ABD Başkanı Trump’tan ramazan mesajı: "Kutsal bir dönem"

ABD Başkanı Trump’tan ramazan mesajı: "Kutsal bir dönem"

ABD Başkanı Donald Trump, Ramazan ayı dolayısıyla ABD’li Müslümanlara seslendi. Ramazanın manevi yenilenme ve tefekkür ayı olduğunu vurgulayan Trump, “Ramazan, Tanrı'nın sayısız nimetlerine şükran duyma açısından kutsal bir dönemdir. Birçok Amerikalı için bu kutsal zaman, dua ve orucu öne çıkarır, aile ve topluluk bağlarını güçlendirir, şefkat, hayırseverlik, merhamet ve tevazu gibi ortak değerlerimizi teyit eder” ifadelerini kullandı.

Ankara–Addis hattında yeni sayfa: Türkiye Afrika Boynuzu’nda barış ve denge arayışını nasıl okuyor?

Ankara–Addis hattında yeni sayfa: Türkiye Afrika Boynuzu’nda barış ve denge arayışını nasıl okuyor?

Afrika Boynuzu’nda bazen tek bir kelime bile haritanın nabzını hızlandırmaya yetiyor. “Deniz.” Liman, koridor, geçiş, erişim. Kâğıt üstünde teknik görünen her başlık, sahada egemenlik tartışmasına, içeride siyasal kırılganlığa, dışarıda büyük rekabete bağlanıyor. Şubatın ilk günlerinde denize erişim düğümü yeniden sıkılaştı. Tartışma bir anda yükseldi. Haritada küçük bir çizik gibi duran her hamlenin Kızıldeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan geniş jeopolitik hattı etkileyebileceği tekrar hatırlandı. Tam bu tansiyon düşmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Addis Ababa’ya 11 yıl aradan sonra yaptığı ziyaret geldi. Bu yüzden programı “protokol turu” diye okumak eksik kalır. Ziyaret, Somali–Etiyopya gerilimi ve Türkiye’nin son yıllarda Afrika Boynuzu’nda kurduğu güvenlik-diplomasi profiliyle birlikte anlam kazanıyor. Zira mesele yalnız Türkiye–Etiyopya ilişkilerinin teknik dosyaları değil. Mesele, Afrika Boynuzu’nda “kim gerilimi büyütür, kim masayı kurar” sorusuna verilecek cevap. Kahire’de Sisi ile yapılan zirvenin ardından Addis durağının gelmesi de bu açıdan önemli. Ankara, Akdeniz’den Kızıldeniz’e uzanan hattı kopuk başlıklar halinde okumak yerine tek bir uzun hikâyenin farklı sahneleri olarak toplamaya çalışıyor. Afrika Boynuzu son on yılda iç savaşlarla yıprandı, dış müdahalelerle yoruldu. Buna rağmen yeni ulaştırma koridorları ve enerji hatlarıyla da öne çıktı. Etiyopya’nın iç barış arayışı, Sudan’daki çöküş, Eritre’nin kapalı ama etkili rolü, Somali’nin kırılgan devlet yapısı aynı coğrafyada yan yana duruyor. Türkiye’nin Addis Ababa’ya dönüşü bu tablo içinde “uzak bir Afrika başkentinde sembolik ziyaret” sayılmaz. Krizlerin ortasında nefes almak isteyen bir coğrafyaya “denge ve diyalog” teklifini yeniden götürme denemesi olarak okunur. Tedarikçi mi, denge kurucu mu? Erdoğan’ın 2015’teki Etiyopya ziyareti, Türkiye’nin Afrika açılımının erken ve sembolik adımlarından biri olarak hafızalarda duruyor. O dönemde ticaret, yatırım ve kalkınma işbirliği başlıkları daha görünürdü. Ankara yeni pazarlara açılmaya çalışıyor, Afrika yeni ortaklar arıyordu. Bugün sahnenin dili değişti. Güvenlik krizleri, deniz yetki alanları, askeri üsler, savunma ürünleri ve arabuluculuk girişimleri ekonomik gündemle iç içe