler başkomutanına -Irak Başbakanı'na- karşı sorumlu hale geliyor. Haşdi Komisyonu (Heyeti) Başkanı'nın yetkilerinin genişletilmesi: Komisyon başkanı; örgütün faaliyetlerini yönetmek, bağlayıcı direktifler ve emirnameler neşretmek, ayrıca hükümet başkanı veya diğer devlet mercileriyle mutabakata varmaksızın örgüt bünyesinde atamalar yapma salahiyeti de dahil olmak üzere geniş idari ve operasyonel işlevlerle donatılmıştı. Buna ilaveten başkan, Milli Güvenlik Konseyi'nde bakanlarla eşit statüde resmi bir koltuk edinmişti. Haşdi Şabi Harp Akademisi'nin kurulması: Tasarı, örgütün ihtiyaçları doğrultusunda kalifiye kadrolar yetiştirmek görevini üstlenecek ihtisaslaşmış bir eğitim kurumunun kurulmasını öngörüyor. Özel bir Haşdi Fonu'nun kurulması: Öte yandan bağımsız bütçeye sahip bir fonun oluşturulmasını şart koşuyor. Federal bütçeden ayrılacak ödenekler, örgütün kendi iç gelirleri, gönüllü bağışlar ve sair varidat, fonun finansman kaynakları olarak belirleniyor. Askerlik Hizmeti Kanunu hükümlerinin geçici olarak tatbiki: Haşdi gazilerinin emeklilik haklarına dair müstakil bir kanun kabul edilene dek, zorunlu askerlik hizmeti kanunu örgüt mensuplarını da bağlayacak. Bu bağlamda, yeni yasa yürürlüğe girmeden evvel örgüt bünyesinde makam işgal eden şahıslar, eldeki mevzuattaki yaş ve tahsil şartlarından muaf tutuluyor. Örgütün misyonu: Tasarı ayrıca örgütün misyonunu "anayasal düzenin müdafaası, ülkenin savunulması, toprak bütünlüğünün korunması ve terörle mücadele" olarak resmen tescil etmektedir. Zikredilen bu son misyon, özellikle "anayasal düzenin müdafaası" tamlaması, özel bir endişe kaynağı. Bu ifade Irak'taki diğer kolluk kuvvetlerinin faaliyetlerini tanzim eden mevzuatta yer almıyor, ki bu da durumu hukuki zeminde emsalsiz kılıyor. Bu ibare, özellikle iç siyasi buhran zamanlarında, Haşdi'nin siyasi süreçlere müdahale etmesi için yasal bir zemin teşkil edebilir. Son yıllarda Haşdi, bilhassa kendi pozisyonlarının tehlikeye girdiği anlarda, siyasi süreçlere müdahale etme niyetini pek çok kez ifade etmişti. Nitekim, bünyesindeki bir dizi oluşumla bağlantılı olan Fetih koalisyonunun ağır bir hezimete uğradığı 2021 meclis seçimlerinin akabinde, kimi Haşdi unsurları, seçimin galibi Mukteda es-Sadr hareketinin destekçileriyle sokak çatışmalarına evrilen kitlesel protestolar tertip etmişti. Bağımsız bir bütçenin tahsis edilmesi ve kadro yetiştirmek üzere özgün bir akademinin kurulması, Haşdi'nin muhtariyetini daha da güçlendiriyor; yapı ve işlev bakımından onu tam teşekküllü bir asayiş ve güvenlik vekaletine (bakanlığına) yaklaştırıyor. Bu adımlar yalnızca örgütsel özerkliği tahkim etmekle kalmıyor, aynı zamanda Haşdi'ye fiilen geleneksel devlet kurumlarının çeperleri dışında faaliyet gösteren "paralel bir güvenlik bakanlığı" statüsü bahşediyor. Haşdi'nin edineceği böylesi bir hukuki zırh, bırakın teşkilatı Irak kolluk kuvvetlerine entegre etmeyi, gelecekte örgütü ıslah etmeye yönelik her türlü teşebbüsü fevkalade güçleştirecek. Yasa neden tam da şimdi? Haşdi'ye dair yeni yasa tasarısının gündeme alınması, sadece bir iç politika inisiyatifi olarak değil, Irak siyasetindeki güncel güç dengelerinin bir tezahürü olarak okunmalı. Belgenin müzakere edildiği son aylarda, Irak meclisindeki sandalyelerin mühim bir kısmı (327 sandalyenin 130'u), Tahran'la derin bağları olan Şii partiler koalisyonu Koordinasyon Çerçevesi'nin tahakkümü altında. Bu koalisyona mensup partilerin birçoğu, esas itibariyle Haşdi bünyesindeki oluşumların siyasi kanatları olduğundan, bu yasanın kabul edilmesinde doğrudan menfaat sahibi. Bununla bağlantılı olarak, mevcut parlamentoda, Haşdi'nin özerk statüsüne geleneksel olarak muhalefet eden nüfuzlu ve popülist Sadr Hareketi’nin temsilcileri bulunmuyor. Hatırlanacağı üzere hareketin lideri Mukteda es-Sadr, "İran destekli" partilerin iştiraki olmaksızın Sünni ve Kürt müttefikleriyle bir çoğunluk hükümeti kurmanın imkânsızlığı karşısında, 2022 yılında milletvekillerini meclisten çekme kararı almıştı. Sözün özü, Sadrcıların parlamentodaki yokluğu, yasanın kabulü önündeki kilit siyasi bariyeri ortadan kaldırıyor ve tasarının onaylanması için emsalsiz bir fırsat penceresi aralıyor. Eşzamanlı olarak dış politika konjonktürü de yasa tasarısının ilerletilmesine zemin hazırladı. Başta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio olmak üzere ABD cephesinden gelen tepkilere rağmen, Washington'un öncelikleri şu sıralar bölgedeki ajandasının diğer veçhelerine -bilhassa doğrudan İran'ın kendisine- kaymış durumda. Bu durum, Bağdat üzerindeki doğrudan baskının şiddetini hafifletiyor ve mevcut Irak idaresine daha cüretkar hamleler yapma imkânı tanıyor. Bununla birlikte, Haşdi çatısı altındaki Ketaib Hizbullah ve Asayib Ehl el-Hak gibi en nüfuzlu silahlı grupların birçoğunun ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmen "yabancı terör örgütü" (Foreign terrorist organizations) olarak tasnif edildiğini belirtmek önemli. Dahası, Haşdi içindeki kilit idari figürler ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırımlarına tabidir. Ezcümle, Haşdi Kurmay Başkanı Abdülaziz el-Muhammedavi "uluslararası terörizme iştirak eden şahıs" (Specially Designated Global Terrorists) statüsüyle yaptırım listesinde yer alırken, Haşdi Heyet Başkanı Falih el-Feyyad "özel olarak belirlenmiş şahıslar" (Specially Designated Nationals) listesine dahil. Son olarak, mevcut durumda Haşdi Şabi'nin ülkenin güvenlik mimarisinin kalıcı bir unsuru olarak tescillemesi kaçınılmaz. Evvelce Haşdi'nin özerk statüsü fikri bizatihi Şii partiler arasında dahi ihtilaflara sebebiyet verirken, bugün bu kampın -gerek Koordinasyon Çerçevesi içinden gerekse dışından- giderek daha fazla temsilcisi, örgütün ayrı bir kolluk vekaleti olarak sarih bir biçimde çerçevelenmiş hukuki bir statüye kavuşması gerektiği fikrine yöneliyorlar.

Go to News Site