Erol Bilecik’in Ali Koç’a gönderdiği e-mail hacklenmiş!

Erol Bilecik’in Ali Koç’a gönderdiği e-mail hacklenmiş!

Fenerbahçe Kulübü eski Başkanvekili Erol Bilecik, Ali Koç ve kulüp yöneticisi Burak Kızılhan’a bir e-posta mesajı gönderdi. Teknoloji şirketi sahibi Bilecik’in e-mail hesabı hacklendi. Bilecik’in 2 kişiye gönderdiği mesaj yüzlerce kişiye gönderildi. Aziz Yıldırım’a yönelik ağır bir takım ifadelerin yer aldığı mesaj haberlere konu oldu. Bilecik 2 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Uçakta yeni dönem: Kilo fazlası olan yolcuya ikinci koltuk şartı!

Uçakta yeni dönem: Kilo fazlası olan yolcuya ikinci koltuk şartı!

ABD’nin önde gelen ve hesaplı olmasıyla bilinen havayolu şirketlerinden Southwest Airlines, milyonlarca yolcuyu ilgilendiren radikal bir karar aldı. 27 Ocak 2026’dan itibaren, kilo fazlası nedeniyle tek koltuğa sığmayan yolcuların iki koltuk satın alması zorunlu olacak. TEK SEÇENEK VAR Yeni kurallara göre, yolcu tek koltuğa sığamıyorsa ikinci bir koltuğu da bilet alırken ödemek zorunda kalacak. Ancak uçakta boş yer varsa, yolcu bu ücret için daha sonra geri ödeme alabilecek. ZORUNLU SATIŞ YAPILACAK Eğer ek koltuk önceden satın alınmazsa, havalimanında yolcuya zorunlu satış yapılacak. Uçağın tamamen dolu olması halinde ise, yolcu bir sonraki müsait uçuşa aktarılacak. 'ÖNCE GELEN İSTEDİĞİ YERE OTURUR' Bu değişiklik, Southwest’in uzun süredir tartışma konusu olan oturma düzeni sistemini de kökten değiştirecek. Çünkü şirket aynı tarihten itibaren, bugüne kadar sürdürdüğü “önce gelen istediği yere oturur” uygulamasını sonlandırıyor ve yolcularına koltuk numarası vermeye başlıyor. GEREKÇE: YOLCU KONFORU Kararın, hem “daha adil koltuk kullanımı” hem de “yolcu konforu” gerekçesiyle alındığı belirtilse de sosyal medyada şimdiden “ayrımcılık” tartışmalarını alevlendirmiş durumda.

SON DAKİKA HABERLERİ: REUTERS'IN GAZZE TUTUMUNU ELEŞTİREN MUHABİR İSTİFA ETTİ!

SON DAKİKA HABERLERİ: REUTERS'IN GAZZE TUTUMUNU ELEŞTİREN MUHABİR İSTİFA ETTİ!

Kanada'da görev yapan Valerie Zink, sosyal medya platformu X'teki hesabından yaptığı açıklamada, son 8 yıldır Reuters adına çalıştığını ve çektiği fotoğrafların dünyanın tanınmış uluslararası yayın organlarında yer aldığını belirtti. Ancak gelinen noktada Reuters'la ilişkisini sürdürmenin imkansız hale geldiğini vurgulayan Zink, "Reuters'ın Gazze'de 245 gazetecinin sistematik bir şekilde öldürülmesini meşrulaştırma ve buna zemin hazırlama rolü nedeniyle, bu kurumla ilişkimi sürdürmem artık imkansız hale geldi. Filistinli meslektaşlarıma en azından bu kadarını, hatta çok daha fazlasını borçluyum" ifadelerine yer verdi. I can’t in good conscience continue to work for Reuters given their betrayal of journalists in Gaza and culpability in the assassination of 245 our colleagues. pic.twitter.com/WO6tjHqDIU — Valerie Zink (@valeriezink) August 26, 2025 Zink, 10 Ağustos'ta Al Jazeera muhabiri Enes Cemal eş-Şerif ve beraberindekilerin öldürüldüğü saldırının ardından Reuters'ın yaptığı haberlere işaret ederek, "Reuters, İsrail'in eş-Şerif'in Hamas üyesi olduğuna ilişkin herhangi bir temelden yoksun iddialarını yayımlamayı seçti. Reuters gibi medya kuruluşlarının özenle tekrar edip meşrulaştırdığı sayısız yalandan sadece biri. İsrail’in propagandasını sürdürme konusundaki istekliliği, Reuters'ın kendi muhabirlerini bile İsrail’in soykırımından koruyamadı." ifadelerini kullandı. 