Efsane yolculuk

Efsane yolculuk

Emre Altuğ, yeni albümü Efsane-1'in çıkış parçası Yeni Fark Ettim'i müzikseverlerle buluşturdu. Söz ve müziğine Mert Ekren'in imza attığı şarkının düzenlemesini Volga Tamöz yaptı. Ünlü şarkıcı, "Müzikseverleri... Devamı için tıklayınız

Nefesler tutuldu!

Nefesler tutuldu!

ABD’nin önümüzdeki günlerde İran’a yönelik bir saldırı düzenlemeye hazırlandığına dair işaretler giderek güçleniyor. Nitekim Washington’ın, Orta Doğu bölgesine, 2003’teki Irak işgalinden sonra bugüne kadarki en büyük hava gücünü yolladığı, ABD ordusunun birkaç gün içerisinde savaşa hazır hale gelebileceği belirtiliyor. Amerikan CBS televizyonu, kaynaklarına dayanarak, ABD ordusunun hafta sonuna kadar İran’a saldırmaya hazır hale geleceğini, ancak Başkan Donald Trump’ın henüz bu yönde bir karar almadığını belirtti. CBS News, ABD ordusunun Orta Doğu’daki hazırlık çalışmalarında sona gelindiğini, operasyonun tarihinin henüz belirlenmediğini, saldırının başlaması durumunda bir iki günle sınırlı kalmayacağını öne sürdü. CBS’in haberine göre, ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), olası ABD harekâtı ve muhtemel İran misillemesi öncesinde bazı personeli üç gün içinde geçici olarak Orta Doğu’dan ABD’ye veya Avrupa’ya çekecek. İsrail’le yürütülecek ABD medyasına konuşan kaynaklar, olası bir ABD askerî operasyonunun büyük ihtimalle İsrail’le birlikte yürütüleceğini, haftalar sürebilecek geniş çaplı bir harekât olacağını ve Trump yönetiminin Orta Doğu’da büyük bir savaşa Amerikalıların düşündüğünden daha yakın olduğunu belirtti. ABD’li yetkililere göre, “USS Gerald Ford” uçak gemisinin Doğu Akdeniz’e ulaşması, olası saldırıların zamanlamasını belirlemede kilit rol oynayacak. Bununla birlikte bazı kaynaklar, USS Gerald Ford’un Akdeniz’e ulaştığı yönünde haberler olduğunu belirtti. “Wall Street Journal” gazetesi de, ABD hükümeti yetkilileri ve eski askerlere dayandırdığı haberinde, ABD’nin hava ve deniz askeri unsurlarını kuvvetlendirdiği belirtildi. Haberde bunun, Haziran 2025’te İran nükleer tesislerine düzenlenen “tek seferlik” saldırı yerine İran’a karşı “haftalar sürebilecek bir hava savaşı” seçeneği sunacağı ifade edildi. Brifingler veriliyor Saldırı halinde, askeri seçenekler hakkında Trump’a sunulan brifinglerin tamamının “İran rejimine ve bölgesel vekillerine zararı en üst düzeye çıkarmayı” amaçladığı bildirildi. Seçenekler arasında “İranlı siyasi ve askeri liderleri öldürmeyi” hedefleyen bir tutum ile nükleer ve balistik füze tesislerini hedef alacak hava saldırılarının bulunduğu aktarıldı. Buna karşın hassas vuruşlar, gizlilik teknolojileri ve uzay kapasitelerinin kullanılmasının planlandığı harekatta Trump yönetiminin, “olası bir ilk bombalama sonrası ne olacağından hala emin olmadığı” savunuldu. Haberde bazı eski askeri yetkililerin, bölgede “bazı belirsizlikler” göz önüne alındığında, “diplomatik bir anlaşmanın savaştan daha tercih edilebilir olabileceğini” aktardığı da kaydedildi. Bununla birlikte İran’ın, askeri bir harekata karşı bölgedeki ABD üslerine yönlendirebileceği “füze cephaneliği” ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma gücü dahil “bazı kozlara sahip olduğu” ifade ediliyor. Öte yandan Ürdün, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır gibi bölge ülkelerinde konuşlandırılmış yaklaşık 50 bin Amerikan askeri bulunuyor. Trump’a Diego Garcia vetosu İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ABD Başkanı Trump’ın İran’a olası bir saldırıda İngiliz üslerini kullanmasına izin verilmesi yönündeki talebine olumsuz dönüş yaptı ve bunun uluslararası hukukun ihlali olacağını söyledi. Trump, önceki gün İran’a karşı Hint Okyanusu’nda yer alan Diego Garcia adasındaki üssü ve İngiltere’nin Gloucestershire kentindeki Fairford Hava Üssü’nü kullanabilecekleri mesajını vermişti. Büyük yığınak Uçuş takip verilerine göre Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü ve Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ne çok sayıda uçak sevk edildi. Bunlar arasında F-35, F-15, F-16, E-3 havadan erken ihbar ve kontrol (AWACS) ve E-11 havadan haberleşme uçakları da bulunuyor. Ayrıca çeşitli üslerde bulunan sinyal bozucu uçakların da alarm düzeyinin artırıldığı söyleniyor. ABD Donanması’ndan bir yetkiliye göre, ABD halihazırda, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgelerinde Trump yönetiminin potansiyel bir operasyonunu desteklemek için 13 gemiye sahip bulunuyor. Bölgede, USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve balistik füzelere karşı savunma yapabilen 9 muhrip var. Öte yandan “USS Gerald R. Ford” uçak gemisinin de, taarruz gücüne sahip 4 muhriple Akdeniz’e girdiği belirtiliyor. Hangi füzeler? Bununla birlikte ABD’nin, bir saldırı halinde İran’ın nükleer tesislerini yok etmek amacıyla sığınak delici füzelerin yanı sıra Başkan Trump’ın geçtiğimiz günlerde sözünü ettiği ve Venezuela operasyonunda kullanıldığını iddia ettiği esrarengiz “discombobulator” adlı silahın da kullanılıp kullanılmayacağı tartışılıyor. Söz konusu “discombobulator” hakkında çok fazla şey bilinmezken, Trump, bu silahın “karşı tarafın ekipmanlarının çalışmamasını sağladığını, ses dalgaları yaydığını” belirtmişti. Ancak uzmanlar, bu silahın devrim niteliğinde yeni bir silah olmadığını, mevcut elektronik ve akustik teknolojilerin kombinasyonu olan bir silahtan bahsedildiğini düşünüyor.

Göçebeler seyahat serbestisi peşinde

Göçebeler seyahat serbestisi peşinde

İSMAİL ŞAHİN - Dizinin bu son bölümünde Avrupa ekonomisinin kalbi Almanya ve Doğu Avrupa ülkelerini ele alıyoruz. Karadağ, Sırbistan, Kosova ve Arnavutluk gibi ülkeler son yıllarda dijital göçebeleri çekmek için yeni oturum ve vize modelleri sunarken, Türk vatandaşları açısından bu statüler Avrupa içinde serbest dolaşıma izin vermiyor. Örneğin bir AB ülkesine gidebilmek için yine randevu bulup, bir sürü evrak toplayıp Schengen vize başvurusu yapması gerekiyor. Türkiye’deki dijital göçebeler başka ülkede oturum aldıklarında bu oturumun kendilerine dolaşım hakkı da sağlamasına dikkat ediyorlar. Bu yüzden Karadağ, Arnavutluk, Sırbistan ve Kosova gibi Schengen dışı ülkeler düşük yaşam maliyetlerine rağmen çok fazla tercih edilmiyor. Schengen erişimi Türk dijital göçebelerin temel motivasyonu yalnızca ucuz yaşam değil; Avrupa içinde daha rahat seyahat edebilecekleri kalıcı bir statüye ulaşmak. Sonuç olarak Balkanlar, maliyet avantajı ve esnek oturum seçenekleri sunsa da, Schengen erişimi sağlamadığı sürece Türk dijital göçebeler için “geçici üs” olmaktan öteye geçemiyor. 2025 sonunda Karadağ’ın bordo pasaport sahibi Türk vatandaşlarına vize zorunluluğu getirmesi, bölgede dengelerin ne kadar hassas olduğunu da gözler önüne serdi. Yıllardan beri Karadağ’a yönelik Türk ilgisi bir anda ortadan kayboldu. Bu ülkeye gitmek yerine Sırbistan ve Kosova tercih edilmeye başlandı. Güçlü olmak lazım Almanya, güçlü ekonomisi, yüksek yaşam standardı, merkezi konumu ve gelişmiş teknoloji altyapısıyla dijital göçebeler için Avrupa’nın en cazip ülkelerinden biri. Resmi bir “Digital Nomad Visa” programı bulunmamakla birlikte, Almanya’nın Freelancer / Self-Employment (Serbest Meslek) Oturum İzni ve benzeri uzun süreli vizeleri, uzaktan çalışanlar ve girişimciler tarafından dijital göçebe statüsüyle uyumlu şekilde kullanılıyor. Bu vizeler, Almanya’da yasal ikamet sağlarken, uzaktan çalışmayı ve yurt dışı gelirle yaşama imkânını beraberinde getiriyor. Başvuru sahipleri, Almanya’da herhangi bir işverenle sözleşme imzalamak zorunda değil; uluslararası müşteriler için uzaktan çalışmayı sürdürebiliyor. Almanya’da dijital göçebe tipi ikamet, ilk aşamada 1 yıla kadar oturum izni ile başlıyor ve şartlar korunursa uzun süreli ikamet ve kalıcı oturum yolunu açabiliyor. ‘B VE C PLANI YAPMAK ŞART’ Almanya’da freelancer vizesi ile ikamet eden, ve aynı zamanda bu vize için Türklere danışmanlık yapan İlknur Bilir, uluslararası deneyim kazanmak için önce Berlin’de bir film şirketinde staj yapmaya gitmiş. Daha sonra da uluslararası bir haber ajansında çalışmış. Sonrasında da doktorasını yaparken göçmen politikaları alanında eğitimalmış ve kendi danışmanlık şirketini kurmuş. Şimdi göç danışmanlığı hizmeti veriyor. Bilir, Almanya’ya ilk Schengen vizesi ile gitmiş. İlk oturumunu alırken 6 ay beklemiş. Freelance ve kendi işini yapanlar için (selbständig) ilk etapta vergi dairesinde vergi açılışını yapmak, Finanzamt (Vergi Dairesi) onay ve kayıt belgelerinin gelmesi, sigorta girişlerinizin yapılması ve en önemlisi dekendinizi geçindirebileceğinizi kanıtlayabilmeniz gerekiyor. Farklı şirket ve iş ortaklarınızdan sizinle çalıştıklarına ve çalışacaklarına dair niyet mektupları, kazanç fatura ve kanıtları, referanslar derken süreç oldukça uzun sürüyor. Yabancılar dairesinden randevu bulmanız çok uzun bir süreç. Şeffaf değil ve siz bir istek emaili gönderdiğinizde size ne zaman cevap vereceklerini bilmiyorsunuz. Nitelikli kişiye cazip değil Başvuruda en önemli noktanın evrakların her türlü soruya cevap verecek nitelikte olması gerektiğine işaret eden Bilir, “Serbest çalışan vizesine başvurmak için Almanya özelinde bürokrasi ve muhasebe ile aranızın iyi olması gerekiyor. Bir de beklentinizin ne olduğu kısmı da önemli. İşinizi iyi yapmanız ve sürdürülebilir iş ilişkileri kurmanız gerekir. Bunu sağlayabilecek misiniz? İşlerin yolunda gitmemesi durumunda alternatiflerini tartarak b planı ve de c planını hazır etmelisiniz. Yeni yapılan bir araştırma Almanya’ya gelen her 10 göçmenden üçünün ülkeden ayrılma planı yaptığını gösterdi. Almanya nitelikli göçmenler için bir cazibe ülkesi değil” dedi. Temel Kriterler ■ AB / AEA / İsviçre vatandaşı olmamak ■ Almanya’da serbest meslek sahibi (Freelancer) veya self-employed statüsünde çalışmak ■ Almanya’da geçimini sağlayacak (2.500-3500 euro) maddi kaynak göstermek ■ Sağlık sigortası yaptırmak ■ Konaklama adresini beyan etmek ■ Temiz adli sicil kaydı sunmak Aile Üyeleri Dahil mi? Evet. Almanya’da freelance veya self-employment oturum izniyle imkanlar sınırlı olmakla birlikte, aile birleşimi kapsamında aşağıdaki kişiler başvuruya dahil edilebiliyor: ■ Eş veya partner ■ 18 yaş altı çocuklar Oturum izni ■ Geçerlilik: Genellikle 1 yıl ■ Devamı: Oturum izni uzatılabilir ■ Avantaj: Uzaktan çalışma ve kendi iş planını sürdürebilme Not: Almanya’nın vize süreci eyaletlere (Bundesland) ve başvuru tipine göre değişebilir; başvuru yapmadan önce yerel yabancılar dairesi (Ausländerbehörde) ile görüşmek önemlidir. Neden Cazip? ■ Avrupa’nın en büyük ekonomisi ■ Merkezi konum, tüm Avrupa’ya erişim ■ Yüksek internet hızı ve teknoloji altyapısı ■ Çok kültürlü ve İngilizce yaygın ■ Uluslararası iş olanakları ve start-up ekosistemi Yaşammaliyeti ■ 1+1 daire (şehir merkezi): 900-1.800 euro ■ Faturalar: 180-250 euro ■ Market harcamaları: 300-500 euro ■ İnternet & telefon: 30-60 euro ■ Toplu taşıma: 70-100 euro 7 şehir ■ Berlin Start-up merkezi ■ Münih Teknoloji & finans ■ Hamburg Ticaret ve kültür ■ Frankfurt Finans merkezi ■ Leipzig Uygun maliyetli yaşam ■ Düsseldorf İş ve ticaret ağı ■ Köln Medya ve yaratıcı sektörler TÜRKLERİ KÜSTÜRDÜ Karadağ, düşük yaşam maliyeti, sahilkasabaları, sade bürokrasisi ve Avrupa’ya yakınlığıyla dijital göçebeler için son yıllarda dikkat çeken ülkelerden biri hâline geldi. Resmî bir dijital göçebe programı bulunmasa da, geçici oturum, şirket kurma veya serbest çalışma temelli izinler uzaktan çalışanlar tarafından yaygın biçimde kullanılıyor. Karadağ’da oturum izinleri genellikle 1 yıla kadar veriliyor ve yenilenebiliyor. Ülkede gelirini yurt dışından kazanan dijital çalışanlar için esnek bir yapı bulunuyor. Ancak Türk vatandalarına geçtiğimiz yıl vize koymaya çalışan Karadağ şu sıralar pek Türk dijital göçebeleri çekmiyor. Buraya olan talep Sırbistan’a kaydı. Temel Kriterler ■ AB vatandaşı olmamak ■ Karadağ’da şirket kurmak veya hizmet sözleşmesi göstermek ■ Yeterli maddi kaynak (1.500-2.500 euro) kanıtı ■ Sağlık sigortası ■ Temiz adli sicil Aile Dahil mi? Evet. ■ Eş ve 18 yaş altı çocuklar başvuruya eklenebilir. Öne çıkan şehirler ■ Podgorica Başkent, sakin yaşam ■ Budva Sahil ve turizm ■ Kotor Tarihi ve huzurlu Oturum Türü ■ Şirket kurma / Geçici oturum ■ Geçerlilik: 1 yıl ■ Mümkün: Düşük vergi, hızlı işlem Neden Cazip? ■ Düşük yaşam maliyeti ■ Adriyatik kıyısında yaşam ■ Basit şirket kurma süreci ■ Avrupa’ya coğrafi yakınlık ■ Vergi avantajı Maliyet ■ 1+1 kira: 400-900 euro ■ Faturalar: 120-180 euro ■ Market: 250-400 euro ■ Toplu taşıma: 30-50 euro YÜKSELEN DİJİTAL EKONOMİ: KOSOVA Kosova, Avrupa’nın en genç nüfuslarından birine sahip olması, düşük yaşam giderleri ve hızla gelişen teknoloji sektörüyle dijital göçebeler için alternatif bir merkez hâline geliyor. Resmi dijital göçebe vizesi bulunmasa da geçici oturum ve iş kurma temelli izinler bu amaçla kullanılabiliyor. Temel kriterler ■ Yeterli gelir göstermek (1.200-2.000 euro) ■ Adres göstermek ■ Sağlık sigortası ■ Adli sicil şartı Oturum türü: ■ Geçici oturum / şirket kurma ■ Süre: 1 yıl: ■ Uzatma: 3 yıl Neden cazip? ■ Avrupa’nın en düşük yaşammaliyetlerinden biri ■ İngilizce bilen genç nüfus ■ Gelişen start-up ekosistemi ■ Vergi ve kurumlar vergisi düşük ■ Aile birleşimi mümkün Yaşam Maliyeti: ■ 1+1 daire: 250-500 euro ■ Faturalar: 80-150 euro ■ Market: 200-300 euro ■ Toplu taşıma: 30-50 euro Şehirler: ■ Priştine Teknoloji ve sosyal hayat ■ Prizren Kültürel ve sakin yaşam En iyi 3 şehir ■ Belgrad Start-up kültürü, coworkingalanları, sosyal hayat ■ Novi Sad Daha sakin tempo, kültür ve doğa dengesi ■ Niş Uygun fiyatlar, yükselen teknoloji SIRBİSTAN’IN KOZU ERİŞİLEBİLİRLİK Sırbistan, son yıllarda resmi bir “Dijital Göçebe Vizesi” sunmamasına rağmen, serbest meslek ve girişimcilik temelli oturum sistemi sayesinde Avrupa’da dijital göçebeler için en pratik ve erişilebilir ülkelerden biri haline geldi. Özellikle Belgrad, Novi Sad ve Niş gibi şehirler; düşük yaşam maliyetleri, güçlü internet altyapısı ve gelişen start-up ekosistemiyle uzaktan çalışan profesyonelleri kendine çekiyor. Sırbistan’da dijital göçebeler için en yaygın ve yasal yol, Self-Employment (Serbest Meslek) temelli uzun dönem vize ve oturum izni. Bu sistem, freelancer’lar, danışmanlar, online girişimciler ve kendi işini yürüten profesyoneller için fiilen bir “dijital göçebe vizesi” işlevi görüyor. Temel kriterler ■ AB / AEA vatandaşı olmamak ■ Sırbistan’da şahıs şirketi, ticari yapı kurmak ■ Aktif bir iş planı ve faaliyet göstermek ■ Sırbistan’da ikamet adresi göstermek ■ Geçerli sağlık sigortasına sahip olmak ■ Maddi kaynağı (1.500-2.500 euro) belgelemek Oturum Türü: ■ Geçici oturum: 1 yıl ■ Uzatma: 5 yıla kadar ■ Aile birleşimi: Var Neden cazip? ■ Düşük vergilendirme ■ Çifte vergilendirmeyi önleyen anlaşmalar. ■ Düşük yaşam maliyetleri ■ Güvenli şehirler ■ Güçlü coworking ve start-up ekosistemi ■ Zengin mutfak ve sosyal hayat Yaşam maliyeti ■ 1+1 daire: 250-600 euro ■ Faturalar:80-150 euro ■ İnternet: 20-30 euro ■ Market: 250-350 euro ■ Toplu taşıma: Ücretsiz BASİT OTURUM SÜRECİ: ARNAVUTLUK Arnavutluk, sahil şehirleri, düşük vergilerive basit oturum süreçleri sayesinde dijital göçebelerin radarına giren Balkan ülkelerinden biri. Ülkede uzaktan çalışanlara uygun uzunsüreli oturum seçenekleri bulunuyor. Temel Kriterler ■ Kendine ait şirket göstermek ■ Minimum yıllık 9.800 euro gelir göstermek ■ Sağlık sigortası ■ İkamet adresi Oturum Türü: ■ Süre: 1 yıl ■ Uzatma: 5 yıla kadar ■ Aile birleşimi: Evet Neden Cazip? ■ Akdeniz iklimi ■ Çok düşük yaşam maliyeti ■ Hızlı işleyen bürokrasi ■ Düşük vergi oranları Yaşam Maliyeti: ■ 1+1 daire: 300-700 euro ■ Faturalar: 100-170 euro ■ Market: 220-350 euro ■ Tolu taşıma: 30-55 euro En iyi şehirler ■ Tiran Başkent ve iş merkezi ■ Dıraç Sahil yaşamı ■ Vlora Tatil şehri

Türk İHA’larına Kanada ilgisi

Türk İHA’larına Kanada ilgisi

MİTHAT YURDAKUL / ANKARA - ABD ile yaşanan gerilim, Kanada’yı son 100 yıldır ilk kez “potansiyel bir ABD tehdidine” karşı savunma modelleri üzerinde çalışmaya itti. ABD’nin Grönland’ı ilhak etme söylemleri ve Arktik bölgesindeki egemenlik tartışmaları nedeniyle Kanada; radar sistemleri, insansız hava araçları (dron-İHA) ve yeni denizaltı alımlarına yüksek bütçe ayırdı. Kanada’nın askeri anlamda ABD’ye fazlasıyla bağımlı olduğunu vurgulayan Kanada Başbakanı Mark Carney de “Artık savunma sermaye harcamalarımızın dörtte üçünü ABD’ye göndermemeliyiz” ifadesini kullandı. Teknoloji transferi Milliyet’e değerlendirmede bulunan Türkiye-Kanada İş Konseyi Başkanı Mehmet Yılmaz, Kanada’nın savunma sanayi ihtiyacı için, “Yıllarca Kanada’nın neredeyse ordusu yoktu. İhtiyaç da yoktu. Ama şimdi birisi (ABD Başkanı Donald Trump) ‘Benim 51. eyaletim olacaksın’ diyor” ifadesini kullandı. Kanada’ya yönelik savunma sanayi ihracatında teknoloji aktarımının öne çıkabileceğini belirten Yılmaz, “Sadece dron olarak düşünmeyin. Bir tane küçük dron değil, teknoloji olarak düşünün. İnsansız uçaklar. İHA’lar SİHA’lar. Türkiye’de insansız deniz araçları üretilmeye başlandı şimdi” dedi. Olumlu rüzgarlar esiyor Kanada’nın Filistin’i ilk tanıyan ülkelerden olduğuna dikkat çeken Yılmaz, “Cumhurbaşkanımız da çok mutlu olmuştu. Sonra COP 30’da bir araya geldiler. Orada da ticaret hacmini geliştirmeye yönelik çok somut adımlar konuşuldu. Şimdi NATO zirvesinde, Türkiye’ye gelecekler. Kanada hükümetiyle Türkiye’nin bu anlamda potansiyel ticaret hacminin gelişmesi için çok uzun zamandan beri çok olumlu rüzgarlar esiyor” diye konuştu. İşbirliği fırsatı Kanada İş Konseyi olarak Toronto Global Forum’una katıldıklarını aktaran Yılmaz, “Aselsan, Roketsan, Havelsan, Kale Savunma, bilumum savunma şirketlerini götürdük ve muhteşem bir Türkiye şovu yaptık. Ben orada şunu gördüm ki Türkiye’nin imalat alanında çok ciddi bir üstünlüğü var. Onlardaki işte para, AI (yapay zeka) teknolojisi. Bütün bunları bir araya getirin, müthiş bir iş birliği fırsatı çıkıyor” dedi.

Buğday, arpa, kışlık sebzeler zarar gördü: Sağanak, tarım alanlarını vurdu

Buğday, arpa, kışlık sebzeler zarar gördü: Sağanak, tarım alanlarını vurdu

Ülke genelinde son yağışlarla birlikte barajlarda doluluk oranları artarken, bazı bölgelerde taşkınlar yaşandı. Gediz Nehri’nin taşması sonucu Kütahya, Uşak, Manisa, İzmir’in Menemen ilçesindeki tarım alanlarını sel bastı. Bağlar, kışlık sebze ile hububat ekili tarlalar sular altında kaldı. Büyük Menderes Nehri’ndeki taşkınla Uşak, Denizli ve Aydın’daki tarım alanları sular altında kaldı. Söke’de araziler sulak alana dönüşünce flamingo sürüleri indi. Trakya’da son yağışlar ve Bulgaristan’daki barajlardan su bırakılmasıyla Meriç ve Tunca için DSİ kırmızı alarm uyarısı verdi. Tarım alanları su altında kaldı. Doğu Akdeniz’i vuran sağanak ve fırtına ise narenciye ekili alanları suya gömdü. ‘Hasar tespiti sürüyor’ Milliyet’e konuşan Manisa Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ, taşkınların Gediz Ovası ve çevresine ne ölçüde zarar verdiğine yönelik hasar tespitinin sürdüğünü vurgularken şunları söyledi: “Taşkınların buğday, arpa, kışlık sebzeler gibi alanlarda elbette zararı oldu. Bunun dışında tabi faydası da oldu. 4-5 yıldır kuraklık vardı. Burada barajların dolması, suyun ovaya yayılması nedeniyle yeraltı sularına faydası oldu. Bizim yetkililerden talebimiz akan suların hasat edilmesi. Yıllardır bekliyoruz, bir çalışma olsaydı barajlar, göletler dolacaktı ve yazın kullanacaktık. Bu suları tutmak gerekiyor.” ‘80 bin dönüm sular altında’ Söke Ziraat Odası Başkanı Mustafa Tanyeri de “Söke ovasının 400 bin dönüm sulanabilir alanında 300 bin dönümün üzerinde ekili alanımız var. Bunun yaklaşık 290 bin dönümü buğday, 30-40 bin dönümü yem bitkisi. Yağışlar bizi sevindiriyor, barajlarımız doluyor. Ama kışın taşkınlardan tarım alanların da zararlar oluşuyor. Şu anda Söke’de 75-80 bin dönüm sular altında. Net bilgi hasar tespit çalışmaları tamamlanınca ortaya çıkacak. Nisan sonunda belli olur” dedi. Seralar da etkilendi Adana ve Mersin’de de on binlerce dönüm arazi ve seralar su altında kaldı. Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, ekim yapılacak arazilerin çamur haline geldiğini belirterek “Yağmurlar ekilecek alanlarda gecikmelere neden olacak. Hasat zamanı en az 30-45 gün gecikecek. Bir sera su altında kalmamış olsa bile toprak suyu emmiş durumda. Bu da seranın içindeki nem oranını artırarak, mantar ve farklı hastalıklara neden olabilir” dedi.

Son dakika...İsrail kanalında işkence itirafları! 'Artık kimse bize bakamaz, buranın sahibi biziz'

Son dakika...İsrail kanalında işkence itirafları! 'Artık kimse bize bakamaz, buranın sahibi biziz'

İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da gerçekleştirdiği skandal eylemler sürerken, İsrail'in C14 kanalında yayınlanan görüntüler , Filistinli mahkumlara yönelik insanlık dışı muameleyi bir kez daha gözler önüne serdi. El Salvador'daki hapishanelerin anlatıldığı belgesellerin "ucuz bir versiyonunu" andıran haberde, bir cezaevi yetkilisi mahkumların aç bırakıldığını, sağlık hizmetlerinden mahrum edildiğini ve ağır işkenceye tabi tutulduğunu açıkça itiraf etti. İsrailli yetkili, 7 Ekim 2023'ten sonra cezaevi politikasının kökten değiştiğini belirterek, "Politika değişti ve ben de bundan memnunum. Artık kimse bize bakmaya cesaret edemiyor, sonuçta buranın sahibi biziz" ifadelerini kullandı. "CEZAEVLERİNİ CEHENNEME ÇEVİRDİK" Görüntülerde, Filistinli mahkumların tutulduğu koğuşları gezdiren yetkili, uygulanan ağır koşulları şu sözlerle anlattı: Eskiden her şey vardı: buzdolabı, müzik, mutfak, kantin. Bugün hiçbir şey yok, her şey minimumda. Şu anda mahkumlara sadece mercimek, pirinç, salatalık, domates ve ekmek veriyoruz. "GÜNDE BEŞ DAKİKA DUŞ, 24 SAAT HÜCRE" Cezaevi yetkilisi, Filistinli mahkumların günde sadece beş dakika duş yapabildiğini, "yüzleri duvara dönük, elleri arkada, başları öne eğik" şekilde 24 saat hücrelerde kalmaya zorlandıklarını söyledi. "ULUSLARARASI HUKUK TANIMIYORUZ" Yetkili, uluslararası hukuka ilişkin bir soruya ise "Tüm uluslararası anlaşmalar, şu anda aldıklarından daha fazlasını gerektirmiyor" yanıtını verdi. Kızılhaç'ın cezaevlerini ziyaretine izin verilmediğini de itiraf eden yetkili, "Şu anda güvenlik nedeniyle güvenlik cezaevlerine ziyaretlere izin vermenin fizibilitesi yok" dedi. ‘HAPİSHANE DENEYİMİNİ GERÇEK BİR ISTIRABA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN…’ Öte yandan, belgeselde röportajına yer verilen Tel Aviv Üniversitesi’nden Profesör Uzi Rabi, skandal ifadelerde bulunarak, "Bu tür katillerin hapishane deneyimini gerçek bir ıstırap haline getirmek için sessizce ve metodik bir şekilde çalışmalısınız" dedi. İngiltere eski Prensi Andrew, Epstein dosyası kapsamında gözaltına alındı! Orta Doğu'da dev sevkiyat! ABD güçleri hızla İran'a doğru ilerliyor: 'Savaş ihtimali yüzde 90'

ABD bunu hep yapıyor! 'Rejim değiştirme karnesi': Darbelerden işgallere gizli strateji

ABD bunu hep yapıyor! 'Rejim değiştirme karnesi': Darbelerden işgallere gizli strateji

Derleyen: Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – 1823'te ABD Başkanı James Monroe, Amerika kıtasındaki diğer güçlerin kıtada yaptığı müdahaleleri ABD güvenliğine tehdit olarak gören MonroeDoktrini'niyayınladı. Budoktrinile birlikteABD çıkarlarının risk altında olduğu durumlarda askeri müdahale fikri doğdu. 1800’lü yıllarda ABD sınırlarını genişletmek için 2 farklı askeri müdahale yaptı. 1840’lı yıllarda Meksika’dan Teksas alındı. 1890’lı yıllarda ise Hawaii Krallığı ABD’nin bir parçası oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından değişen güç dengelerinin ardından bir süper güce dönüşen ABD’nin bu politikası, Amerika kıtasını da aşarak dünya geneline yayıldı. Soğuk Savaş yıllarında çoğu zaman dolaylı desteklerle kendisine tehdit gördüğü hükümetlere müdahale eden ABD, kimi zaman da doğrudan askeri müdahalelerle bu politikasını sürdürdü. Bunun en net örnekleri ise Vietnam, Somali, Libya ve Irak gibi ülkelerde görüldü. Alıntı Metni İRAN İLK KEZ HEDEF ALINMIYOR ABD Başkanı Trump’ın son günlerdeki hedefleri arasında İran öne çıkıyor. Ancak ABD, İran’ı ilk kez hedef almıyor. Takvimler 1953 yılını gösterdiğinde, İran’a yapılan müdahale aslında günümüze gelen sürecin başlangıcı olarak kabul edilebilecek bir öneme sahip. Ağustos 1953'te, İran'ın demokratik olarak seçilmiş başbakanı MuhammedMusaddık, ABD ve İngiltere tarafından gizlice düzenlenen bir darbeyle devrildi. Bu müdahalenin sebebi,Musaddık’ınİngiltere kontrolündeki petrol tesislerini kamulaştırmasıydı. MuhammedMusaddık İngiltere ve ABD tarafından yapılan operasyonun ilk etabındaMusaddıkhükümetine yönelik bir dezenformasyon kampanyası yürütüldü. Dini liderlerin evlerine yönelik bombalı saldırıların faili olarakMusaddıkhükümetine yakın olan solcu gruplar gösterildi. ABD ve İngiltere, karmaşanın giderek arttığı İran’da ordu içindeki kendine yakın gördüğü yapıları ve sokak olaylarını körükleyen grupları destekledi. Alıntı Metni ORTA VE GÜNEY AMERİKA’YA DEFALARCA MÜDAHALE ETTİ ABD’nin Amerika kıtasında yaptığı son müdahale Venezuela’ya yönelik olsa da Washington’un ‘arka bahçesi’ olarak gördüğü bu bölgeye geçmişte yaptığı çok sayıda müdahale bulunuyor. Bunlar askeri müdahaleler veya siyasi operasyonlar olarak ayrılıyor. Bunlardan biri de Guatemala’ya yapıldı. 1944'te Guatemala'da ABD yanlısı diktatör JorgeUbico, demokratik bir ayaklanmayla devrildi. 1954 yılına gelindiğinde, BaşkanJacoboArbenz’inart arda yaptığı reformlar ABD’nin dikkatini çekmeye başladı. Reform dalgası, ABD’li şirketlerinin çıkarlarını tehdit etmeye başladığında Washington düğmeye bastı. ABD, kendine yakın bir bölgede sosyalist bir yönetimin varlığını kabul edemezdi. Haziran 1954'teArbenz, ABD destekli bir darbe sonucu devrildi ve sürgüne gönderildi. Yerine ABD müttefikigeneralCarlosCastilloArmasgeçti ve yabancı yatırımcılara sahip olduğu toprakları ve diğer imtiyazları geri verdi. Amerika kıtasındaki ABD müdahaleleri Guatemala ile sınırlı kalmadı. 1964 yılında ABD’nin desteğiyle Brezilya’da toprak reformu yapanJoaoGoulartyönetimi, ordunun desteklenmesi sonucunda darbeyle devrildi. Darbenin ardından GeneralHumbertoCasteloBranco, 1985'e kadar Brezilya'yı yöneten askeri diktatörlerin ilki oldu. Bu dönemlerde ABD’nin de desteğiyle Brezilya ekonomisi 1970'lerin başlarında hızlı bir büyüme yaşadı. Ancak aynı zamanda yüzlerce siyasi muhalifin devlet eliyle öldürüldü ve tahminen 20 bin kişi işkenceye maruz kaldı. 2018'de gizliliği kaldırılan CIA belgelerinde, ABD’nin yaşananlardan haberdar olduğu ortaya çıktı. Salvador Allende yönetimi askeri darbe ile devrilmişti ABD’nin Güney Amerika’da yaptığı en akılda kalıcı müdahalelerden biri 1973 yılında Şili’de yaşandı. Şili Devlet Başkanı Salvador Allende, Kasım 1970'te iktidara geldi ve kısa süre sonra ABD holdinglerinin hakimiyetinde olan ülkenin bakır endüstrisini kamulaştırdı. Bu, ABD’nin Şili’ye müdahale etmesi için yeterli bir hamleydi. Allende’nin bu hamlesinin ardından CIA, ilk olarak ülke içindeki seçimlere etki etmek için milyonlarca dolar harcadı. 11 Eylül 1973'te Şili ordusunda görev alan CIA destekli subaylar Allende’ye karşı bir darbe girişiminde bulundu. Yaşanan olaylarda Allende’nin de içinde bulunduğu başkanlık sarayı bombalandı. Her şey sona erdiğinde Allende çatışmalar sırasında hayatını kaybetmiş ve onun yerine ülkenin başına Şili 16 yıl demir yumrukla yönetecek olan GeneralAugustoPinochetgeçmişti. Alıntı Metni AFGANİSTAN VE IRAK İŞGALLERİ KAOS GETİRDİ ABD’nin yakın tarihte yaptığı ve etkileri hâlâ hissedilmeye devam eden müdahalelerin başındaysa Afganistan ve Irak işgalleri geliyor. El Kaide terör örgütünün 11 Eylül 2001'de ABD'ye düzenlediği saldırıların ardından, Başkan George W. Bush, Afganistan'daki Taliban hükümetinden ülkedeki El Kaide kamplarını kapatmasını ve grubun lideri Usame bin Ladin'i ABD’ye iade etmesini talep etti. Taliban, 1979'dan itibaren Sovyetlerin Afganistan'ı işgaline karşı ABD tarafından silahlandırılmış bir gruptu ve Afganistan’da idareyi ele almış bir gruptu. Ancak ABD Başkanının talebi reddedilince ABD, Ekim 2001'de ülkeyi işgal etti. Afganistan’da 2002'den 2014'e kadar HamidKarzaibaşkanlığında geçici bir hükümet kuruldu ve ülkeye ABD ve NATO üyesi ülkelerin askerleri konuşlandı. ABD askerlerinin Bağdat'takiFirdevsMeydanında bulunanSaddamHüseyin heykelini devirmesi Irak işgalinin sembollerinden biri oldu ABD işgalinin ardından Taliban silahlı direnişe geçince Afganistan’daki durum daha da derinleşti ve karmaşık hale geldi. 2020 yılında ABD ile Taliban arasında barış anlaşması imzalandı ve ülkede bulunan yabancı askerler Afganistan’dan çekilmeye başladı. Yabancı güçlerin çekilmesinin ardından Taliban, ülke içinde kısa sürede tekrar hakimiyet sağladı ve halihazırda iktidarda bulunuyor. Afganistan’ın işgali, Afganlar olmak üzere çeşitli ülkelerin vatandaşları olan binlerce sivil ve askerin ölümüne sebep oldu. Alıntı Metni

Uçağın penceresinden ışık patlaması gördüler! Hac dönüşü kurtuluş: 364 Türk ilki yaşadı

Uçağın penceresinden ışık patlaması gördüler! Hac dönüşü kurtuluş: 364 Türk ilki yaşadı

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 1900'lerin ilk çeyreğinden sonra pek çok havayolu kullanıcısı ONA’yı ilk kez Calasia Air Transport olarak duymuştu. Amerikan havayolu şirketininismi 1947'den sonra 2’nci kez değişerek Air Travel yerine, Overseas National Airways kısaca ONA olmuştu. Aslında bu değişiklikler belki doğru idare edilemeyen bazı süreçlerin sonucuydu. Öyle ki evin yeni sahibi anahtarı her zaman yenilerdi. ONA, 1963 ila 1965 yılları arasında birbirinden ayrılan, fiilen 2 ayrı havayolu şirketi olarak faaliyetini sürdürmüştü. Ancak ne yapılırsa yapılsın, havayolu şirketini kurtarmak için pek de yeterli olduğu söylenemezdi. ONA bu dönemde iflas etmiş ve neredeyse işlevsiz hale gelmişti. Tabii uçaklar hâlâ ONA’nın zimmetinde, şirket hâlâ ruhsatlı ve döneminin en büyük charter'ıydı. Yani fazla talebi ONA karşılıyor, ekonomik ve konforlu uçuşlar için ilk o tercih ediliyordu. Hal böyle olunca batmak üzere olan bir şirketten kimse vazgeçmek istemezdi. Bu nedenle havayolu şirketi yeni sahibinin imzalarıyla bir ‘diriliş’ sürecine girmişti. 1970'lerin ortalarına kadar ONA, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük charter havayolu şirketlerinden biri olmaya devam etti. Ancak ONA için tek sorun yönetim ya da uçuş politikası değildi. 10 yeni uçağın 4’ü kazaya kurban gitmiş, güvenlik konusunda şirket güven kaybetmişti. Yani artık ekonomik olması güvensiz olmasının önüne geçemezdi. Öyle ki 3 Ocak 1976’da İstanbul’da yaşanan ve hacıları taşıyan uçağın paramparça olduğu kaza, ONA için tahmin edilen sonu getirmek üzereydi. Tarihe geçecek kazada en kritik nokta, tamamen parçalanmış bir uçakta kimsenin hayatını kaybetmemiş olması ve 364 Türk hacının evine dönebilmiş olmasıydı! HACILAR EVE DÖNÜYOR! ‘NASIL KURTULDUK BİLMİYORUM’ 1976’da hac vazifelerini yapan yüzlerce hacı, ülkesine dönmek üzere Suudi Arabistan’dan ayrılıyordu. Uçakların yoğun trafiği, Türkiye’den de geçiyordu. Esenboğa Havalimanı’na inmesi planlanan DC-10, yoğun sis dolayısıyla Yeşilköy’deki Atatürk Havalimanı’na gitme kararı almıştı. Kaptan Pilot Love’nin bu kararından kısa süre sonra, uçak Topkapı semalarındayken sol kanat motorundan büyük bir gürültü duyulmuştu. Yolcular uçağın pencerelerinden gördükleri ışık patlaması sonucu paniğe kapılmış, neler olduğunu sormaya başlamıştı. 364 yolcu o anı hayatlarının son anlarıymış gibi yaşıyor ve bildikleri tüm duaları okuyordu. Uçağın sol kanadındaki patlama beraberinde bir yangını da getirmişti. Uçak sarsılıyor, dengesi bozuluyordu. Yeşilköy’e normal bir iniş yapılması beklenen uçak, bu kez kuleye acil iniş için bildirim yapmıştı. Ancak bu durumdaki bir uçağı indirmek hayli zordu. İniş başarılsa bile uçak ağır hasar alacak, ölen ve yaralananlar olacaktı. En azından böyle olması pek çok kişi tarafından kaçınılmaz son diye değerlendiriliyordu. Hacılar ise kendilerine göre hacca gitme fırsatından sonra en şanslı günlerini yaşamak üzereydi. Yeşilköy’de piste çıkmak ve gövde hasarı alan uçağı karşılamak için itfaiye araçları hemen hazırlanmıştı. Havalimanındaki itfaiye personelinin yanında Bakırköy İtfaiyesi’nden de yardım istenmişti. O esnada 06/24 nolu piste yanan DC-10’un yaklaştığı görülmüştü. Tek motor, hasarlı gövde ve neredeyse tamamen yanan sol kanatla iniş yapacak olan Kaptan Pilot Love, pistin başındaki ışıkların hemen önünde bulunan toprak sahaya çarparak da olsa uçağı indirmeyi başarmıştı. Ancak şimdi bir sorun daha vardı. Ağır hasar alan uçak pistte sürüklenmeye başlamıştı. Üstelik kendi hasarı dışında, pist başına çarptığı için ILS, yani pist başında bulunan ve uçakların inişine yardımcı olan bir hassas yaklaşma sisteminde de hasar bırakmıştı. Uçak içindekiler için hiç durmayacakmış gibi sürükleniyordu. 400 metre süren bu sürüklenme esnasında uçağın alt gövdesi, iniş takımları tamamen parçalanmış ve yanmıştı. Sürüklenmenin sonunda uçak pist dışındaki toprak sahada geldiği yöne doğru durmuştu. Toprakta çukurlar oluşmuş ve pist her tarafına dağılmış uçak parçalarıyla dolmuştu. Her şeye rağmen uçağın solundaki yangın köpükle söndürülürken sağ kapılar açılmış ve tahliye kaydırakları (slide) kullanılarak yolcular uçaktan uzaklaştırılmıştı. Kaptan Love, imkânsıza yakın bir şey başarmış ve 364 Türk hacının hayatını kurtarmıştı. Hafif yaralanmalar dışında kimsenin canına zarar gelmemişti. Uçağın havada patlayan motoru ve acil durum inişi yolcular tarafından şöyle anlatılmıştı: Alıntı Metni DÜNYADA BAŞKA ÖRNEĞİ YOK: ‘YAKIT AKIYOR HER AN PATLAYABİLİR’ Kaza sonrası uzmanlar pek çok açıklama yapıyor, havayolu şirketi, DC-10’un kiralandığı şirket ve kaza inceleme uzmanları yoğun mesai harcıyordu. Kazanın ilk saatlerinde ise itfaiyenin çok daha önemli bir sorunu vardı. Kimsenin hayatını kaybetmediği kazadan sonra uçağın enkazından yakıt sızıntısı olduğu görülmüştü. Bunun tek bir anlamı vardı. Eğer önüne geçilemezse enkaz patlayabilir, peşinden daha büyük bir yangın çıkabilir, ağır pist hasarı olabilir ve havalimanında bir süre faaliyetler durdurulabilirdi. Bunun için itfaiye her türlü önlemi almış, enkaz alanını köpükle doldurmuştu. Kısa süre sonra beklenen açıklamalar yetkililer tarafından yapılmaya başlanmış, bir Türk Hava Yolları yetkilisinin sözleri havacılık tarihinde unutulmaz bir kazanın kayıtlara geçtiğini bir kez daha gözler önüne sermişti. THY yetkilileri “Havacılık tarihinde bu derece parçalanan bir uçaktan daha önce kurtulan kimse olmamıştı ” diyordu. Öyle ki 29 Aralık 2024’te yaşanan Jeju Air kazasında da motor arızasıyla başlayan olaylar zinciri, başarılı bir inişle sonuçlanmış olsa da iniş takımları açılmayan uçak pistte metrelerce sürüklendikten sonra, pist sonunda bulunan duvara çarparak tamamen parçalanmıştı. Uçaktaki yolcu ve mürettebattan 179 kişi yaşamını yitirmiş, 2 kişi hayatta kalmıştı. Jeju Air kazasında her iki motora da kuş girdiği için işlevini kaybeden motorlar, uçağın hidrolik sistemlerinin de hasar almasına neden olmuş ve iniş takımlarını da kontrol dışında bırakmıştı. Bu kaza 2 bin 800 metrelik pistin 2 bin 500 metreye kısaltılması nedeniyle yaşanmıştı. Güney Kore Kara, Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri, nispeten kısa pist uzunluğunun kazaya katkıda bulunmuş olabileceği ihtimalini reddediyor olsa da kazanın yaşandığı Muan Uluslararası Havalimanı da dahil 7 havalimanında pistlere yakın tehlikeli yapıların tespiti için harekete geçildi. Bu havaalanlarındaki yapıların düzeltileceği ve güvenlik iyileştirmelerine öncelik verileceği de ifadelerde yer alıyordu. Pist güvenlik alanları, tavsiye edilen 240 metreden daha kısa olduğu tespit edilen 7 havalimanında bu alanların genişletileceği bilgisi paylaşıldı. 1976’daki kazadan sonra ise havacılık uzmanlarına göre, uçağın ağır hasarına rağmen hidrolik kontrollerini kaybetmemiş olması ve yeterli uzunluktaki pist sayesinde korkunç bir facianın da önüne geçilmişti. Ancak kazadan sonra uçağın enkazı 500 metre çapındaki daire içine yayılmış ve pist bir süre kullanım dışı kalmıştı. Havalimanı yetkilileri pist temizlendikten sonra uçuşların yeniden 06/24 numaralı pistten yapılacağını açıklamıştı. Yolcular ve havalimanı için her şey düzelecek de olsa, ONA için artık bazı şeylerin dönüşü yoktu. Kaçınılmaz bir son ONA’yı bekliyordu. ‘ONA’ GÖKYÜZÜNE VEDA EDİYOR! KAZA ORANI YÜZDE 15 Havayolu pek çok araştırmada en güvenli ulaşım listesinde başköşede olsa da bu havayoluna göre değişiklik gösterebilirdi. Her havayolunun güvenlik puanı birbirinden farklıydı. ONA, 59 uçaklık filosuyla ekonomik bir yolculuk sunarken güvenliği göz ardı etmişti. Yönetimde defalarca tekrar eden değişiklikler de buna çare olmamış ve temelde yanlış ilerleyen politikalardan vazgeçilmemişti. Bu da yaşanan kazaları açıklar nitelikteydi. Kaptan Pilot Love’nin üstün yetenekleri ve soğukkanlılığı 364 kişinin hayatını kurtarmış olsa da, ONA için bundan önce yaşanan 7 kaza ve sonraki 1 kaza açıklanabilir değildi. Çünkü 59 uçağın 9’u kazalarda kaybedilmişti. Yani ONA yolcularının kaza yaşama ihtimalleri de bu verilerle yüzde 15 olarak hesaplanıyordu. Bu bir havayolu şirketinin kabul edebileceği bir oran olamazdı. Öyle de oldu ve ONA başarısız yönetim, yüksek kaza oranı, iptal edilen seferler ve satılan uçakların gölgesinde faaliyetlerine son verme kararı aldı. 1978’de artık ONA yoktu. Alıntı Metni