Deneyimsel öğrenme ve otantik eğitim: Tonguç Antalya’da
Köy Enstitüleri yalnızca Türkiye’deki eğitim sistemi üzerinde değil, küresel eğitim dünyasında da dikkate değer bir etki yaratmıştır. Kuruldukları dönemde henüz kavramsal adları bile konulmamış olan deneyimsel öğrenme ve otantik eğitim gibi yenilikçi yaklaşımları hayata geçirmiş; öğretmen eğitimini ve mesleki gelişimi güçlendirmiş, kırsal eğitimin yapısal sorunlarına çözüm üretmiş, kültürel mirasın korunmasına katkı sağlamış; sosyal adalet fikrini eğitim yoluyla desteklemiş ve reform çabalarında uluslararası iş birliğine zemin hazırlamışlardır. Bu çok katmanlı katkılar düşünüldüğünde, küresel eğitim tarihinde kalıcı bir miras bırakmış olmaları kaçınılmazdır. Hilmi Uysal, Pakize Türkoğlu ve Mualla Aksu “Sağlık Ekseniyle Köy Enstitüleri – Sağlık Eğitimi ile Canlandırılacak Köy” çalışması sırasında. Antalya’dan Prof. Dr. Hilmi Uysal , Temmuz 2023’te Mualla Aksu ve Pakize Türkoğlu ile birlikte Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği ’nce kitap olarak da yayınlanan, köy enstitülerinin sağlık eksenini inceleyen önemli bir araştırmaya imza atmıştı: Sağlık Ekseniyle Köy Enstitüleri – Sağlık Eğitimi ile Canlandırılacak Köy . Hilmi, hekim olması nedeniyle Köy Enstitülerinin ülkemiz sağlık sistemine katkılarını bir araştırmacı gözüyle görüp incelemenin, onu çok çok daha fazla etkilediğini ve içinde köy enstitüsü anlayışıyla kopmaz bir bağa dönüştüğünü söylüyor. Hilmi, şimdilerde Köy Enstitülerinin yalnızca uygulayıcısı değil, düşünsel mimarı olan İsmail Hakkı Tonguç ve onun eğitim felsefesinin yaşamasına, günümüze yönelik dersler çıkarılmasına katkı amaçlı bir eğitimin içinde. Kısaca, Tonguç ’u Antalya’ya getirmiş Hilmi . Tonguç , İlköğretim Genel Müdürü olarak görev yaptığı dönemde, kırsal kalkınmayı eğitim yoluyla gerçekleştirme fikrini sistemli bir modele dönüştürmüş; “iş içinde, iş için eğitim” ilkesini kurumsal yapıya yerleştirmiştir. Tonguç ’un yaklaşımı, öğretmeni yalnızca bilgi aktaran bir figür değil, köyün sosyal ve ekonomik dönüşümünde öncü bir aktör olarak konumlandırıyordu. Onun vizyonu; eğitimi üretimle, kültürle ve toplumsal sorumlulukla birleştiren bütüncül bir anlayışa dayanıyordu. Bu nedenle Köy Enstitüleri, sıradan bir öğretmen okulu değil; aynı zamanda bir toplumsal dönüşüm projesi olarak şekillendi. Tonguç ’un rolü, hem pedagojik yenilik hem de kamusal cesaret açısından belirleyicidir. 1960’lı yılların gençlik hareketlerinin öncülerinden biri olan, 12 Mart sonrasında Dev-Genç davasından tutuklanan, cezaevinde yakalandığı kanser nedeniyle 15 Ağustos 1975’te yaşamını yitiren, eğitim uzmanı olmamasına rağmen Eğitim Üretim İçindir kitabında eğitim sistemindeki aksaklıkları analiz ederek çözüm önerileri sunan Harun Karadeniz , bu eserinde Köy Enstitüleri hakkında şunları söyler: “Çünkü k ö y enstitüsünün kuruluşuyla köydeki üretim metotları gelişiyor, kullanılan üretim araçları mükemmelleşmeye yöneliyor, alt yapıdaki değişmeler iktidarı etkiliyor ve köydeki yepyeni bir ekonomik yapıya doğru yöneliyordu. Enstitüler salt üreten değil, yeniyi, bir sonraki yeniyi yaratabilecek insanları geliştiriyordu. Enstitüler tabiat karşısında insanın bütün yetilerini geliştirip bir yeniyi yaratacak yapıda öğrenci yetiştiriyordu. Ne var ki bu yaratmaya yöneliş yalnızca birkaç köyde olabiliyordu. Yetmedi.” Hilmi ’ye, Köy Enstitüleri fikrinin günümüz eğitim tartışmalarında hangi boşluğu doldurduğunu ve bugünün dünyasında bu mirası yeniden düşünmenin neden önemli olduğunu sordum. Hilmi , Köy enstitüleri fikrinin halen güçlü ilgi uyandırıyor olmasının sebebinin yaşadıklarımız olduğunu söylüyor. “Bugün eğitim politikasını belirleyenlerin uygulamaları, ister istemez, toplumsal belleğimizde bulunan, eskiden ne yapılmıştı sorgulamasına götürüyor insanları. Örneğin Mesleki Eğitim Merkezi, MESEM; Çocuk emeğinin sömürüldüğü bir okul çarkında, iş kazalarında onlarca çocuk can veriyor. Köy enstitülerinde 13-18 yaş arasındaki öğrenciler 21 yerleşkede enstitü müdürü, öğretmenleri ve usta öğreticilerle hep birlikte kendi emekleriyle binalarını kurup, tarlalarını, bahçelerini canlandırıp kendi kendine yeten bir mucize yarattılar. Ama köy enstitüsüne karşı duranlar; çocuklar çalıştırılıyor, sömürülüyor diye çarpıttıkları suçlamalarla yıkıcı kampanyanın bayraktarlığını yaptılar. Halbuki köylerinde çok daha ağır işleri yapmış öğretmen adaylarına, köylerine döndüklerinde inşaat, tarım, hayvancılık, dikiş gibi köye yararlı çağdaş bilgi ve becerileri, iş içinde iş ile öğreten bir eğitimin parçasıydı yapılanlar. Hem de yaptıklarının ürünleri kendilerinindi, sahibi kendileriydi, artlarından gelen kardeşlerinin, köylü çocuklarınındı. Şimdi, bugün aynı yaşlardaki çocukların emekleri vahşice sömürülüyor. Düzenledikleri eğitim çarkı da aracı haline getiriliyor bu vicdansız düzenin! Köy enstitülerindeki anlayış işte MESEM’deki bu anlayışın ne olduğunu, anlamı açığa çıkarıyor ve gerçeğin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. ” Hilmi, bu eğitim programı fikrinin temel nedenini cehaletimizi görmesiyle açıklıyor. Köy enstitülerinin konuşulduğu dost ortamlarında, toplantılarda konuya ilişkin büyük ölçüde kalıplaşmış sözler edildiğini, yanlış bilgiler ve çarpıtmalarla sıkça karşılaştığını ve bunun çok üzücü olduğunu söylüyor. Köy enstitüleriyle ilgili zengin bir bilgi birikimi olduğunun, Tonguç ’un Canlandırılacak Köy kitabı gibi kitapların olduğunu, ama okuyanların parmakla sayılacak kadar az olduğunu gördüğünün altını çiziyor. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Antalya Şubesi ’nin düzenlediği bu eğitim programı, katılımcıların kaynakları önceden inceleyip araştırarak gelmelerine dayalı olarak kurgulanmış. Zaman zaman Fakir Baykurt ’un yaptığı gibi, metinlerden doğrudan okumalar da yapılıyor. Katılımcılar, dernek üyeleri ve konuya ilgi duyanlardan oluşuyor. Öğretmen adayları henüz yer almasa da emekli öğretmenlerin katılımı ayrı bir anlam taşıyor. Prof. Dr. Hilmi Uysal ve eğitimin temel çatısını oluşturan Pakize Türkoğlu’nun Tonguç ve Enstitüleri kitabı. Hilmi , isteğinin zaten bu zorlukları tartışmak ve samimiyetle anlamak açlığıyla konuyu ele almak olduğunu söylüyor. “İşin zor kısmını Pakize Türkoğlu öğretmen zaten yapmış, Tonguç ve Enstitüleri kitabını yazmıştı. Bu kitap tam aradığım içerikte ve sıralamada konuyu ele alıyor, ince ince anlatıyordu.” Hilmi de üzerinde düşünülmesini sağlayarak bu eseri temel alan bir program oluşturmuş. “ Öğretmenlerin ezbere eğitim, sınıf içinde eğitim anlayışından kurtulup, köy enstitülerinin çağdaş anlayışına dönüştürmeleri gerek zihinlerini.” Dünya Sağlık Örgütü’nde çalışırken oluşturduğum Küresel Ögrenme Fırsatları eğitim ağında, Tonguç ’un eğitim ilkeleri ışığında, deneyimsel öğrenme ve otantik eğitimi hayata geçirmiştim. En büyük dileğim, Hilmi ’nin bu çabalarının ses getirmesi, yayılması ve eğitim programının katılanların hayatlarına dokunması. “Köy enstitüleri mirasının ana noktasını eğitim anlayışı oluşturuyor ve “iş içinde iş ile iş için eğitim” felsefesi ile yeni insanın, ancak böylesi ezbere dayanmayan, sınıfa hapis olmamış, yaşamın bir parçası olan, demokratik ve özgür yaratıcı düşünceyi besleyen, ilham veren, cesaret veren, kendi kendini yaratmayı içeren, kendi kendisini bulmayı sağlayan, insanın içindeki yaşama ve öğrenme sevincini, neşesini yüreklendiren, kısacası insanı insan yapan bir eğitim anlayışının, çağdaş eğitim anlayışının var olduğunu, geçmişte başarıldığını, bugünde başarılabileceğini göstermemiz gerekiyor.”