Post-post Soğuk Savaş
soL Haber

Post-post Soğuk Savaş

Soğuk Savaş, uluslararası siyasete yeni kurumlar, dengeler ve normlar getirirken bu dönemde sosyalizm ile kapitalizm arasındaki rekabet, emekçilerin kendi ülkelerinde önemli kazanımlar elde etmesini sağlamıştı. Daha önce de yazmıştım; dünya son 30-40 yıldır tüm normların ve kazanımların tasfiye edildiği bir süreçten geçiyor. Kabaca 1989 ile 2024-2025 arası yıllar, Soğuk Savaş döneminin farklı alanlardaki ulusal ve uluslararası kazanımlarının eritilmesi süreci olarak gösterilebilir. Bu tasfiye, dört ayakta gerçekleştirilmeye çalışıldı: Birincisi, ekonomik bir birlik olarak doğan ancak siyasi bir örgütlenmeye dönüştürülen AB’nin, sivil toplum hareketinin de yardımıyla, sosyalist ülkelerin siyasi ve iktisadi alandaki kapitalist restorasyon sürecini yürütmesi. İkincisi, NATO’nun Varşova Paktı’nı yutması. Üçüncüsü, ABD öncülüğünde Batılı koalisyonların, “Üçüncü Dünyacılığın” kalıntıları olarak gördükleri, yeni kapitalist-emperyalist düzene tam olarak uyum sağlayamayan rejimleri savaşlarla ortadan kaldırması. Dördüncüsü, ülkelerin kendi içlerinde sosyal devletin tasfiyesi, sendikaların gücünün kırılması ya da düzene uyumlu hale getirilmesi. Post-Soğuk Savaş dönemi esas olarak, Avrupa’da Yugoslavya’nın kanlı bir iç savaşla parçalanması ve NATO’nun Sırbistan’ı bombalamasıyla başladı. Eş zamanlı biçimde bir yandan AB ve NATO genişlerken diğer yandan Batılı savaş makinesi sırasıyla farklı ülkeleri hedef aldı. Post-Soğuk Savaş dönemi bugünün altyapısını sağlarken başat ideolojisi “demokrasi ve özgürlük” oldu. Yukarıda saydığım her madde, bu ideolojik ambalajla süslenerek gerçekleştirildi. Post-post Soğuk Savaş nedir? Post-post Soğuk Savaş dönemini, Soğuk Savaş kazanımlarının tasfiyesinin ardından gelen, uluslararası düzeyde gerilimin tırmandığı ancak dünyaya yeni bir ufuk sunacak bir siyasetin henüz örgütlenemediği bir dönem olarak tanımlayabiliriz. Bir süredir yeni bir dönemin açılmakta olduğuna işaret eden çok sayıda göstergeyle karşı karşıyayız. Bu göstergelerden en önemlilerini başlıklar halinde ele alarak tanımlamaya çalıştığım bu yeni dönemin niteliklerini basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım. NATO Bu başlıktaki gelişmelerin başında NATO genişlemesinin Rusya tarafından Ukrayna’da durdurulmuş olması geliyor. Emperyalist sistemin en önemli askeri örgütü böylece bir sınıra gelip dayandı. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya alınmasıyla genişleme sürecinde yeni bir adım atılmış olsa da, bu gelişmenin öneminin Rusya-Ukrayna savaşının stratejik önemiyle karşılaştırılamayacağını düşünüyorum. Bu gelişme Batı blokunun kendi içinde gerilimlerin artmasına, bu gerilimlerin NATO içine de taşınmasına neden oldu. Ancak somut göstergeler, Avrupa’nın gerilimler nedeniyle bir bilinç sarsılması yaşamakla birlikte, önümüzdeki yıllarda da ikinci sınıf bir emperyalist odak olmayı sürdüreceğini gösteriyor. Avrupa Birliği AB de sosyalizmi tasfiye misyonunu birkaç başarısız girişim dışında tamamlamış görünüyor. Son olarak onlar da Gürcistan’da, her türlü eylem repertuvarlarını kullandıkları halde (meydanlarda çadır kurdurmak, sivil toplum örgütlerini devreye sokarak kamuoyu oluşturmak, vb.) başarısızlıkla yüzleştiler. AB’nin öncelikli misyonunun “sosyalist ülkelerin kapitalist restorasyonu” olduğu düşünüldüğünde, bu misyonun sınırlarına gelinmiş olması, örgütün bir duraklama dönemine girmesine neden olmuş görünüyor. Sivil toplum Post-post Soğuk Savaş döneminin ideolojik bir ambalaja daha az ihtiyaç duyması, sivil toplum örgütlerinin önemini Batılı devletlerin gözünde de azalttı. Batı medyasında “Sivil toplumun sonu mu?” sorusunu soran yazılar çıkması bu değişimin gözlemlenebilir hale gelmesinden kaynaklanıyor. Keza ABD’de Trump yönetiminin, kültürel ve ideolojik Amerikancılık için Soğuk Savaş’ın hemen başında kurulan USAID’e artık ihtiyaç duymayarak bu kurumu tasfiye etmeye karar vermesi de bu yeni durumla alakalı. Soğuk Savaş tarzı bir ideolojik mücadeleye de farklı ülkelerde sivil toplum örgütleriyle çalışmaya da eskisi kadar ihtiyaç duymadıkları kanaatindeler. Sermayenin yeniden yapılanması 2008 krizi sonrasında sermayenin yeni değerlenme alanlarına yöneldiğini gözlemlemeye başladık. Bunların başında yapay zeka ve yeni enerji kaynakları geliyor. Tabii ki kapitalizmde sermayenin yeniden yapılanması her dönem için askeri ihtiyaçlarla iç içe geçerek yürüyen bir süreç. Bu dönemde de sermayenin yapay zeka alanına yoğunlaşmasına askeri ihtiyaçların öncülük ettiğini gözlemliyoruz. Yeni enerji kaynaklarına yapılan yatırım ise karbon yakıtlar üzerindeki kanlı mücadelenin yanı sıra,  hatta bazılarına göre karbon bağımlılığını azaltacak şekilde, yeni teknolojik ihtiyaçları karşılamaya yönelik. Bu yeni rekabet, nadir mineraller gibi yeni çatışma alanları da yarattı. Bir parantez açarak yenilenebilir enerjinin çevre dostu olarak sunulmasından, bu enerjinin üretimi için gerekli kaynaklar nedeniyle çatışmaya ve savaşa ne kadar hızlı geçtiğimizi düşünmenizi istiyorum. Uluslararası rekabet Emperyalist ülkeler tarafından bu dönemin muhtemelen en öngörülemeyen yeniliklerinden biri, Çin’in teknolojik üstünlüğü ile dünya ekonomisinde önemli bir ağırlık oluşturması. Henüz askeri kapasite açısından ABD ile boy ölçüşemeyecek olsa da teknolojik tüm göstergelerde öne geçmeye başlaması ABD’nin tüm uluslararası stratejisini Çin’i sınırlandırma ilkesi üzerine inşa etmesine yol açtı. Çin’in emperyalist ülkelerle ekonomik, ticari, mali bağları henüz bu ülkeye karşı katı bir çevreleme politikası uygulamalarına olanak vermiyor. O yüzden önceliği bu bağları kesmek olarak belirlemiş bulunuyorlar. ABD aynı önceliği Avrupa’ya da dayatıyor. Silahlanma Uluslararası alanda rekabetin şiddetlenmesinin doğrudan sonucu silahlanma yarışının başlaması oldu. Özellikle 2008 krizinden sonra toparlanmakta zorlanan ve yeni enerji rekabetine uyum sağlayamayan Avrupa ekonomilerinin, sermayeye yeni değerlenme alanı olarak askeri sanayiyi seçtiklerini gözlemliyoruz. Aynı şey Uzak Asya’da da gözlemleniyor. Daha önceki dünya savaşının iki militarist gücü olarak Almanya ile Japonya’nın silahlanmaya başlaması bunun işareti. Emeğe yönelik yeni saldırı dalgası Bütün bu gelişmeler ülkelerin kendi içlerinde sınıf çatışmasını şiddetlendirmediği oranda emekçi sınıflar açısından yeni hak kayıplarına yol açıyor. Avrupa ülkelerinde çok uzun yıllardır işçi sınıfı haklarını savunan siyasi partiler çok zayıf. Şimdi de bu kesimlere silahlanmanın yeni “ekmek ve iş” olanakları yaratacağı söylenerek onlardan artan militarizasyona destek vermeleri istenecek. Sonuç: Suç, otokratların değil Tüm bu gelişmeleri bir arada değerlendirdiğimizde “kurallara dayalı uluslararası sistem ortadan kalktı”, “kurumlar zayıfladı” diyenlerin, bu gelişmeleri öncelikle birtakım “otokrat” liderlerin eylemlerine bağlamasının ideolojik işlevini daha isabetli okuyabileceğimizi düşünüyorum. Bu anlatı, örneğin, “Batı demokrasilerinin” kameralar önünde yaşanan Filistin soykırımını neden durdurmadığını açıklamıyor. İsrail’e destek veren ülkelere baktığınızda, serbest seçimlerin ve siyasi rekabetin kesintisiz sürdürüldüğünü görüyorsunuz. Dahası bu ülkelerde basın da serbest ancak neredeyse hiçbir büyük basın organı, soykırımı haberleştirmiyor. Bu yeni ortamda Trump gibi otoriter liderlerin iktidara gelmesi, hukukun özellikle uluslararası alanda askıya alınmış olması; yani “barbarlar çağı”nın görüngüleri, neden olarak değil sonuç olarak ortaya çıkıyor. Karşı taraf bunu iyi biliyor. Post-post Soğuk Savaş’ın ikiyüzlü siyasetçilerinin baş örneklerinden AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Mart ayı başında AB büyükelçilerini karşısına almış şöyle konuşuyordu: "Öncelikle Avrupa artık eski dünya düzeninin koruyucusu olamaz; çünkü o dünya düzeni artık ortadan kalkmıştır ve geri dönmeyecektir. (...) Doktrinimizin, kurumlarımızın ve karar alma süreçlerimizin –hepsi savaş sonrası istikrar ve çok taraflılık dünyasında tasarlanmış olan bu yapıların –çevremizdeki değişimin hızına ayak uydurup uyduramadığını acilen sorgulamamız gerekiyor. İnşa ettiğimiz sistemin –tüm iyi niyetli uzlaşma ve fikir birliği çabalarına rağmen –jeopolitik bir aktör olarak güvenilirliğimize yardımcı mı yoksa engel mi olduğunu değerlendirmeliyiz."

Go to News Site