Çalıntı otomobil hasarlı halde otoparkta park halinde bulundu

Çalıntı otomobil hasarlı halde otoparkta park halinde bulundu

Kayseri'de çaldıkları otomobille kaza yapan şahıslar, aracı kapalı otoparka park edip kayıplara karıştır. Kayseri'nin Talas ilçesinde otomobilini park eden H.U., döndüğünde otomobilini göremedi. İhbar üzerine bölgeye polis ekipleri sevk edildi. Polis ekipleri otomobili bulmak için çalışma başlatırken, aracı aramaya koyulan H.U.'nun arkadaşları otomobili Kiçiköy Mahallesi Ulus Sokak üzerinde bulunan kapalı bir otoparkta buldu. Polis ekipleri tarafından yapılan incelemenin ardından otomobil H.U.'ya teslim edildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Kuyu tipi cezaevleri kapatılsın

Kuyu tipi cezaevleri kapatılsın

Haber Merkezi İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, “kuyu tipi” olarak adlandırılan Y, S ve Yüksek Güvenlikli cezaevlerinin kapatılması talebiyle açlık grevinde olan tutuklular için açıklama yaptı. Açıklamada açlık grevindeki tutukluların durumunun kritik olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada şöyle denildi: “Kuyu tipi hapishanelerde sizi bir hücreye koyuyorlar ve hücrenin tek bir kapısı var, o da hapishaneye açılın bir kapı. Penceresi var, ızgaralı tellerle kaplı, gökyüzü dahi görülmüyor.”

