soL Haber
Bugün, Milli Savunma Bakanlığı’nın haftalık bilgilendirme toplantısı yapıldı. Her zamanki gibi Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, çeşitli konularla ilgili bilgiler paylaştı. Ve her zamanki gibi, toplantıda söylenenler, pek üzerinde durulmadan, bağlam sunulmadan ve sorgulanmadan haberlerde aktarıldı. Oysa bu haftaki açıklamaların satır aralarında beş önemli mesele var. İlk mesele: Bakanlık İran’daki duruma ‘savaş’, ABD’ye de ‘saldırgan’ diyemiyor Sözcü, Ortadoğu’daki gelişmeler başlığında şu ifadeyi kullandı: ABD/İsrail ile İran arasındaki çatışmalar ve İsrail’in devam eden saldırganlığı Ortadoğu’daki barış ve istikrarı tehdit etmeye devam etmektedir. İki nokta dikkat çekiyor. MSB, savaşa “savaş” demiyor, çatışma diyor. Artı, tıpkı Hakan Fidan’ın da, Recep Tayyip Erdoğan’ın da itinayla yaptığı gibi, “Bugüne kadar İran’da 15 bin noktayı vurduk” diye hava atan ABD’ye “saldırgan” diyemiyor, sanki İsrail tek başına savaşıyormuş gibi davranıyor. Devam edelim, zira bu ABD’ci yaklaşım, başka yerlerde de görülüyor. İkinci mesele: Lübnan’da direnişin silahsızlandırılmasına destek Açıklamalarda Aktürk, Lübnan konusunda şunları söyledi: Diğer yandan İsrail’in; Lübnan’da altyapı, sivil tesisler ve yerleşim alanlarını hedef alan saldırıları, siviller üzerinde ağır sonuçlar doğurmakta olup uluslararası insancıl hukukun ihlali niteliği taşımakta; Litani Nehri güneyine yaptığı kara harekâtı ve nehir üzerindeki köprüleri imha etmesi, önümüzdeki dönemde Lübnan’a yönelik yürüteceği işgal politikasını da göstermektedir. Burada ne eksik? Direniş eksik. MSB, sivil altyapılara saldırılara işaret ederek, aslında işaret etmediklerini haklı bulduğunu ima ediyor. ABD ve İsrail, Hizbullah başta olmak üzere Lübnan’daki direnişi silahsızlandırmak istiyor. MSB açıklaması, esasında, altyapıya saldırılmaması ve istilanın kalıcı işgale dönüştürülmemesi koşullarıyla istilayı haklı bulduğunu duyuruyor. Üçüncü mesele: Ordu’da bulunan İDA ABD’ye aitse, Karadeniz’de ne işi var? Bakanlık sözcüsü, Ordu açıklarında bulunan insansız deniz aracına (İDA) dair şu açıklamayı yaptı: 21 Mart 2026’da Ordu’nun Ünye ilçesi açıklarında, motorunun arızalanması sonucu akıntıyla kıyıya sürüklendiği değerlendirilen ABD menşeli bir İnsansız Deniz Aracı (İDA), SAS Komutanlığı ekiplerince güvenli şekilde imha edilmiştir. Rusya Ukrayna arasında devam eden savaşta yoğun olarak kullanılan İDA ve İHA’ların kontrolünü kaybetmesi veya hareket kabiliyetini yitirmesi sonucu Karadeniz’de oluşturduğu riskler yakından takip edilmektedir. Bu durum, deniz güvenliği açısından dikkat ve tedbir gerektirmektedir. Böylece, İDA’nın ABD’ye ait olduğu teyit ediliyor. Ama niyeyse konu derhal Rusya-Ukrayna Savaşı’na bağlanıyor. ABD, bu savaşın tarafı değil. ABD’nin askeri aracının Karadeniz’de ne işi var sorusu sorulmuyor, el çabukluğuyla üstü kapatılıyor. Benzer bir olay 2024’te de yaşanmış, Çatalca sahilinde bomba yüklü bir jet-ski bulunmuştu. 10 gün önce soL, bu jet-skinin CIA’nın Karadeniz’de yürüttüğü gizli deneylerde kullanıldığını yazdı . Bu meselenin de üstü kapatıldı. NATO, ısrarla Karadeniz’i bir savaş bölgesi haline getirmek ve buraya daimi olarak yerleşmek istiyor. Geçen yılın sonunda ticaret gemilerine saldırıların NATO’nun bu kararının çıktısı olduğunu soL yazmıştı . Bu yüzden yıllardır Montrö Sözleşmesi tartışma konusu yapılıyor. Bu kadar hassas bir meseleyle bağlantılı olmasına rağmen, ABD’nin İDA’sı bulunuyor ama ABD’nin adı ağza alınmıyor. Dördüncü mesele: Katar’da düşen helikopterin modeli neydi, o sırada ne yapıyordu? Toplantıda ele alınan bir başka mesele, Katar’da düşen helikopter ve 1 TSK personeli, 2 Aselsan teknisyeni ve 4 Katar askerinin ölümü oldu. Bu başlıkta şu açıklama yapıldı: Katar Silahlı Kuvvetlerine ait helikopter ilk belirlemelere göre teknik bir arıza nedeniyle kaza kırıma uğramıştır. Kaza kırımın kesin nedeni Katar makamlarınca yürütülen inceleme sonucunda belirlenecektir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, üretilen yerli ve millî savunma sanayi ürünlerinin sahada performanslarını deneme, geliştirme ve eğitim faaliyetlerini yurtiçi ve yurtdışında mühendis ve teknisyenlerimizle omuz omuza birlikte yapmaktadır. Bu durum dünyanın hiçbir ülkesinde örneği