Galatasaray ve Samsunspor kazandı, Fenerbahçe kaybetti! UEFA ülke puanı güncellendi

Galatasaray ve Samsunspor kazandı, Fenerbahçe kaybetti! UEFA ülke puanı güncellendi

Avrupa'da mücadele eden temsilcilerimizden Galatasaray, Fenerbahçe ve Samsunspor, son 16 bileti için sahaya çıktı. Galatasaray, Juventus'u farklı geçerken, Samsunspor da Kuzey Makedonya deplasmanında kazanmayı bildi. Fenerbahçe ise evinde Nottingham Forest'a boyun eğdi. Alınan sonuçların ardından Türkiye'nin UEFA ülke puanındaki son durumu belli oldu.

Son dakika...İsrail kanalında işkence itirafları! 'Artık kimse bize bakamaz, buranın sahibi biziz'

Son dakika...İsrail kanalında işkence itirafları! 'Artık kimse bize bakamaz, buranın sahibi biziz'

İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da gerçekleştirdiği skandal eylemler sürerken, İsrail'in C14 kanalında yayınlanan görüntüler , Filistinli mahkumlara yönelik insanlık dışı muameleyi bir kez daha gözler önüne serdi. El Salvador'daki hapishanelerin anlatıldığı belgesellerin "ucuz bir versiyonunu" andıran haberde, bir cezaevi yetkilisi mahkumların aç bırakıldığını, sağlık hizmetlerinden mahrum edildiğini ve ağır işkenceye tabi tutulduğunu açıkça itiraf etti. İsrailli yetkili, 7 Ekim 2023'ten sonra cezaevi politikasının kökten değiştiğini belirterek, "Politika değişti ve ben de bundan memnunum. Artık kimse bize bakmaya cesaret edemiyor, sonuçta buranın sahibi biziz" ifadelerini kullandı. "CEZAEVLERİNİ CEHENNEME ÇEVİRDİK" Görüntülerde, Filistinli mahkumların tutulduğu koğuşları gezdiren yetkili, uygulanan ağır koşulları şu sözlerle anlattı: Eskiden her şey vardı: buzdolabı, müzik, mutfak, kantin. Bugün hiçbir şey yok, her şey minimumda. Şu anda mahkumlara sadece mercimek, pirinç, salatalık, domates ve ekmek veriyoruz. "GÜNDE BEŞ DAKİKA DUŞ, 24 SAAT HÜCRE" Cezaevi yetkilisi, Filistinli mahkumların günde sadece beş dakika duş yapabildiğini, "yüzleri duvara dönük, elleri arkada, başları öne eğik" şekilde 24 saat hücrelerde kalmaya zorlandıklarını söyledi. "ULUSLARARASI HUKUK TANIMIYORUZ" Yetkili, uluslararası hukuka ilişkin bir soruya ise "Tüm uluslararası anlaşmalar, şu anda aldıklarından daha fazlasını gerektirmiyor" yanıtını verdi. Kızılhaç'ın cezaevlerini ziyaretine izin verilmediğini de itiraf eden yetkili, "Şu anda güvenlik nedeniyle güvenlik cezaevlerine ziyaretlere izin vermenin fizibilitesi yok" dedi. ‘HAPİSHANE DENEYİMİNİ GERÇEK BİR ISTIRABA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN…’ Öte yandan, belgeselde röportajına yer verilen Tel Aviv Üniversitesi’nden Profesör Uzi Rabi, skandal ifadelerde bulunarak, "Bu tür katillerin hapishane deneyimini gerçek bir ıstırap haline getirmek için sessizce ve metodik bir şekilde çalışmalısınız" dedi. İngiltere eski Prensi Andrew, Epstein dosyası kapsamında gözaltına alındı! Orta Doğu'da dev sevkiyat! ABD güçleri hızla İran'a doğru ilerliyor: 'Savaş ihtimali yüzde 90'

ABD bunu hep yapıyor! 'Rejim değiştirme karnesi': Darbelerden işgallere gizli strateji

ABD bunu hep yapıyor! 'Rejim değiştirme karnesi': Darbelerden işgallere gizli strateji

Derleyen: Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – 1823'te ABD Başkanı James Monroe, Amerika kıtasındaki diğer güçlerin kıtada yaptığı müdahaleleri ABD güvenliğine tehdit olarak gören MonroeDoktrini'niyayınladı. Budoktrinile birlikteABD çıkarlarının risk altında olduğu durumlarda askeri müdahale fikri doğdu. 1800’lü yıllarda ABD sınırlarını genişletmek için 2 farklı askeri müdahale yaptı. 1840’lı yıllarda Meksika’dan Teksas alındı. 1890’lı yıllarda ise Hawaii Krallığı ABD’nin bir parçası oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından değişen güç dengelerinin ardından bir süper güce dönüşen ABD’nin bu politikası, Amerika kıtasını da aşarak dünya geneline yayıldı. Soğuk Savaş yıllarında çoğu zaman dolaylı desteklerle kendisine tehdit gördüğü hükümetlere müdahale eden ABD, kimi zaman da doğrudan askeri müdahalelerle bu politikasını sürdürdü. Bunun en net örnekleri ise Vietnam, Somali, Libya ve Irak gibi ülkelerde görüldü. Alıntı Metni İRAN İLK KEZ HEDEF ALINMIYOR ABD Başkanı Trump’ın son günlerdeki hedefleri arasında İran öne çıkıyor. Ancak ABD, İran’ı ilk kez hedef almıyor. Takvimler 1953 yılını gösterdiğinde, İran’a yapılan müdahale aslında günümüze gelen sürecin başlangıcı olarak kabul edilebilecek bir öneme sahip. Ağustos 1953'te, İran'ın demokratik olarak seçilmiş başbakanı MuhammedMusaddık, ABD ve İngiltere tarafından gizlice düzenlenen bir darbeyle devrildi. Bu müdahalenin sebebi,Musaddık’ınİngiltere kontrolündeki petrol tesislerini kamulaştırmasıydı. MuhammedMusaddık İngiltere ve ABD tarafından yapılan operasyonun ilk etabındaMusaddıkhükümetine yönelik bir dezenformasyon kampanyası yürütüldü. Dini liderlerin evlerine yönelik bombalı saldırıların faili olarakMusaddıkhükümetine yakın olan solcu gruplar gösterildi. ABD ve İngiltere, karmaşanın giderek arttığı İran’da ordu içindeki kendine yakın gördüğü yapıları ve sokak olaylarını körükleyen grupları destekledi. Alıntı Metni ORTA VE GÜNEY AMERİKA’YA DEFALARCA MÜDAHALE ETTİ ABD’nin Amerika kıtasında yaptığı son müdahale Venezuela’ya yönelik olsa da Washington’un ‘arka bahçesi’ olarak gördüğü bu bölgeye geçmişte yaptığı çok sayıda müdahale bulunuyor. Bunlar askeri müdahaleler veya siyasi operasyonlar olarak ayrılıyor. Bunlardan biri de Guatemala’ya yapıldı. 1944'te Guatemala'da ABD yanlısı diktatör JorgeUbico, demokratik bir ayaklanmayla devrildi. 1954 yılına gelindiğinde, BaşkanJacoboArbenz’inart arda yaptığı reformlar ABD’nin dikkatini çekmeye başladı. Reform dalgası, ABD’li şirketlerinin çıkarlarını tehdit etmeye başladığında Washington düğmeye bastı. ABD, kendine yakın bir bölgede sosyalist bir yönetimin varlığını kabul edemezdi. Haziran 1954'teArbenz, ABD destekli bir darbe sonucu devrildi ve sürgüne gönderildi. Yerine ABD müttefikigeneralCarlosCastilloArmasgeçti ve yabancı yatırımcılara sahip olduğu toprakları ve diğer imtiyazları geri verdi. Amerika kıtasındaki ABD müdahaleleri Guatemala ile sınırlı kalmadı. 1964 yılında ABD’nin desteğiyle Brezilya’da toprak reformu yapanJoaoGoulartyönetimi, ordunun desteklenmesi sonucunda darbeyle devrildi. Darbenin ardından GeneralHumbertoCasteloBranco, 1985'e kadar Brezilya'yı yöneten askeri diktatörlerin ilki oldu. Bu dönemlerde ABD’nin de desteğiyle Brezilya ekonomisi 1970'lerin başlarında hızlı bir büyüme yaşadı. Ancak aynı zamanda yüzlerce siyasi muhalifin devlet eliyle öldürüldü ve tahminen 20 bin kişi işkenceye maruz kaldı. 2018'de gizliliği kaldırılan CIA belgelerinde, ABD’nin yaşananlardan haberdar olduğu ortaya çıktı. Salvador Allende yönetimi askeri darbe ile devrilmişti ABD’nin Güney Amerika’da yaptığı en akılda kalıcı müdahalelerden biri 1973 yılında Şili’de yaşandı. Şili Devlet Başkanı Salvador Allende, Kasım 1970'te iktidara geldi ve kısa süre sonra ABD holdinglerinin hakimiyetinde olan ülkenin bakır endüstrisini kamulaştırdı. Bu, ABD’nin Şili’ye müdahale etmesi için yeterli bir hamleydi. Allende’nin bu hamlesinin ardından CIA, ilk olarak ülke içindeki seçimlere etki etmek için milyonlarca dolar harcadı. 11 Eylül 1973'te Şili ordusunda görev alan CIA destekli subaylar Allende’ye karşı bir darbe girişiminde bulundu. Yaşanan olaylarda Allende’nin de içinde bulunduğu başkanlık sarayı bombalandı. Her şey sona erdiğinde Allende çatışmalar sırasında hayatını kaybetmiş ve onun yerine ülkenin başına Şili 16 yıl demir yumrukla yönetecek olan GeneralAugustoPinochetgeçmişti. Alıntı Metni AFGANİSTAN VE IRAK İŞGALLERİ KAOS GETİRDİ ABD’nin yakın tarihte yaptığı ve etkileri hâlâ hissedilmeye devam eden müdahalelerin başındaysa Afganistan ve Irak işgalleri geliyor. El Kaide terör örgütünün 11 Eylül 2001'de ABD'ye düzenlediği saldırıların ardından, Başkan George W. Bush, Afganistan'daki Taliban hükümetinden ülkedeki El Kaide kamplarını kapatmasını ve grubun lideri Usame bin Ladin'i ABD’ye iade etmesini talep etti. Taliban, 1979'dan itibaren Sovyetlerin Afganistan'ı işgaline karşı ABD tarafından silahlandırılmış bir gruptu ve Afganistan’da idareyi ele almış bir gruptu. Ancak ABD Başkanının talebi reddedilince ABD, Ekim 2001'de ülkeyi işgal etti. Afganistan’da 2002'den 2014'e kadar HamidKarzaibaşkanlığında geçici bir hükümet kuruldu ve ülkeye ABD ve NATO üyesi ülkelerin askerleri konuşlandı. ABD askerlerinin Bağdat'takiFirdevsMeydanında bulunanSaddamHüseyin heykelini devirmesi Irak işgalinin sembollerinden biri oldu ABD işgalinin ardından Taliban silahlı direnişe geçince Afganistan’daki durum daha da derinleşti ve karmaşık hale geldi. 2020 yılında ABD ile Taliban arasında barış anlaşması imzalandı ve ülkede bulunan yabancı askerler Afganistan’dan çekilmeye başladı. Yabancı güçlerin çekilmesinin ardından Taliban, ülke içinde kısa sürede tekrar hakimiyet sağladı ve halihazırda iktidarda bulunuyor. Afganistan’ın işgali, Afganlar olmak üzere çeşitli ülkelerin vatandaşları olan binlerce sivil ve askerin ölümüne sebep oldu. Alıntı Metni

Uçağın penceresinden ışık patlaması gördüler! Hac dönüşü kurtuluş: 364 Türk ilki yaşadı

Uçağın penceresinden ışık patlaması gördüler! Hac dönüşü kurtuluş: 364 Türk ilki yaşadı

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 1900'lerin ilk çeyreğinden sonra pek çok havayolu kullanıcısı ONA’yı ilk kez Calasia Air Transport olarak duymuştu. Amerikan havayolu şirketininismi 1947'den sonra 2’nci kez değişerek Air Travel yerine, Overseas National Airways kısaca ONA olmuştu. Aslında bu değişiklikler belki doğru idare edilemeyen bazı süreçlerin sonucuydu. Öyle ki evin yeni sahibi anahtarı her zaman yenilerdi. ONA, 1963 ila 1965 yılları arasında birbirinden ayrılan, fiilen 2 ayrı havayolu şirketi olarak faaliyetini sürdürmüştü. Ancak ne yapılırsa yapılsın, havayolu şirketini kurtarmak için pek de yeterli olduğu söylenemezdi. ONA bu dönemde iflas etmiş ve neredeyse işlevsiz hale gelmişti. Tabii uçaklar hâlâ ONA’nın zimmetinde, şirket hâlâ ruhsatlı ve döneminin en büyük charter'ıydı. Yani fazla talebi ONA karşılıyor, ekonomik ve konforlu uçuşlar için ilk o tercih ediliyordu. Hal böyle olunca batmak üzere olan bir şirketten kimse vazgeçmek istemezdi. Bu nedenle havayolu şirketi yeni sahibinin imzalarıyla bir ‘diriliş’ sürecine girmişti. 1970'lerin ortalarına kadar ONA, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük charter havayolu şirketlerinden biri olmaya devam etti. Ancak ONA için tek sorun yönetim ya da uçuş politikası değildi. 10 yeni uçağın 4’ü kazaya kurban gitmiş, güvenlik konusunda şirket güven kaybetmişti. Yani artık ekonomik olması güvensiz olmasının önüne geçemezdi. Öyle ki 3 Ocak 1976’da İstanbul’da yaşanan ve hacıları taşıyan uçağın paramparça olduğu kaza, ONA için tahmin edilen sonu getirmek üzereydi. Tarihe geçecek kazada en kritik nokta, tamamen parçalanmış bir uçakta kimsenin hayatını kaybetmemiş olması ve 364 Türk hacının evine dönebilmiş olmasıydı! HACILAR EVE DÖNÜYOR! ‘NASIL KURTULDUK BİLMİYORUM’ 1976’da hac vazifelerini yapan yüzlerce hacı, ülkesine dönmek üzere Suudi Arabistan’dan ayrılıyordu. Uçakların yoğun trafiği, Türkiye’den de geçiyordu. Esenboğa Havalimanı’na inmesi planlanan DC-10, yoğun sis dolayısıyla Yeşilköy’deki Atatürk Havalimanı’na gitme kararı almıştı. Kaptan Pilot Love’nin bu kararından kısa süre sonra, uçak Topkapı semalarındayken sol kanat motorundan büyük bir gürültü duyulmuştu. Yolcular uçağın pencerelerinden gördükleri ışık patlaması sonucu paniğe kapılmış, neler olduğunu sormaya başlamıştı. 364 yolcu o anı hayatlarının son anlarıymış gibi yaşıyor ve bildikleri tüm duaları okuyordu. Uçağın sol kanadındaki patlama beraberinde bir yangını da getirmişti. Uçak sarsılıyor, dengesi bozuluyordu. Yeşilköy’e normal bir iniş yapılması beklenen uçak, bu kez kuleye acil iniş için bildirim yapmıştı. Ancak bu durumdaki bir uçağı indirmek hayli zordu. İniş başarılsa bile uçak ağır hasar alacak, ölen ve yaralananlar olacaktı. En azından böyle olması pek çok kişi tarafından kaçınılmaz son diye değerlendiriliyordu. Hacılar ise kendilerine göre hacca gitme fırsatından sonra en şanslı günlerini yaşamak üzereydi. Yeşilköy’de piste çıkmak ve gövde hasarı alan uçağı karşılamak için itfaiye araçları hemen hazırlanmıştı. Havalimanındaki itfaiye personelinin yanında Bakırköy İtfaiyesi’nden de yardım istenmişti. O esnada 06/24 nolu piste yanan DC-10’un yaklaştığı görülmüştü. Tek motor, hasarlı gövde ve neredeyse tamamen yanan sol kanatla iniş yapacak olan Kaptan Pilot Love, pistin başındaki ışıkların hemen önünde bulunan toprak sahaya çarparak da olsa uçağı indirmeyi başarmıştı. Ancak şimdi bir sorun daha vardı. Ağır hasar alan uçak pistte sürüklenmeye başlamıştı. Üstelik kendi hasarı dışında, pist başına çarptığı için ILS, yani pist başında bulunan ve uçakların inişine yardımcı olan bir hassas yaklaşma sisteminde de hasar bırakmıştı. Uçak içindekiler için hiç durmayacakmış gibi sürükleniyordu. 400 metre süren bu sürüklenme esnasında uçağın alt gövdesi, iniş takımları tamamen parçalanmış ve yanmıştı. Sürüklenmenin sonunda uçak pist dışındaki toprak sahada geldiği yöne doğru durmuştu. Toprakta çukurlar oluşmuş ve pist her tarafına dağılmış uçak parçalarıyla dolmuştu. Her şeye rağmen uçağın solundaki yangın köpükle söndürülürken sağ kapılar açılmış ve tahliye kaydırakları (slide) kullanılarak yolcular uçaktan uzaklaştırılmıştı. Kaptan Love, imkânsıza yakın bir şey başarmış ve 364 Türk hacının hayatını kurtarmıştı. Hafif yaralanmalar dışında kimsenin canına zarar gelmemişti. Uçağın havada patlayan motoru ve acil durum inişi yolcular tarafından şöyle anlatılmıştı: Alıntı Metni DÜNYADA BAŞKA ÖRNEĞİ YOK: ‘YAKIT AKIYOR HER AN PATLAYABİLİR’ Kaza sonrası uzmanlar pek çok açıklama yapıyor, havayolu şirketi, DC-10’un kiralandığı şirket ve kaza inceleme uzmanları yoğun mesai harcıyordu. Kazanın ilk saatlerinde ise itfaiyenin çok daha önemli bir sorunu vardı. Kimsenin hayatını kaybetmediği kazadan sonra uçağın enkazından yakıt sızıntısı olduğu görülmüştü. Bunun tek bir anlamı vardı. Eğer önüne geçilemezse enkaz patlayabilir, peşinden daha büyük bir yangın çıkabilir, ağır pist hasarı olabilir ve havalimanında bir süre faaliyetler durdurulabilirdi. Bunun için itfaiye her türlü önlemi almış, enkaz alanını köpükle doldurmuştu. Kısa süre sonra beklenen açıklamalar yetkililer tarafından yapılmaya başlanmış, bir Türk Hava Yolları yetkilisinin sözleri havacılık tarihinde unutulmaz bir kazanın kayıtlara geçtiğini bir kez daha gözler önüne sermişti. THY yetkilileri “Havacılık tarihinde bu derece parçalanan bir uçaktan daha önce kurtulan kimse olmamıştı ” diyordu. Öyle ki 29 Aralık 2024’te yaşanan Jeju Air kazasında da motor arızasıyla başlayan olaylar zinciri, başarılı bir inişle sonuçlanmış olsa da iniş takımları açılmayan uçak pistte metrelerce sürüklendikten sonra, pist sonunda bulunan duvara çarparak tamamen parçalanmıştı. Uçaktaki yolcu ve mürettebattan 179 kişi yaşamını yitirmiş, 2 kişi hayatta kalmıştı. Jeju Air kazasında her iki motora da kuş girdiği için işlevini kaybeden motorlar, uçağın hidrolik sistemlerinin de hasar almasına neden olmuş ve iniş takımlarını da kontrol dışında bırakmıştı. Bu kaza 2 bin 800 metrelik pistin 2 bin 500 metreye kısaltılması nedeniyle yaşanmıştı. Güney Kore Kara, Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri, nispeten kısa pist uzunluğunun kazaya katkıda bulunmuş olabileceği ihtimalini reddediyor olsa da kazanın yaşandığı Muan Uluslararası Havalimanı da dahil 7 havalimanında pistlere yakın tehlikeli yapıların tespiti için harekete geçildi. Bu havaalanlarındaki yapıların düzeltileceği ve güvenlik iyileştirmelerine öncelik verileceği de ifadelerde yer alıyordu. Pist güvenlik alanları, tavsiye edilen 240 metreden daha kısa olduğu tespit edilen 7 havalimanında bu alanların genişletileceği bilgisi paylaşıldı. 1976’daki kazadan sonra ise havacılık uzmanlarına göre, uçağın ağır hasarına rağmen hidrolik kontrollerini kaybetmemiş olması ve yeterli uzunluktaki pist sayesinde korkunç bir facianın da önüne geçilmişti. Ancak kazadan sonra uçağın enkazı 500 metre çapındaki daire içine yayılmış ve pist bir süre kullanım dışı kalmıştı. Havalimanı yetkilileri pist temizlendikten sonra uçuşların yeniden 06/24 numaralı pistten yapılacağını açıklamıştı. Yolcular ve havalimanı için her şey düzelecek de olsa, ONA için artık bazı şeylerin dönüşü yoktu. Kaçınılmaz bir son ONA’yı bekliyordu. ‘ONA’ GÖKYÜZÜNE VEDA EDİYOR! KAZA ORANI YÜZDE 15 Havayolu pek çok araştırmada en güvenli ulaşım listesinde başköşede olsa da bu havayoluna göre değişiklik gösterebilirdi. Her havayolunun güvenlik puanı birbirinden farklıydı. ONA, 59 uçaklık filosuyla ekonomik bir yolculuk sunarken güvenliği göz ardı etmişti. Yönetimde defalarca tekrar eden değişiklikler de buna çare olmamış ve temelde yanlış ilerleyen politikalardan vazgeçilmemişti. Bu da yaşanan kazaları açıklar nitelikteydi. Kaptan Pilot Love’nin üstün yetenekleri ve soğukkanlılığı 364 kişinin hayatını kurtarmış olsa da, ONA için bundan önce yaşanan 7 kaza ve sonraki 1 kaza açıklanabilir değildi. Çünkü 59 uçağın 9’u kazalarda kaybedilmişti. Yani ONA yolcularının kaza yaşama ihtimalleri de bu verilerle yüzde 15 olarak hesaplanıyordu. Bu bir havayolu şirketinin kabul edebileceği bir oran olamazdı. Öyle de oldu ve ONA başarısız yönetim, yüksek kaza oranı, iptal edilen seferler ve satılan uçakların gölgesinde faaliyetlerine son verme kararı aldı. 1978’de artık ONA yoktu. Alıntı Metni