İlk yarışa iki hafta kala Red Bull'da şok ayrılık

İlk yarışa iki hafta kala Red Bull'da şok ayrılık

Red Bull , F1 baş tasarımcısı Craig Skinner'ın takımdan ayrılmasıyla sezon başında büyük bir darbe aldı. Skinner, Red Bull'un eski tasarım dehası ve artık Aston Martin'in takım patronu olan Adrian Newey'yle yakın çalışmıştı. Ancak Milton Keynes merkezli ekip, 20 yıldır çalıştığı Skinner'ın ayrılışını doğruladı. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Diğer ayrılıklarla doğrudan bağlantılı olmasa da Skinner son yıllarda takımdan ayrılan çok sayıdaki önemli çalışanın sonuncusu. Christian Horner, Newey'nin ayrılışını açıklamasından bir yıl sonra, geçen yaz F1 CEO'luğu görevinden alınmıştı. Eski sportif direktör Jonathan Wheatley ve baş stratejist Will Courtenay de sırasıyla Audi ve McLaren'a geçmişti. Buna rağmen Max Verstappen 2024'te üst üste 4. dünya şampiyonluğunu kazanmış ve geçen yılki pilotlar şampiyonluğunu sadece iki puanla kaçırmıştı. Red Bull ayrıca Ford'la birlikte kendi motorlarını ürettikleri ilk yılda etkileyici bir sezon öncesi performansı sergiledi. Skinner, 2006'da Newey'yle aynı dönemde Red Bull'a katılmış ve başlangıçta CFD (hesaplamalı akışkanlar dinamiği) mühendisi olarak çalıştıktan sonra aerodinamikle ilgili çeşitli görevlerde yükselmişti. 4 yıl aerodinamik şefi olarak görev yaptıktan sonra 2022'de baş tasarımcı olmuş, Newey ve teknik direktör Pierre Wache'la birlikte Red Bull'un rakiplerinden bir sınıf üstün olduğu yer etkisi dönemine ait araçlar üzerinde yakın çalışmıştı. 2023'te biri hariç tüm yarışları kazanmışlardı. Ancak son zamanlardaki sansasyonel ayrılıklara rağmen bu yılki RB22 aracı, geçen hafta Bahreyn'deki testte üstün düzlük hızıyla sezon öncesinde umut vaat etti. Ancak vaatlerine rağmen, Max Verstappen bu yeni nesil araçları eleştirerek, enerji dağıtımına odaklanmaları nedeniyle onları "yarış karşıtı" ve "steroidli Formula E gibi" diye niteledi. Sezon öncesi son testler bu hafta (18-20 Şubat) Bahreyn'de yapılacak, ardından 8 Mart'ta Melbourne'de sezonun açılış yarışı olan Avustralya Grand Prix'si düzenlenecek. *İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. independent.co.uk/f1 Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal çeviri formula 1 red bull 20 yıldır Red Bull'da görev yapan Craig Skinner, Milton Keynes merkezli ekipten ayrıldı Kieran Jackson Salı, Şubat 17, 2026 - 15:30 Main image: <p>(Reuters)</p> Spor related nodes: 25 yaşında tenisi bırakan Avustralyalı, ırkçılığa işaret etti Anthony Joshua'nın trafik kazası, Tyson Fury'yi boksa döndürmüş Manchester United taraftarı saçını yine kesemedi Label: ÇEVİRİ Type: news SEO Title: İlk yarışa iki hafta kala Red Bull'da şok ayrılık copyright Independentturkish: original url: https://www.independent.co.uk/f1/red-bull-f1-2026-season-chief-designer-craig-skinner-b2921799.html

MİT Başkanı Kalın: Ülkemizi hedef alan casusluk girişimleri akamete uğratılmıştır

MİT Başkanı Kalın: Ülkemizi hedef alan casusluk girişimleri akamete uğratılmıştır

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) 2025 yılı faaliyet raporu yayımlandı. Raporda görüşlerine yer verilen MİT Başkanı İbrahim Kalın, teşkilatın milli güvenliği ilgilendiren her alanda ülkenin stratejik çıkarlarını gözeterek kritik görevler yerine getirdiğini bildirdi. Türkiye'yi hedef alan casusluk girişimlerinin akamete uğratıldığını vurgulayan Kalın, şunları kaydetti: Ülkemizin ve milletimizin güvenliği ve huzuru için “Vatan İçin Her An Her Yerde” şiarıyla çalışan teşkilatımız; 2025 yılı boyunca yasal yetkileri ve sorumlulukları çerçevesinde, çatışma bölgeleri başta olmak üzere milli güvenliğimizi ilgilendiren her alanda ülkemizin stratejik çıkarlarını gözeterek kritik görevler yerine getirmiş, istihbarat diplomasisini aktif şekilde kullanarak dış istihbaratta etkinliğini artırmış, farklı terör örgütleri ile mücadelesini eş zamanlı sürdürmüş, ülkemizi hedef alan casusluk girişimlerini deşifre ederek akamete uğratmıştır. Hasım ülkelerin istihbarat servisleri, söz konusu servislerle ilişkili uluslararası organizasyonlar ve taşeron kurum/kuruluşlarca ülkemiz aleyhinde yürütülen istihbarat çalışmalarının tespitine yönelik çalışan teşkilatımız, 2025 yılında da casusluk faaliyetlerinin akamete uğratılmasını ve ajan ağlarının deşifre edilmesini sağlamıştır. Independent Türkçe MİT İBRAHİM KALIN Kalın, "Teşkilâtımız, 2025 yılında da casusluk faaliyetlerinin akamete uğratılmasını ve ajan ağlarının deşifre edilmesini sağlamıştır" dedi Salı, Şubat 17, 2026 - 15:30 Main image: <p>Fotoğraf: AA</p> Haber Type: news SEO Title: MİT Başkanı Kalın: Ülkemizi hedef alan casusluk girişimleri akamete uğratılmıştır copyright Independentturkish:

TOKİ Konya kura sonuçları

TOKİ Konya kura sonuçları

TOKİ’nin 500 bin Sosyal Konut Projesi kapsamında Konya’da 15 bin 200 konut için kura çekimi 17 Şubat 2026 Salı 11:30’da noter huzurunda yapıldı. Kuranın ardından asil ve yedek listeler, T.C. kimlik numarasıyla resmi sorgu ekranlarından kontrol edilebilecek. Kurada çıkan ya da çıkmayan vatandaşların yapması gereken her şey detaylı şekilde haberimizde…

Epstein'den Filistin'e iki adanın öyküsü

Epstein'den Filistin'e iki adanın öyküsü

Epstein'in adasından Filistin'e, bugün dünya benzeri görülmemiş bir ahlaki şokla karşı karşıya bulunuyor. Şok sadece cinsel eylemlerin ayrıntılarında veya kurban sayısında değil, aynı zamanda özellikle çocuklara yönelik organize bir küçük düşürme ve insanlığı aşağılama yapısının meydana çıkmasında da yatıyor. Epstein'in adasında yaşananlar istisnai bir olay değil, Batı modernliğinin bedeninde iltihaplı yaralar gibi görünen eski bir salgının patlamasıdır. Hiç tereddüt etmeden ele alınması gereken soru şudur: Epstein skandalından sonra Batı'da ahlaki bilinç, 19. yüzyıldaki ve öncesindeki köle pazarları şokundan sonra olduğu gibi gelişecek mi, yoksa medyadaki gürültü eski bir pazar için sadece yeni bir kamuflaj mı? Epstein adası yeni değil; ondan önce Saint-Domingue (günümüz Haiti'si) vardı ve iki ada arasındaki mesafe coğrafi değil, en derin anlamıyla ahlakidir. Özel jetleri, reşit olmayan kızların kıyafetleri ve köleci eyaletlerden gelen yeni efendileriyle (Bill Clinton'ın memleketi olan Arkansas gibi) yeni köle pazarı, zincirleri ve prangalarıyla aynı eski pazardır. Clinton'ın yaşadığı Little Rock'taki köle pazarları 19. yüzyılın sonuna kadar devam etti. 1990'larda Arkansas'ı ziyaret ettiğimde, beyazlar, bu tür ayrımcılığı yasaklayan yasaya rağmen, siyahlarla yemek yemiyorlardı. Restoranları “özel kulüpler” diye adlandırarak bu yasayı atlatıyorlardı. Dolayısıyla, ırkçılık ve kölelik Clinton'ın hayatından çok uzak değil. Köle pazarının sahneleri duvarları, aracıları ve müşterileri değişti. Sömürgecilik ve işgal, köle pazarının meşru mirasçılarıdır: Epstein, reşit olmayan kızlara işkence ederken Filistin haritalarına hayran değil miydi? Epstein, Gazze’deki tünellerle ilgileniyordu, çünkü aynı tünelleri kendi adasında da inşa etmişti; işgale direnmek için değil, kendisinden daha zayıf olanlara işkence etmek için. 19. yüzyılda Sultan Barkaş'ın emriyle Zanzibar'daki köle pazarı kapatıldığında, bu sadece idari bir karar değil, kız ve erkek çocuklarını meydanlarda sergilemenin ve bedenlerini mal gibi incelemenin o dönemin ahlakıyla bağdaşmadığının geç de olsa kabul edilmesiydi. Buna rağmen pazar, insan vicdanının aniden uyanması nedeniyle değil, toplumun hem kendi gözünde hem de dünyanın gözünde artık dayanılmaz, pazarlanamaz ve haklı gösterilemez bir imaja sahip olması nedeniyle kapatıldı. Fransız kolonisi olan ve daha sonra Haiti olacak Saint-Domingue'de, Fransız Devrimi'nin sloganları olan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ile şeker kamışı tarlalarında köle olarak ezilen milyonlarca insanın gerçekliği arasında ahlaki bir çelişki patlak vermişti. Orada, Toussaint Louverture adı bu sisteme karşı bir isyan sembolü olarak ortaya çıktı ve bazı toplumların uzun ahlaki tartışmalara ayıracak lüksü olmadığını, soruların kaçınılmaz olarak devrime yol açtığını teyit etti. Her iki durumda da sorun sadece köleliğin varlığı değil, toplumun insanları tüketim için ham madde olarak görmeyi kabul etmesiydi. Ve bu, bugün Epstein ile ilgili meselenin de özüdür. Özel Karayip adasını çocuk istismarı için kapalı bir alana dönüştüren nedir? Bu sadece bireysel sapkınlık değil; görünmez bir koruma ağı, siyasi nüfuz, uluslararası para, kurumsal sessizlik ve suçu insanlığa karşı sistemik bir suçtan ziyade kişisel bir skandal olarak ele alan bir medyadır. Burada soru daha da keskinleşiyor: Epstein münferit bir vaka mı? Yoksa eski bir köle pazarının duvarlarını yeni müşteriler ve yumuşak, modern bir söylemle yeniden inşa eden bir köle tüccarı mı? Eski tarz kölelik aleniydi; bir köle tüccarı, bir pazar yeri ve bir müzayede vardı. Modern kölelik gölgelerde işliyor; paravan şirketler, diplomatik kurumlar, uluslararası konferanslar ve skandal ortaya çıkana kadar kanunların uzanamadığı özel adalar. Suçun kendisinden daha tehlikeli olan şey, anlatılma biçimidir. Batı medyası Epstein davasını kişisel bir dram olarak sundu; zengin bir sapkın, karanlık ilişkiler ağı ve yıllar sonra konuşan mağdurlar. Peki, derin ahlaki tartışma nerede? Onun onlarca yıl boyunca cezasız kalmasına izin veren yapıya dair sorgulama nerede? Ve toplumdan, acıyı televizyon tüketimi için bir meta haline getirme konusundaki doymak bilmez iştahı sebebiyle hesap sorma nerede? İşte tam da burada, Epstein'ın adasından Filistin'e geçiş, retorik bir sıçrama değil, ahlaki bir zorunluluk haline geliyor. Çünkü pazar mantığı, biçimi değişse bile aynıdır. İsrail'de ve Filistin'deki işgal gerçeği altında, çocuklar hapsediliyor, kapalı odalarda sorgulanıyor, en temel insan haklarından mahrum bırakılıyor ve İsrail askerleri tarafından saldırıya uğruyor; Bill Clinton ve ortaklarının vicdanı ise rahatsız olmuyor. Araçlar farklı olabilir ve siyasi bağlam değişebilir, ancak eylemin özü aynıdır; savunmasız insanı, özellikle de çocukları, bir kontrol, aşağılama ve irade kırma nesnesine dönüştürmek. Sormamız gereken şok edici soru şudur: Filistin'deki işgal altında kapalı hapishanelerin, zorla sorgulamaların ve çocukluğun çalınmasının mantığı, Epstein adasında yaşananlarla özünde aynı değil mi? Aralarındaki tek fark, hukuk dilinde gizli, gücün diğerinin bedenine ve özgürlüğüne sahip olduğu derin yapıda değil. Burada, Batı modernliği kendi aynasının önünde çıplak ve yalın bir şekilde görünüyor. Bir yandan, insan hakları, çocuk koruma ve bireysel onur üzerine küresel bir söylem, öte yandan, gizli hapishanelerde, işgal altındaki topraklarda ve uluslararası seks ticareti ağlarında tekrarlanan aşağılama kalıplarına ilişkin uzun süreli bir sessizlik söz konusu. Epstein davasının tetiklediği şok, sembolik anı itibariyle, Zanzibar pazarının kapatılması veya Saint-Domingue devriminin tetiklediği şoka benziyor. Ancak temel bir açıdan farklılık gösteriyor: 19. yüzyılda, soru açıkça tanımlanmış bir ekonomik yapı içinde ortaya atılmıştı. Bugün, insan ticaretinin yeni pazarı dağıtılmış, ağ şeklinde ve bireysel özgürlük, açık seyahat ve sınır ötesi ilişkiler sloganlarının ardında gizlenmiş durumda. Son ve en acı verici soru şu: Televizyonda skandalların tartışılması gerçekten de pazarın ahlaki olarak yıkılması mı, yoksa sadece pazarın ücretsiz tanıtımı mı? Yayıncıların etik bağlamdan yoksun bir şekilde ayrıntıları sunmaları, bu iğrenç uygulamaların modern bir şekilde teşvik edilmesi mi, yoksa ahlaki bir hesaplaşma mı? Suçluları koruyan sistemlerden hesap sorulmaması ve bu hesap sorma yerine önemsiz açıklamalarla yetinilmesi, yeni bir medya manipülasyonu biçimi mi? Ve medyanın bu suçları Filistin işgali gibi insan üzerinde daha geniş kontrol biçimleriyle ilişkilendirmekten kaçınması, eski köle pazarını yıkmak ve içindekileri ortaya çıkarmak yerine koruma ve sürdürme arzusu mu? Bu analizde Epstein istisnai bir şeytan değil. Uzun bir zincirin halkası; gelişen bir pazarda bir satıcı, bedenlere sahip olmaya, sessizliğin satın alınmasına ve insanların “kullanılabilir” varlıklara indirgenmesine dayalı gizli ekonomide bir aracı. Zanzibar'dan Saint-Domingue, Epstein adası ve Filistinli çocuklara kadar aynı soru tekrarlanıyor, ancak yeni maskelerle: Dünya, aynada kendisini gördüğünde ahlaki olarak kendini yeniden tanımlama cesaretine sahip mi? Yoksa bir kez daha, bir pazarı kapatıp diğerlerinin karanlıkta değil, göğüslerimizdeki kalpleri kör eden mavi ekranlarda faaliyet göstermesine izin vermekle mi yetinecek? *Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Şarku'l Avsat epstein ada Filistin ÖYKÜ Memun Fendi Salı, Şubat 17, 2026 - 15:30 Main image: <p>Fotoğraf: AA</p> DÜNYADAN SESLER Type: news SEO Title: Epstein'den Filistin'e iki adanın öyküsü copyright Independentturkish:

Zonguldak'ta maden şehitlerine veda! Geriye kalan hikayeler yürekleri dağladı

Zonguldak'ta maden şehitlerine veda! Geriye kalan hikayeler yürekleri dağladı

Zonguldak'taki maden ocağında meydana gelen göçükte yaşamını yitiren Ziya Kiret ve Veysel Oruçoğlu, gözyaşları arasında son yolculuklarına uğurlandı. Faciadan geriye kalan hikayeler ise yürek dağladı. 60 yaşındaki Ziya Kiret'in, emekli olmasına rağmen üniversite öğrencisi kızının eğitim masrafları için hala işçi olarak çalıştığı ortaya çıktı.

UKON: Ramazanda kırmızı et arzında sıkıntı yaşanması beklenmiyor

UKON: Ramazanda kırmızı et arzında sıkıntı yaşanması beklenmiyor

Ulusal Kırmızı Et Konseyi (UKON) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hacıince, ramazan süresince kırmızı et arzında sorun beklemediklerini açıkladı. "Et ve Süt Kurumunun (ESK), fiyat istikrarının korunması, arz güvenliğinin sağlanması ve vatandaşlarımızın temel gıda ürünlerine uygun fiyatla erişiminin temin edilmesi amacıyla aylar öncesinden gerekli planlamalarını yaptığını görmekteyiz." ifadesini kullandı.