'BATI MEDYASI MESLEKTAŞLARINI YÜZÜSTÜ BIRAKTI' İsrail'in dün de Gazze'deki Nasır Hastanesindeki saldırıyı haberleştiren gazetecileri aynı yere yapılan ikinci saldırıda öldürdüğünü hatırlatan Zink, İsrail'in bu şekilde gerçekleştirdiği saldırılarda sağlık ekipleri, gazeteciler ve kurtarma görevlilerini hedef aldığının altını çizdi. Batı medyasını bu saldırılara olanak sağlayan koşulları oluşturduğu gerekçesiyle eleştiren Zink, şunları kaydetti: Alıntı Metni Zink, İsrail'in iddialarının gerçekliğini sorgulamadan yayımlayan Batı medyasının gazeteciliğin temel sorumluluklarını terk ettiğini, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, Kore, Vietnam, Afganistan, Yugoslavya ve Ukrayna'da öldürülenden daha fazla gazetecinin Gazze'de öldürülmesini mümkün hale getirdiğini de vurguladı. Eş-Şerif'in Reuters muhabiri olduğu dönemde en önemli gazetecilik ödülü olan Pulitzer'i kazandığını hatırlatan Zink, buna rağmen Reuters'ın onu savunmadığına dikkati çekti. 'BU BASIN KARTINI UTANÇLA TAŞIMAM MÜMKÜN DEĞİL' Reuters'ın eş-Şerif'i İsrail ordusunun hedefinde olduğunu açıklamasına ve bundan haftalar sonra öldürülmesine rağmen savunmadığına işaret eden Zink, şu ifadelere yer verdi: İlginizi Çekebilir "Geçtiğimiz 8 yıl boyunca Reuters'a sunduğum çalışmaları değerli görsem de artık bu basın kartını derin bir utanç ve kederden başka bir duyguyla taşımam mümkün değil. Bugüne kadar yaşamış en cesur ve en iyi gazeteciler olan Gazze'deki muhabirlerin cesaretini ve fedakarlıklarını onurlandırmaya nasıl başlanır bilmiyorum ama bundan sonra sunabileceğim katkıyı bunları düşünerek sunacağım." Kanada'da görev yapan Zink, paylaşımında kestiği Reuters basın kartının fotoğrafına da yer verdi. İsrail Gazze'de hastaneyi havadan vurdu: Çok sayıda ölü var!

Arap ve İslam ülkeleri, İsrail'e karşı yasal adımlar atma ve Filistin devletinin kurulmasını destekleme konusunda fikir birliğine vardı

Arap ve İslam ülkeleri, İsrail'e karşı yasal adımlar atma ve Filistin devletinin kurulmasını destekleme konusunda fikir birliğine vardı

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) dün, İsrail'in Filistin halkına karşı işlediği suçları sürdürmesini önlemek için mümkün olan tüm yasal ve etkili önlemlerin alınmasını, cezasızlığını sona erdirmek için her türlü çabayı desteklemeyi, ihlallerinden ve suçlarından sorumlu tutmayı ve ona yaptırımlar uygulamayı talep etti. Ayrıca, İsrail'e silah, mühimmat ve askeri teçhizatın tedarik, transfer veya transit geçişinin durdurulması, İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerin gözden geçirilmesi ve İsrail aleyhine yasal işlemlerin başlatılması çağrısında bulundu. Cidde'de düzenlenen İİT Olağanüstü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’nda, İsrail'in Gazze Şeridi'ni işgal etme ve tam askeri kontrol altına alma planı ve herhangi bir bahaneyle Filistin halkını yerinden etme amaçlı tüm planları şiddetle kınandı. Konsey, İsrail'in Gazze Şeridi'ni tamamen işgal etme kararını, tehlikeli ve kabul edilemez bir adım ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve barışı tehdit eden yasadışı eylemlerin bir parçası olarak, yasadışı işgali sürdürme ve zorla bir fiili durum dayatma girişimi olarak değerlendirdi. Konsey, İsrail'in işlediği tüm suçların savaş suçu, insanlığa karşı suç ve soykırım niteliğinde olduğunu ve uluslararası ceza hukuku kapsamında hesap sorulması ve yargılanması gerektiğini vurguladı. Konsey, işgalci güç olan İsrail'in, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ve Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) danışma görüşüne ilişkin takip tedbirlerini ihlal ettiğini vurgulayarak, İsrail'in Filistin devletinde işlediği ve işlemeye devam ettiği soykırım suçlarından sorumlu tutulmasını sağlamak için UAD'ın danışma görüşüne ilişkin takip tedbirlerinin alınması gerektiğini belirtti. Konsey, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ni, eylül ayında yapılacak BM Genel Kurulu toplantıları sırasında İsrail'in Filistin halkına yönelik saldırıları konusunda özel bir oturum düzenlemeye çağırdı. Sistematik hedef almanın kınanması Toplantıda, İsrail işgal güçleri tarafından Gazze Şeridi'ndeki sivil altyapının kasıtlı ve sistematik olarak hedef alınması, gıda tedarik zincirlerinin, su tesislerinin ve tıbbi hizmetlerin tahrip edilmesi, bu durumun doğrudan kıtlığın yayılmasına ve bir insani felakete yol açması şiddetle kınandı. Uluslararası hukuka uygun olarak, acil insani yardımın engelsiz bir şekilde ulaştırılabilmesi için tüm askeri operasyonların derhal durdurulması ve kısıtlama veya koşul olmaksızın ablukanın tamamen kaldırılması çağrısında bulunuldu. Nihai açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki soykırım suçlarından ve eşi görülmemiş insani felaketten ve kıtlıktan tam olarak sorumlu olduğu belirtildi. İsrail'e tüm sınır kapılarını açması ve Gazze Şeridi'ne acil ve koşulsuz olarak yeterli insani yardımın engelsiz bir şekilde girmesine izin vermesi, yardım kuruluşlarının hareket özgürlüğünü garanti etmesi ve uluslararası insani hukuk, uluslararası insan hakları hukuku ve ilgili BM kararlarına uyması çağrısında bulunuldu. Toplantıda, Mısır, Katar ve ABD'nin acil ve kapsamlı bir ateşkes sağlanması ve esirlerin takası konusunda anlaşmaya varılmasına yönelik çabalarının desteklendiği belirtildi. Bu, acıları hafifletmek ve İsrail işgalini tamamen sona erdirmek için gerekli bir insani adım olarak değerlendiriliyor. Gazze Şeridi'ndeki saldırı ve yasadışı işgalin konsolidasyonundan bu yana neredeyse iki yıl geçmesine rağmen, İsrail'in arabulucuların ateşkes girişimlerine yanıt vermeyi reddetmesi ve Gazze Şeridi'ndeki suç niteliğindeki askeri operasyonlarını genişletme konusunda ısrarcı olması ve savaşı sona erdirme çağrılarını sürekli olarak görmezden gelmesi kınandı. Bu bağlamda, Filistin tarafının onayladığı son arabuluculuk önerisine İsrail'in yanıt vermeyi reddetmesi de şiddetle kınandı. Söz konusu öneri, rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılması, ateşkesin sağlanması ve Gazze Şeridi'ndeki insani felaket ve kıtlıkla başa çıkmak için uluslararası kuruluşların, özellikle BM kurumlarının gözetiminde acil ve etkili bir şekilde yeterli insani yardımın ulaştırılmasını sağlayacak önemli ve hayati bir anlaşmaya yol açacaktı. Saldırının devamından, sükûnet için atılan adımların kasıtlı olarak göz ardı edilmesinden, bunun sonucunda insani felaketin daha da kötüleşmesinden, rehinelerin ve tutukluların devam eden esaretinden ve sivil halkın temel insani yardımdan mahrum bırakılmasından İsrail sorumlu tutuldu. İsrail'in saldırılarını sürdürmesinin acil bir çözüme ulaşma şansını zedelediği ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını daha fazla riske attığı ifade edildi. Uluslararası topluma, bu politikaları durdurmak ve İsrail'i, daha önce kendisinin ortaya koyduğu önerilere yanıt vermeye zorlamak için yasal, siyasi ve insani sorumluluklarını üstlenmesi çağrısında bulunuldu. İsrail'in eylemlerinin ve yaklaşımının bölgede istikrarsızlığa yol açtığı, kapsamlı barışın temellerini ve fırsatlarını zayıflattığı ve bu konudaki tüm girişimleri ve yaklaşımları etkilediği yinelendi. Uluslararası toplumun sorumluluğu Toplantıda, uluslararası toplumun, Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) kapsamında Gazze Şeridi'nde ilk kez resmen ilan edilen kıtlık ilanına sorumlu bir şekilde yanıt vermesinin önemi ve gerekliliği vurgulandı. Ülkelerin, İsrail işgalinin ablukasına son vermek ve ihtiyaç sahibi Filistin halkına insani yardım ulaştırmak için derhal yasal ve pratik önlemler almaları gerektiği belirtildi. Gazze İnsani Yardım Vakfı da dahil olmak üzere işgale hizmet eden kuruluşların, insani yardımı kısıtlamak veya manipüle etmek için kullanılması kınandı ve bu kuruluşların, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkını aç bırakarak yok etme planının bir parçası olduğu kabul edildi. Bu vakıf ve yöneticileri, soykırım suçunun suç ortakları olarak değerlendirildi. İşgalci İsrail Başbakanı’nın sözde ‘Büyük İsrail vizyonu’ ve iki devletli çözümü baltalamak amacıyla işgal altındaki Filistin topraklarındaki coğrafi ve demografik durumu değiştirmeyi amaçlayan yasadışı İsrail yerleşim planları kınandı. Bunların en sonuncusu, işgal altındaki Kudüs'ün sözde E1 bölgesinde 3 bin 400 yasadışı yerleşim biriminin inşasının onaylanmasıydı. Uluslararası hukuk, BM kararları ve UAD’ın ilgili kararı uyarınca, İsrail'in yasadışı işgali ve sömürgeci yerleşimlerinin sona erdirilmesi için çalışılması gerektiği vurgulandı. Toplantıda ayrıca, Gazze Şeridi'ndeki medya çalışanlarının öldürülmesi şiddetle kınandı ve bunun, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında medya ve medya çalışanlarına karşı sistematik ihlallerinin bir parçası olarak bir savaş suçu ve basın özgürlüğüne yönelik bir saldırı olduğu ifade edildi. İşgal altındaki Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria'da İsrail işgal güçlerinin koruması altındaki aşırılıkçı yerleşimcilerin terörizmi artırma tehlikesine karşı uyarıda bulunularak, yerleşimcileri suçlarından sorumlu tutmak için gerekli adımların atılması gerektiği vurgulandı. Bu adımlar arasında yerleşimcilere yaptırımlar uygulanması, terör listelerine alınmaları ve yargılanmaları da yer alıyor. Toplantıda alınan kararlarda, Filistin Yönetimi’nin işgal altındaki tüm Filistin topraklarında yönetim ve güvenlik konusunda tam sorumluluk üstlenmesi gerektiği vurgulanırken, bu konuda İİT üyesi ülkeler ve uluslararası toplumdan tam destek alınması gerektiği vurgulandı. Uluslararası topluma, İsrail işgal güçlerini, yasadışı olarak elinde tuttuğu Filistin vergi gelirlerini derhal ve tamamen serbest bırakmaya zorlaması çağrısında bulunuldu. Toplantıda, 28-30 Temmuz tarihleri arasında Suudi Arabistan ve Fransa başkanlığında New York'ta düzenlenen Filistin sorununun barışçıl çözümü ve iki devletli çözümün uygulanması konulu üst düzey konferansın sonuçlarının uygulanması ve Gazze Şeridi'ndeki savaşı sona erdirmek için bir takvim içinde nihai belgede yer alan acil uygulama tedbirlerinin uygulanması gerektiği yinelendi. Konferans başkanları ve çalışma gruplarının başkanları tarafından sunulan Filistin sorununun barışçıl çözümü ve iki devletli çözümün uygulanmasına ilişkin New York Deklarasyonu ve eklerinin kabul edilmesi için ülkelere çağrıda bulunuldu. Her türlü yerinden etme planı kategorik olarak reddedildi İİT Olağanüstü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’nda, Gazze Şeridi dahil Filistin içinde veya dışında Filistin halkının herhangi bir şekilde yerinden edilmesine veya demografik yapısının değiştirilmesine yönelik her türlü çağrı, plan veya politika reddedildi. Tüm ülkeler, İsrail'in yerinden etme planlarına doğrudan veya dolaylı olarak iş birliği yapmamaları konusunda uyarıldı. Zira bu tür bir iş birliği uluslararası insani hukukun ciddi bir ihlali anlamına gelecektir. İsrail'in uluslararası hukuku ve uluslararası insani hukuku açıkça ihlal ederek işlediği tüm suç ve ihlallerden derhal sorumlu tutulması ve yasadışı İsrail işgaline son verilmesi talep edildi. İşgal altındaki Filistin topraklarındaki kutsal mekanlara, özellikle de işgal altındaki Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa ve El Halil'deki İbrahim Camii'ne yönelik sistematik İsrail saldırıları şiddetle kınandı ve bu kutsal mekanlardaki yasal ve tarihi statükonun korunması gerektiği vurgulandı. Toplantıda, Ürdün'ün çabaları ve Kral 2. Abdullah'ın Kudüs şehrini ve buradaki İslam ve Hristiyan kutsal mekanlarını savunma, koruma ve muhafaza etmedeki rolü vurgulandı. Ayrıca, İsrail'in şehrin Arap İslam ve Hristiyan kimliğini değiştirmeye yönelik ihlalleri ve yasadışı önlemleri karşısında Filistinli sakinlerinin topraklarında dirençlerini destekleme konusundaki rolüne de değinildi. 9 Temmuz'da Dakar'da düzenlenen Kudüs Sorunu Uluslararası Konferansı'nın sonuçları ve özellikle de devletlerin, uluslararası sivil toplumun ve akademik çevrelerin, kutsal şehrin kültürel, dini ve demografik boyutlarını korumak için tüm yasal ve siyasi araçlarla savunuculuk ve çalışmaları güçlendirmek üzere harekete geçmeleri memnuniyetle karşılandı. Filistin halkına destek ve yardım Toplantıda, tüm ülkeler, Filistin halkına daha fazla destek ve insani yardım sağlamaya çağrıldı ve işgal altındaki Filistin topraklarında çalışan uluslararası insani yardım kuruluşları ve BM kurumlarının rolü övüldü. Cezayir'in, Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun liderliğinde, BM Güvenlik Konseyi dönem başkanlığı çerçevesinde, genel olarak İslami meseleleri ve özel olarak Filistin davasını desteklemek için attığı somut ve takdir edilen adımların desteklendiği ifade edildi. Toplantıda, BM Güvenlik Konseyi üyesi olan İİT üye devletleri, Güvenlik Konseyi içinde acilen harekete geçerek Güvenlik Konseyi’ni BM Şartı kapsamındaki sorumluluklarını yerine getirmeye zorlamaya çağrıldı. Bu, İsrail'in Gazze Şeridi'nin tamamını askeri işgal altında tutma yönündeki yasadışı planlarını durdurmak, bölgede devam eden soykırımı sona erdirmek ve insani yardıma acil ve sürekli erişimi sağlamak için acil ve somut önlemler alınarak gerçekleştirilebilir. Diğer yandan Pakistan'ın, BM Güvenlik Konseyi'nin geçici üyesi olarak Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı, adalet ve güvenlik sağlanması ve İslam ülkelerinin birliğinin güçlendirilmesi için destek toplamaya yönelik çabaları da memnuniyetle karşılandı. BM Güvenlik Konseyi, İsrail işgalinin bölgede adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışın sağlanma şansını baltalamayı amaçlayan acımasız saldırılarını ve ihlallerini durdurmak için acil önlemler almaya, yasadışı İsrail işgaline son vermek için çalışmaya ve işgalci güç İsrail'in uluslararası hukuku ve uluslararası insancıl hukuku açıkça ihlal ederek işlediği tüm suç ve ihlallerden derhal hesap sormaya çağrıldı. Ayrıca, tüm devletler, işgalci güç olan İsrail'in Filistin halkına karşı işlediği suçları sürdürmesini önlemek için mümkün olan tüm yasal ve etkili önlemleri almaya çağrıldı. İİT üye devletlerine ve UCM Roma Statüsü taraflarına, Filistin halkına karşı suç işleyenlere yönelik UCM'nin 21 Kasım 2024 tarihinde çıkardığı tutuklama emirlerinin uygulanmasını desteklemek için iç hukuk çerçeveleri dahilinde mümkün olan tüm önlemleri almaları görevi verildi. Üye devletlere, işgalci güç olarak İsrail'in, UAD'ın 26 Ocak 2024 tarihinde ‘Gazze Şeridi'nde Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme'nin Uygulanması’ davasında verdiği geçici tedbirlere uymasını sağlamak için diplomatik, siyasi ve hukuki çabalar sarf etmeleri çağrısında bulunuldu. Ayrıca, İsrail'in üyelik koşullarını açıkça ihlal etmesi ve BM kararlarını defalarca ihlal etmesi nedeniyle, İsrail'in üyeliğinin BM Şartı ile uyumluluğunun daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve İsrail'in BM üyeliğinin askıya alınması için koordineli bir eylem çağrısında bulunuldu. Toplantıda, İsrail işgal hapishanelerinde Filistinli tutukluların maruz kaldığı zorla kaybedilme, infaz, istismar, işkence ve tüm ihlaller kınandı. Uluslararası topluma, özellikle de BM Güvenlik Konseyi, Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve UCM’ye, işgal makamlarına baskı uygulayarak gözaltında tuttukları Filistinlilerin akıbetinin açıklanması, derhal serbest bırakılmalarını sağlamak için