Din kardeşliği!
soL Haber

Din kardeşliği!

Kimileri, barışın din kardeşliği ile sağlanabileceğini sanmaktadır. AKP de, aklına Kürt açılımı yapmak geldiğinde Sünni-İslam anlayışı üzerinden birlik söylemini öne çıkarmaktadır. 2009’daki ilk açılımda da bu söylem öne çıkarılmıştı. Laik kesim ile Sünni İslam olmayan Kürtler, Türkler ve Zazaların tepkileri, bu açılımı sonlandıran etkenlerden biri olmuştu. Bu durumdan ders almayan AKP, günümüzdeki açılım sürecinde de bu söylemi aynen olmasa da değişik biçimlerde dile getiriyor. Hoş bizim insanımız, yurt dışında karşılaştığı Müslümanlara genellikle din kardeşi gözüyle bakıyorsa da, özellikle Araplar herhalde Osmanlı geçmişlerinden dolayı bizim insanımıza o gözle bakmıyor. İslam ülkelerinin tarihsel geçmişine ve günümüzdeki durumuna bakıldığında da, din kardeşliğinin işlevsel olamadığı görülüyor. Hz. Peygamber'in ölümünden sonra yetkililerin seçimiyle halife olan dört halifeden Ebubekir hariç, Ömer, Osman ve Peygamberin damadı Ali, öldürülmüşlerdir. Peygamberin torunlarından Hüseyin Kerbela’da, Hasan da daha sonra evinde öldürülmüştür. Emevi ve Abbasi tarihi, Ali taraftarlarıyla yapılan savaşlarla ve Müslüman Arapların Emevi/Abbasi yönetimine karşı isyanlarıyla doludur. Bazı halifeler kendilerinin o makama gelmesinde yardımcı olan Türk komutanları öldürttükleri gibi, halife olan babasını ya da kardeşini öldürtüp halife olan da çoktur. Mekke kökenli Abbasiler, Emevi devletini yıktıklarında, Mekke kökenli Emevi yetkililerini, “Din kardeşiyiz, ırk kardeşiyiz, aynı kentliyiz” demeden öldürmüşlerdir. Geçmişte kurulmuş çoğu Türklerin yönetiminde olan tüm Müslüman liderler ve devletler de, örneğin Osmanlı Beyliği ile diğer Anadolu beylikleri, Fatih ile Uzun Hasan, Yavuz ile Şah İsmail, Osmanlı ile Memlükler gibi, birbirleriyle savaşmışlardır. Osmanlı Ortadoğu ile Afrika’daki toprakları, o yörelere hakim olan Müslümanları yenerek ele geçirmiştir. Osmanlı dahil bazı Müslüman devletlerin anasını ağlatan Timur da Müslümandır. Türk devletlerinde de babasını ya da kardeşini öldürtüp başa geçen çoktur. Örneğin 1037’de Büyük Selçuk İmparatorluğunu kuran Tuğrul Bey’e, kardeşi İbrahim Yınal ile amcasının oğlu Kutalmış isyan etmişlerdir. Tuğrul Bey’den sonra sultan olan yeğeni Alp Arslan kardeşleriyle savaştığı gibi oğlu Melikşah da sultan olduğunda kardeşleriyle savaşmıştır. Anadolu Selçuklu devletinde de benzer durumlar yaşanmıştır. Örneğin Sultan Kılıç Arslan’ın oğullarından Mesut, babası ölünce sultan olan kardeşi Şahinşah’ı öldürüp sultan olmuştur.  Sultan Alaettin Keykubat’ın oğlu II. Giyasettin Keyhüsrev, babasını Ramazan ayında öldürtüp sultan olmuştur. Osmanlıda da babasını öldürtüp padişah olan da vardır, kardeşini öldürüp padişah olan da. Kardeşlerini öldüren pek çok padişah olduğu gibi, oğullarını ve de hatta torununu öldüren padişah bile vardır. Müslüman ülkelerinde yaşanan savaşlar ve taht kavgalarının benzerleri, Hıristiyan ülkelerin geçmişlerinde de yaşanmıştır. I. Dünya Savaşı’nda da, Müslüman Osmanlıyı Ortadoğu’da arkadan vuranlar, hem de Hristiyanlarla işbirliği yapan Müslümanlardır. Yukarıdaki örneklerden görüldüğü gibi, din kardeşliği geçmiş yüzyıllarda, devlet içinde barış sağlayamadığı gibi, devletler arasında da barış sağlayamamıştır. Din kardeşliğinin önleyemediği ölümlü taht kavgaları, demokratik sisteme geçince yok denecek kadar azalmıştır. Ancak Müslüman ülkeler içindeki ayrışmalarla Müslüman ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar hâlâ devam etmektedir. Örneğin Müslüman Afganistan iç savaşında birbirleriyle savaşanlar dindaş oldukları gibi, Irak-Kuveyt ve Afganistan-Pakistan savaşlarında savaşanlar da din kardeşleridir. Ayrıca ABD 2003’te Müslüman Irak’a saldırıp Saddam Hüseyin’i ve 2011’de de Müslüman Libya’ya saldırıp Kaddafi’yi öldürmüş, 2011’de Müslüman Suriye’ye müdahale edip Esat’ın devrilmesini sağlamıştır. Bu süreçte ABD’ye destek verenler arasında Türkiye gibi bazı Müslüman ülkeler de vardır. Müslüman ülkeler, yaklaşık 1,5 yıl boyunca her gün Gazze’de yaşayan Müslümanları bombalayıp çoluk çocuk öldüren İsrail’e, söylem dışında anlamlı bir tepki göstermemişlerdir. Görüldüğü gibi "din kardeşliği" savaşları önleyememektedir. Geçenlerde 11 İslam ülkesinin dışişleri bakanları, saldırılarını durdurması için İran’a çağrı yapmışlardır. Bu İslam ülkelerinin, sudan bahanelerle ve keyfi amaçlarla Müslüman İran’a saldıran ABD ile İsrail’e değil de, kendisini savunmak için bazı İslam ülkelerindeki Amerikan üslerine saldırmak zorunda bırakılan İran’a çağrı yapması, "din kardeşliğinin" söylem dışında bir anlam taşımadığını bir kez daha göstermektedir. Çağrı yapanların içinde bizim dışişleri bakanımızın olması ise, insanımızı derinden yaralayan bir durumdur. Çünkü Türkiye, halk egemenliğini benimsemiş bir ülkedir ve halk egemenliğini benimsemek, hangi dinde olursa olsun başka ülkelerin halk egemenliğine de saygı duymak demektir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri, "Yurtta barış ve dünyada barıştır." Türkiye insanı için, İran’a yapılan saldırı, Venezuela’ya yapılan saldırının lanetlenmesi gibi, İran’ın Müslüman bir ülke olmasından bağımsız olarak lanet edilecek bir durumdur. Din kardeşliğinin işlevsel olamamasının bir nedeni de, bazı Müslümanların, örneğin Şiilerle Alevileri Müslüman saymamasıdır. Bilindiği gibi, aynı mezhebe mensup insanlar arasında bile inanç ve o inancı uygulama anlayışı farklı tonlardadır. Din kardeşliğinin işlevsel olamamasının bir başka nedeni de, Müslümanların çoğu, oruç tutmayan, namaz kılmayan ve içki içen Müslümanlara hoşgörüyle yaklaşırken, bazılarının onları düşman olarak görmesi ve kendi inancını diğer Müslümanlara dayatmak istemesidir. İnanç ve dini pratik farklılıklarına hoşgörüyle yaklaşılıp barış içinde ve kardeşçe yaşamayı sağlayacak anlayış, "din kardeşliği" değil, laik anlayıştır. okcabolr@gmail.com

Go to News Site