Kamu işçisinden sonra memur da aynı ‘kadere’ mahkûm edildi: Yine aynı tiyatro yine tanıdık sefalet

Kamu işçisinden sonra memur da aynı ‘kadere’ mahkûm edildi: Yine aynı tiyatro yine tanıdık sefalet

600 bin kamu işçisinin ardından 6 milyon memur da iktidar eliyle sefalete mahkûm edildi. Grev yasağından hakeme, türlü türlü baskı aygıtını devreye sokan iktidar, dayattığını uygulattı. Esaslı bir sendikacılık anlayışı sergilenmeyince iktidar kendi çaldı kendi oynadı. Konfederasyonların talepleriyle iktidarın teklifleri arası fark uçuruma dönüştü, emek gelirlerindeki kayıp %70’e ulaştı.

Kadınların sesi ortak

Kadınların sesi ortak

21 Ağustos’ta başlayan taciz ifşaları dalgası kadın dayanışmasını güçlendirirken erkekleri tedirgin etmeye devam ediyor. 8 bin ifşa paylaşımı yapıldı ve bunlar 34 milyondan fazla görüntülendi. Göksel Göksu, ‘‘Bu gidişe dur diyebileceğimizi biliyoruz’’ diyor.

Hapishane mektupları!

Hapishane mektupları!

Türkiye kamuoyu onu “Yüksel Direnişçisi ” olarak tanıyıp biliyor. Daha kapsayıcı tanımıyla “Barış Akademisyeni” sıfatıyla üniversiteden uzaklaştırılanlar arasındaki bir öğretim üyesi. Çok uzun ve ağır bir açlık grevi ile bu haksızlığı bütün dünyaya duyurdu. Onun için yapılan imza kampanyaları gazetelerde tam sayfa yayımlanınca dönemin “hiç işleri” bakanı akıllara seza bir tepki göstermişti: -Siz neye imza attığınızı biliyor musunuz? İçlerinde Ataol Behramoğlu, Zülfü Livaneli gibi dünyanın saygısını kazanmış sanatçıların olduğu devrimci demokrat kitleyi okuması yazması olmayıp, kandırdıkları kendi seçmenleri gibi sanmıştı! ∗∗∗ Bu uzun girişten kimi kastettiğimi bizim okurlarımız çıkarmışlardır. Diğer adı da “Direniş” olan kişi: -Nuriye Gülmen’ den başkası değildir. Onunla seyrek de olsa yazışıyoruz. Nuriye’den yeni bir mektup aldım, “Nazım Abi, boğucu sıcak Silivri günlerinden selamlarımı gönderiyorum” diye başlıyor: “Hapishanede en zor geçen dönem yaz ayları. Nâzım Hikmet ‘Hapishanede günler aylar hızlı, yıllar ise yavaş geçer’ diyor ya, bence yılları yavaşlatan -deyim yerindeyse- paçasından çeken bu yaz aylarıdır! Geçen gün kışı burada geçirip tahliye olan bir arkadaştan mektup aldım. Oranın sıcak olabileceğine inanmıyorum diye yazmış. Ben de diyorum ki, Silivri’de yazın kalmayan ‘Ben hapis yattım’ demesin! İyisindir umarım. Ben iyiyim. Dün (11 Ağustos) Silivri’de 5. yılımı doldurdum. Bu beş yılın nasıl geçtiğini anlayamadım desem yeridir. Hayat böyle bir şey zaten. Yıllar akıp geçiyor. Geriye dönüp bakınca, ‘Ben ne ara bu yaşa geldim?’ diye sormaya başlıyoruz. Mesela ben, ne zaman 43 yaşına geldim? Ne ara geçti onca yıl? (Gerçi kendimi direnişe başladığım 34 yaşında hissediyorum.) Ben 23 Temmuz’dan (2025) beri buradaki en zor günlerimi geçiriyorum. Çok değerli bir dostumu apansız bir ölümle kaybettim. Hapishanede bunu kabullenmek zor. Zaten bir kayıp duygusu yaşıyorsunuz. Sevdiklerinizden koparılmışsınız. Uzun süredir deneyimlenen fiziki ayrılık, ölüm gibi tümden kopuşları kavramayı, kabullenmeyi inanılmaz derecede zorlaştırıyor.” Nuriye Gülmen’i derinden sarsan kayıp olan Ünal Kaymak cezaevinden bana da mektup yazmış sonra tahliye olunca da telefon etmişti. Sonra irtibatı kesildi. Meğerse tahliye edildikten 45 gün sonra hayatını kaybetmiş. Bir itirafçının abuk suçlamasıyla tutuklanan Ünal, kanaması olduğunu söyleyerek hastane sevki istiyor. Ancak 30 gün sonra sevk ediyorlar. Doktor tahlil falan istemiyor. Basit bir hemoroit kanaması olduğunu düşünerek geri yolluyor. Bir süre sonra mahkeme kararı falan olmadan tensip (uygun görme) kararı ile tahliye ediliyor. Serbest kalıp da hastaneye gidince, dördüncü evre kolon kanseri teşhisi konuluyor.” Adeta Ünal Kaymak’a “Git dışarda öl, içerde ölüp de başımıza iş açma” denilmiş! Hastalığı ve sonuçları herkes tarafından biliniyormuş. Sadece Ünal’a söylememişler ve gereğini yapmamışlar! Hapishanelerde yüzlerce, ölümcül derecede ağır hasta var. Adli Tıp raporlarına karşın tedavileri için onlara şans verilmiyor. Bazı tutuklu ve hükümlülerin talepleriyse daha yürek paralayıcı: -Son günlerimizi ailelerimizin yanında geçirelim! ∗∗∗ Ünal, tarım lisesi bitirip ziraat mühendisi olmuş. Tarım Bakanlığı’ndan haksız hukuksuz çıkarılmış. Mahkemesi sonuçlanmış ve işine iade edilmiş. Ne zaman? Ölümünden bir gün sonra! Nuriye Gülmen dört sayfalık mektubunun neredeyse tamamını yakın dostu Ünal Kaymak’a ayırmış. Sanki kendisi 5 yıldır hapishanede değilmiş gibi… Üstelik onun mahkûmiyetine neden olan dijital dokümanın sahte olduğu Adli Tıp Kurumu tarafından belgelendikten sonra… Cezaevleri her dönemde bu ülkenin kanayan yarası oldular. Hiçbir dönemde bu özellik ortadan kaldırılmadı. Onca acılardan geriye sadece elle yazılmış bu değerli belgeler kalıyor: -Hapishane mektupları!