geçmiş halde yürüyor. Türkiye ise Somali’de devlet kapasitesini destekleyen, askeri eğitim ve donanım sağlayan, insani yardım ve kalkınma projeleri üreten bir aktör olarak sahada zaten görünür durumda. Somali–Etiyopya gerilimi bu görünürlüğü sınava çeviriyor. Bir tarafta Mogadişu ile savunma işbirliğini derinleştiren bir Türkiye var. Diğer tarafta Addis Ababa’nın denize çıkış arayışı ve Somaliland üzerinden şekillenen tartışmalı denklem duruyor. Ankara bu tabloda sloganla ilerleyemez. Bir tarafı tümüyle karşısına alıp diğer tarafa yaslanmak kısa vadede kolay görünür. Orta vadede ise manevra alanını daraltır. Üstelik Ankara’nın imzaladığı anlaşmaların ve verdiği güvenlik sözlerinin sahada bir ağırlığı var. Bu ağırlık, denge politikasını daha hassas kılıyor. Kritik soru burada başlıyor: Türkiye Afrika’da kendisini yeni bir güç mücadelesinin parçası gibi mi gösterecek, yoksa rekabeti yumuşatan bir aracı rolünü mü büyütecek? Çin’in altyapı projeleri, Körfez ülkelerinin liman ve tarım yatırımları, Batı’nın güvenlik odaklı varlığı, Rusya’nın paramiliter gölgeleri zaten sahneyi kalabalıklaştırmış durumda. Türkiye’nin farkı, bu masaya “benzersiz bir işlev” taşıyıp taşıyamamasında yatıyor. Savunma tedarikçisi fotoğrafına sıkışmak ile denge kurucu ortak rolünü güçlendirmek arasındaki çizgi Addis’teki dil ve pratikle netleşecek. Addis’te imzaların ötesindeki sınav Addis Ababa ziyareti elbette enerji, ulaştırma, savunma ve ticaret başlıklarında somut adımların konuşulduğu bir çerçeveye sahip. Etiyopya’nın toparlanmaya çalışan ekonomisi, altyapı ihtiyacı ve bölgesel bağlantı projeleri Türk şirketleri için fırsatlar sunuyor. Ziyaretin ekonomik tonunun güçlü olması bu yüzden doğal. Fakat Addis Ababa bir başkentten fazlası. Afrika Birliği’nin merkezine ev sahipliği yapan bu şehir, kıtanın diplomatik kalbi gibi çalışıyor. Buraya giden her lider, sadece Etiyopya’ya değil, Afrika’nın geri kalanına da mesaj verir. Türkiye’nin son yıllarda giderek belirginleşen mesajı şuna yaslanıyor: “Bu coğrafyada varım ve varlığımı rekabetin sert diliyle büyütmek yerine, diyalog ve karşılıklı kazanım üzerinden kurmak istiyorum.” Ankara’nın elindeki en önemli koz, “krizden kaçmayan, kriz yönetmeye talip olan aktör” görüntüsü. Libya’dan Karabağ’a, Ukrayna savaşından Gazze’ye kadar farklı dosyalarda denenen bu çizgi, Afrika Boynuzu’nda da karşılık bulabilecek bir kapasite taşıyor. Somali ile Etiyopya arasındaki gerilimin bir noktada Türkiye’nin ev sahipliğinde müzakere kanallarına taşınması, bu kapasitenin bölgeye nasıl aktarıldığını gösteren örneklerden biri olarak kayda geçti. Addis’teki asıl sınav burada. Türkiye bu ziyareti yalnız yatırım ve savunma dosyalarıyla yürütürse, ortaya güçlü bir ekonomik fotoğraf çıkar ama siyasi okuma sığ kalabilir. Ziyaret, Somali–Etiyopya hattındaki tansiyonu yumuşatacak bir diyalog çerçevesiyle desteklenirse, etkisi protokol karelerinin dışına taşar. Aksi halde “iyi fırsatlar” kadar “kaçırılmış imkânlar” da barındıran bir dosya olarak kalma ihtimali büyür. Etiyopya ile imzalanacak her başlığın satır araları bu yüzden önemli. Afrikalı karar vericiler artık kısa vadeli yardımın ötesini görmek istiyor. Kriz anında yalnız bırakmayan, iç dengeleri gözeten, uzun soluklu ortaklık kurabilen aktörlere değer veriyor. Türkiye’nin avantajı, sömürge geçmişi taşımaması ve kamu diplomasisinde daha yatay bir dil kurmaya çalışması. Risk ise zaman zaman iç ve dış politikadaki sert tonun bu yumuşak dili gölgeleme ihtimali. Uzun hikâye: Dalgalarla boğuşan gemi mi, pusula tutan aktör mü? Ankara–Addis hattında kurulacak yeni dilde askeri işbirliğinin yanına eğitim, sağlık, kültür ve teknoloji başlıklarının daha görünür biçimde eklenmesi kritik. Addis Ababa’daki bir kampüste Türkçe öğrenen öğrenciler, Afrika Birliği koridorlarında Türkiye’yi yakından izleyen genç diplomatlar, Türk firmalarında çalışan yerel mühendisler… Bu insanlar savunma ürünleriyle tek başına kurulamayacak daha derin bir bağlılık hikâyesinin parçaları. Türkiye bu hikâyeyi güçlendirdikçe, olası krizlerde daha geniş bir manevra alanına sahip olur. Öte yandan Ankara’nın kendi iç yükünü görmeden Afrika Boynuzu’nu okumak da zor. Ekonomik kırılganlıklar, yoğun iç siyasi gündem ve farklı bölgelerde aynı anda aktif olmanın maliyeti dış politika kapasitesini zaman zaman sıkıştırabiliyor. Bu yüzden Afrika Boynuzu’na bakarken “her alana aynı anda yetişme” hevesini, seçici ve odaklı öncelikler belirleme ihtiyacıyla dengelemek gerekiyor. Çok dosya açıp hiçbirini derinleştiremeyen bir aktör görüntüsü sahada hızla yıpratır. Addis ziyareti tam da bu açıdan test alanı. Türkiye, Etiyopya ile ilişkilerini yalnız güncel krizlere cevap veren taktik hamleler üzerinden kurarsa, etkisi sınırlı kalır. On yıl sonrasını gören stratejik bir çerçeve kurabilirse, Afrika Boynuzu’nda kalıcı aktör olma iddiasını güçlendirir. Bu da bölgedeki gerilimleri yumuşatma hedefini beslerken, Türkiye’nin küresel ölçekte “çok taraflı angajman” hikâyesini de kuvvetlendirir. Sonuçta soru basit ve sert: Türkiye Afrika Boynuzu’nda dalgalarla boğuşan bir gemi mi olmak istiyor, yoksa bu zor sularda rota çizebilen, pusula tutan bir aktör mü? Addis Ababa’da atılan imzalar, verilen pozlar ve yapılan açıklamalar önemli. Asıl belirleyici olan, Ankara’nın bu ziyareti bölgedeki tüm taraflara “gerilimi beslemeyen, dengeyi artıran bir Türkiye” hikâyesine dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacak. Bu başarı gelirse, bugün atılan adımlar Afrika Boynuzu’nda yeni bir sayfanın işareti olur. Türkiye’nin dış politika hikâyesinde de güçlü bir bölüm açar. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Ankara ADDİS ABABA Afrika Boynuzu Türkiye Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı Göktuğ Çalışkan Çarşamba, Şubat 18, 2026 - 09:00 Main image: <p>Fotoğraf: AA</p> TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Ankara–Addis hattında yeni sayfa: Türkiye Afrika Boynuzu’nda barış ve denge arayışını nasıl okuyor? copyright Independentturkish:

Yapay zeka ile yaşamak - 2: Yeni bir Rönesans mı?

Yapay zeka ile yaşamak - 2: Yeni bir Rönesans mı?

Ben bu tartışmayı sevdim: İnsan ve yapay zeka (AI). Felsefi, bilimsel, teknolojik, sosyal ve ekonomik tarafları çok anlamlı bir konu. Bu konuyu idrak etmek adına, bir yandan rönesans mantığı eklenebilir, diğer yandan evrensel değerler ve süreçler. Şuradan başlayalım: İnsan yapay değildir ve zeka ise tamamen doğaldır! Giriş: Rönesans Ücretli Değildir, Ama Bedava da Gelmez! fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Önceki yazıda ("Yapay Zeka ile Yaşamak") AI'yi duygusuz bir makine olarak tanımlamış, değişimi bireysel "doku" üzerinden ele almıştım: Genelleme imkânsız, her birey kendi mutasyonunu yaratır. Panik yok, kabul var; evrim her zaman türleri dönüştürür, yok etmez. "Olması gereken olur" ki direnç enerjiyi boşa harcar, akış ve yön bulma kazandırır. Şimdi bu çerçeveye, eski OpenAI yöneticisi Zack Kass'ın "The Next Renaissance: AI and the Expansion of Human Potential" kitabındaki iyimser vizyonu ekleyelim. Kass, AI'yi korku nesnesi değil, yeni bir Rönesans'ın tetikleyicisi olarak görüyor: Tarihteki matbaa veya hümanizm gibi, üstel (parabolik) bir ilerleme dalgası. İnsan potansiyeli genişleyecek, genç nesiller AI ile simbiyoz kuracak, adoption gap kapanırsa yaratıcılık patlayacak. Benim felsefem burada devreye giriyor: Rönesans ücretli değildir. Kimse hümanizme abone olmadı; bilgi demokratikleşti, birey uyandı. AI de aynı: Erişim bedava veya çok ucuz. Fakat serin hava bedava gelmez, çaba ister. Ve itirazlar genellikle para ile iş yapan insandan yükselir. Yelpaze Metaforu: Sallamak Çabadır! Sıcak bir havada eline yelpaze alırsın, sallarsın: Anında serinlik gelir. Sallamayı bırakırsan yine sıcak basar. AI tam bu yelpaze: Sıcak hava (eski dünya): Yavaş değişim, statik beceriler. Yelpaze (AI araçları): Herkesin erişimine açık. Sallamak (prompt atmak, entegre etmek, öğrenmek): Sürekli efor. Serin hava (verim patlaması, yaratıcılık sıçraması): Simbiyoz. Kass'ın adoptasyon açığı (adaption gap) burada: Teknoloji hazır, ama insanlar sallamıyor. Sallarsan serinlersin: AI şef olur, dokunuşu çoğaltır. Sallamazsan sıcak basar; doğal seleksiyon. Evrimsel mantık: Yelpazeyi sallayan varyantlar adapte olur. Rönesans ücretli değildir, ama yaşamak çabadır. Karbon Meteoru: Kaçınılmaz Yayılım, Kendi Şartlarında! Felsefem derine iner: Karbonu evrene yaymakta "aldım-verdim" anlaşması yok. Evrim pazarlık yapmaz; kendi şartlarında, momentumuyla yayılır. Yıldızlar doğar, ölür, karbonu saçar, hiç anlaşma olmadan. Biz o karbonun devamıyız. AI ile simbiyoz da aynı: "Dur" demek, karbon meteoruyla birdir. Set çekmek nafile; momentum evrenin kendisi. Kass'ın Rönesans'ı burada evrimsel gerçekliğe iner: AI üstel baskı, meteor gibi kaçınılmaz. Direnen elenir; kabul eden yayılır. Panik yok; evrim dönüştürür. Son araştırmalar bu tezi güçlendiriyor: Fizik ve sinirbilim kesişiminde, Orchestrated Objective Reduction (Orch OR – Penrose & Hameroff) teorisi, beyindeki mikrotübüllerin kuantum tutarlılığını koruduğunu gösteriyor. Sıcak/nemli beyinde bile süperpozisyon ve dolanıklık mümkün; mikrotübüller kuantum dalgası olarak işlev görüyor. 2024-2025 deneyleri (anestezi ücreti çalışmaları, oda sıcaklığında super-radyasyon, enerji geçişi) ve simülasyonlar bunu destekliyor: Kuantum reaksiyonları uzun sürüyor, anestezikler mikrotübülleri hedefleyerek bilinci bozuyor. Teorik fizikçi Timothy Palmer ise bilinci kozmik fraktal (aynı desenlerin farklı boyutlarda tekrar etmesiyle oluşan geometrik şekillerdir) "durum alanı"nda konumlandırıyor: Deterministik ama kaotik/fraktal geometride özgür irade ve evrenle bağlantı, komşu trajektörilerin (havada iki nokta arasında seyahat eden bir cismin üzerindeki etkilere göre izlediği yol) algılanmasından doğuyor. Bu, karbon meteoru fikrimle örtüşüyor: Bilinç evrene yayılabilir, fraktal yapı ortak; kuantum bir özellik olarak gerçekliğin parçası. Bu kanıtlar tezimi güçlendiriyor: Bilinç sinirsel yanılsama değil, evrenin kuantum özelliği. AI ile birleşince karbon temelli zekâ kozmik yayılıma evrilir, evrim kendi şartlarında devam eder. Yeni Rönesans'ın Tuzakları ve İtirazların Kaynağı: Para Köleliği, Yanlış İkilem ve Bolluk Vizyonu Kass iyimser: AI yetenekleri artırır. Ama bakışım eklemeler yapıyor: Erişim kolay diye yaratıcılık mı patlayacak, tembellik mi? Tuzak tembellik; yelpazeyi sallamamak. İtirazlar para ile iş yapanlardan: Para insanı köleleştirdi; bugünkü nesil bunu çözemez. Parayı icat edenler köleleştirdiği insanı kaybetmek istemiyor. İnsanlar parayı beslemek ile AI’yı beslemek arasında ikileme düşüyor: Ya o ya bu! Bu yanlış; çünkü evrimde karşılık yok. Para geçici icat; AI evren momentumu. Parayı korumak için AI’yı frenlemek nafile, direnen elenir. Üretim sınırsızlaşırsa para anlamını yitirir. İnsanlık bolluk dönemlerine yaklaştıkça bu bakışa döndü; ama hazmetmedi, zaman gerekli. Elon Musk gibi konuşanlar var: Kıtlık sonrasında evrensel yüksek gelir, iş opsiyonel, para "işgücü tahsis veritabanı" olur. Bolluk aşırılaşınca enerji/ölçü birimi kısıt kalır. Ama erken. Bolluk heyecan verici, ama zincirler kolay kırılmaz; geçiş sancılı olabilir. Ray Kurzweil'in "İnsanlık 5.0"daki radikal öngörüleri benzer: 2029 AGI, 2045 tekillik (zekâ milyon kat genişler, nanobotlarla beyin buluta bağlanır, yaşlanma yenilir, zekâ evrene yayılır). Bu, karbon meteoruma paralel: Üstel momentumla zekâ kendi şartlarında yayılır, evren uyanır. Ancak Kurzweil'in teknolojik determinizmi kadar hızlı olmayabilir; evrimsel kabulümde bireysel doku, çaba ve hazmetme zamanı kritik; nanobotlar gelse bile (yelpazeyi) sallamayan varyant körelir. Kazanan: (Doğal) Dokusuna sadık kalan, AI’yi şef gibi kullanan. Yeni roller doğar; statik kalanlar elenir. Yeni denge: Kısa saatler, yaratıcılık kutsallaşır, para köleliği azalır; bu zaman alacak. Sonuç: İnsan ve AI, Karbonun Bir Sonraki Mutasyonudur! Kapı açık: İnsan ve AI toplamı, karbonun evrendeki mutasyonudur. Direnmek akışa karşı koymaya çalışmaktır. Yelpazeni salla, serinle. Yayılmanı sürdür. Evren beklemez! Panik yok; kabul var. Evrim acımasız ama yaratıcı; illa bir denge kurulur. Senin dokun neye izin veriyor? Cevap sallamakta; zincirleri kırmakta, bolluğu hazmetmekte, sıradaki kuantum bağlantısını kabul etmekte. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. YAPAY ZEKA RÖNESANS Gürsel Tokmakoğlu, Independent Türkçe için yazdı Gürsel Tokmakoğlu Salı, Şubat 17, 2026 - 17:45 Main image: <p>Fotoğraf: Reuters</p> TÜRKİYE'DEN SESLER related nodes: Yapay zeka ile yaşamak Type: news SEO Title: Yapay zeka ile yaşamak - 2: Yeni bir Rönesans mı? copyright Independentturkish: