Polis ve çocuk sürücü arasındaki kovalamaca kazayla bitti
Polisin "dur" ihtarına uymayan 14 yaşındaki sürücünün kullandığı otomobil, yaklaşık 10 dakikalık kovalamacanın ardından minibüse çarparak durabildi. Olayla ilgili tahkikat başlatıldı.
Polisin "dur" ihtarına uymayan 14 yaşındaki sürücünün kullandığı otomobil, yaklaşık 10 dakikalık kovalamacanın ardından minibüse çarparak durabildi. Olayla ilgili tahkikat başlatıldı.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bugün son kez ortak raporu oylamak üzere toplandı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Rapor 7 bölümden oluşmaktadır" ifadelerini kullanarak raporun başlıklarını açıkladı.
Yeni Yol Partisi'nin Meclis Grup Toplantısı'nda konuşan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ülkedeki ekonomik durum nedeniyle ramazanda iftar sofralarının eksik kalacağını ifade ederek, şunları söyledi: Ramazan, soframızdaki nimetin kıymetini bilmek, komşumuzun sofrasında bir eksik varsa onu tamamlamaktır. Maalesef bugün ülkemizde milyonlarca aile iftar sofrası kurarken hesap yapmak zorunda kalıyor. Emeklimiz, asgari ücretlimiz, dar gelirli vatandaşımız, hayat pahalılığı ve gıda fiyatları karşısında çaresiz. OECD verilerine göre 2025 yılında gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülke Türkiye oldu. 2026’nın ocak ayında yıllık gıda enflasyonu yüzde 31 olarak kaydedildi. Bir yılda tam yüzde 31 artış… "Ülkemizde her 10 haneden 4’ü gün aşırı dahi olsa sofrasına et, tavuk ya da balık koyamıyor" Bu ne demek biliyor musunuz? Sofradaki ekmeğin küçülmesi, anne ve babaların pazarda fileleri dolduramaması, emeklinin etiketlere bakıp sessizce uzaklaşması, kalabalık iftar sofralarının küçülmesi, bolluğun yerini yokluğa bırakması demek. Yine bir OECD verisine bakalım, gün aşırı da olsa sofrasına et, tavuk ya da balık getiremeyen, tüketemeyen hanelerin oranına bütün OECD ülkelerinde bakılıyor ve ülkeler sıralanıyor. Maalesef Türkiye bu listenin en dip noktasında yer alıyor. Oran tam yüzde 40. Yani ülkemizde her 10 haneden 4’ü gün aşırı dahi olsa parası yetip sofrasına et, tavuk ya da balık koyamıyor. Her sene durum daha da kötü oluyor. Gerçekten çok acı. Bir zamanlar bereketiyle, üretimiyle, kendi kendine yetebilme gücüyle anılan bu güzel ülke, bugün yokluğun, yoksulluğun esiri haline geldi. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) "Bu iktidarın bir tarım politikası yok" Tarım politikalarını eleştiren Babacan, gelinen noktayı şu sözlerle anlattı: Geçen hafta TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı tarım üretimi verileri de tabloyu olduğu gibi ortaya koyuyor. 