olmayan ve yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizin gelişmesine çok büyük katkı sağlayan bir uygulamadır. Buradan şu sonuç anlaşılıyor: Katar’da düşen helikopter Türk yapımıydı, mühendislerimizle birlikte geliştirme uçuşundaydı, kaza yaşandı. Şimdiye kadar ne Katar ne de Türkiye makamları, düşen helikopterin modelinin ne olduğuna, dolayısıyla hangi ülke yapımı olduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı. Eğer sözcü Aktürk yine ilgisiz bir şekilde konuyu buraya getirmediyse, “Türk yapımı” olduğu ima edilen helikopterin modelinin açıklanması gerekir. Ama daha önemlisi, madem ki mevzubahis “deneme, geliştirme ve eğitim faaliyetleri”, Türk mühendisler de bu yüzden katılıyor, savaşın ortasında bu faaliyetler her gün saldırıya uğrayan Katar’da niye yapılıyor? O helikopterin modelinin yanı sıra, “kaza” sırasında ne misyonla havada olduğu da aydınlatılmalı. Beşinci mesele: NATO Kolordusu, Ortadoğu’ya yönelik Batı müdahalesinin parçası Geçtiğimiz günlerde gazeteci Barış Terkoğlu’nun gündeme getirdiği, Türkiye’de yeni bir NATO kolordusu kurulacağı meselesinde şu açıklama yapıldı: Bakanlığımız tarafından, 2023 yılında NATO Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında bir Kolordu Karargâhı kurulmasına yönelik çalışmaların başlatılması emredilmiş ve bu niyetimiz 2024 yılında NATO’ya beyan edilmiştir. Bu kapsamda, bir Türk general komutasında kurulması planlanan karargâhın ihtiyaçlarını karşılamak üzere 6’ncı Kolordu Komutanlığı görevlendirilmiş, millî çekirdek kadrolara gerekli atamalar yapılmıştır. Karargâhın çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesine yönelik çalışmalar NATO makamlarıyla koordineli şekilde sürdürülmekte olup NATO prosedürleri henüz tamamlanmadığından onay süreci devam etmektedir. Karargâhın onaylanmış bir logosu da bulunmamaktadır. Bahse konu Kolordu Karargâhının görevi, Bölgesel Planlar kapsamında, kendisine tahsis edilecek kuvvetlerin entegrasyonunu sağlayarak sorumluluk sahasında caydırıcılık ve savunma faaliyetlerini desteklemektir. Öte yandan, tehdit değerlendirmesi kapsamında hazırlanan NATO Güneydoğu Bölgesel Planı Müttefiklerce daha önceden onaylandığından, kurulması planlanan söz konusu Çok Uluslu Kolordu Karargâhının bölgemizde meydana gelen son gelişmelerle bir ilgisi bulunmamaktadır. Burada birden fazla husus ortaya çıkıyor. Aslında yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Planı’nda kararlaştırıldığı anlaşılıyor. 2023’te NATO, Temmuz ayında Vilnius’ta toplandı. Temel gündem, yeni başlamış olan Rusya-Ukrayna Savaşı’ydı. Ana hedef, Rusya'ydı. Doğu kanadına ciddi bir askeri yığınak kararlaştırıldı ve bölgesel planlar yapıldı. Bu bölgesel planlar, kamuoyuna açıklanmadı. Fakat zirvenin sonuç bildirgesinde, bunlara dair şu ifade kullanıldı: Müttefiklerin, kuvvetlerinin, yeteneklerinin ve komuta kontrolünün ulusal planlamasıyla NATO'nun kolektif savunma planlamasının tutarlılığını önemli ölçüde artıracak yeni nesil bölgesel savunma planlarını onayladığı… Yani bu bölgesel planlar, eskiden beri istenen ama Trump yönetiminde ABD’nin ısrarını iyice artırdığı, Amerika’nın müttefiklerinin daha fazla para harcaması, daha fazla sorumluluk alması ve ABD’nin yükünü daha fazla sırtlanması eğiliminin yansımasıydı. Bakanlık, bu yeni kolordunun “son gelişmelerle ilgisi olmadığı” konusunda haklı, ama kısmen haklı. 2023’te doğu kanadında, özellikle Türkiye ve güneydoğuda mesele, henüz Esad iktidarının devrilmediği Suriye başta olmak üzere, İran’ın parçası olduğu ve Rusya’nın kısmen arkasında durduğu direniş eksenini ortadan kaldırmaktı. Nitekim, MSB açıklamasında hazırlıkların 6’ncı Kolordu Komutanlığı tarafından yürütüldüğünün belirtilmesi, bu kolordunun Adana’da konuşlu olduğu düşünülünce, planın esas olarak NATO’nun Ortadoğu’ya müdahalesi için hazırlık olduğu fikri güçleniyor. Bu noktada, geçtiğimiz Ekim ayında soL’un ortaya çıkardığı , CHP’li Utku Çakırözer’in NATO Parlamenterler Asamblesi’ne sunduğu raporun “İran’a karşı Körfez Arap ülkelerinin de NATO’yla ilişkili hale getirilmesi” önerisinde bulunduğunu hatırlamakta fayda var. Özetle, MSB’nin bu haftaki toplantısının satır araları, Türkiye hükümetinin Amerikancı çizgiye ne kadar oturduğunun kanıtı sayılmalı.
Go to News Site