Diyarbakır’da bugün hava nasıl olacak
Diyarbakır’da 21 Şubat Cumartesi günü hava açık ve güneşli seyredecek. Sabah saatlerinde 9 derece civarında ölçülen sıcaklığın gün içerisinde 14 dereceye kadar yükselmesi bekleniyor. Devamı için Tıklayınız...
Diyarbakır’da 21 Şubat Cumartesi günü hava açık ve güneşli seyredecek. Sabah saatlerinde 9 derece civarında ölçülen sıcaklığın gün içerisinde 14 dereceye kadar yükselmesi bekleniyor. Devamı için Tıklayınız...
Mahinur Özdemir Göktaş, “Yeni Evim, İlk İftarım” programı kapsamında evini teslim alan depremzede Muazzez ve Mehmet Demir çiftinin sofrasına konuk oldu.
Diyarbakır'da son dönemde sıfır eşya fiyatları vatandaşı tasarrufa mı yöneltiyor? Devamı için Tıklayınız...
Diyarbakır'da modern yaşam sosyal bağları nasıl etkiliyor? Devamı için Tıklayınız...
Artan mama ve bakım maliyetlerine rağmen neden tercih ediliyor?Detaylar haberimizde... Devamı için Tıklayınız...
Basın İlan Kurumu, 65 yıldır Türk basınının desteklenmesi, sürdürülebilirliğinin sağlanması ve gazetecilik mesleğinin saygınlığının korunması amacıyla faaliyetlerini sürdürüyor.
AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahim Dusak, önceki dönem İl Başkanı Ali İhsan Delioğlu ve il yönetim kurulu üyeleriyle Gazi Meclis’te bir araya gelerek nazik ziyaretleri dolayısıyla teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, iftarda Beyoğlu'nda ikamet eden Kayacık ailesinin misafir oldu. Devamı için Tıklayınız...
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, "Yeni Evim İlk İftarım Projesi" çerçevesinde Diyarbakır’a geldi. Bakan Bak, "Birileri gibi deprem turisti değiliz. Depremden depreme gelip şunu yapacağız demedik, sözümüzü yerine getirdik" dedi. Devamı için Tıklayınız...
Diyarbakır’da kendisinden boşanan kadını öldürmek için işyerine gelen kişinin silahı tutukluk yaptı. Şüpheli tutuklandı.
Sarıyer-Amedspor ve Keçiörengücü–Erzurumspor maçında eleştirilerin odağında olan hakem kararlarına sert tepkiler geldi. Amedspor yönetimi iki maç ile ilgili Türkiye Futbol Federasyonunu göreve çağırırken, FIFA kokartlı eski hakemler Deniz Ateş Bitnel, “Amedspor’a oyun mu var?” ifadelerini kullandı.
Muğla’nın Milas ilçesinde öğrenim gören 5. sınıf öğrencisi, okulda fenalaşmasının ardından kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Devamı için Tıklayınız...
Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde bir aileye karşı gerçekleşen silahlı saldırıda 40 yaşındaki Cemile Yıldırım hayatını kaybetti, eşi ve kızı ağır yaralandı. Devamı için Tıklayınız...
Seyyid Taha, Halidilik misyonunu yüklenen Nehrîler halkasının en etkin şahsiyeti olup Seyyid Abdullah’ın yeğenidir. Adı Taha, lakabı Şihâbuddîn ve İmâdüddîn’dir. Fıkıh mezhebi olarak Şafiî, itikadî mezhep olarak Eş’arî’dir. Tahsil Hayatı: Tahsil hayatına ailesinin yanında başlayan ve Kur’an-ı Kerîm’i hatmedip hıfzeden Seyyid Taha daha sonra tahsilini ilerletmek için Süleymaniye, Kerkük, Musul, Erbil, Rewanduz ve Bağdat gibi dönemin önemli ilim merkezlerine gidip okumaya devam eder, tahsilini tamamlayıp ilmî icazetnamesini alır ve köyündeki medresede talebe yetiştirir. İlmî derinliğinden dolayı yörede Âllâme” lakabıyla anılır. Seyyid Taha, Melayê Cizîrî Dîvanı’nı okumayı ve etrafındaki âlimlerle bu dîvandaki beyitleri şerh etmeyi çok severdi. Bir gün Cizîrî’nin Divanını okurken bir beytin anlamını etrafındakilere sorar, her birinden farklı anlamlar alınca o sıralarda Nehrî Medresesi’ne yeni gelen Seyyid Fehîm Arvasî’ye “Molla Fehîm, sen ne dersin?” diye sorunca Seyyid Fehîm de kendine göre bir mana verir. Seyyid Taha bunun üzerine şöyle der: “Cizîrî’nin maksadına en yakın anlam Molla Fehîm’in verdiği anlam ise de, bu anlam ile Cizîrî’nin maksadı arasındaki fark yerle gök arasındaki mesafe kadardır”. Tasavvuf ve Tarikat Hayatı: Şeyh Ubeydullah’ın “Tuhfetu’l-Ahbab” adlı Farsça manzum eserinde ifade ettiğine göre babası Seyyid Taha önceleri amcası Seyyid Abdullah’ın yanında seyr ü sulûk ameline başlamış, sonra hilafetnameyi Mevlana Halid’den alıp onun halifesi olmuştur. Zekâsı, hafızası ve kişiliğiyle amcası Seyyid Abdullah’ın dikkatini çeker ve Seyyid Abdullah onun bu yönlerini Mevlana Halid’e anlatır. Mevlana Halid “bir sonraki gelişinde onu da getir” deyince Seyyid Abdullah bir sonraki gidişinde beraberinde onu da götürüp Mevlana Halid’e arz eder. Nehrîler Kadirî tarikatından geldikleri için Mevlana Halid Seyyid Taha’yı bir Nakşî olarak kendine intisap ettirmeden önce ondan Bağdat’a gidip orada türbesi bulunan Şeyh Abdulkadir Geylanî’nin manevî huzurunda murâkabe ve istihâre yapmasını ve böylece ne tür manevî sinyaller alacağını gelip kendisine anlatmasını ister. Bu emri yerine getiren Seyyid Taha dönüşünde Mevlana Halid’e murakabe neticesinde Şeyh Abdulkadir Geylanî tarafından kendisine şu işaretlerde bulunulduğunu söyler: “Evladım, benim tarikatım çok büyük bir tarikat ise de bugün fazla takipçisi kalmamıştır. Bugünün Abdulkadir Geylanî’si Mevlana Halid’dir; ona koş!”. Bu olaydan sonra Mevlana Halid’e intisap eden Seyyid Taha onun yanında 80 gün (iki erba’în, iki sülûk) kalarak amel eder. Bu esnada çetin sınavlardan geçirilen Seyyid Taha’ya dağlardan taş taşıtılır, müritlerin abdesti için su taşıtılır. 1810 tarihine denk gelen bu süreçte 80 gününü tamamladıktan sonra Mevlana Halid kendisine hilafetname verir ve halifesi olarak irşat için Nehr Köyü’ne yakın Berdesor’a gitmesini ister. Bu bağlamda kendisini uğurlayanlarla vedalaşıp atına bindiği sırada Mevlana Halid ona hürmeten özengiyi tutup bir süre eşlik eder. Seyyid Taha mürşidinin kendisine bu şekilde hizmet etmesi karşısında mahcup olup engel olmak isterse de Mevlana Halid bundan vazgeçmez ve şöyle der: “Nefis terbiyesi için bir zamanlar sana dağlardan taş taşıtıyordum; bugün de Ceddin Hz. Muhammed’e hürmeten sana ben hizmet etmek istiyorum, beni bundan kimse alıkoyamaz”. Belirli bir mesafe gidildikten sonra Mevlana Halid elindeki dizginleri Seyyid Taha’ya verip şöyle der: “Bundan sonra dizginlerin senin elindedir”. Bu olay Seyyid Taha’nın halkın gözünde daha da büyümesini sağlar; onu ve ondan sonra gelen Nehrî zatları “Sadat-i Nehrî” yapar. Mevlana Halid’den irşat emrini alan Seyyid Taha döndükten sonra bu emri yerine getirir ve kısa bir süre içerisinde namı her tarafa yayılarak özellikle Mevlana Halid’den sonra Süleymaniye, Musul, Azarbaycan, Kafkasya, Van, Hakkâri ve İran içlerine kadar çok sayıda müridi olur. Seyyid Taha’nın bu durumu oğlu Şeyh Ubeydullah tarafından şöyle dile getirilmektedir: Be’d-i Mevla-yi Xalid ân mehal Mevlana Halid’den sonra o yerler Cumle ez rûy behrever erbâb-i hâl Tüm erbab-ı hal ondan istifade ettiler Hitt û tirhal-i xewas û hem ‘ewâm Hem seçkin hem sıradanlar gelip gittiler Ber der-i o geşt Kurdistan temâm Tüm Kürdistan onun kapısına üşüştüler İran Şahının Seyyid Taha’ya Yakınlık Duyması, Ona Hediyeler Vermesi ve Bunun da Osmanlı Yetkilileri Tarafından Kuşkuyla Karşılanması Yaygın bir rivayete göre dönemin İran hükümdarı Şah Muhammed gördüğü bir rüya üzerine Sünnî olmak ister ve Seyyid Taha’dan kendisine Sünnîliği anlatacak bir âlim göndermesini talep eder. Seyyid Taha bunun üzerine talebesi Molla Abdurrahim’i gönderir. Gelen bu âlimden çok memnun kalan Şah Muhammed Türkiye-İran sınırındaki Mirguvar ve Nurgüvar adlarında iki beldeyi içindeki bütün tarım alanları ve gelirleriyle birlikte Seyyid Taha’ya bağışlamak istemişse de, Seyyid Taha bunu kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu hükümdar Seyyid Taha’ya süslü bir baston ve bir cübbeyi hediye olarak göndermiş, fakat Seyyid Taha bunları da kabul etmemiş ve Mustafa Ağa adında birine teslim etmiştir. Ancak Seyyid Taha’ya İran Şahı tarafından gönderilen bu hediyeler Osmanlı istihbarat elemanları tarafından kuşkuyla karşılanmış ve birkaç koldan yapılan yazışmalarla olay enine boyuna soruşturma konusu olmuştur ki bununla ilgili soruşturma ve araştırma belgeleri Osmanlı arşivlerinde mevcuttur. Bu belgelerden birinde şunlar yazılmaktadır: Saadetlu Efendım Hazretleri! Şemdînan nahiyesinde Seccadenişîn-i irşâd olan meşîhatlu Seyyid Taha Efendi’ye Acem Şahı tarafından bir a’la ve müzeyyen ABÂ ile mücevherli bir aded ASÂ ihdâ ve isrâ olunmuş olduğunu hamiyetlu Mehmed Şerîf Ağa ifade edüp memalik-i mahrûse eâlisinde böyle muteber zâta zikrolunduğu vecihle ağırca hediye gelmesi mutlaka garaz-i muhabbet vukûf ve malumat olunmasının luzûm-u emri aşikâr olmaktan naşia vakıa Şeyh-i mumaileyhe geldiği ifade olunan şeyler Şah-ı muşarunileyh tarafından mı gönderilmiştir ve ne vakit gelmiştir ve ne makûle şeydir ve bundan başka bir zevâta dahi İran cânibinden hediye gibi şey gelmiş midir? Mahremane bi’l-etrâf tahkik-i keyfiyet olunarak…. Bunlar hâla Şah bulunan Nasır Şah tarafından gönderilmemiş; belki müteveffa Muhammed Şah tarafından altmış dört (1264) senesi tarihinde irsal ve ihdâ kılınmış ve ASÂ’yı mezkûr çevkan resminde başı eğilmiş bir asa olup eğilmiş olan başında nohut miktarı bir kıt’a (parça) zümrüd ve ortasında etrafı ufak elmas ile işlenmiş nohuttan büyük bir aded beyaz taş olduğu….” Seyyid Taha’nın Gündelik Yaşamı: Seyyid Taha bir gününü genellikle şu şekilde programlardı: 1) Gece namazlarını evinde kılar, sabah namazına kadar vird ve zikirle meşgul olurdu. 2) Sabah ezanı okunduğunda namaza gider ve namazı cemaatle kılardı. 3) Sabah namazından kuşluk vaktine kadar olan zamanını tekkede geçirirdi. 4) Tekke işlerini düzene koyduktan sonra medrese eğitimi ile ilgilenirdi. 5) Talebelerini ve müritlerini toplayıp problemlerini sorar ve çözüm geliştirirdi. 6) İkindi namazından sonra “Hatme-i Hâcegan”ı yaptırır ve İmam Rabbanî’nin “Mektubat” adlı eserini bir halifesine okutur, kendisi de şerh ve yorumlarda bulunurdu. 7) Akşam namazı cemaatle kılındıktan sonra “Rabıta” yapılırdı. 8) Yatsı namazı da cemaatle kılındıktan sonra her kes serbest kalıp dağılırdı. 9) Yılda iki kez Şemdinli’nin doğusunda İran sınırına yakın olan ve Kürtler arasında “Çiyayê Şehîdan” (Şehitler Dağı) olarak adlandırılan dağı ziyaret etmeyi adet hâline getirmişti. (Hz. Ömer zamanında sahabîler fetih için buralara gelirken verdikleri şehitlerden dolayı bu dağ bu ismi almıştır). 10) Mürit ve talebelerine yeri geldiğinde şu tavsiyede bulunurdu: “İnsanlara lisan-ı hal ile örnek olun; bu fayda vermediyse sözlü caydırmalarda bulunun; bu da fayda vermediyse artık ondan yüz çevirebilirsiniz. Anca dikkat ediniz! Siz birinden yüz çevirirseniz Hz. Peygamber’e varıncaya kadar bütün sadât da ondan yüz çevirir”. Seyyid Taha’nın Vefatı: İlim ve irşad yolunda 42 yıl gibi uzun ve verimli bir ömür geçiren Seyyid Taha miladî 1852 yılında vefat etmiştir. Vefatına yakın esrarengiz bir durum yaşanmıştır. Rivayete göre Seyyid Taha taleberi ile birlikte Kürtler arasında “Newala Heram” (Haram Vadi) denilen bir yerde bulunduğu sırada Şam’dan gelen bir elçi kendisine bir mektup sunar. Mektubu damadı Abdulahad’a okuttuktan sonra şöyle der: “Şöhret afettir; bu dünyadan göç etme zamanımız yaklaşmıştır”. Damadı Abdulahad mektupta nelerin yazıldığını sorarsa da Seyyid Taha cevap vermez ve hep birlikte eve dönerler. Seyyid Taha evde hastalanır ve 12 gün süren bu hatalık süresince namazlarını ayakta kılmaya çalışır. -Cumartesi gününe denk gelen 12. günde yakınları ve talebeleri ile helalleşip vasiyetini yapar. -Yerine kardeşi Seyyid Salih’i halife bırakır ve ona itaat edilmesini tavsiye eder -Nihayet ikindi vakti talebelerinin okudukları Yasinleri dinleyerek ruhunu teslim eder. Çocukları: Seyyid Taha’nın Abdülahad adında bir damadının olduğunu söyledik. Dolayısıyla Seyyid Taha’nın bir kızının olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak başka kızlarının olup olmadığına ilişkin bilgimiz yoktur. Seyyid Tahâ’nın Müküslü müridi şair Weda’î bu mürşidi hakkında söylediği Farsça bir methiyede onun üç oğlunun olduğunu söylemektedir. İçinde ilgili beytin de geçtiği bu şiirinde Weda’î şunları söylemektedir (Dîwan): Giramî daşt se ferzend mevlûd Muhteremin üç erkek çocuğu vardı: ‘Elauddîn, ‘Ubeydullah, Mehmûd Alaüddîn, Ubeydullah ve Mahmud Onun genç yaşta vefat eden Seyyid Habîb adında dördüncü bir oğlu da olmuştur. Seyyid Taha’nın bu oğullarının da erkek çocukları olmuştur. Şöyle ki Seyyid Mahmûd (Bakır adında bir oğlu olmuştur) Seyyid Alauddîn (Fehîm, Osman ve Saduddîn adında üç oğlu vardır) Seyyid Habîb (Genç yaşta çocukları olmadan vefat etmiştir) Seyyid Ubeydullah (S.Reşîd, S. Alauddîn, S. Abdulkadir, S. Mazhar ve S. Muhammed Sıddık adlarında beş oğlunun olduğu bilinmektedir). Halifeleri: Ömrünü ilim ve irşada adayan Seyyid Taha geride çok sayıda halife bırakmıştır. Bunlardan tanınmış olanları şunlardır: 1) Kardeşi Seyyid Muhammed Salih 2) Seyyid Fehîm Arvasî 3) Seyyid Sibğatullah Arvasî 4) Birinci Şeyh Abdüsselam Barzanî 5) Mevlana Hacı Hakkarî 6) Hacı Süleyman Bıradostî 7) Şeyh Muhammed Küfrevî 8) Seyyid Taha Köse 9) Molla Ahmed Meczûb 10) Molla Muhammed Munhanî-Hoşabî 11) Şeyh Abdullah Neynikî 12) Şeyh Kemal Hüseynî 13) Damadı Seyyid Abdülahad 14) Molla Resûl Sibkî 15…………..daha başkaları 2. 3. Seyyid Muhammed Salih (ö. 1281/2864) Seyyid Taha’nın küşük kardeşi ve halifesidir. Humarû’da doğmuş, buradan Nehrî köyü’ne gitmiştir. Seyyid Muhammed Salih, Şeyh Abdulkadir Geylanî’nin 11. torunu ve Nakşibendî silsilesinin 32. mürşididir. Seyyid Taha’nın yanında seyr ü sülûkunu tamamlayıp hilafet aldıktan sonra Berdesor’a gidip orada irşad ile meşgul olur. Seyyid Taha ve Şeyh Şamil ile birlikte Kafkas halkını Ruslara karşı savaşmaya teşvik eder ve bizzat kendisi de savaşır. Seyyid Taha hastalanınca Berdesor’da bulunan kardeşi Seyyid Salih’i hatme ve teveccüh için Nehrî’ye çağırdığında kendisinden sonra yerine kimin geçeceği sorulunca Seyyid Taha verdiği cevapta şöyle der: “Benim yerime kardeşim Seyyid Salih geçsin. O salih ve olgun bir zattır. Bana itaat ettiğiniz gibi ona da itaat ediniz”! Seyyid Salih’in Seyyid Nuredîn ve Seyyid Muhammed Emîn adlarında iki oğlu olmuş, bunlar da evlat sahibi olmuşlardır. Seyyid Salih 1281/1864 yılında vefat etmiştir. Vefat etmeden önce ağabeyi ve mürşidi Seyyid Taha’nın ayakucuna defnedilmesi yönünde vasiyet etmiş ve bu vasiyeti yerine getirilmiştir. Böylece mezarı Seyyid Taha’nın kabrinin ayaktaşı Seyyid Salih’in baş taşı olacak şekilde ayarlanmıştır. Seyyid Salih’in bilinen bir halifesi vardır ki o da Şeyh Ubeydullah Nehrî’dir. Şeyh Ubeydullah “Tuhfetü’l-Ahbâb” adlı Farsça eserinde bu amcası hakkında şöyle der: Amcam, Seyyid Muhammed Salih’tir Velilik makamlarını başarıyla geçmiştir Genel veya özel, “kalp ehli” olan zatlar Onun her makamı geçtiğine tanıktırlar “Fakr” ve “tecerrüd”te o eşsiz biriydi Kendi döneminin uyulan bir önderiydi “Humarû” onun doğduğu yerin adıdır Ki birim olarak “Şemseddîn”e bağlıdır Amcam tarikatta babama bağlanmıştır O ulu, babamla anne baba bir kardeştir Tarikatta babamın yerini amcam aldı Eş dost içinde onun halifesi olarak kaldı Amcam cennete ve köşklerine kavuştu “Ğufr ya Ğuref” onun ölüm tarihi oldu
Seyyid Taha, Halidilik misyonunu yüklenen Nehrîler halkasının en etkin şahsiyeti olup Seyyid Abdullah’ın yeğenidir. Adı Taha, lakabı Şihâbuddîn ve İmâdüddîn’dir. Fıkıh mezhebi olarak Şafiî, itikadî mezhep olarak Eş’arî’dir. Tahsil Hayatı: Tahsil hayatına ailesinin yanında başlayan ve Kur’an-ı Kerîm’i hatmedip hıfzeden Seyyid Taha daha sonra tahsilini ilerletmek için Süleymaniye, Kerkük, Musul, Erbil, Rewanduz ve Bağdat gibi dönemin önemli ilim merkezlerine gidip okumaya devam eder, tahsilini tamamlayıp ilmî icazetnamesini alır ve köyündeki medresede talebe yetiştirir. İlmî derinliğinden dolayı yörede Âllâme” lakabıyla anılır. Seyyid Taha, Melayê Cizîrî Dîvanı’nı okumayı ve etrafındaki âlimlerle bu dîvandaki beyitleri şerh etmeyi çok severdi. Bir gün Cizîrî’nin Divanını okurken bir beytin anlamını etrafındakilere sorar, her birinden farklı anlamlar alınca o sıralarda Nehrî Medresesi’ne yeni gelen Seyyid Fehîm Arvasî’ye “Molla Fehîm, sen ne dersin?” diye sorunca Seyyid Fehîm de kendine göre bir mana verir. Seyyid Taha bunun üzerine şöyle der: “Cizîrî’nin maksadına en yakın anlam Molla Fehîm’in verdiği anlam ise de, bu anlam ile Cizîrî’nin maksadı arasındaki fark yerle gök arasındaki mesafe kadardır”. Tasavvuf ve Tarikat Hayatı: Şeyh Ubeydullah’ın “Tuhfetu’l-Ahbab” adlı Farsça manzum eserinde ifade ettiğine göre babası Seyyid Taha önceleri amcası Seyyid Abdullah’ın yanında seyr ü sulûk ameline başlamış, sonra hilafetnameyi Mevlana Halid’den alıp onun halifesi olmuştur. Zekâsı, hafızası ve kişiliğiyle amcası Seyyid Abdullah’ın dikkatini çeker ve Seyyid Abdullah onun bu yönlerini Mevlana Halid’e anlatır. Mevlana Halid “bir sonraki gelişinde onu da getir” deyince Seyyid Abdullah bir sonraki gidişinde beraberinde onu da götürüp Mevlana Halid’e arz eder. Nehrîler Kadirî tarikatından geldikleri için Mevlana Halid Seyyid Taha’yı bir Nakşî olarak kendine intisap ettirmeden önce ondan Bağdat’a gidip orada türbesi bulunan Şeyh Abdulkadir Geylanî’nin manevî huzurunda murâkabe ve istihâre yapmasını ve böylece ne tür manevî sinyaller alacağını gelip kendisine anlatmasını ister. Bu emri yerine getiren Seyyid Taha dönüşünde Mevlana Halid’e murakabe neticesinde Şeyh Abdulkadir Geylanî tarafından kendisine şu işaretlerde bulunulduğunu söyler: “Evladım, benim tarikatım çok büyük bir tarikat ise de bugün fazla takipçisi kalmamıştır. Bugünün Abdulkadir Geylanî’si Mevlana Halid’dir; ona koş!”. Bu olaydan sonra Mevlana Halid’e intisap eden Seyyid Taha onun yanında 80 gün (iki erba’în, iki sülûk) kalarak amel eder. Bu esnada çetin sınavlardan geçirilen Seyyid Taha’ya dağlardan taş taşıtılır, müritlerin abdesti için su taşıtılır. 1810 tarihine denk gelen bu süreçte 80 gününü tamamladıktan sonra Mevlana Halid kendisine hilafetname verir ve halifesi olarak irşat için Nehr Köyü’ne yakın Berdesor’a gitmesini ister. Bu bağlamda kendisini uğurlayanlarla vedalaşıp atına bindiği sırada Mevlana Halid ona hürmeten özengiyi tutup bir süre eşlik eder. Seyyid Taha mürşidinin kendisine bu şekilde hizmet etmesi karşısında mahcup olup engel olmak isterse de Mevlana Halid bundan vazgeçmez ve şöyle der: “Nefis terbiyesi için bir zamanlar sana dağlardan taş taşıtıyordum; bugün de Ceddin Hz. Muhammed’e hürmeten sana ben hizmet etmek istiyorum, beni bundan kimse alıkoyamaz”. Belirli bir mesafe gidildikten sonra Mevlana Halid elindeki dizginleri Seyyid Taha’ya verip şöyle der: “Bundan sonra dizginlerin senin elindedir”. Bu olay Seyyid Taha’nın halkın gözünde daha da büyümesini sağlar; onu ve ondan sonra gelen Nehrî zatları “Sadat-i Nehrî” yapar. Mevlana Halid’den irşat emrini alan Seyyid Taha döndükten sonra bu emri yerine getirir ve kısa bir süre içerisinde namı her tarafa yayılarak özellikle Mevlana Halid’den sonra Süleymaniye, Musul, Azarbaycan, Kafkasya, Van, Hakkâri ve İran içlerine kadar çok sayıda müridi olur. Seyyid Taha’nın bu durumu oğlu Şeyh Ubeydullah tarafından şöyle dile getirilmektedir: Be’d-i Mevla-yi Xalid ân mehal Mevlana Halid’den sonra o yerler Cumle ez rûy behrever erbâb-i hâl Tüm erbab-ı hal ondan istifade ettiler Hitt û tirhal-i xewas û hem ‘ewâm Hem seçkin hem sıradanlar gelip gittiler Ber der-i o geşt Kurdistan temâm Tüm Kürdistan onun kapısına üşüştüler İran Şahının Seyyid Taha’ya Yakınlık Duyması, Ona Hediyeler Vermesi ve Bunun da Osmanlı Yetkilileri Tarafından Kuşkuyla Karşılanması Yaygın bir rivayete göre dönemin İran hükümdarı Şah Muhammed gördüğü bir rüya üzerine Sünnî olmak ister ve Seyyid Taha’dan kendisine Sünnîliği anlatacak bir âlim göndermesini talep eder. Seyyid Taha bunun üzerine talebesi Molla Abdurrahim’i gönderir. Gelen bu âlimden çok memnun kalan Şah Muhammed Türkiye-İran sınırındaki Mirguvar ve Nurgüvar adlarında iki beldeyi içindeki bütün tarım alanları ve gelirleriyle birlikte Seyyid Taha’ya bağışlamak istemişse de, Seyyid Taha bunu kabul etmemiştir. Bunun üzerine bu hükümdar Seyyid Taha’ya süslü bir baston ve bir cübbeyi hediye olarak göndermiş, fakat Seyyid Taha bunları da kabul etmemiş ve Mustafa Ağa adında birine teslim etmiştir. Ancak Seyyid Taha’ya İran Şahı tarafından gönderilen bu hediyeler Osmanlı istihbarat elemanları tarafından kuşkuyla karşılanmış ve birkaç koldan yapılan yazışmalarla olay enine boyuna soruşturma konusu olmuştur ki bununla ilgili soruşturma ve araştırma belgeleri Osmanlı arşivlerinde mevcuttur. Bu belgelerden birinde şunlar yazılmaktadır: Saadetlu Efendım Hazretleri! Şemdînan nahiyesinde Seccadenişîn-i irşâd olan meşîhatlu Seyyid Taha Efendi’ye Acem Şahı tarafından bir a’la ve müzeyyen ABÂ ile mücevherli bir aded ASÂ ihdâ ve isrâ olunmuş olduğunu hamiyetlu Mehmed Şerîf Ağa ifade edüp memalik-i mahrûse eâlisinde böyle muteber zâta zikrolunduğu vecihle ağırca hediye gelmesi mutlaka garaz-i muhabbet vukûf ve malumat olunmasının luzûm-u emri aşikâr olmaktan naşia vakıa Şeyh-i mumaileyhe geldiği ifade olunan şeyler Şah-ı muşarunileyh tarafından mı gönderilmiştir ve ne vakit gelmiştir ve ne makûle şeydir ve bundan başka bir zevâta dahi İran cânibinden hediye gibi şey gelmiş midir? Mahremane bi’l-etrâf tahkik-i keyfiyet olunarak…. Bunlar hâla Şah bulunan Nasır Şah tarafından gönderilmemiş; belki müteveffa Muhammed Şah tarafından altmış dört (1264) senesi tarihinde irsal ve ihdâ kılınmış ve ASÂ’yı mezkûr çevkan resminde başı eğilmiş bir asa olup eğilmiş olan başında nohut miktarı bir kıt’a (parça) zümrüd ve ortasında etrafı ufak elmas ile işlenmiş nohuttan büyük bir aded beyaz taş olduğu….” Seyyid Taha’nın Gündelik Yaşamı: Seyyid Taha bir gününü genellikle şu şekilde programlardı: 1) Gece namazlarını evinde kılar, sabah namazına kadar vird ve zikirle meşgul olurdu. 2) Sabah ezanı okunduğunda namaza gider ve namazı cemaatle kılardı. 3) Sabah namazından kuşluk vaktine kadar olan zamanını tekkede geçirirdi. 4) Tekke işlerini düzene koyduktan sonra medrese eğitimi ile ilgilenirdi. 5) Talebelerini ve müritlerini toplayıp problemlerini sorar ve çözüm geliştirirdi. 6) İkindi namazından sonra “Hatme-i Hâcegan”ı yaptırır ve İmam Rabbanî’nin “Mektubat” adlı eserini bir halifesine okutur, kendisi de şerh ve yorumlarda bulunurdu. 7) Akşam namazı cemaatle kılındıktan sonra “Rabıta” yapılırdı. 8) Yatsı namazı da cemaatle kılındıktan sonra her kes serbest kalıp dağılırdı. 9) Yılda iki kez Şemdinli’nin doğusunda İran sınırına yakın olan ve Kürtler arasında “Çiyayê Şehîdan” (Şehitler Dağı) olarak adlandırılan dağı ziyaret etmeyi adet hâline getirmişti. (Hz. Ömer zamanında sahabîler fetih için buralara gelirken verdikleri şehitlerden dolayı bu dağ bu ismi almıştır). 10) Mürit ve talebelerine yeri geldiğinde şu tavsiyede bulunurdu: “İnsanlara lisan-ı hal ile örnek olun; bu fayda vermediyse sözlü caydırmalarda bulunun; bu da fayda vermediyse artık ondan yüz çevirebilirsiniz. Anca dikkat ediniz! Siz birinden yüz çevirirseniz Hz. Peygamber’e varıncaya kadar bütün sadât da ondan yüz çevirir”. Seyyid Taha’nın Vefatı: İlim ve irşad yolunda 42 yıl gibi uzun ve verimli bir ömür geçiren Seyyid Taha miladî 1852 yılında vefat etmiştir. Vefatına yakın esrarengiz bir durum yaşanmıştır. Rivayete göre Seyyid Taha taleberi ile birlikte Kürtler arasında “Newala Heram” (Haram Vadi) denilen bir yerde bulunduğu sırada Şam’dan gelen bir elçi kendisine bir mektup sunar. Mektubu damadı Abdulahad’a okuttuktan sonra şöyle der: “Şöhret afettir; bu dünyadan göç etme zamanımız yaklaşmıştır”. Damadı Abdulahad mektupta nelerin yazıldığını sorarsa da Seyyid Taha cevap vermez ve hep birlikte eve dönerler. Seyyid Taha evde hastalanır ve 12 gün süren bu hatalık süresince namazlarını ayakta kılmaya çalışır. -Cumartesi gününe denk gelen 12. günde yakınları ve talebeleri ile helalleşip vasiyetini yapar. -Yerine kardeşi Seyyid Salih’i halife bırakır ve ona itaat edilmesini tavsiye eder -Nihayet ikindi vakti talebelerinin okudukları Yasinleri dinleyerek ruhunu teslim eder. Çocukları: Seyyid Taha’nın Abdülahad adında bir damadının olduğunu söyledik. Dolayısıyla Seyyid Taha’nın bir kızının olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak başka kızlarının olup olmadığına ilişkin bilgimiz yoktur. Seyyid Tahâ’nın Müküslü müridi şair Weda’î bu mürşidi hakkında söylediği Farsça bir methiyede onun üç oğlunun olduğunu söylemektedir. İçinde ilgili beytin de geçtiği bu şiirinde Weda’î şunları söylemektedir (Dîwan): Giramî daşt se ferzend mevlûd Muhteremin üç erkek çocuğu vardı: ‘Elauddîn, ‘Ubeydullah, Mehmûd Alaüddîn, Ubeydullah ve Mahmud Onun genç yaşta vefat eden Seyyid Habîb adında dördüncü bir oğlu da olmuştur. Seyyid Taha’nın bu oğullarının da erkek çocukları olmuştur. Şöyle ki Seyyid Mahmûd (Bakır adında bir oğlu olmuştur) Seyyid Alauddîn (Fehîm, Osman ve Saduddîn adında üç oğlu vardır) Seyyid Habîb (Genç yaşta çocukları olmadan vefat etmiştir) Seyyid Ubeydullah (S.Reşîd, S. Alauddîn, S. Abdulkadir, S. Mazhar ve S. Muhammed Sıddık adlarında beş oğlunun olduğu bilinmektedir). Halifeleri: Ömrünü ilim ve irşada adayan Seyyid Taha geride çok sayıda halife bırakmıştır. Bunlardan tanınmış olanları şunlardır: 1) Kardeşi Seyyid Muhammed Salih 2) Seyyid Fehîm Arvasî 3) Seyyid Sibğatullah Arvasî 4) Birinci Şeyh Abdüsselam Barzanî 5) Mevlana Hacı Hakkarî 6) Hacı Süleyman Bıradostî 7) Şeyh Muhammed Küfrevî 8) Seyyid Taha Köse 9) Molla Ahmed Meczûb 10) Molla Muhammed Munhanî-Hoşabî 11) Şeyh Abdullah Neynikî 12) Şeyh Kemal Hüseynî 13) Damadı Seyyid Abdülahad 14) Molla Resûl Sibkî 15…………..daha başkaları 2. 3. Seyyid Muhammed Salih (ö. 1281/2864) Seyyid Taha’nın küşük kardeşi ve halifesidir. Humarû’da doğmuş, buradan Nehrî köyü’ne gitmiştir. Seyyid Muhammed Salih, Şeyh Abdulkadir Geylanî’nin 11. torunu ve Nakşibendî silsilesinin 32. mürşididir. Seyyid Taha’nın yanında seyr ü sülûkunu tamamlayıp hilafet aldıktan sonra Berdesor’a gidip orada irşad ile meşgul olur. Seyyid Taha ve Şeyh Şamil ile birlikte Kafkas halkını Ruslara karşı savaşmaya teşvik eder ve bizzat kendisi de savaşır. Seyyid Taha hastalanınca Berdesor’da bulunan kardeşi Seyyid Salih’i hatme ve teveccüh için Nehrî’ye çağırdığında kendisinden sonra yerine kimin geçeceği sorulunca Seyyid Taha verdiği cevapta şöyle der: “Benim yerime kardeşim Seyyid Salih geçsin. O salih ve olgun bir zattır. Bana itaat ettiğiniz gibi ona da itaat ediniz”! Seyyid Salih’in Seyyid Nuredîn ve Seyyid Muhammed Emîn adlarında iki oğlu olmuş, bunlar da evlat sahibi olmuşlardır. Seyyid Salih 1281/1864 yılında vefat etmiştir. Vefat etmeden önce ağabeyi ve mürşidi Seyyid Taha’nın ayakucuna defnedilmesi yönünde vasiyet etmiş ve bu vasiyeti yerine getirilmiştir. Böylece mezarı Seyyid Taha’nın kabrinin ayaktaşı Seyyid Salih’in baş taşı olacak şekilde ayarlanmıştır. Seyyid Salih’in bilinen bir halifesi vardır ki o da Şeyh Ubeydullah Nehrî’dir. Şeyh Ubeydullah “Tuhfetü’l-Ahbâb” adlı Farsça eserinde bu amcası hakkında şöyle der: Amcam, Seyyid Muhammed Salih’tir Velilik makamlarını başarıyla geçmiştir Genel veya özel, “kalp ehli” olan zatlar Onun her makamı geçtiğine tanıktırlar “Fakr” ve “tecerrüd”te o eşsiz biriydi Kendi döneminin uyulan bir önderiydi “Humarû” onun doğduğu yerin adıdır Ki birim olarak “Şemseddîn”e bağlıdır Amcam tarikatta babama bağlanmıştır O ulu, babamla anne baba bir kardeştir Tarikatta babamın yerini amcam aldı Eş dost içinde onun halifesi olarak kaldı Amcam cennete ve köşklerine kavuştu “Ğufr ya Ğuref” onun ölüm tarihi oldu