2025’te gerçekten tarımda büyük bir çöküş yaşamışız. Rakam rakam söylüyorum: Bir önceki yıla göre 2025’te buğday üretimi yüzde 13 azalmış. Arpa üretimi yüzde 25 azalmış. Çavdarda azalış yüzde 20. Yulafta azalış yüzde 26. Bunlar aynı zamanda yem bitkisi. Gelelim yağlı tohumlara. Soyadaki üretim yüzde 17 azalmış. Ayçiçeği üretimi yüzde 11 azalmış. Meyve veya içecek baharat üretiminde kullanılan bitkilerde azalış ise tam yüzde 30. Ben tam bir yıldır Yeni Yol Grubu'nu kurduk kuralı bu kürsüden haykırıyorum; bu iktidarın bir tarım politikası yok. Çiftçimiz üretmiyor, üretemiyor. Eskiden bu topraklar bizi doyurur, bize yeter denirdi. Avrupa’nın en büyük topraklarına sahibiz. Avrupa’nın en büyük tarım alanlarına sahibiz. Ama çiftçimiz ‘ekmesek daha iyi, en azından zarar etmem’ diyor. Türkiye bunu hak etmiyor. Bu ülke yoklukla anılacak bir ülke değildir. Bu millet çaresizlikle sınanacak bir millet değildir. "2023 seçimlerinde ‘faizi indirdik, daha da indireceğiz’ diye milleti aldatan iktidar faizi büyüttü" Bu ülkede hiç kimse iftar sofrasını kurarken ‘yarın nasıl iftar yapacağım’ korkusunu yaşamamalı. Söylemekten dilimizde tüy bitti ama iktidardakiler anlamıyor, anlamak istemiyor. 2026 bütçesinde faize ayrılan para 2 trilyon 742 milyar lira. Tarıma ayrılan ise 168 milyar. 16 kat fark var. Çiftçimize verilen destekle faizi mukayese ettiğimizde 16 kat fark var. Türkiye’deki milyonlarca çiftçiye, üreticiye, hayvancılıkla uğraşan bütün vatandaşlarımıza verilen desteğin 16 katı bu yılın bütçesinde şu an faize ödeniyor. 2023 seçimlerinde ‘faizi indirdik, daha da indireceğiz’ diye milleti aldatan bu iktidar üreticiyi değil, faizi büyüttü. Dünyanın en yüksek faizine bu ülkeyi mahkum etti. Çiftçiyi desteklemiyor, faizi, borç düzenini destekliyor. “Bunlar hangi sektörü nasıl yolacağızın derdinde” Enflasyonu düşürmek istiyorsanız, çok basit. Polatlı’daki çiftçi Hasan amcaya sorun, Çumra’daki çiftçi Ahmet amcaya sorun bunun hesabını kitabını önünüze on dakikada koyar. Çiftçiye desteği artır. Böylece üretim maliyetleri düşecek. Üretim maliyetleri düşünce gıda, tarım fiyatlarının da nasıl düştüğünü göreceksiniz. Enflasyonu düşürmek istiyorsanız sektör sektör çalışacaksınız. Öyle tembellik yok. ‘Ben faizi artırırım, yan gelir yatarım, enflasyon nasıl olsa düşer’... Yok olmuyor. Tek tek çalışacaksınız. İşiniz bu. Tüm sektörlerle konuşacaksınız. Bunlar ‘hangi sektörü nasıl yolacağız’ın derdinde. Bunların önceliği para ile para kazananları memnun etmek. Alın teriyle helal para kazananlar artık iktidardakilerin yanına yaklaşamıyor. Çünkü oralarda rant yok. "3-5 kişi imar değişiklikleriyle para kazansın diye milyonlarca Ankaralı trafikte sıkışıp kalıyor" Ankara'daki trafik sorununa da değinen Babacan, “Bugün bu salona gelen arkadaşlarımızın çoğu trafik sebebiyle geç kaldı. Niye Ankara’da trafik bu hale geldi? Siz aynı metrekareye 10 kat yerine 20-30 kat izin verirseniz, aynı altyapıya 2-3 kat nüfusu yığarsanız bu şehrin altyapısı bunu kaldırmaz. 3-5 kişi imar değişiklikleriyle para kazansın diye milyonlarca Ankaralı trafikte sıkışıp kalıyor. Böyle şey olmaz” dedi. “En büyük para birimimiz şu anda 5 dolar bile etmiyor” Cebinden 200 lirayı çıkaran Babacan, “Meşhur 200 liramızın bugün itibarıyla geldiği hali hatırlatmak istiyorum. Yıl 2009, bu 200 lira tedavüle çıktığında tam 132 dolar ediyordu. Şu anda en yüksek dolar küpürü 100 dolar. Yerli ve milli paramızın şerefini koruduğumuz yıllardı o yıllar. Şu anda sadece 4,5 dolar. En büyük para birimimiz şu anda 5 dolar bile etmiyor. Bir ülkenin parası, o ülkedeki güvenin aynasıdır. 2018 seçimlerinden sonra damat, kayınpeder el ele verip saçma sapan politikalarla piyasayı öngörülemez hale getirdiler. O gün bugündür üreticiyi, tüketici belirsizliğe mahkum hale getirdiler. İsyan büyüyor” diye konuştu. "Ağzınızla kuş tutsanız da bu ülkenin ekonomisini düzeltemezsiniz" Hukuk politikalarını da eleştiren Babacan, “Türkiye’de sermaye sahibi çok kişiyle görüşüyoruz. Hepsinde korku şu: Acaba bir gün sabahın 06.00’sında benim de kapım çalınır mı, gün gelir şu veya bu sebeple benim de mallarım TMSF’ye gider mi? İş sahiplerinin bu korkusu varken siz ekonomiyi düzeltemezsiniz. Yatırımı, istihdamı artıramazsınız. Ağzınızla kuş tutsanız da bu ülkenin ekonomisini düzeltemezsiniz. Ne kadar adalet o kadar ekonomi, ne kadar hukuk o kadar ekonomi. Bu ülkenin ekonomisi ancak hukukla, adaletle olur” ifadelerini kullandı. ANKA DEVA PARTİSİ "2018 seçimlerinden sonra damat, kayınpeder el ele verip saçma sapan politikalarla piyasayı öngörülemez hale getirdiler. O gün bugündür üreticiyi, tüketiciyi belirsizliğe mahkum hale getirdiler" Çarşamba, Şubat 18, 2026 - 11:30 Main image: <p>Fotoğraf: ANKA</p> Siyaset related nodes: Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan kürsüye kronometre ile çıktı 2025'in son çeyreğindeki işsizlik oranı açıklandı SAMER araştırması: Anadilde eğitim talebi yüzde 98,7'ye yükseldi Type: news SEO Title: DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan: Ne kadar adalet o kadar ekonomi copyright Independentturkish:
Narlıdere Belediyesi, Ramazan ayı öncesinde ilçedeki ibadethanelerin avluları, bahçeleri ve çevresinde temizlik çalışması gerçekleştirdi.
Liberya’dan Capesize Hamlesi: 2026’da Büyük Dökme Yük Piyasasına Yeni Bir Koridor Açılıyor
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ABD Başkanı Donald Trump'a sitem etti. Rusya-Ukrayna Savaşı’na çözüm bulmak için kendisine aşırı baskı uyguladığını söyledi.
Clubhouse Bebek soruşturmasında adı geçen Menderes Utku’nun hayatı merak konusu oldu. Yeşilçam’ın ödüllü çocuk yıldızlarından biri olan Utku, oyunculuktan iş dünyasına uzanan kariyeriyle tanınıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda ürünlerinde yapılan denetimlerin ardından sağlığı tehlikeye düşüren ve taklit-tağşiş yapılan gıdalar listesini güncelleyerek halk sağlığını tehdit eden ürünleri ifşa etti. Yapılan son denetimlerde özellikle bitkisel karışımlar ve baharat ürünlerinde ciddi usulsüzlükler tespit edildi.
ABD ile Küba arasında 2015 yılında ABD Başkanı Obama döneminde yeniden tesis edilen diplomatik ilişkilerin ardından adaya yönelik Amerikan turist akını, aradan geçen yılların ardından yerini derin bir ekonomik belirsizliğe bıraktı. CNN International'in haberine göre Havana’da klasik otomobiliyle turistlere şehir turu düzenleyen Mandy Pruna, ilişkilerin normalleştiği dönemde büyük bir hareketlilik yaşandığını belirtti. Pruna, aralarında Will Smith, Rihanna ve Kim Kardashian’ın da bulunduğu çok sayıda ismin 1957 model Chevrolet aracıyla düzenlenen turlara yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. YAKIT VE TURİST KAYBI ZİRVEDE Pruna’nın aracı ayrıca, Havana’daki ABD Büyükelçiliği’nde iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin resmen yeniden başlatılmasını simgeleyen bayrak töreninde arka planda yer alan klasik otomobiller arasında bulunuyordu. "Toplumun tüm kesimleri bundan faydalandı. İnsanlar evlerini boyadı, yeni işletmeler açtı. Turizm açısından en iyi dönemdi" diyen Pruna, bugün ise yakıt ve turist kaybının yıkıcı sonuçlar doğurduğunu ifade etti. PETROL AKIŞI KESİLDİ ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik askeri adımlar ve Meksika’ya yönelik gümrük tarifesi tehditleriyle Küba’ya petrol akışını kestiği belirtiliyor. Washington yönetimi, bu yolla komünist yönetimi siyasi ve ekonomik reformlara zorlamayı amaçlıyor. ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Küba yönetimiyle görüşmelerde öncelikli konunun iktidarın devri olduğunu dile getirdi. Rubio, Küba’nın uzun yıllar Sovyetler Birliği ve eski Venezuela Devlet Başkanı Chavez döneminde sağlanan sübvansiyonlarla ayakta kaldığını savundu. Küba’nın yüz milyonlarca dolarlık yakıt ihtiyacını karşılayabilecek yeni bir müttefik bulamadığı, mevcut rezervlerin ise tükenme noktasına geldiği bildiriliyor. GÜNLÜK YAŞAM AKSIYOR Yakıt krizi nedeniyle ülkede eğitim faaliyetleri kısmen askıya alındı, bazı çalışanlar ücretsiz izne çıkarıldı. Doluluk oranı düşen oteller kapatıldı; Rusya ve Kanada’dan bazı uçuşlar jet yakıtı yetersizliği nedeniyle iptal edildi. Birleşik Krallık ve Kanada vatandaşlarına zorunlu olmayan seyahatlerden kaçınmaları yönünde uyarı yaptı. ELEKTRİK KESİNTİLERİ KENTİ KARANLIĞA GÖMDÜ Hükümete bağlı hastanelerde hizmetler azaltılırken, çöp toplama araçlarının çalışamaması nedeniyle bazı mahallelerde atık yığınları oluştu. Havana’da sıklaşan elektrik kesintileri nedeniyle geceleri kentin büyük bölümü karanlığa gömülüyor. Yıllık Habanos puro festivali iptal edilirken, madencilik şirketi Sherrit International da nikel ve kobalt üretimini geçici olarak durdurduğunu açıkladı. GIDA ARZI RİSK ALTINDA Habere göre Küba’da tüketilen gıdanın büyük kısmı ithal ediliyor . ABD’deki Küba karşıtı siyasetçilerin yardım ve finansal akışların tamamen kesilmesi çağrıları ise gıda tedarik zincirini daha da kırılgan hale getiriyor. Florida’dan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, "Artık turizm, para transferi ve rejimi ayakta tutan tüm mekanizmalar durdurulmalı" ifadelerini kullandı. Bazı özel sektör firmalarının, günlük elektrik kesintileri nedeniyle soğuk zinciri koruyamadıkları için ABD’den gıda ithalatını askıya aldığı bildirildi. "DİRENİŞ" ÇAĞRISI Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, halka "yaratıcı direniş" çağrısı yaparak savaş dönemi psikolojisiyle hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Diaz-Canel, yakıt yetersizliği nedeniyle bazı bölgelerde üretilen gıdanın başka bölgelere taşınamayabileceğini belirtti. Havana’daki yerel pazarlarda satıcılar, kırsaldan başkente meyve-sebze taşımakta zorlandıklarını ve maliyetlerin iki-üç kat arttığını ifade ediyor. GÖÇ DÜŞÜNCESİ Yakıt bulamaması ve turizmin durma noktasına gelmesi nedeniyle çalışmasını askıya alan Mandy Pruna, ailesiyle birlikte İspanya’ya göç etmeyi değerlendirdiğini söyledi. "Yakıt yok. Olsa bile dolar üzerinden ödeme yaparsak, turizm yokken bunu nasıl karşılayacağız?" diyen Pruna, geleceğe ilişkin belirsizliğin arttığını kaydetti. Uzmanlara göre, mevcut koşulların sürmesi halinde Küba’nın insani kriz riskiyle karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor. Türkiye'nin üyeliğinde 74. yıl! Dışişleri Bakanlığından NATO paylaşımı Japonya'nın 'demir leydisi' yeniden başbakan! Sanae Takaiçi kimdir?
Ramazan ayıyla birlikte okullarda hayata geçirilen dini içerikli uygulamalar eğitim emekçileri ve sendikaların tepkisini çekmeye devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gönderilen yazıyla, okullarda “ramazan temalı etkinlikler” düzenlenmesi isteniyor. AKP’nin ramazan ayında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ile gönderdiği yazıda, eğitim kurumlarında ramazan ayına yönelik etkinliklerin planlanacağı duyuruldu. Öğretmenler ise karara tepki göstererek okulların uzun süredir “cemaat ve vakıf projeleriyle kuşatıldığını” hatırlattı. Planlanan programlara göre okullarda ortak iftar sofraları kurulacak, oruç tutan öğrenciler için tutulan oruçların sayıldığı karneler hazırlanacak, dini içerikli sunumlar yapılacak ve çok sayıda dini etkinlik eğitim ortamına taşınacak. Sendikadan boykot çağrısı: 'Verilen görevleri yerine getirmeyeceğiz!' Konuya ilişkin tepkilerden biri de Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası’ndan geldi. TÖB-SEN, geçtiğimiz günlerde yaptığı genel kurul toplantısında, üyelerine söz konusu etkinliklere katılmama çağrısı yaparak bu uygulamalardan imtina edeceklerini açıkladı. Konuya ilişkin soL’a değerlendirmelerde bulunan TÖB-SEN Genel Başkanı Deniz Ezer , şu ifadeleri kullandı: Bu uygulamalar pedagojik, hukuki ve toplumsal açıdan ciddi soru işaretleri barındırmaktadır. Öncelikle, eğitim kurumları tüm yurttaşlara eşit mesafede, bilimsel ve laik bir anlayışla hizmet vermek zorundadır.” TÖB-SEN Genel Başkanı Deniz Ezer Dua ederken fotoğraf, ramazan topu, iftar temalı resim Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara ilettiği genelgelerde yer alan talep ve önerilerin kapsamı dikkat çekiyor. Öğrencilerin öğretmenleri eşliğinde camilere götürülmesi, ramazan ayına ilişkin dini kavramların öğretilmesi ve çeşitli söyleşiler düzenlenmesi planlanıyor. Özellikle okul öncesi öğrencilerden, aileleriyle birlikte “ramazan hazırlığı yaparken ya da dua ederken” fotoğraf çektirip okula getirmelerinin istenmesi de uygulamalar arasında yer alıyor. Fotoğraf getiremeyen çocuklardan ise sınıfta bu temaya uygun resimler yapmaları talep ediliyor. Ayrıca “iftar”, “sahur” ve “ramazan topu” gibi kavramların çeşitli etkinliklerle öğrencilere öğretilmesi de planlanan faaliyetler arasında bulunuyor. Gerici uygulamalara, laik ve bilimsel eğitimin tasfiyesine karşı gerçekleri takip etmek için soL’a abone olun. Kamusal eğitimi savunan, emekçilerin ve öğrencilerin sesini büyüten bağımsız gazeteciliğe güç verin. ABONE OL 'Laiklik yalnızca ilke değil, güvencedir' Bu uygulamalara katılmayacaklarını vurgulayan Deniz Ezer, şu değerlendirmelerde bulundu: Devlet okullarında belirli bir inanç pratiğinin merkezine yerleştirildiği etkinliklerin zorunlu ya da fiili zorunluluk yaratacak biçimde organize edilmesi, anayasal laiklik ilkesini zedelemektedir. Laiklik yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılığı değil; aynı zamanda kamusal eğitim alanının tüm inançlara ve inançsızlıklara karşı tarafsız kalmasının güvencesidir.” Ezer, özellikle okul öncesi çağdaki çocukların dini ritüellerle özdeşleştirilmiş görseller getirmeye yönlendirilmesinin pedagojik açıdan sakıncalı olduğuna dikkat çekti. Bu yaş grubundaki çocuklar soyut kavramları yeni yeni anlamlandırmaktadır. Ailelerin inanç pratiklerini belgeleyip sınıf ortamına taşımaya zorlanması; farklı inançlara sahip ya da herhangi bir inanca mensup olmayan çocukların kendilerini dışlanmış, eksik ya da ‘öteki’ hissetmelerine zemin hazırlayabilir. Eğitim ortamı, hiçbir çocuğun kimliği nedeniyle ayrışmadığı, kendini baskı altında hissetmediği bir alan olmalıdır.” TÖB-SEN son yaptığı genel kurul toplantısında aldığı kararla, Bakanlığın talep ettiği gerici uygulamaların kanuna aykırı olduğunu belirterek, bunları yerine getirmeyeceklerini ifade etti. Kamu kaynakları belli bir inanç sistemi için tahsis ediliyor Deniz Ezer, hedeflenen uygulamaların kamusal eğitim anlayışıyla bağdaşmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: Eğitimin temel amacı; eleştirel düşünme becerisi gelişmiş, bilimsel yöntemi esas alan, sorgulayan bireyler yetiştirmektir. Bilimsel ve laik eğitimden uzaklaşılarak dini referanslı etkinliklerin kurumsal bir programa dönüştürülmesi, eğitimin evrensel niteliğine zarar vermektedir. Kamusal kaynakların ve okul ortamlarının belirli inanç biçimlerinin yaygınlaştırılması için kullanılması kabul edilemez.” 'Bu faaliyetlere katılmak zorunda değiliz' TÖB-SEN Genel Başkanı Deniz Ezer, sendikanın bu uygulamalara karşı aldığı kararı şu sözlerle duyurdu: Bu uygulamalar, çocukların inançları ve ailelerinin yaşam tarzları üzerinden ayrıştırılmasına zemin hazırlamaktadır. Eğitim kurumlarının görevi; öğrencileri herhangi bir inanç ya da yaşam biçimi doğrultusunda yönlendirmek değil, eşit, bilimsel ve laik bir eğitim ortamı sunmaktır. Bu nedenlerle, okullarda çocukların inançları üzerinden ayrıştırılmasına karşı eylem kararı almış bulunuyoruz. Yönetim kurulumuzun kararı doğrultusunda üyelerimiz bu tür faaliyetlere katılmak zorunda değildir.” Ezer, sendika olarak bu uygulamalara ortak olmayacaklarının ve bu faaliyetlerde yer almayacaklarının altını çizdi. Laik bir eğitim için mücadeleye devam edeceklerini belirten Deniz Ezer, bakanlığın talep ettiği uygulamaların Milli Eğitim Temel Kanunu'na aykırı olduğunu vurguladı.
Belediye başkanlarına rüşvet vererek ihale süreçlerini organize ettiği iddia edilen ve liderliğini Aziz İhsan Aktaş'ın yaptığı öne sürülen suç örgütüne ilişkin davada, duruşma 4'üncü haftasında devam ediyor. Bugün Aktaş'ın da aralarında yer aldığı 167 tutuksuz sanığın savunmasına devam ediliyor.
Belediye başkanlarına rüşvet vererek ihale süreçlerini organize ettiği iddia edilen ve liderliğini Aziz İhsan Aktaş'ın yaptığı öne sürülen suç örgütüne ilişkin davada, duruşma 4'üncü haftasında devam ediyor. Bugün Aktaş'ın da aralarında yer aldığı 167 tutuksuz sanığın savunmasına devam ediliyor.
Aydın'da 'tefecilik' operasyonu; 2 tutuklama
Cinsel istismar ve fuhuş suçlarından yargılanırken hücresinde ölü bulunan ABD'li milyarder Jeffrey Epstein davasında yeni gelişmeler dünya gündemini sarsmaya devam ediyor. Sadece Türk basınına konuşan mağdur sanatçı Rina Oh, Epstein'in Topkapı Sarayı ve harem mantığına takıntılı olduğunu açıkladı.
Hür-İş Federasyonu Başkanı Ahmet Serdaroğlu, “Ektam emekçilerinin haklı direnişi, yalnızca bir işyerinin sorunu değil; örgütlenme hakkının savunulması mücadelesidir” diyerek, emekçilerin yanında olmayı sürdüreceklerini vurguladı.