Golcü affetmez!

Golcü affetmez!

Tansfer döneminde kan kaybeden ve ardından gelen başarısız sonuçlar nedeniyle teknik direktör Thomas Reis'le yolları arayıp vatandaşı Fink'i göreve getiren Samsunspor, Avrupa'da tur kapısını araladı. Kuzey... Devamı için tıklayınız

Golcü affetmez!

Golcü affetmez!

Tansfer döneminde kan kaybeden ve ardından gelen başarısız sonuçlar nedeniyle teknik direktör Thomas Reis'le yolları arayıp vatandaşı Fink'i göreve getiren Samsunspor, Avrupa'da tur kapısını araladı. Kuzey... Devamı için tıklayınız

İyi ki doğdun Bay Şapka!

İyi ki doğdun Bay Şapka!

İstanbul gece hayatının renkli işletmecilerinden ‘Bay Şapka’ olarak anılan Ertekin Dinçay’ın, Dalyan Kulüp’te gerçekleşen doğum günü kutlaması kadim dost Rahmi Koç’un da aralarında yer aldığı pek çok konuğu bir araya getirmişti. Bir dost düğününde... Gazeteci Çetin Emeç, eşi Bilge Emeç ve oğlu Mehmet Emeç’i, Hidiv Kasrı’nda gerçekleşen bir davette görüntülemiştim. Gülen yüzler Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Erol Sabancı ve eşi Belkıs Hanım, her zaman olmasa da arada sırada katıldıkları bir dost davetinde yine güler yüzleri ile ilgilerin odak noktası olmuştu. Teşekkür plaketi Arsel’den Sheraton Oteli’nde düzenlenen bir yardım gecesinde hiçbir ücret almadan sahne alan İbrahim Tatlıses’e, program sonunda teşekkür plaketi verme görevini Semahat Arsel üstlenmişti. Eve dönüş zamanı Avukat, mali müşavir ve spor dünyasının önde gelen isimlerinden Hüsnü Güreli ile eşi Asuman Hanım’ı, Etiler Şamdan’da bir davet çıkışında evlerine giderken kapı önünde görüntülemiştim.

Akıllandık mı?

Akıllandık mı?

Eğitimde taşlar bir türlü yerli yerine oturmuyor. YÖK Başkanı Özvar’ın ve Milli Eğitim Bakanı Tekin’in son açıklamaları, dün ayakta alkışlanan projelerin yakında çöpe atılacağı yönünde. Peki şu an için düşünülen değişikliklerin ya da yeni getirilen projelerin kalıcılığı söz konusu mu? Evet demek mümkün değil. Muhtemeldir ki bir sonraki YÖK Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı da tıpkı şu anda olduğu gibi kendinden önce yapılanları yok sayacak, her şeye sil baştan yeniden başlayacak… Çeyrek yüzyıla yaklaşan AK Parti iktidarında en çok el değiştiren Bakanlık Milli Eğitim oldu. Hatırlamaya çalışalım. Çünkü pek çoğunun ismini çoktan unuttuk ya da projelerine zerre kadar sahip çıkmadıkları için pek çok kimse tarafından hatırlanmak istemiyorlar. Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı, İsmet Yılmaz, Ziya Selçuk, Mahmut Özer ve Yusuf Tekin. Bir de YÖK Başkanlarına göz atalım: Yusuf Ziya Özcan, Gökhan Çetinsaya, Yekta Saraç ve Erol Özvar. Aynı dönemde 4 YÖK Başkanına karşın 9 Milli Eğitim Bakanı değiştirdik… Bu tablo da gösteriyor ki ne çok değiştirmek daha iyi sonuçlar doğuruyor ne de uzun süre görevde kalmalar. Gelinen noktaya baktığımızda ilk ve orta dereceli okulların sorunları çok da üniversitelerinki daha az demek mümkün değil. Plansızlık, programsızlık, yapılanı yok sayma, sürekli sistem değiştirme ve enkaz edebiyatı konusunda adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Kalite, liyakat, memnuniyetsizlik, eğitimden kaçış, sınav odaklı eğitim ve en önemlisi de yaşamla örtüşmeyen eğitim ve öğretim konuları umurlarında bile değil. Eğitim sisteminin yaşamla örtüşmesi gerektiğini yeni öğretim yılının açılışında önce Cumhurbaşkanı Erdoğan dile getirdi, ardından cılız da olsa MEB’in mesleki eğitim konusundaki hamleleri geldi, daha sonra da YÖK’ün yaşamla örtüşmeyen, kontenjanı dolmayan bölümlerin kapatılacağına yönelik açıklamaları dikkat çekti. Atalarımız “Hatadan dönmek erdemdir” demiş. Geç de olsa dönmek elbette sevindirici ama daha önemlisi yeni hatalara yelken açmamak. Peki artık referansımız o, bu, şu değil de akıl, bilim, pedagoji ve yasalar olacak mı? Yoksa yine plan, program olmadan günü kurtarmaya yönelik projelerle yol almaya devam mı edeceğiz? Tevhid-i Tedrisat Kanunu yani eğitim birliği kanunu, eğitimin tek elden yürütülmesini emrediyor. Anayasamız ve Temel Eğitim Kanunu’muz da ayrım gözetmeksizin her çocuğumuzun ilgi, yetenek, beceri ve hayalleri doğrultusunda her türlü eğitim, öğretim olanağından yararlanmasını öngörüyor. Peki Cumhuriyet tarihi boyunca bunu başarabildik mi? Tüm kısıtlı imkanlara rağmen ilk çeyrekte bu konuda ciddi mesafeler kaydettik, modeller yarattık, ikinci çeyrekte onunla idare ettik, üçüncü ve dördüncü çeyreklerde sürekli sistem değişikliğine giderek fabrika ayarlarını arar hale geldik. Eğitim de tıpkı akıp giden hayat gibi değişen, gelişen; hatalarıyla, sevaplarıyla yaşayan bir varlık. Anayasal ve pedagojik temel ilkelerin özüne dokunulmadığı sürece geliştirilebilir, değiştirilebilir ve yeni arayışlara girilebilir, girilmeli de. Yoksa bugünün gençliğine dünkü elbiseler dar gelir, eğitimden kaçışlar başlar ve okumuşların itibarı ayaklar altına alınır. İstediğimiz bu mu? Kesinlikle hayır. Hem devlet hem de millet olarak bütçeden en büyük payı eğitime ayırıyoruz. Çünkü eğitimin önemine inanıyoruz ve çocuklarımızın, ülkemizin çok daha güçlü yarınlara sahip olmasını istiyoruz. Bu konuda başta velilerimiz ve çocuklarımız olmak üzere herkes elinden geleni yapıyor ama memnuniyet oranları dibe vurmuş durumda. Yani elimizde en iyi malzemeler olmasına rağmen en iyi üretimi gerçekleştiremiyoruz. Polemiklerle konuyu daha da içinden çıkılamaz hale getirme yerine işte asıl sorgulamamız gereken konu tam da bu: Nerede hata yapıyoruz diye samimiyetle yola çıkarsak eminiz ki devamı gelecektir. Yeter ki bu noktaya gelelim, yeter ki çocuklarımızın ve ülkemizin çok daha iyi bir eğitime ve geleceğe layık olduklarına inanalım… Özetin özeti: Eğitimde hep soran, sorgulayan, üreten, sorumluluk sahibi gençler yetiştirelim istedik ama soran, sorgulayan, yaptıklarının arkasında duran bakanlarımız, başkanlarımız olmadığı için bu hayalimizi bir türlü gerçeğe dönüştüremedik!

Bu yaz kimler geliyor?

Bu yaz kimler geliyor?

Bu yaz büyük festivallerde, organizasyonlarda kimler izlenecek yavaş yavaş belli olmaya başladı. Şöyle bir bakalım. The Black Keys 15 Eylül Küçükçiftlik Park’ta olacak. Meraklısına güzel bir konser ama bilet satışı nasıl olur emin olamıyorum. The Black Keys son turnesini yeterli bilet satılamadığı için iptal etmişti. Bakalım Küçükçiftlik dolacak mı? Pantera, Ataköy Marina’da 20 Temmuz’da bir konser verecek. Pantera biletlerinin hemen tükenmemesi için bir neden göremiyorum. Hayranı çok, ilk kez geliyorlar. Her şey harika. Umarız harika bir konser olur. Jack White ve Wet Leg, 22-23 Ağustos’ta Babylon Soundgarden için geliyor. Konser Parkorman’da olacak. Wet Leg’in ilk ziyareti. Şu ara alt rock âleminde sahne performanslarıyla da öne çıkıyorlar. Jack White’ın blues gitarını dinlemek için dahi gidilir zaten. Offspring, 10 Temmuz’da Life Park’ta olacak. Nostaljik alt - rock toplaşması olur. Gorillaz, bence yılın en büyük etkinliği. 14-16 Temmuz’da Parkorman’da iki konser verecek. Kneecap, 20 Temmuz’da Küçükçiftlik Park’a geliyor. Bu son bir iki yılın en bomba ekiplerinden biri. İrlandalı muhalif ekip sözünü sakınmayan bir yapıya sahip. Filistin’deki soykırımla ilgili mesajları yüzünden hayli teki gördüler, Birleşik Krallık’ta yargılandılar. Kneecap sadece Filistin konusunda değil gördüğü her türlü haksızlıkla ilgili sözünü esirgemeyen bir grup. Londra’da geçen yaz izleme fırsatı buldum. Çok ama çok coşkulu bir performans bekleyebiliriz. Lamb of God, 24 Temmuz’da Parkorman’da. Mac DeMarco, 2 Temmuz’da Küçükçiftlik Park’ta. Wolf Alice, 15 Temmuz’da Küçükçiftlik Park’ta. Suede, 17 Temmuz’da Zorlu’da. 23 Haziran’da Megadeth, Küçükçiftlik Park’ta. Benim dikkatimi çekenler beli başlı isimler bunlar. Kulağıma gelen ama henüz açıklanmayan başka isimler de var. Bu yaz hareketli geçecek. Sadece yurt dışından gelenlerden bazıları bunlar. Yerli sanatçıların konserlerini de hesaba katarsak büyük bir konser maratonu söz konusu. Bakalım müzikseverler bilete nasıl para yetiştirecek. Benim yorumuma gelince. Bu konserlerin yapılıyor olmasını çok önemsiyorum. İstanbul’un dünya konser rotası içinde önemli bir durak olması mutluluk verici olur. Ancak henüz o noktada değiliz. Hatta ‘90’ların sonu 2000’ler dönemi seviyesinde dahi değiliz maalesef. Yukarıda saydığım konserlerin daha fazlası Londra’da Paris’te, Berlin’de bir haftada gerçekleşiyor. Polonya’ya Bulgaristan’a yaz boyu daha fazla grup gidiyor. Moral bozmak değil benimkisi sadece gerçekçi bir saptama. 2026’nın en büyük turnelerine çıkacak olan Harry Styles, Bruno Mars, Ariana Grande, The Weeknd, Bad Bunny, BTS rotalarını İstanbul’a düşürmediler. Meksika’nın Brezilya’nın hatta Endonezya’nın, Filipinler’in gerisindeyiz bu anlamda. Sektörümüz büyük, gelişmeler umut verici ama daha alınacak yol var.

Icardi, Sara, Lang ve Boey

Icardi, Sara, Lang ve Boey

Galatasaray’ın bundan sonra oynayacağı Süper Lig ve Şampiyonlar Ligi maçlarında temposu kesinlikle düşmez. Icardi’nin bütün hayali Arjantin Milli Takımı’nın formasını giymek. Messi, Wanda Nara evliliğinden sonra Icardi’nin milli takım yolunu kapatmıştı. Şimdi ise iki Arjantinli futbolcu görüşüyor ve milli takımda oynama yolu tekrar açıldı. Sakatlığını da atlatan Icardi, Galatasaray’da oynadığı her maçı çok önemsiyor ve eski günlerine dönmek üzere. Bütün hayali 2026 Dünya Kupası’nda milli takımında yer almak. Gabriel Sara çok büyük bir çıkış yakaladı. Juventus karşısında da maçın oyuncusu seçildi. Milli takım ihtimali Brezilya’da şu an ciddi ciddi konuşuluyor. Sara da bundan sonraki maçlarda iyi performansını sürdürür. Noa Lang, Hollanda Milli Takımı tarafından çok yakından takip ediliyor. Onun da hayali milli formayı giymek. Galatasaray’da çok mutlu, Napoli’den bonservisinin alınması için gayret edecek. Juventus’a golünü attıktan sonra Metin Oktay selamı vermesi, bunun bir göstergesi. Sacha Boey ise onur mücadelesi veriyor. Bayern Münih’te sinek ikili oldu. Bunu kendisine yediremiyor ve nitekim Juventus’a beşinci golü attıktan sonra kendisini seyretmeye gelen Bayernli yöneticilere ‘Ben sinek ikili değilim, iyi futbolcuyum’ mesajı verdi. Boey de bonservisinin alınıp futbola Galatasaray’da devam etmek istediğini her fırsatta göstermek için çabalıyor. Sadece bu isimler değil takımdaki bütün futbolcuların olağanüstü gayreti, Cim-Bom’u hayal edilen yerlere getirecek gibi görünüyor. TFF Başkanı gelmeli Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde, Fenerbahçe’nin Avrupa Ligi’nde oynaması ve başarılı olması Türk futbolu için gururdur. Juventus galibiyeti Avrupa’nın gündemine oturdu. Düşünün Galatasaray ve Fenerbahçe’nin tur atladığını... Bundan daha büyük bir onur var mı? Bu yüzden TFF Başkanı bu iki takımın bütün Avrupa maçlarına gitmeli. Ayrıca Benfica-Real Madrid maçını mutlaka seyretmiştir. Aynı şekilde Galatasaray-Juventus maçını da izlemiştir. Bu maçların hakemleri gibi neden bizim hakemlerimiz maç yönetemiyor? MHK artık Oğuzhan Çakır ve Yasin Kol gibi hakemlerin peşini bırakmalı. Türkiye’de iki tane üst düzey hakem var; biri Halil Umut Meler diğeri de Mehmet Türkmen. Derbi maçlarını tartışma olmaması için bu hakemlerin yönetmesi gerekir.

Bu yenilgi Tedesco'ya yazar

Bu yenilgi Tedesco'ya yazar

Vitor Pereira, ilk kez Fenerbahçe’nin başında olmadığı bir maça çıkıyordu Kadıköy’de. Daha acayibi geçen sezon Manchester City kalesini paylaşan Ederson ve Ortega karşı karşıyaydı. Tedesco ve yardımcıları için kolay değildi iş. Pereira’nın ilk resmi maçı olacaktı Forest’ın başında. Hangi maçı, neyi analiz edeceklerdi? Zaten oyunun başlamasıyla birlikte bu şaşkınlık Fenerbahçe’ye yansımış gibiydi. Forest önde baskı uyguluyor, Fenerbahçe’nin pas opsiyonlarını azaltıyordu. Bu baskıyı aşmanın yolunu bulamıyorlardı. Bir kez topu kaptılar. Kontraya çıkacakken kaptırdılar. Sonunda top Fenerbahçe ağlarındaydı. Skriniar’ın çıkışından sonra yerine giren Çağlar da takıma uyum sağladı hemen! Bir iki kez topa sahip olarak öne gitmeye çalıştı Fenerbahçe. Ama her seferinde top bir şekilde kendi kalesine geliyordu. Devrenin sonunda gelen golde de basit bir duran top numarasına kurban gittiler. Tedesco’nun ikinci yarı yaptığı değişikliklerin de faydası olmadı. Açıkçası asıl sorun oyunculardan çok doğru oyunu bulamamaktı. Ha Cherif’in ikinci yarının başında bulduğu pozisyon gol olsa bir şeyler belki değişebilir miydi? Seyirci coşkusu, rakip şaşkınlığı derken belki. Ama o ilk heyecanın ardından gelen golle birlikte Forest rahatladı. Pereira istediği oyuncu değişikliklerini korkmadan yapabildi. Fenerbahçe belki de Tedesco geldiğinden bu yana en kötü maçını oynadı. Hem de Tedesco, kendi takımına bu kadar hakimken. Önce de söylediğim gibi bu yenilgi, hocaya yazar. Ancak yine de kötü takımda çok kötüler vardı. Daha birkaç yıl önce Premier Lig’de yılın 11’ine seçilen Çağlar, futbol oynamayı unutmuş gibi. Semedo, Mert ve Talisca da ekstra kötüler arasındaydı. Kısacası Tedesco ne maçın başında ne de ortasında rakibi çözemedi ve yenilgiyi hazırladı. Görünen o ki Fenerbahçe, bundan sonra lig ve kupaya ağırlık verecek.

Patates püresi

Patates püresi

Kimin söylediğini bilmiyorum... “Kötü futbol Picasso’nun tablosuna patates püresi fırlatmak gibidir.” İşte Fenerbahçe dün tam anlamıyla öyleydi. Öyle bir ilk yarı izledik ki Allah hiç kimsenin başına vermesin. Ben son yıllarda bu kadar kötü bir Fenerbahçe izlemedim. Tamam İngilizler her hattı ile çok iyi oynadılar. Ama karşılarında en ufak bir direnç yoktu. Ne oyun disiplini, ne top tutma, ne oyun kurma, ne mücadele, ne topla çıkma, ne pozisyon, ne organizasyon... Sıfıra sıfır... Onlarca pas hatasını saymıyorum bile. Yani kelimenin tam anlamıyla meydanı bomboş bıraktılar. Nottingham at koşturdu. Her topu aldılar, her mücadeleyi kazandılar. Pozisyona girdiler ve iki gol attılar. Daha fazla da atabilirlerdi. Fenerbahçe’nin kadrosuna bakıyorsun yıldız dolu. Ama o yıldızlar bile oyun içinde bir an olsun sorumluluk almadılar. Ne Assensio ne Kante ne Talisca. Biraz Guendouzi o kadar. O da nereye koşacağına şaşırdı. Tamam Tedesco’nun hakkını her hafta veriyoruz. Ama normal lig düzeninden çıkıp yeni yetme Cherif ile maça çıkmasını anlayamadım. Bu çocuk bu maçları henüz kaldıracak durumda değil. Ligde elinde oturmuş bir kadro var. Koy İsmail’i, Talisca ileride öyle çık. Alışılmış düzenin bozulması ilk yarıda pahalıya patladı. Tabii bir de Skriniar’ın erken sarı kart görmesi ve arkasından sakatlanması tüm oyuna tuz biber ekti. Yani kötü futbolun yanında aksilikler de arka arkaya geldi. Örneğin Skriniar olsa belki ikinci gol olmazdı. 2. yarı değişen hiçbir şey yoktu. Tedesco oyuna müdahale etmek istedi. Ancak sıkıntıları gideremedi. Bir de saçma sapan bir 3. gol yiyince maçın fişi çekildi. Konuk takım ise iyi futbolunu yine sürdürdü. Allah’tan skoru yeterli buldu. Dikkat ettim bir kere bile hata yapmadılar. Adamlar sıfır hata ile oynadılar. Fenerbahçe bu maçı bir an önce unutmalı. Hani iddiası bence hiç kalmadı ama Nottingham’da bile böyle oynayacağını düşünmüyorum. Yani son 10 yılın içinde en kötü hangi maç diye bir sıralama yapsak bu maç ilk üçe kesinlikle girer.