Almanya’da koalisyon bir krizden diğerine

Almanya’da koalisyon bir krizden diğerine

İki hafta önce Almanya’nın yönetiminde 100’üncü gününü geride bırakan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) koalisyon hükümeti kendi içindeki ilk büyük krizi atlattı. SPD’li Savunma Bakanı Boris Pistorius’un hazırladığı yeni temel askerlik yasa taslağı kabul edildi. Daha koalisyon pazarlıkları sırasında anlaştıkları gibi yeni yasa Almanya’nın “acil” asker ihtiyacını önce gönüllülük temelinde karşılayacak, eğer bu yolla yeterli asker bulunamazsa 2011’de rafa kaldırılan zorunlu askerlik sistemine geri dönülecek. Krize neden olan tartışma CDU’lu Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un bu yöntemin ülkeye büyük zaman kaybettireceği gerekçesiyle tasarıyı veto edeceğini açıklaması üzerine çıkmıştı. GÖNÜLLÜ ASKERLİK AŞAMASI Aslında göreve ilk getirildiğinde Almanya’yı “yeniden savaşabilir hale getirmeyi” hedefleyen ve bu doğrultudaki çalışmalarıyla ana akım medyanın desteğini alarak ülkenin “en sevilen politikacısı” ilan edilen Pistorius’un da kendi tasarısındaki “önce gönüllü askerlik” önerisinin sonuç vereceğine inanmadığı ve güvenmediği biliniyor. Ancak hem kendi partisinin hem de kamuoyunun büyük bir bölümünün karşı olduğu “zorunlu askerlik” konusunda radikal adımlar atmaktan çekiniyor ve böyle bir ara yöntem öneriyor. Öte yandan süren tartışmalar hükümetin büyük ortağı Hristiyan demokratların, küçük ortak SPD’nin sağcı kanadının da desteğiyle Savunma Bakanı’na yönelik baskıları sürdüreceğini gösteriyor. Ana akım medyanın da katkısıyla sanki Rus orduları Almanya sınırına dayanmış ya da kısa zaman içinde Almanya’yı da içine alacak büyük bir saldırıya geçecekmiş gibi sürdürülen bu tartışmalar, yeni yasadaki  “gönüllü askerlik” aşamasının çok kısa süre içinde “yetersiz” ilan edilmesine ve zorunlu askerliğe geçilmesine yol açabilir. Askerlik konusundaki kriz geride kalırken ülke Başbakan ve CDU Genel Başkanı Merz’in başlattığı “sosyal devlet” tartışmasıyla daha köklü, daha ağır yeni bir koalisyon krizine doğru ilerliyor. Ülke ekonomisinin ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana merkez sağ ağırlıklı hükümetlerin de övünerek savunduğu “sosyal devletin” artık iflas ettiğini savunan Merz, bu tartışmayı SPD’li ortaklarının bu konuda ödünler vermesi gerektiğini ve onları bu doğrultuda davranmaya zorlayacağını açıklayarak başlattı. Merz’in bu çıkışı aynı zamanda kısa bir süre önce yeni bir vergi tartışması başlatan SPD’li Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı (aynı zamanda SPD’nin Genel Başkanı) Lars Klingbeil’e de cevap anlamına geliyor. Klingbeil, yaptığı bir açıklamada bütçenin açık verdiğini ve vereceğini, bunu kapatmak için de zenginlerin ülke için fedakârlık yaparak biraz daha fazla vergi vermeye razı olması beklentisini gündeme getirmişti. Hükümeti kurarken yüz binlerce avroluk borçlanmaya karar veren ve bunun bir bölümünün sosyal devlet için harcanacağını ilan eden hükümetin iki kanadı içindeki bu tartışmanın giderek güç kaybeden sosyal demokrasiyi daha da gerileteceği kesin. Federal Meclis’teki partiler aritmetiği bu hükümetten başka bir koalisyona izin vermediği için (Hristiyan demokratların aşırı sağcı partiyle koalisyonu teorik olarak mümkün, ama pratik olarak neredeyse – şimdilik tabii – olanaksız) birbirine muhtaç olan ortakların giderek sertleşeceği görülen bu tartışmalarının bir önceki hükümette olduğu gibi ülkeyi erken seçime götürmesi söz konusu değil, ancak bütün bunlar önümüzdeki dönemin zorlu geçeceğini gösteriyor. BU DA AŞIRI SAĞA YARADI Bütün bunlar aşırı sağcı parti AfD’nin (Almanya için Alternatif) daha da güçlenmesine yol açıyor. Son kamuoyu yoklamalarında AfD ilk kez Hristiyan Birlik partiler ortaklığını (CDU-CSU) geride bırakarak birinci parti konumuna geldi. Şubat ayındaki erken genel seçimde yüzde 20,8 ile ikinci parti olan AfD, önceki günkü ankete göre yüzde 26’yla ilk sırada. Seçimdeki oy oranı yüzde 28,5 olan CDU-CSU’nun şimdiki oranı ise yüzde 25. Muhalefet partileri için durum biraz farklı. Seçimde büyük oy kaybına uğrayan Yeşiller’in durumunda büyük değişiklik yok, yüzde 11 ve 12 civarında oyla idare ediyorlar. Partiyi hezimete götüren eski eş genel başkanlardan, eski Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’tan sonra eski Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck de aktif politikadan ayrılarak enkaz kaldırma işini yeni bir ekibe bıraktı. Ancak yeni eş başkanların kısa bir süre de olsa geçmişte bir ara kamuoyu yoklamalarında birinci parti konumuna gelen Yeşiller’i eski günlere götürmesi çok zor. Polis şiddetini eleştirdiği için istifaya zorlanan gençlik kolları başkanına yönelik ağır saldırılar, Yeşiller yönetiminin partiyi siyasi yelpazenin sağında tutmaya kararlı olduğunu gösteriyor. Bu da tabanda büyük oy kaybına neden oluyor. Anketler de bunu gösteriyor. Yeşiller’in tabanı seçimde yüzde 8,8 ile büyük oy patlaması yapan Sol Parti’ye (Die Linke) kayıyor. Son ankette oy oranı yüzde 11 olarak çıkan Sol Parti, birkaç gün önce Yeşiller’in önüne geçerek kısa bir süre için de olsa dördüncü sıraya oturmuştu. Ancak hem Ukrayna hem de Gazze savaşı konusundaki kararsız tavırları nedeniyle kendi sol ideallerinden uzaklaşan, Filistin’i destekleyen üyelerini parti üyeliğinden atmayı bile gündeme getiren bu partinin yönetiminin bu başarı çizgini ne kadar sürdüreceği belirsiz.

Kadınların sesi ortak

Kadınların sesi ortak

21 Ağustos’ta başlayan taciz ifşaları dalgası kadın dayanışmasını güçlendirirken erkekleri tedirgin etmeye devam ediyor. 8 bin ifşa paylaşımı yapıldı ve bunlar 34 milyondan fazla görüntülendi. Göksel Göksu, ‘‘Bu gidişe dur diyebileceğimizi biliyoruz’’ diyor.

Suça sürüklenen çocuklar ve adli yaklaşım

Suça sürüklenen çocuklar ve adli yaklaşım

Türkiye peş peşe çocukların işlediği cinayetlere tanık olmaya başladı. İstanbul'da 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin aynı yaştaki başka bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürülmesinin ardından Ankara'da 23 yaşındaki Hakan Çakır’ın yine 14 ve 17 yaşındaki 2 çocuğu bıçaklayarak öldürmesi olayıyla bir kez daha sarsıldı. Çocukların hem suç nesnesine hem de suç öznesine dönüştüğü ve son zamanlarda suça sürüklenen çocuk kavramı ile birlikte erişkin gibi cezalandırılmasına yönelik kamuoyu oluşturma çabalarının sıkça tartışılır olduğu bir süreçten geçiyoruz. Suça sürüklenen çocuklar… Cinayet işleyen çocuklar… Çeteleşen çocuklar… Akran zorbalığı yapan çocuklar… Uyuşturucu kaçakçılığı yapan çocuklar… Çocuk kimdir, edebiyat ve sinemada suça sürüklenen çocukların öznel ve sosyal boyutu ile yani arka plan ile birlikte çocuk ceza adalet sisteminin gözden geçilmesinde büyük yarar var. Mattia Ahmet Minguzzi SUÇA SÜRÜKLENEN 202 BİN 785 ÇOCUK TUİK verilerine göre; güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2024 yılında, 2023 yılına göre %9,8 oranında artarak 612 bin 651 oldu. Bu olaylarda çocukların 279 bin 620'si mağdur olarak 202 bin 785'i kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla yani suça sürüklenme sebebiyle, 96 bin 438'i bilgisine başvurma amacıyla, 18 bin 561'i kayıp olması sebebiyle, 8 bin 729'u kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 518'i ise bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı olmuştur. Suça sürüklenen 202 bin 785 çocuğun %40,4'üne yaralama, %16,6'sına hırsızlık, %8,2'sine uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, %4,6'sına tehdit, %4,2'sine genel tehlike yaratan suçlar, %26,0'ına ise bu nedenlerin dışında kalan diğer suçlar olduğu ortaya konulmuştur. Güvenlik birimlerine mağdur olarak gelen 279 bin 620 çocuğun ise %86,1'ini suç mağduru, %13,8'ini takibi gereken olay mağduru çocuklar oluşturdu. Suç mağduru olarak gelen 240 bin 872 çocuğun %55,3'ü yaralama, %10,8'i cinsel suçlar, %9,5'i göçmen kaçakçılığı, %8,0'ı aile düzenine karşı suçlar, %16,5'ine bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı mağdur olmuştur. Charles Dickens, Mark Twain, Mario Vargas Llosa , William Golding, J.D. Salinger , François Truffaut DÜNYA VE TÜRK EDEBİYATINDA SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK Charles Dickens’in Oliver Twist ve Mark Twain’in Tom Sawyer romanlarında yoksulluk içindeki çocukların hırsızlık ve otoriteyle çatışması üzerinden çocukların nasıl suç nesnesine dönüştüğü sosyal arka plan ile çok net anlatılır. Perulu ünlü yazar Mario Vargas Llosa ’nın Kent ve Köpekler romanında ise Peru’nun başkenti Lima'da bir askeri kolejde zenginler, yoksullar, beyazlar, kızıl derililer, siyahlar, melezler, büyük ve küçük burjuva çocuklarının hepsi bir aradadır. Ve burada yaşananlar çocukların suç işlemelerinden daha çok Latin Amerika’nın sosyal arka planı gözler önüne serilir. William Golding’in 1954 yılında yazdığı Sineklerin Tanrısı kitabı ise 3. Dünya savaşından korunması amacı ile uçakla bir adaya bırakılan çocukların zaman içerisinde iyilikten kötülüğe nasıl evrildiği, hayatta kalmak ve erk oluşturmak üzere nasıl bir düzen oluşturdukları çarpıcı şekilde anlatılır. Tam da kitap yayınlandığında İngiliz halkı tarafından tepki çekse de aynı dönemde iki çocuğunun masum bir çocuğu döverek öldürmesi nedeniyle bir anda ilgi odağı olarak konunun tartışılmasına neden olmuş. Amerikalı yazar J.D. Salinger ’ın, 1951 yılında yayımladığı tek romanı olan Çavdar Tarlasında Çocuklar’da 17 yaşındaki Holden'ın gözünden gençlerin aile, çevre ve eğitim sistemindeki sıkıntı, yalnızlık ve yabancılaşmasını barındıran bir sistem eleştirisi ortaya konuluyor. Yazarın gerçek bir yazar olma mücadelesiyle geçen gençlik yıllarını ve kendisine ağır bir travmaya yol açan 2. Dünya Savaşı sırasında cephede geçirdiği günler anlatılıyor. Sinemaya da uyarlanan eserde sistemin bireye “doğ, okula git, askere git, işe gir, evlen, çocuk yap, ev ve araba al ve öl” şeklinde biçtiği elbiseye isyan ve tam bir birey olma mücadelesi anlatılıyor. François Truffaut 'un 1959 yapımı "okul kırmak" anlamına gelen 400 Darbe filmi sinema sanatının başyapıtları arasında yer alıyor. Ödevini yapamadığı için ceza alma korkusu ile okuldan kaçan bir çocuk ve arkadaşı üzerinden, çocuk ve suç ilişkisi mevcut düzen ve toplumsal yapı eleştirisi ile ele alınıyor. Charles Dickens, Mark Twain, Mario Vargas Llosa , William Golding, J.D. Salinger , François Truffaut Türk edebiyatında Orhan Kemal’in Sokakların Çocuğu, Yaşar Kemal’in Yılanı Öldürseler romanlarında çocuğun suça yönelmesinde parçalanmış aile, şiddete uğrama, suç işleme, hapishaneye düşme, bitkiler, hayvanlar ve insanlara kurşun sıkma ve kısır döngüye giren çocukların toplumsal sosyal kültürel kodlarla nasıl suç nesnesine dönüştükleri tarihsel dönemle birlikte anlatılır. Hakan Günday ’ın yazdığı 2013 yılında yayınlanan Daha romanında küçük bir sahil kasabasında yaşarken büyük şehirde okumayı hayal eden bir çocuğun insan kaçakçısı babasının zorlaması ve baskısıyla insanlara nasıl işkence yapan bir kişiliğe evrildiği anlatılır. Kitabı ilk okuduğumda şiddetin bir çocuğu nasıl bir canavara dönüştürdüğüne tanıklık ederken bu romanın filmi yapılamaz demiştim. Ancak 2017 yılında yönetmen Onur Saylak en az roman kadar başarılı bir filme imza attı. Türk romanları arasında suça sürüklenen çocukları işleyen Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı, Adalet Ağaoğlu’nun Üç Beş Kişi, Sevgi Soysal’ın Tante Rosa, Peyami Safa’nın Sözde Kızlar gibi eserleri yanında Kemalettin Tuğcu’nun pek çok eserini örnek gösterebiliriz. Türk ve dünya edebiyatı ve sinemada daha çok sayıda eser var kuşkusuz. Belki bu konuda bir tez çalışması çok yararlı olacaktır. O zaman çocuk kimdir, suça sürüklenen çocuk kimdir? Ve bu çocuklar nasıl bir tıbbi ve adli değerlendirme sürecinden geçiyor? Bu soruların yanıtını bulmaya çalışalım. ÇOCUK KİMDİR? Birleşmiş Milletler tarafından 1989 yılında kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, 18 yaşın altındaki her birey çocuktur ve sırf çocuk olmasında ileri gelen bir takım haklara sahiptir. Burada 18 yaş bir sınır getirmekle birlikte çocukluğun başlangıç kısmı açık bırakılmıştır. Sözleşmede çocukluğun başlangıcı doğum mu, rahme düşme anı mı yoksa ikisinin arasındaki bir süreç olup olmadığı konusunda belirsizlik bulunmaktadır. Belirli hakların edinilmesi veya koruyucu kimi önlemlerin kaldırılması için yaş belirlenmesi karmaşık bir konudur. Bu belirleme, oluşum halindeki kapasitelerine saygı gösterilmesi gereken, hakların öznesi olan çocuk ile Devlet’in çocuğa özel koruma sağlama yükümlülüğü arasında bir dengenin kurulmasına dayanmaktadır. Sonuçta Devletler kendi yasalarında yaşa göre düzenleme yaparlarken çocuğun yüksek yararı çerçevesinde Sözleşme’de yer alan ilkelere bağlı bir yaklaşım getirmek durumundadırlar. Çocukluk dönemi, insanların doğumdan yetişkinliğe kadar geçirdiği psikososyal, sosyal, duygusal, bilişsel ve fiziksel değişiklikler anlamına gelir. El çırpmayı öğrenmek, yürümek ya da konuşmak, empati kurmak, soyut olarak düşünebilmek, birkaç şeyin adını söylemek gibi oluşan değişiklikler çevresel etkenler kadar genetikten de etkilenir. Pek çok bilim insanı belirli değişikliklerin olması beklendiği dönemleri veya yaş aralığını adlandıran çocuk ve genç gelişiminin farklı “evrelerini” tanımlamışlardır. Belirli değişikliklerle ilişkilendirilen yaşlar bireyler arasında farklılık gösterir ve bu yüzden de gelişme evreleri belirli bir zaman çizelgesinden çok süreç içerisinde en iyi anlaşılır. Benzer şekilde çocuklarda ve gençlerde meydana gelen değişiklikler sabit olaylardan çok değişim süreçleri olma eğilimindedir. Modern devletin çocuğu toplumun yeniden üretilmesinin en önemli araçlarından biri olarak görmesiyle öncelikli olarak ayrı bir çocuk dünyası yaratılmaya başlanmıştır. Bu anlayışın tüm topluma yayılması ancak örgün eğitimin yaygınlaşması ile mümkün olmuştur. Bu gelişim sürecinde tıp, biyoloji, pedagoji, psikoloji, sosyoloji ve araştırma alanlarındaki gelişmelerin toplumların çocuğa bakışını değiştirdiğini de ayrıca belirtmek gerekmektedir. 20. yüzyıla egemen olan modern çocukluk paradigması çocukların yetişkinlerden farklı olduğu, çocukların yetişkinliğe hazırlanması ve yetiştirilmesi gerektiği ve çocukların yetiştirilme sorumluluğunun yetişkinlere, ailesine ve devlete ait olduğuna ilişkin üç temel varsayıma dayandırılmaktadır. Çocuk Hakları Sözleşmesi ile birlikte çocuklar sadece korunması gereken varlık olmaktan çıkarak özel hakları olan özneler olmuşlardır. Tüm dünyadaki çocukların haklarını ortaya koymak ve bunları koruyabilmek için Birleşmiş Milletlerin 1989'da ortaya koyduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi bir çocuk anayasası niteliğindedir ve Türkiye ilk imza koyan ülkelerdendir. Anayasamızın 90. Maddesine göre de ülkemizin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerin iç hukuk halini alması da çocuk hakları açısından umut verici olduğunu vurgulamak gerekir. CEZA SORUMLULUĞU Bir kişinin işlediği bir suçtan dolayı ceza sorumluluğu bulunması için kişide isnat (kusur) yeteneği bulunmalıdır. İsnat yeteneği işlenen fiilin hukuksal anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olması olarak tanımlanabilir. Çocuk adalet sisteminin en önemli konularından biri çocukların ceza sorumluluğunun sınırlarını çizmektir. Tarihsel süreç içinde çocuğun ceza sorumluluğu ilk kez Roma Hukukunda ifade edilir. Bu dönemde, çocuğun işlediği suçtan öncelikli olarak baba sorumlu tutulmuş ve verilecek cezaya da o karar vermiştir. Orta Çağ'da bu otoriteye kilise de dahil olmuş ve yaptırımlarda etkili bir rol üstlenmiştir. Modern çağ ile birlikte, bu otorite tamamen devletin kontrolüne geçmiştir. “Çocuk Adalet Sisteminin Uygulanması Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Pekin (Beijing) Kuralları)” 4. Maddesine göre; çocuklarda ceza sorumluluğun alt sınırını belirleyen sistemler açısından, bu sınır çocuğun duygusal, zihinsel ve entelektüel açılardan olgunluğa eriştiği yaş baz alınmıştır. Ceza sorumluluğuna ilişkin asgari yaş sınırı, tarih ve kültüre göre değişkenlik gösteriyor. Modern yaklaşım, çocuğun ceza sorumluluğunun psikolojik ve sosyal sonuçlarıyla başa çıkıp çıkamayacağı ile ilişkilidir. Yani, çocuğun kişisel anlama ve isteme yeteneğinin anti sosyal davranışından onu sorumlu tutmaya yeterli olup olmadığıdır. Cezai sorumluluk yaşı küçük tutulur ya da böyle bir sınır hiç konulmamış olursa sorumluluk kavramı anlamını kaybeder. Genelde suç ve kabahat oluşturan davranışlara ilişkin sorumlulukla, öteki sosyal hak ve sorumlulukların sınır yaşı arasında bir ilişki vardır (örneğin evlenme yaşı, rüşt yaşı vb.).  Bu durumda, uluslararası alanda genel kabul görebilecek makul bir yaş sınırı belirlemek üzere çaba harcanması gerekiyor. SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK Çocuk Koruma Kanunu’nun 3. maddesine göre; kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk, suça sürüklenen çocuktur. ÇKK’da çocuklar hakkında alınacak tedbirler eğitim, bakım, sağlık ve barınma, tehlike altında olmadığı tespit edilen çocuk ve bunların sorumlusu olduğu kişilere yönelik tedbirler olmak üzere 6 ayrı maddede sıralanmıştır. Sosyal desteğin yetersizliği, ailenin düşük eğitim ve sosyoekonomik düzeyi, aile bireylerinin ve/veya çocuğun alkol-madde kullanımı, parçalanmış veya geniş ailede büyümek, ebeveyn gözetiminin olmaması, çocuk suçluluğunda önemli risk faktörleri olarak değerlendiriliyor. DÜNYADA CEZA SORUMLULUĞUNUN BAŞLAMA YAŞI Ceza sorumluluk yaşı ile ilgili ülkelerin tarihsel, kültürel ve toplumsal normları farklılık gösterdiğinden ortak bir alt sınır kabul edilememiştir.  Bununla birlikte, ceza sorumluluğu ile ilgili ülkelerin kabul ettiği asgari yaş sınırlarını inceleyen BM Çocuk Hakları Komitesi, 10-12 yaşlarını ceza sorumluluğunun başlangıcı için erken bulmuştur. Dünyanın farklı ülkelerinde ceza sorumluluğu için farklı yaş sınırları belirlemiştir. Dünya genelinde ceza sorumluluğu yaşı 7 ile 18 arasında değişmektedir. Özellikle bazı Afrika ve Asya ülkelerinde bu yaş oldukça düşükken, Avrupa ülkeleri ve Latin Amerika'da bu yaş yükselmektedir. TÜRK CEZA KANUNU’NDA CEZA SORUMLULUK YAŞI 2005 yılında yürürlüğe giren yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 31/1 maddesinde “Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.” ifadesi ile ceza sorumluluk başlangıç yaşı açıkça belirtilmektedir. 12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında TCK 31/2 maddesi ile “Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 12 yıldan 15 yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 9 yıldan 11 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası 7 yıldan fazla olamaz.” hükümleri geçerli olurken; 15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış çocuklar için TCK 31/3 maddesi uyarınca “Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 18 yıldan 24 yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 12 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası 12 yıldan fazla olamaz.” hükmü uygulanır. ADLİ TIP DEĞERLENDİRMESİ Ceza sorumluluğunun değerlendirilmesi amacıyla adli tıbbi bir değerlendirme yapılmaktadır. 12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında TCK 31/2 maddesi ile “Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği adli tıp değerlendirmesiyle olmaktadır.  Bu değerlendirme ile suç sürecine etkisi olan adli tıbbi durumlar göz önüne alınır. Adli tıbbi değerlendirmenin tamamlanması için adli psikiyatrik değerlendirme mutlak gereklidir. Yapılan görüşmede; çocuğun sağlığını etkileyebilecek fiziksel bulguları, tıbbi durumu, suçun işlendiği dönemde alkol veya uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullanımı olup olmadığı, beden gelişimi ve resmi yaşından küçük veya büyük olup olmadığı, suç sırasında veya öncesinde işkence, kötü muamele veya istismara maruz kalıp kalmadığı ve yaşanılan sosyal çevre birlikte değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmede gerekirse alkol, madde kullanım durumu açısından laboratuvar ve yaş tayini açısından radyolojik görüntülemelerden destek alınmalıdır. Ceza sorumluluğunu değerlendirmek amacıyla yapılan adli psikiyatrik değerlendirmede, çocuğun bireysel özellikleri, yaşadığı çevre ve kriminal öyküsünü bir bütün olarak ele alınır. Adli psikiyatrik değerlendirme, yalnızca mevcut olayın hukuki sonuçlarını belirlemekle kalmaz, aynı zamanda çocuğun suç işleme davranışına etki eden faktörleri ortaya koyarak önleyici müdahalelerin geliştirilmesine katkı sağlar. Özellikle mükerrer suça sürüklenen çocukların değerlendirilmesinde, yalnızca cezai ehliyet yönünden değil, aynı zamanda çocuğun korunması, desteklenmesi ve uygun psikososyal müdahalelere yönlendirilmesi açısından da çok boyutlu bir inceleme yapılmalıdır. Çocuğun biyopsikososyal gelişimi; çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişim durumu, aile özellikleri; ebeveynleri ile ilişkisi ve aile içi dinamikleri, anne baba özellikleri, evlilik öyküleri, ailenin sosyoekonomik durumu, eğitim hayatı; akademik başarı, devamsızlık, okul ilişkileri, tıbbi ve ruhsal sağlığı; doğumdan itibaren tıbbi öyküsü, geçirilmiş hastalıkları, ve kriminal geçmişi; daha önce işlediği suçlar, adli sistem ile ilişkisi açısından ayrıntılı değerlendirilmelidir. Ayrıca yapılacak ruhsal durum muayenesinde; çocuğun yaşı, gelişim ve sosyoekonomik düzeyi ile uyumlu bir dış görünüşü olup olmadığı, giyim ve kişisel hijyeni, görüşme sırasında motor hareketleri, görüşmeciyle işbirliği yapma isteği olup olmadığı, davranışlarının yaşı ve kültürel normlara uygunluğu, bilincinin açık ve yerinde olup olmadığı, zaman, mekan, kişi yönelimi, bellek işlevleri, dikkat ve konsantrasyon seviyesi, soyut düşünme becerisi, duygulanım uygunluğu, duygudurumunun değişimleri, suçla ilişkili duygusu, düşünce akışı, konuşma içeriği, halüsinasyon veya hezeyan varlığı, suçla ilgili ifadeleri, i şlediği iddia edilen fiilin hukuki ve ahlaki anlamını kavrayıp kavrayamadığı, suçunun sonuçlarını anlayıp algılamadığı, sosyal becerileri, öfke kontrolü, dürtüsel davranışların, şiddet eğiliminin, kendine zarar verme veya madde kullanım davranışlarının varlığı açısından kapsamlı bir değerlendirme şarttır. Ceza sorumluluğu değerlendirilmesi yapılırken hekimin; psikotik bozukluk, davranım bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yaygın gelişimsel bozukluk, mental retardasyon, madde kullanım bozukluğu, sömürü veya ihmal edilmeye bağlı sorunlar gibi klinik durumların varlığını incelemesi gerekir. SOSYAL İNCELEME RAPORU Çocuğun ceza sorumluluğunun değerlendirilmesi aşamasında, çocuğun bireysel ve sosyal çevresini gösteren bir inceleme için sosyal hizmet uzmanlarının değerlendirmesi çok önemlidir. Sosyal hizmet uzmanları, çocuğun psikososyal durumu ile toplumsal yapı, aile ve okul çevresini inceleyerek sosyal inceleme raporu hazırlamaktadır. Sosyal İnceleme Raporları, “çocukların suça yönelme nedenleri ve ihtiyaç duydukları müdahalenin içerildiği sosyo-legal belgeler” olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda amaç, çocuğun yüksek yararına en uygun kararın verilmesinde mahkemeye yardımcı olmaktır. Sosyal inceleme raporları, çocuğun ceza sorumluluğunun değerlendirilmesi yanında çocuğun korunma ihtiyacı ile gereksinimlerin belirlenmesi açısından da önem taşır. NE YAPMALI? Almanya’da 14 yaşını doldurmamış çocukların ceza ehliyeti yoktur. 14-18 yaş arasındaki çocuklar eğitime ve disipline yönelik güvenlik önlemleri, iyileştirici ve tedavi edici güvenlik önlemleri yanında 6 ay-5 yıl arasında değişebilen hapis cezaları da söz konusu olabilmektedir. Fransa’da 13 yaşına kadar ceza sorumluluğu yokken 13-17 yaş arasında eğitici güvenlik tedbirleri ve istisnai hallerde para veya hapis cezası alınabiliyor. İngiltere’de ise 10 yaş altında ceza sorumluluğu yok. Ve bu yaştan sonra suçun niteliğine göre velayetin aileden alınması, kurumsal yapılarda muhafaza altına alınma veya hapis cezaları söz konusu olabiliyor. Türkiye’de 13-15 yaş arasında çocuğun ceza ehliyeti olup olmadığı adli tıp uzmanlarınca değerlendiriliyor. Bu değerlendirmelerin tamamen öznel olduğu dikkate alındığında çocuğun yüksek yararı çerçevesinde bu değerlendirmeden en kısa sürede vaz geçilip koruyucu ve eğitici tedbirlere yönelik Alman hukuk sistemindekine benzer bir uygulama ve yaklaşıma geçmemiz zorunlu görünüyor. Çocuk Adalet Sisteminde paradigmamız çocuğun cezalandırılması değil, bilerek yaptığı fiilin nedenlerini araştırarak, onu suça sürükleyen sebeplerin ortadan kaldırılması, yani çocuğun korunmasına yönelik olmalıdır. Çocukların, suça yönelmelerini engellemenin en önemli adımı, şüphesiz risk faktörlerini azaltmaktır. Bu açıdan, koruyucu tedbirler olarak, devlet, ilgili kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve ailelerin işbirliği yapması ve çocukların tehlikeli ortamlardan uzak tutulması gerekiyor. Kanunla ihtilaf halindeki çocukların yeniden kazanılmasında cezaevinde tutulma uygulaması yerine, sivil rehabilitasyon kurumlarını hayata geçirip, bu yönde iyileştirmeye gidilerek gerekli altyapının oluşturulması zorunlu olarak önümüzde duruyor. Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından eşi Rakel Dink’in “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim... Sevgilim, sevdiklerinden ayrıldın, çocuklarından, torunlarından ayrıldın. Burada seni uğurlayanlardan ayrıldın, kucağımdan ayrıldın. Ülkenden ayrılmadın.” diyen mektubundan alıntıladığım sözleri çocuklara yaklaşımımız noktasında bizleri uyarmaya devam ediyor. Ne dersiniz? Kaynaklar 1. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Uygulama Kitabı: Ajans Türk Basımevi, Ankara, 1998. 2. International Rescue Committee’s Child and Youth Protection and Development Sector Framework. A Guide to Sound Project Design and Consistent Messaging. January 2012. 3. (Öntaş, Ö.C. (2005). “Tehlikeli Çocuklar” ve İktidar. Birikim Dergisi, 192: 49-54). 4. (Birleşmiş Milletler Çocuk  Adalet Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgari Standart Kurallar   (Pekin (Beijing) Kuralları. chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://cocukhaklari.barobirlik.org.tr/dokuman/mevzuat_uakararlar/cocukadaletsistemininuygulanmasi.pdf). 5. UNICEF. Ceza Sorumluluğunun Değerlendirilmesi Rehberi. Ankara, 2010.

Yıkıma karşı destek çağrısı

Yıkıma karşı destek çağrısı

Kültür Sanat Servisi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV Öğrencileri, Mezunları, Mensupları, rektörlüğün yıkım kararına karşı 29 Ağustos saat 12.30’da Sinema-TV Merkezi önünde basın açıklaması yapacak. Açıklamada, "Türkiye’de sinema eğitiminin doğduğu bu merkez sinema tarihimizin ortak mirasıdır" denildi. Açıklamada "Bu yıkıma karşı durmaya, basın açıklamasına katılarak sesimize destek vermeye çağırıyoruz" denildi.