‘Komşu Anne’ projesi sosyal devletin çöküşü

‘Komşu Anne’ projesi sosyal devletin çöküşü

Özlem YAVUZ* 2025-2026 eğitim-öğretim yılı başında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı tarafından başlatılan “Komşu Anne” projesi, ilk bakışta kadın istihdamını desteklemek ve çocuk bakımını kolaylaştırmak iddiasıyla kamuoyuna sunulmuştur. Ancak bu proje, pedagojik olarak sorunlu, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından geri adım niteliğinde, sosyal devlet ilkesini ortadan kaldıran ve kadın emeğini güvencesizleştiren bir uygulamadır. Beş günlük bir eğitim süreciyle hiç kimse pedegojik formasyona ve yeterliliğe sahip olamaz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın asli görevi, her çocuğa nitelikli, laik, bilimsel ve kamusal eğitim olanakları sunmaktır. Fakat “Komşu Anne” modeliyle Bakanlık, kendi görevini yerine getirmek yerine çocukları evlere, pedagojik niteliği olmayan bakım ortamlarına yönlendirmektedir. Çocukların gelişiminde kritik öneme sahip olan sosyalleşme, yaşıtlarıyla bir arada olma, pedagojik uzmanlıkla desteklenme gibi temel hakları, bu projeyle yok sayılmaktadır. Çocuğun güvenliği, gelişimi ve geleceği, bir bakanlığın asli görevinden feragat etmesi nedeniyle piyasanın ve bireysel koşulların insafına bırakılmaktadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ise, kadınların işgücüne katılımını artırmak bahanesiyle bu projeyi “fırsat” olarak sunmaktadır. Oysa kadınlar bu sistemle, güvencesiz, düşük ücretli, sosyal haklardan mahrum ve ev içi rollerine hapsedilmiş bir emek biçimine mahkûm edilmektedir. Kadın emeği, devletin asli görevini üstlenmek yerine araçsallaştırılmakta toplumsal cinsiyet eşitsizliği daha da derinleştirilmektedir. Kadınların istihdamı değil, ev içine kapanması teşvik edilmektedir. ∗∗∗ Her iki bakanlığın ortaklaşa yürüttüğü bu proje, sosyal devletin en temel görevlerinden biri olan kamusal kreş hizmetini ortadan kaldırmaktadır. Çocuk bakımı kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp bireylerin “komşu annelerden” satın almak zorunda kalacağı bir hizmete dönüştürülmektedir. Bu yalnızca bir sosyal politika sorunu değildir. Aynı zamanda kadın emeğinin ucuzlatılması, çocuk haklarının yok sayılması ve devletin sorumluluklarını ideolojik tercihler uğruna terk etmesidir. Üstelik bu sistem, laik ve bilimsel eğitim hakkını da doğrudan tehdit etmektedir. Çocukların evlere yönlendirilmesi, cemaat ve tarikatların etkinlik alanını genişletme ve çocuklarımızı daha korunmasız hale getirmektedir. Laikliğin zayıflatılması, yalnızca kadınların değil, tüm toplumun eşitlik ve özgürlük mücadelesine doğrudan darbe vurmaktadır. Oysa biz biliyoruz ki Çocuk bakımı yalnızca kadınların değil, ebeveynlerin ortak sorumluluğudur. Çocuk yetiştirmek, toplumsal bir sorumluluktur ve kamusal politikalarla desteklenmelidir. Kadınların üzerine yıkılan bu görünmez yük, onların çalışma yaşamına katılımını, ekonomik bağımsızlığını ve toplumsal hayattaki varlığını engellemektedir. Devletin görevi, bu yükü kadınların sırtına bırakmak değil kamusal, ücretsiz ve nitelikli kreşlerle ebeveynlerin sorumluluğunu paylaşmaktır. Kadın emeğini ucuz işgücü olarak gören, çocukların kamusal eğitim hakkını gasp eden bu anlayış, aynı zamanda laikliği ve eşit yurttaşlığı da hedef almaktadır. Yıllardır KESK’li kadınlar olarak “her mahalleye ücretsiz, kamusal kreş” derken, hükümet bizlere gerici, güvencesiz ve piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillenen çözümler dayatmaktadır. Kadınların talepleri yok sayılmaktadır. ∗∗∗ KESK içerisinde yıllardır bu tabloya karşı alternatifimizi söyledik. “Her işyerine ücretsiz, nitelikli, kamusal kreş” kampanyası bunun en somut örneğidir. Kadınların istihdama katılabilmesi, çocukların eşit, laik ve bilimsel eğitim hakkına kavuşabilmesi için yıllardır talebimiz nettir. Kamusal kreşler, kadınların sırtına yıkılan bakım yükünü hafifletir, çocuklara nitelikli eğitim sağlar ve eşit bir toplumsal yaşamın önünü açar. Bu talep yıllardır hem kamu emekçisi kadınların hem de tüm emekçilerindir. Milli Eğitim Bakanlığı, görevi gereği her çocuğa nitelikli kamusal eğitim ve erken yaşta kamusal kreş hakkı sağlamakla yükümlüdür. Ancak bu proje ile Bakanlık, sorumluluklarını yerine getirmekten vazgeçmekte, çocukları pedagojik niteliği olmayan evlere yönlendirmektedir. Bu, laik ve bilimsel eğitimin, kamusal kreş talebinin ve sosyal devletin tasfiyesidir. Çocuklar, yaşıtlarıyla birlikte büyüme ve sosyalleşme hakkından, güvenli ve uzmanlaşmış bakım olanaklarından koparılmaktadır. Biz kadınlar biliyoruz ki, kadın emeğini ucuz iş gücü olarak gören, çocukları kamusal eğitimden mahrum eden her politika, aynı zamanda laikliği, eşitlik ve kadın özgürlüğünü de hedef alır. Bugün “Komşu Anne” adıyla sunulan bu proje, yarın cemaat ve tarikatlara yeni alanlar açacak, çocuklarımızı evlere, kadınlarımızı ise ev içi güvencesiz işlere mahkûm edecektir. Çocuklarımızı evlere değil, kamusal kreşlere emanet etmek, kadın emeğini güvencesizliğe değil, eşitlikçi ve güvenceli alanlara taşımak için mücadelemizi sürdüreceğiz. Mücadelemiz boyunca olduğu gibi bugün de, kadınların ve emekçilerin kazanımlarını siyasal hesaplara ve piyasanın ihtiyaçlarına kurban ettirmeyeceğiz ve bu projenin derhal geri çekilmesi için her iki bakanlığı gerçek görevlerini yapamaya davet ediyoruz. *Eğitim Sen Antalya Şube Kadın Sekreteri

Evrensel’e saldırıda tahliye talebine ret

Evrensel’e saldırıda tahliye talebine ret

Haber Merkezi Evrensel Gazetesi’nin İzmir bürosuna silahla saldıran sanık İsa Can Biler’in tahliye talebi, “kaçma şüphesi ve deliller toplanmadığı” gerekçesiyle reddedildi. Biler’i olay yerine getiren İbrahim Halil Yapıcı serbest bırakıldı. Evrensel’in haberine göre savcı, sanık Biler’in başvurusunun reddini talep etti. Başvuruyu değerlendiren mahkeme verdiği kararda, “Şüpheliye yükletilen suçun niteliği, kanıtların henüz toplanmamış olması, kaçma şüphesinin varlığı ve adli kontrolün yetersiz kalmasına göre tutuklama nedenlerinde bir değişiklik olmaması” gerekçeleriyle tahliye talebini reddederek Biler’in tutukluluğunun devamına karar verdi. Biler’in kaçma ve kanıtları karartma şüphesi olmasına rağmen onu olay yerine getiren şüpheli İbrahim Halil Yapıcı ise serbest bırakıldı. Saldırının ardından yakalanarak gözaltına alınan Yapıcı bir gün bile gözaltında tutulmadan adli kontrol ile serbest bırakılmıştı.

‘Barışçıl protesto sınır dışı gerekçesi olamaz’

‘Barışçıl protesto sınır dışı gerekçesi olamaz’

Haber Merkezi İstanbul Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Nana Babazade’nin, katıldığı yemekhane eylemleri gerekçe gösterilerek sınır dışı edilmek istenmesine karşı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenlendi. Nana’ya Özgürlük İnisiyatifi adına açıklamada konuşan Maral Çölekoğlu, Babazade’nin Arnavutköy Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) tutulduğunu anımsatarak "Herhangi bir suç delili olmamasına rağmen, bu barışçıl protesto sınır dışı edilme nedeni sayılmıştır. Nana’nın alıkonmasının asıl sebebi, devletin baskı ve kontrolüne boyun eğmeyi reddetmesidir. İktidar, hak mücadelesi yürüten yoldaşlarımızı sindirmek için göçmen öğrencilerin yasal hakkı olan oturum izinlerini bir tehdit ve baskı aracına dönüştürmektedir. Bu uygulama insanlık dışıdır ve asla kabul edilemez. İfade özgürlüğü, eğitim hakkı ve yaşam hakkı temel haklardır” dedi. Çölekoğlu, taleplerini şöyle sıraladı: • Nana hakkında yürütülen sınır dışı işlemleri derhal durdurulmalıdır. • Serbest bırakılmalı ve güvenliği sağlanmalıdır. • Avukatıyla kesintisiz görüşme hakkı, vegan beslenme ve hijyen hakkı ve sağlık hizmetlerine erişimi garanti altına alınmalıdır. • Uluslararası koruma başvurusu yapabilmesi için gerekli süreçler işletilmelidir."

‘Alevilerin inancından derhal ellerinizi çekin’

‘Alevilerin inancından derhal ellerinizi çekin’

Alevi-Bektaşi Federasyonu (ABF) üyeleri, 28 Ağustos’ta yapacağı toplantıyı protesto etmek için Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın önüne ‘‘İnancımızdan elinizi çekin" yazılı siyah çelenk bıraktı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe Alevi kuruluşlarına Başkanlığın 28 Ağustos’taki toplantısına katılmama çağrısında bulundu. Erçe, Başkanlık önünde yaptığı açıklamada, ‘‘Yakın zamanda Hünkârımızın huzurunda her yıl 16, 17, 18 Ağustos’ta anmalarımızı gerçekleştiriyorken ısrarla tüm uyarılarımıza rağmen yine 12-13 Ağustos’ta korsan etkinlik gerçekleştirdiler. Bu da Alevileri bölme girişimiydi. Burası Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı. Bizi kültürel bir topluluk olarak görmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Tutuklunun hastane sevki iptal edildi iddiası

Tutuklunun hastane sevki iptal edildi iddiası

Haber Merkezi Cezaevlerinde tutuklulara yönelik disiplin cezaları, hasta sevklerine engel, mektupların verilmemesi, sosyal ve kültürel hakların kısıtlaması gibi ihlaller sürüyor. Bunun son örneği Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşandı. Tutuklu Yasin Kaya’nın terlik ile hastaneye gitmek istememesi üzerine hastane sevkinin iptal edildiği iddia edildi. MA’nın haberine göre Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Cezaevi Komisyonu üyesi Sedat Sülger, Kaya’nın hastane sevkinin terlik dayatması nedeniyle iptal edildiğini belirtti. Sülger, "Sevk sırasında terlik uygulaması yeniden dayatılmak istendi. Bu uygulama, cezaevinden hastaneye sevk edilecek kişinin ayakkabı yerine terlik ile götürülmesidir. Kabul etmeyenlerin sevki iptal edilmektedir” dedi. Sülger ayrıca Kaya’ya farklı bir cezaevinden gelen mektubun da kabul edilmediğini ifade etti.