Geceliği 37 bin lira olan otel işçilere maaş vermiyor

Geceliği 37 bin lira olan otel işçilere maaş vermiyor

Havin ŞENER Antalya Manavgat’ın Evrenseki mahallesinde bulunan Side Win otelde çalışan işçiler kötü çalışma koşulları ve ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle önceki gün iş bıraktı. Otelde çalışan 650 işçinin maaşlarını alamaması ve kötü çalışma koşulları sebebiyle iş bırakmasının ardından işveren tarafından olumlu bir adım atılmadı. İşçilere iki aydır maaş yatırılmayan otelin gecelik ücretleri ise cep yakıyor. Oteldeki en ucuz odanın konaklama ücreti gecelik 37 bin 250 lira. Bu meblağ, 59 bin 600 liraya kadar artıyor. Ödemeleri yapılmayan işçiler otel önündeki eylemlerini dün de sürdürdü. İşçilerin örgütlü olduğu DİSK’e bağlı Devrimci Turizm İşçileri Sendikası (Dev Turizm-İş Sendikası) Örgütlenme Uzmanı Mahir Doğan, oteldeki kötü çalışma koşullarının nihayetinde müşterileri de etkilediğini belirtti. Otelde elektrik ve suyunun kesildiğini, bu sebepten müşterilerin ayrıldığını ifade eden Doğan, şunları söyledi: “Dün bazı işçilere ödeme yapıldığı söylendi ama bununla ilgili net bir bilgiye ulaşamadık. İşveren otelde çalışan 650 işçiye dün ödeme yapacağını söyleyerek iki saat oyalamış. Bu oyalamaların ardından mesai bitiminde işçilere evlerine dönmeleri için servis vermediler.” İşçiler ise iki aydır maaş alamadıklarını ifade etti. Bazı işçiler, maaşları yatırılsa dahi çalışmaya devam etmeyeceklerini şu sözlerle aktardı: “ İki aydır maaşımızı vermiyorlar, artık ödeme yapsalar da burada çalışmayacağız. İki ay önce işten ayrılan bir arkadaşımızın hâlâ ödemesi yapılmadı. Genel müdür bizi ‘Çıkarsanız paranızı vermeyiz’ diyerek tehdit ediyor, sürekli ‘Çalışmayacaksanız gidebilirsiniz’ diyor. Maaşlarımızı her ay kavga ederek alıyoruz zaten, mücadele etmeden hakkımızı alamıyoruz. Emeğimizin karşılığı için kavga etmek zorunda bırakılıyoruz.”

En zor sınav öğrenci olmak

En zor sınav öğrenci olmak

Yükseköğretimdeki yeni eğitim öğretim dönemini öğrenciler geçim sıkıntısı ile karşılıyor. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenim gören bir öğrenciye barınma, yemek ve ulaşım harcamalarının ardından KYK kredisi/bursundan geriye günlük 17,25 TL kalıyor.

Haşdi Şabi ikilemi

Haşdi Şabi ikilemi

ABD’nin baskıları sonrası Irak’ta Şii partiler, Haşdi Şabi’ye kurumsal statü ve geniş yetkiler tanıyacak tasarıyı geri çekti. İran’ın etkisini kırmak isteyen Washington, örgüte silah bıraktırılması için Bağdat’a baskı yapıyordu.

Gerçek cevap ve duygular gözlerde saklı

Gerçek cevap ve duygular gözlerde saklı

Tuğçe ÇELİK İranlı yağlı boya portre ressamı Iman Poorfaroukh’un eserleri, İstanbul Üsküdar’daki İSKİ Kuzguncuk Kültür Evi’nde sanatseverlerle buluştu. ‘Zamanın Ötesinde Atatürk’ başlıklı sergi, sanatçının İstanbul’daki ilk kişisel sergisi. 30 Ağustos’a kadar ücretsiz olarak gezilebilecek sergideki eserler, Mustafa Kemal Atatürk’ün portrelerine adanmış olup onun kalıcı ruhunu ve karakterini de yansıtmayı amaçlıyor. Eserlerinde insanın bakışındaki ve kişiliğindeki derinliği yansıtmayı hedefleyen sanatçı, realist üslup ve doğrudan boyama tekniğiyle ürettiği portreleri izlenimcilerin beğenisine sunuyor. Tahran Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden mezun olan Poorfaroukh, Tahran’da çok sayıda karma ve kişisel sergide yer aldı. İstanbullu sanatseverlerle ilk kez buluşan sanatçı bu heyecanını şöyle anlattı: “İstanbul, tarih ve kültürün kalbinde duran büyülü bir şehir. Atatürk’ün portrelerini burada sergilemek benim için çok anlamlı çünkü bu şehir onun vizyonuyla şekillenmiş. Sergimi İstanbul’da açmak büyük bir gurur ve aynı zamanda büyük bir heyecan veriyor.” Atatürk portreleri resmetmeye odaklandığını belirten Poorfaroukh, “Atatürk, sadece Türkiye’nin değil, bütün insanlık için özgürlük, cesaret ve vizyonun sembolüdür. Onun yüzündeki kararlılık ve gözlerindeki ışık beni derinden etkiliyor. Bu nedenle portrelerimde o ifadeyi yakalamak ve insanlara hissettirmek istiyorum” dedi. SAMİMİYET VE CANLILIK HİSSİ “Genellikle yağlı boya ile çalışıyorum. Fırça darbelerini görünür bırakmayı, bazen tamamlanmamış gibi duran yüzeyler yaratmayı seviyorum” diyen Poorfaroukh şunları ekledi: “Bu yöntem izleyicide hem samimiyet hem de canlılık hissi uyandırıyor. Amacım sadece bir portre göstermek değil; izleyicinin gözlerin derinliğinde duygusal bir yolculuğa çıkmasını sağlamak.” Poorfaroukh son olarak “Her tablonun ardında sadece bir yüz değil, bir duygu ve hikâye var. İzleyicilerden ricam; portrelere bakarken gözlerin içine odaklanmalarıdır. Çünkü gerçek cevaplar ve duygular orada saklıdır” dedi.

Almanya’da koalisyon bir krizden diğerine

Almanya’da koalisyon bir krizden diğerine

İki hafta önce Almanya’nın yönetiminde 100’üncü gününü geride bırakan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) koalisyon hükümeti kendi içindeki ilk büyük krizi atlattı. SPD’li Savunma Bakanı Boris Pistorius’un hazırladığı yeni temel askerlik yasa taslağı kabul edildi. Daha koalisyon pazarlıkları sırasında anlaştıkları gibi yeni yasa Almanya’nın “acil” asker ihtiyacını önce gönüllülük temelinde karşılayacak, eğer bu yolla yeterli asker bulunamazsa 2011’de rafa kaldırılan zorunlu askerlik sistemine geri dönülecek. Krize neden olan tartışma CDU’lu Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un bu yöntemin ülkeye büyük zaman kaybettireceği gerekçesiyle tasarıyı veto edeceğini açıklaması üzerine çıkmıştı. GÖNÜLLÜ ASKERLİK AŞAMASI Aslında göreve ilk getirildiğinde Almanya’yı “yeniden savaşabilir hale getirmeyi” hedefleyen ve bu doğrultudaki çalışmalarıyla ana akım medyanın desteğini alarak ülkenin “en sevilen politikacısı” ilan edilen Pistorius’un da kendi tasarısındaki “önce gönüllü askerlik” önerisinin sonuç vereceğine inanmadığı ve güvenmediği biliniyor. Ancak hem kendi partisinin hem de kamuoyunun büyük bir bölümünün karşı olduğu “zorunlu askerlik” konusunda radikal adımlar atmaktan çekiniyor ve böyle bir ara yöntem öneriyor. Öte yandan süren tartışmalar hükümetin büyük ortağı Hristiyan demokratların, küçük ortak SPD’nin sağcı kanadının da desteğiyle Savunma Bakanı’na yönelik baskıları sürdüreceğini gösteriyor. Ana akım medyanın da katkısıyla sanki Rus orduları Almanya sınırına dayanmış ya da kısa zaman içinde Almanya’yı da içine alacak büyük bir saldırıya geçecekmiş gibi sürdürülen bu tartışmalar, yeni yasadaki  “gönüllü askerlik” aşamasının çok kısa süre içinde “yetersiz” ilan edilmesine ve zorunlu askerliğe geçilmesine yol açabilir. Askerlik konusundaki kriz geride kalırken ülke Başbakan ve CDU Genel Başkanı Merz’in başlattığı “sosyal devlet” tartışmasıyla daha köklü, daha ağır yeni bir koalisyon krizine doğru ilerliyor. Ülke ekonomisinin ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana merkez sağ ağırlıklı hükümetlerin de övünerek savunduğu “sosyal devletin” artık iflas ettiğini savunan Merz, bu tartışmayı SPD’li ortaklarının bu konuda ödünler vermesi gerektiğini ve onları bu doğrultuda davranmaya zorlayacağını açıklayarak başlattı. Merz’in bu çıkışı aynı zamanda kısa bir süre önce yeni bir vergi tartışması başlatan SPD’li Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı (aynı zamanda SPD’nin Genel Başkanı) Lars Klingbeil’e de cevap anlamına geliyor. Klingbeil, yaptığı bir açıklamada bütçenin açık verdiğini ve vereceğini, bunu kapatmak için de zenginlerin ülke için fedakârlık yaparak biraz daha fazla vergi vermeye razı olması beklentisini gündeme getirmişti. Hükümeti kurarken yüz binlerce avroluk borçlanmaya karar veren ve bunun bir bölümünün sosyal devlet için harcanacağını ilan eden hükümetin iki kanadı içindeki bu tartışmanın giderek güç kaybeden sosyal demokrasiyi daha da gerileteceği kesin. Federal Meclis’teki partiler aritmetiği bu hükümetten başka bir koalisyona izin vermediği için (Hristiyan demokratların aşırı sağcı partiyle koalisyonu teorik olarak mümkün, ama pratik olarak neredeyse – şimdilik tabii – olanaksız) birbirine muhtaç olan ortakların giderek sertleşeceği görülen bu tartışmalarının bir önceki hükümette olduğu gibi ülkeyi erken seçime götürmesi söz konusu değil, ancak bütün bunlar önümüzdeki dönemin zorlu geçeceğini gösteriyor. BU DA AŞIRI SAĞA YARADI Bütün bunlar aşırı sağcı parti AfD’nin (Almanya için Alternatif) daha da güçlenmesine yol açıyor. Son kamuoyu yoklamalarında AfD ilk kez Hristiyan Birlik partiler ortaklığını (CDU-CSU) geride bırakarak birinci parti konumuna geldi. Şubat ayındaki erken genel seçimde yüzde 20,8 ile ikinci parti olan AfD, önceki günkü ankete göre yüzde 26’yla ilk sırada. Seçimdeki oy oranı yüzde 28,5 olan CDU-CSU’nun şimdiki oranı ise yüzde 25. Muhalefet partileri için durum biraz farklı. Seçimde büyük oy kaybına uğrayan Yeşiller’in durumunda büyük değişiklik yok, yüzde 11 ve 12 civarında oyla idare ediyorlar. Partiyi hezimete götüren eski eş genel başkanlardan, eski Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’tan sonra eski Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck de aktif politikadan ayrılarak enkaz kaldırma işini yeni bir ekibe bıraktı. Ancak yeni eş başkanların kısa bir süre de olsa geçmişte bir ara kamuoyu yoklamalarında birinci parti konumuna gelen Yeşiller’i eski günlere götürmesi çok zor. Polis şiddetini eleştirdiği için istifaya zorlanan gençlik kolları başkanına yönelik ağır saldırılar, Yeşiller yönetiminin partiyi siyasi yelpazenin sağında tutmaya kararlı olduğunu gösteriyor. Bu da tabanda büyük oy kaybına neden oluyor. Anketler de bunu gösteriyor. Yeşiller’in tabanı seçimde yüzde 8,8 ile büyük oy patlaması yapan Sol Parti’ye (Die Linke) kayıyor. Son ankette oy oranı yüzde 11 olarak çıkan Sol Parti, birkaç gün önce Yeşiller’in önüne geçerek kısa bir süre için de olsa dördüncü sıraya oturmuştu. Ancak hem Ukrayna hem de Gazze savaşı konusundaki kararsız tavırları nedeniyle kendi sol ideallerinden uzaklaşan, Filistin’i destekleyen üyelerini parti üyeliğinden atmayı bile gündeme getiren bu partinin yönetiminin bu başarı çizgini ne kadar sürdüreceği belirsiz.

Hakikatı söylemek cezasız kalmıyor

Hakikatı söylemek cezasız kalmıyor

Medyanın yüzde 90'ına elinde tutan iktidar kamuoyu oluşturmada etkisiz kaldıkça muhalif medyaya saldırıyor. Bu baskılardan en çok nasibini alan kuruluşlardan biri de Tele 1oldu. Tele 1'e verilen 5 günlük yayın karartma cezası uygulanacak. Ankara 23. İdari Mahkemesi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) TELE1'e verdiği 5 günlük yayın durdurma cezasına yürütmeyi durdurma kararı iptal edildi. TELE1 bir üst mahkemeye yürütmeyi durdurma kararının reddine dair kararı iptal edilmesi için başvuru yapıldı. Üst mahkemeden yürütmeyi durdurma kararının reddine dair kararın iptal kararı çıkmaması durumunda TELE1 ekranı 31 Ağustos'u 1 Eylül'e bağlayan geceden itibaren 5 gün kararacak. ∗∗∗ NE OLMUŞTU? Kanala verilen para cezasının gerekçesi olarak, Merdan Yanardağ’ın "4 Soru 4 Yanıt" programında kullandığı ifadeler gerekçe gösterilmişti. RTÜK tarafından TELE1'e verilen 5 günlük ekran karartma cezası mahkeme tarafından durdurulmuştu.

‘Yenilenme’ Bozcaada’da

‘Yenilenme’ Bozcaada’da

Düzgün KARABULUT Çini mürekkebi ressamı Pınar Tınç, yok oluş, var oluş ve rejenerasyon kavramlarını ele aldığı "Yenilenme" (Rejenerasyon) başlıklı sergisinde sanatseverleri ağırlıyor. Küratörlüğünü Uğur Batı’nın üstlendiği sergi, 1-15 Eylül tarihleri arasında Çanakkale Bozcaada’da yer alan Bozcaada Sanat Merkezi’nde ücretsiz izlenimcilere açılacak. Pınar Tınç, yeni sergisinde insana ‘ruh, zihin ve beden’ üçlemesi üzerinden yaklaşıyor.

Yıkıma karşı destek çağrısı

Yıkıma karşı destek çağrısı

Kültür Sanat Servisi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV Öğrencileri, Mezunları, Mensupları, rektörlüğün yıkım kararına karşı 29 Ağustos saat 12.30’da Sinema-TV Merkezi önünde basın açıklaması yapacak. Açıklamada, "Türkiye’de sinema eğitiminin doğduğu bu merkez sinema tarihimizin ortak mirasıdır" denildi. Açıklamada "Bu yıkıma karşı durmaya, basın açıklamasına katılarak sesimize destek vermeye çağırıyoruz" denildi.