çalışılması ve onların korunmasının sağlanması çağrısında bulunuldu. Ayrıca, Filistinli tutuklulara karşı işlenen tüm İsrail suçları ve ihlallerine ilişkin bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yapılması ve İsrailli suçluların yargılanarak hesap vermelerinin sağlanması çağrısında bulunuldu. Filistin halkının işgal, saldırı, her türlü yerinden edilme ve İsrail işgalinin sistematik yıkım suçlarından uluslararası koruma altına alınması gerektiği çağrısı yinelendi. Bu, uluslararası hukuka ve BM Şartı'nın amaçlarına ve ilgili kararlarına uygun olup, Filistin halkının haklı davasını ortadan kaldırma girişimlerine karşı durmak içindir. BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları İnsan Hakları Özel Raportörü’nün bağımsız ve tarafsız çalışmaları övgüyle karşılandı ve desteklendi. Onun görevinin insan hakları ilkelerinin ve uluslararası insani hukukun korunması için son derece önemli olduğu yinelendi. Toplantıda, BM Genel Kurulu'nun yetkisi temelinde 6 Mart 2025 tarihinde Cenevre'de yapılması planlanan Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'ne Taraf Devletler Konferansı'nın iptal edilmesinden duyulan güçlü memnuniyetsizlik de ifade edildi. Toplantıda, İsrail'in Gazze Şeridi'ni işgal etme ve tam kontrol altına alma kararını reddeden uluslararası tutumlar memnuniyetle karşılandı. Ayrıca, İsrailli yerleşimcilere ve yerleşim yerlerine karşı cezai tedbirler, yasalar ve adımlar atan ülkelerin kararları da memnuniyetle karşılandı. Filistin devletini tanıyan veya 2025 yılının Eylül ayında tanıyacağını ilan eden ülkelerin tutum ve kararları büyük takdirle karşılandı. Filistin devletini henüz tanımayan diğer ülkeler, Filistin devletini tanımaya çağrıldı. Ayrıca, İİT ve Arap Birliği’nin, Gazze Şeridi'ne yönelik İsrail saldırganlığına son vermek, İsrail'in Filistin devletini işgaline ve yerleşimlerine son vermek için baskı uygulamak, iki devletli çözümü uygulamak ve uluslararası hukuk ve BM kararlarına uygun olarak kalıcı ve kapsamlı bir barış sağlamak için uluslararası toplumun sorumluluğunu harekete geçirme çabaları övüldü. Uluslararası hukuk ve BM kararlarına uygun olarak, bu konudaki çabaların sürdürülmesi çağrısında bulunuldu. Adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışın ancak İsrail'in sömürgeci işgalinin sona erdirilmesi, uluslararası hukuk ilkeleri, ilgili BM kararları ve Arap Barış Girişimi'ne uygun olarak, başkenti Doğu Kudüs'ü olan 4 Haziran 1967 sınırları içinde bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasının sağlanmasına dayanan iki devletli çözümün uygulanmasıyla sağlanabileceği ifade edildi. Olağanüstü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’nda İİT Genel Sekreteri bu kararın uygulanmasını takip etmek ve bir sonraki İİT Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısına bu konuda bir rapor sunmakla görevlendirdi. Toplantıda, Filistin davasının tüm İslam dünyası için merkezi önemine ve Filistin halkının vazgeçilmez haklarına, özellikle de kendi kaderini tayin hakkı, Filistinli mültecilerin geri dönüşü ve bağımsızlık hakkı ile bağımsız bir Filistin devleti kurulması hakkına verilen destek yinelendi. *İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın İsrail Filistin İİT Olağanüstü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’nda barışa giden yolun anahtarının iki devletli çözüm olduğu ifade edildi Salı, Ağustos 26, 2025 - 14:15 Main image: <p>İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Olağanüstü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı’ndan (SPA)</p> Dünya Type: news SEO Title: Arap ve İslam ülkeleri, İsrail'e karşı yasal adımlar atma ve Filistin devletinin kurulmasını destekleme konusunda fikir birliğine vardı copyright Independentturkish: