Diyarbakır Güncel Gazetesi
Mehmet Zeki Özer Toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan bazı inanışlar, zamanla dinî bir hüküm gibi algılanabiliyor. Bunlardan biri de “iki bayram arası evlenilmez” anlayışı. Peki bu inanışın İslam’daki yeri nedir? Bu hafta cuma sohbetimizde Diyarbakır İl Müftü Yardımcısı Mehmet Demir ile bu konuyu tüm yönleriyle ele aldık. “Bu inanışın dinî bir dayanağı yok” – Hocam, halk arasında oldukça yaygın olan ‘iki bayram arası evlenilmez’ anlayışı hakkında neler söylersiniz? Bu inanış toplumumuzda gerçekten çok yaygın. Ancak açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekir ki, İslam’ın temel kaynaklarında böyle bir yasak söz konusu değildir. Yani ne Kur’an-ı Kerim’de ne de sahih hadislerde bu dönemde evlenmenin sakıncalı olduğuna dair herhangi bir hüküm yer alır. Dolayısıyla bu anlayış dinî değil, daha çok kültürel bir kabuldür. “Kur’an evliliği teşvik eder, zaman sınırlaması getirmez” – Kur’an-ı Kerim bu konuda ne söylüyor? Kur’an’da evlilik açıkça teşvik edilmiştir. Özellikle Nur Suresi’nde geçen “İçinizden bekâr olanları evlendirin” ayeti bu konuda çok nettir. Ancak dikkat ederseniz bu teşvik yapılırken herhangi bir ay, gün veya dönemle ilgili bir sınırlama getirilmemiştir. Yani İslam’da “şu zamanda evlenilmez” şeklinde bir yasak yoktur. “Peygamber Efendimizin uygulaması bu inanışı çürütüyor” – Sünnette bu konuyla ilgili bir örnek var mı? Evet, hatta bu konudaki en güçlü delillerden biri bizzat Peygamber Efendimizin hayatıdır. Hz. Âişe validemizin rivayet ettiği sahih bir hadiste, Resûlullah’ın onunla Şevval ayında evlendiği ve yine Şevval ayında zifafa girdiği ifade edilir. Şevval ayı, Ramazan Bayramı’ndan hemen sonraki dönemdir. Yani halk arasında “iki bayram arası” olarak ifade edilen zaman diliminin içindedir. Bu da gösteriyor ki, bu dönemde evlenmenin uğursuz olduğu yönündeki inanış, sünnetle açıkça çelişmektedir. “İslam’da uğursuzluk anlayışı yoktur” – Bu inanışın temelinde ‘uğursuzluk’ düşüncesi mi yatıyor? Evet, büyük ölçüde öyle. Ancak İslam’da uğursuzluk diye bir kavram yoktur. Peygamber Efendimiz açık bir şekilde “Uğursuzluk yoktur” buyurmuştur. Bu çok önemli bir ilkedir. İslam’a göre zamanların kendisi uğurlu ya da uğursuz değildir. Mümin, hayır ve şerri Allah’tan bilir. Günlere, aylara veya belli dönemlere uğursuzluk atfetmek, İslam’ın tevhid inancıyla bağdaşmaz. “Bu tür inanışlar İslam öncesi kültürlerden kalma olabilir” – Peki bu inanış nasıl ortaya çıkmış olabilir? Bunun daha çok sosyolojik ve tarihî sebepleri olduğunu düşünüyoruz. Geçmişte toplumumuz büyük ölçüde tarım ve hayvancılıkla geçiniyordu. Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasındaki dönem ise oldukça yoğun bir çalışma zamanına denk geliyordu. Bu süreçte düğün yapmak, yolculuk etmek, hazırlık yapmak oldukça zor olabiliyordu. İnsanlar da bu zorlukları azaltmak için bu dönemde evlilikten kaçınmayı tercih etmiş olabilirler. Zamanla bu pratik yaklaşım, dinî bir yasak gibi algılanmaya başlamış. “Hurafe ile dinî hüküm birbirinden ayrılmalı” – Bu tür inanışların toplumsal etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? En önemli sorun, bu tür kültürel inanışların zamanla dinin bir parçası gibi görülmesidir. Bu da insanların yanlış bilgilerle hareket etmesine neden olur. Dinî konularda ölçümüz her zaman Kur’an ve sahih sünnet olmalıdır. Hurafeler, dini gölgede bırakır. Bu nedenle toplum olarak doğru bilgiye ulaşmak ve inançlarımızı sağlam kaynaklara dayandırmak zorundayız. “Evlilik için en doğru zaman, şartların uygun olduğu zamandır” – Son olarak ne söylemek istersiniz? Şunu açıkça ifade edelim: “İki bayram arası evlenilmez” anlayışının dinî hiçbir dayanağı yoktur. Aksine, sünnette bu dönemde evlenildiğine dair örnek vardır. İslam’a göre evlilik, uygun şartlar oluştuğunda teşvik edilen bir ibadet ve sünnettir. Bunun için belirli bir zaman kısıtlaması yoktur. Önemli olan tarafların hazır olması, şartların uygun olması ve evliliğin sağlıklı bir şekilde kurulmasıdır. Dolayısıyla insanlar, bu tür hurafeler yerine dinin sahih kaynaklarına göre hareket etmelidir.
Go to News Site